5 x 21

Ana Hatlarıyla Caferilik

* Dine yöneliş, insan yönelişlerinin en aslî olanı ve en eskisidir. Mevcut belge ve bulguların da ortaya koyduğu üzere, hiçbir dönemde insanoğlunun hayatı dine yöneliş ve din hissinden boş kalmamıştır…

* Bir yazarın da dediği gibi: “Maneviyat ve dine dönüş, Batı’nın sosyoloji temellerini tehdit eden bir çizgidir; dolayısıyla Batılılar Müslümanların İslâm dinine dönmesinden endişelenmekte; dahası, Hıristiyanların gerçek Hıristiyanlığa dönmesinden de aynı kaygıyı duymaktadırlar…”

* Biz, Ehlibeyt Mektebi’nin, Kur’ân-ı Kerim ve Hz. Rasulullah’ın ıtreti kanalıyla elimize ulaşan o gerçek ve asil İslâm olduğuna ve gerçekte, Ehlibeyt Mektebi’nin, kirli ellerin tahrifine maruz kalmadan bizi hakikat kaynağına götürecek olan yegâne ana yol olduğuna inanmaktayız…

* En son semavî şeriat sahibi Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) ve O’nun tertemiz Ehlibeyt’i (a.s) kanalıyla dinî gerçekleri öğrenmek isteyen dine susamışlar, bu özet eserimize müracaat ederek kat etmekte oldukları yolları için aydınlatıcı bir meşale bulacaklardır.

* Bu eserimiz; insanlara, inanç ve amel alanında Ehlibeyt’in (a.s) temel inançları ve dinî öğretilerinin burada kaleme alınanlardan ibaret olduğunu ve bize isnat edildiği hâlde burada kaydedilen ilke ve kavramlarla bağdaşmayan her şeyin bir iftira olduğunu, hiçbir değer ve itibar ifade etmediğini ilan etmektedir.

Müellifin Önsözünden

Zuhur Asrı

Kur’ân-ı Kerim, Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) ebedî mucizesidir ve bütün zamanlarda tazeliğini korumaktadır. Bunun yanı sıra, Rasulullah’ın (s.a.a) insanlığın geleceği, tarih süreci içerisinde İslam’ın birçok değişimlere uğrayacağı, nihayet İslam’ın bir daha dünyada zafere erip azamet ve üstünlüğe sahip olacağı hakkındaki gaybî haberleri de yüce Peygamberimizin bir diğer mucizelerindendir.

İmam Mehdi’ye (a.s), yani Allah’ın saf dinini evrene hâkim kılacak, yeryüzünü insaf ve adaletle dolduracak birine beslenen inanç İslamî bir inanç olup, bütün inanç grup ve mezhepleri tarafından kabul edilmektedir. Çünkü onun zuhurunu Allah vadetmiş ve Resulullah (s.a.a) kesin olarak müjdelemiştir. Onun dünyaya gelmiş olması veya sonradan dünyaya gelerek doğacağı hususundaki ihtilafın, bu inanç üzerinde hiçbir tesiri yoktur. O rehber çok yakın bir zamanda Kâbe’nin yanından bütün cihandakileri çağıracak; oradan Medine, Irak, Şam, Kudüs ve ardından âlemin her köşe bucağına doğru yola koyulacaktır.

Yaklaşık yirmi yıl önce Zuhur Asrı adlı bu eseri kaleme almadaki amaç, sade bir dille ve Kur’ân ayetleriyle Ehlibeyt İmamları’nın sözlerini esas alarak İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur dönemini kâmil bir şekilde tasvir etmekti.

Not: Lütfen siparişinizi verirken istediğiniz rengi belirtiniz.

Vahhabilik

Batılı Hıristiyan emperyalistler İslâm memleketlerinde kontrolü ele geçirmek ve İslâm âleminin stratejik bölgelerine hâkim olmak için, yaklaşık iki asırdan fazla süreç içerisinde siyasi, askerî, kültürel ve dinsel alanlarda çeşitli plânlar hazırlamaktadırlar.
Ve yine farklı araçları kullanarak, mezhepler arası ittihadı bozmak için kullandıkları tüm çabaların neticesiz kaldığını anladıklarında, çözümün “görünüşü İslâm, aslı Yahudi temeline dayanan” bir hizbin kurulmasında olduğuna karar verdiler. Böylesine bir oluşumun da ancak Suud ve Abdulvahhab evlatlarında olabileceğini keşfettiler. Böylece de “Vahhabîlik” namındaki hizbi kurmayı başardılar.

Sorular ve Fetvalar c.1

Her işte o işin uzmanına başvurma zorunluluğu, dinden önce akıl ve vicdanın tartışılmaz hükmüdür.

Her konuda olduğu gibi din konusunda da bu böyledir. Ehlibeyt mektebinin iftihar edilecek en büyük ayrıcalıklarından birisi, asırlar boyu her şeye rağmen, içhihat kapısını açık tutarak, her asırda, ömrünü ilim ve irfana adamış büyük müçtehit ve merciler yetiştirmesidir; öyle ki hiçbir zamanda bu mektebin mensupları müçtehitsiz ve mercisiz kalmamışlardır.

“Her zamanda, insanların şer’î ve dinî sorunlarına çözüm getirecek müçtehitler yetiştirmek, farz-ı kifayedir.” hükmü, bu mektebin en parlak ve değişmez kurallarından birisidir.

Ayetullah Hameneî, fıkhî meseleler, özellikle çağımızın öne çıkardığı soru ve sorunlar hakkında (sahip olduğu konum itibariyle) Kur’an ve Ehlibeyt kaynaklı sahih sünnete dayalı engin ve aydınlatıcı görüş ve fetvalara sahiptir.

İmam Cafer-i Sadık (a.s)

 

İmam Cafer-i Sadık’a göre, Müslüman toplulukların en büyük sorunlarının başında gelen cehalettir. Bu nedenle toplumu aydınlatmak ve eğitmek için “medreseler” açtı. Buraya dil, din ve ırk farkı gözetmeksizin dünyanın her yerinden talebeler aldı. Her dönemde öğrencilerinin sayısı 4.000’e ulaştı. Medresede öğrenciler, din bilimleri yani fıkıh, tefsir, hadis-i şerif, tecvid ve Kur’an-ı Kerim dersleri alıyorlardı. Ayrıca astronomi, kimya,i cebir ve tıp bilimleri de veriliyordu. Zaten İmam Cafer-i Sadık’ın Avrupa’da tanınmasına ve şöhret kazanmasına sebep olan bu fen bilimleridir.

İmam Cafer-i Sadık, hiçbir zaman yöneticilik koltuğuna oturmayı düşünmedi. Bu yönde gelen tekliflere de asla itibar etmedi.

Aslında İmam Sadık, mezhepler üstü, bütün Müslümanların imamıdır. Çünkü onun zamanında bugünkü mezhepler yoktu ve henüz teşekkül etmemişti. Ayrıca bugünkü mezheplerin kurucularının hepsi onun öğrencilerinden sayılır. Mesela; Ebu Hanife, Enes İbn Malik, İmam Cafer-i Sadık’ın medresesinde yetişmişlerdir. İmam Şafii ve İmam Ahmed İbn Hanbel ise ilimlerini İmam Cafer-i Sadık’ın öğrencilerinden almışlardır.

Müellif

 

Yusuf’un Güzelliği veya Güzelliğin Yusufu

“Yusuf”luk, “zindan”lık demek değildir elbet.

Yusuf olmak, zindanlardan onurlu mahpusluğunu, sarayların onursuz esaretine yeğlemektir.

Kendi rahatını, başkalarının hak etmediği rahatsızlıkların üzerine kurmamaktır.

Züleyha’ların arsızlığından ar etmektir.

Er olmaktır.

Eren olmaktır.

Alperenliği kendi nefsi üzerinde kurup, iç dünyasında yaşayabilmektir!

Gücünü başkalarına değil, kendine, kendi nefsine gösterebilmek, o azgın boğayı yere devirip “Boğaç Han” olabilmektir.

Her kişi Yusuf olmaz, “er” kişi Yusuf olur ancak:

“Er kişi nerde dostlar? Nerde, hani Alperen?

Öfke, şehvet anında kendine galip gelen?

Altını toprak eden er kişi nerde? Hani?

Toprağı altın etmek hüner değildir yani!

Züleyha’ya “Git!” diyen bir erkek göster bana

Ayağının tozunu sürme edeyim sana!

Erkek, boğa değildir. Haşa! O, hayvanlıktır!

Erkeklik, Yusufluktur, mertliktir, insanlıktır!

Erkek isen Yusuf ol, hep dik ol, mertçe yaşa!

Züleyha’ya eğilme zindan da gelse başa!”

Bir Demet Gül

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun” (Enbiya-7 / Nahl-43)
Bu âyet-i kerime de Müslümanlara karşılaştıkları sorunlar hususunda hak ve batılı ayırt etmeleri için ümmetin bilginleri olan Ehl-i Beyt’e müracaat etmeleri emredilmektedir. Zira Allah onlara ilim öğrettikten sonra kendilerini bu iş için seçmiş, onlar da Kuran’ın tevilini bilen, ilimde derinleşmiş kimselerdir.
Ehl-i Beyt şunlardır: Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin… Bunlar Al-i Aba  (Abanın Altında Toplananlar) diye de bilinmektedir. Hz. Peygamber’den (saa) sonra da İmam Hüseyin’in (as) soyundan gelen dokuz imam da Ehl-i Beyt’tendir.

İmam Hüseyin (a.s) ve Kerbela c.3

Elinizdeki eser, Şehit Mutahharî’nin sohbetlerini gerçekleştirdiği Hüseyniye-i İrşad’da yapılmış olduğu konuşmaların derlenmesinden ibarettir. Kerbela vakıasıyla ilgili günümüze kadar böylesine muhteşem sosyolojik tahlillerde bulunan diğer bir eserin bulunmayışı, hâliyle Müslüman ve gayrimüslim birçok sosyologun dikkatini bu eserin üzerine çekmiş bulunmaktadır.
“İmam Hüseyin ve Kerbela” isimli bu eserin, Kerbela vakasının ve kutsal kıyamının gaye edindiği yolun daha iyi ve daha fazla tanınıp anlaşılmasına vesile olmasını ümit ediyoruz. Şehid Üstad Mutahharî’nin eserlerini yaymada, özellikle de o değerli düşünürün yayınlanmamış eserlerini derleyip yayınlamada, Allah-u Teâlâ’dan muvaffakiyat dileriz.
O, yardım edenlerin en iyisidir.

Ölümle Başlayan Yolculuk

Bu kitap ayet ve rivayetlerden ilhamla ölüm sonrası hayatı ve Berzah aleminde ruhların durumunu, akıcı, kolay ve anlaşılır bir üslupla anlatmaktadır.

Yazar kendine has anlatım tarzını sergilediği bu eserde, yüce Allah’a kulluğun sonucu olan fazilet ve takvayı “Hadi”, günah ve kötülüklerin sonucu olan çirkinlikler ve azabı da “Siyah” veya “Cehalet” isimli iki arkadaşında canlandırmıştır. İnsanların ibadet ve günahlarının neticesi olarak Berzah aleminde karşılaşacakları olayları, Kur’an ve Ehlibeyt İmamlarının (a.s) hadislerine dayandırarak canlandırmıştır. Kıyametle ilgili konuları işlerken velayet ve şefaatin berzah alemindeki rolü gibi çeşitli konulara da değinmiştir.

İçindekiler:

Ölüm sonrası hayat ve niteliği

Ölüm yolculuğunun başlamasıyla bedenlerin çürüyüp toprak oluşu ve burada ruhlar…

Ruhların başına neler gelecek.

Berzah aleminde ruhlar ne yapacak? Nelerle karşılaşacak?

Ehl-i Beyt Sevgisi

Hz. Resulullah’ın (s.a.a) soyundan olan Ehlibeyt’i sevmek, Kitap ve Sünnet’in kesin hükmüyle İslâm dininin gereklerindendir. Allah Teala şöyle buyuruyor: “De ki: Ben buna (tebliğime) karşılık yakınlarımı (Ehlibeyt’imi) sevmekten başka sizden bir mükafat istemiyorum” (Şura / 23)
Resul-i Ekrem’den (s.a.a) mütevatir olarak şöyle rivayet edilmiştir: “Allah’ı size verdiği rızıklardan dolayı sevin; beni Allah’ı sevmenizden dolayı sevin ve Ehlibeyt’imi de beni sevmenizden dolayı sevin”
Elinizdeki kitapta, Ehlibeyt’i sevmenin ve onlara itaat etmenin farz olduğunu bildiren Kur’ân naslarından bazı örneklere ve yine konuyla ilgili bazı hadislere, ayrıca Ehlibeyt’i sevmenin şairlerin şiirlerine yansımalarından bazılarını ve bu konuyla ilgili eleştirilerle onlara verilen cevapları bulacaksınız…

Kerbela’da Peygamber’in Atı

Bu kitap, Kerbela’nın İmam Hüseyin’in (a.s) Ali Ekber’inden (a.s) bir kesit aktarmaya çalışmış sizlere. Bununla, müminlerin Hz. Resulullah’ın (s.a.a.) mutahhar Ehlbeytine (a.s) reva görülen zulme ağlayıp gözyaşı dökmesini istemiş öncelikle…

İnsanoğlunun en samimi ifadesi olan gözyaşlarını, en değerli şeyler için akıtmasına vesile olabilme çabası içerisine girmiş adeta bu eser. Böylelikle Kerbela ve Aşura’nın bilincine varılmasında gayret sarf etmektedir bu kitap.

Ehl-i Beyt’e Doğru

On dört Masum-i pak ve On iki İmam’dan oluşan Ehl-i Beyt, öyle bir Ehl-i Beyt’tir ki, Allah Teala onları beğenmiş, onları makam ve mevkilerini yüceltmiştir. Allah ve Resulü onları sevmiş, onlar da Allah ve Resulü’nün emirlerine uyarak bu sevgiye layık olmuşlardır. Bunun içindir ki, Ehl-i Beyt hakkında Kuran-ı Kerim’de sayısız ayetler oldupu gibi, Resul-i Ekrem’den de sayısız hadisler nakledilmiştir. Ehl-i Beyt’e doğru yol almak, onları tanımak, onlar gibi yaşamak, kurtuluş ve yükseliş yolumuz olacaktır.

Biz Alevilerin aslına dönmesi, birlik olması, ancak Ehl-i Beyt’e doğru yol almakla, On iki İmam’ı yeterince tanımakla mümkün olacaktır. İşte ben de bu inancımdan yola çıkarak kitabın adını “Ehl-i Beyt’e Doğru” koydum.

İmam Hasan’ın (a.s) Barışı

Muaviye’nin plânları, Hasan b. Ali ve kardeşi Hüseyin’i İslâm adına İslâm’ı tehdit etmeye yönelik korkunç bir komployla karşı karşıya bırakmıştı. İmam Hasan bu tehlikeyi savmak için ya direnecekti ya da uzlaşacaktı. Direnişin, hidayet kılavuzu ailenin ortadan kalkmasına ortam hazırlayacağını fark eden İmam, ikinci yolu seçmişti.

İmam Hasan’ın bu yöntemi, hakla batılın birbirine karıştığı ve batılın tehlikeli bir güce kavuştuğu bir ortamda gerçekleşen uzlaşma görünümünde muhteşem bir devrimdi.

İmam Hasan ve İmam Hüseyin, bu iki cevher söz konusu yolun iki kahramanıydılar. Sabır ve direnme rolü Hasan’ın, kahramanca kıyam etme rolü de Hüseyin’indi. Dolayısıyla Aşura Kıyamı birinci derecede İmam Hasan’a ve sonra İmam Hüseyin’e aitti. Hz. Hasan Kerbelâ Kıyamı’nın temelini atmış, Aşura’ya zemin hazırlamıştı. İşte bu kansız devrim sayesinde İmam Hüseyin, o eşsiz ve ebedî zafere ulaşabildi.

Bu kitap disiplinli, güçlü ve üretken bir zihnin üzürünü olup tarihî gerçekleri ortaya koymada aklî ve naklî kanıtlar içeren bir kaynak eserdir.

Hidayet Önderleri c.4

Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vâsileri, ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır.

Ehl-i Beyt, Peygamberimizin (s.a.a) Allah’ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir.

“Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ile benim Ehl-i Beyt’imdir. Bunlar Havuz’da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır.”

Ehl-i Beyt’in hayat çizgisi, Hz. Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm’ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözler önüne serer.

Bu hususta Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı’nın, Şia’nın düşünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazırlattığı “Hidayet Önderleri” unvanıyla 14 ciltten oluşan ve konusunda kaynak olan dev çalışması şayan-ı teveccühtür.

Ehl-i Beyt hareketi hakkında bu inceleme, elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vâsilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî (a.s) ile son buluyor.

Elinizdeki bu kitapta, Ehl-i Beyt İmamları’nın ikincisi ve hidayet önderlerinin dördüncüsü olan İmam Hasan Müçteba’nın (a.s) hayatı incelenmiştir.

Ahlâk ve İlişkilerimiz

Kuşkusuz, insan toplumsal bir varlık olarak yaratılmıştır ve onun için ilişkisiz bir yaşam düşünülemez. Hedefine ve amacına da ilişki kurmadan varamaz. Dolayısıyla insan için hayatî önem taşıyan konulardan biri, yaşamını kuşatan ilişkileri sağlam bir temel üzerine oturtmak ve onları yaratılışına uygun ve fıtratına hizmet verecek şekilde düzenlemektir. 

İlişkileri düzenleme noktasında insan fıtratını ve onun gerçek ihtiyaçlarını, ancak insanı yaratan ve tüm özelliklerini bilen varlığın öğretilerine dayalı sistem göz önünde bulundurabilir. Yani insanoğlunun bu özelliği, sadece dinî ahlâk ve öğretilerde gözetilebilir.

Dinî ahlâk ve öğretilere bakıldığında, bunun dayanaktan yoksun bir söz olmadığı anlaşılacaktır. Maddî ekoller, insanın ilişki sınırlarını ve alanlarını belirlemede bile yetersiz kalmışken, söz konusu ilişkilere nasıl bir düzenleme getirebilir ve bu hususta önerilerde bulunabilir?

İlişki alanları içerisinde insanın tüm ilişkilerine yön verecek nitelikte olan ve maddî ekollerin asla dikkate almadığı en önemli husus, insanın kendi iç dünyasıyla olan ilişkisidir. İnsan genel anlamıyla çevresiyle yani doğa ve diğer insanlarla, hatta Rabbiyle ilişkisinden önce kendisiyle gerçeklere dayalı ilişki kurar ve kendisini iyi tanırsa, bu onun diğer ilişkilerine de yön verecek ve gerçek mutluluğu yönünde hareket etmesini sağlayacaktır.

İmam Ali’nin (a.s) “Kendini bilen kimse şüphesiz Rabbini bilir.”  buyruğu, özü tanımanın önemini ortaya koymaktadır. İnsan kendisiyle ilişki ve bağ kurabildiği takdirde Rabbiyle de bağ kurabilir. Rabbini unutan kimse, kuşkusuz kendisini de unutmuş olacaktır.

Ayrıca kendisiyle iyi bir ilişki oluşturamayan ve özünü tanımayan varlık, etrafındaki varlıkları nasıl tanıyabilir ve onlarla nasıl sağlıklı bir ilişki kurabilir ki?! Kendisiyle barışık olmayan, başkalarıyla da barışık olamaz!

Nefsini bilme sonucu Rabbini bilen bir insan, etrafındaki şeylere de Rabbinin eseri olarak bakar ve değer verir. Sevgi esaslı bakış açısıyla onlarla kendi arasında iyi bir ilişki oluşturur.

Nefsini tanıyan insan, hem kendine, hem kendi dışındaki varlıklara, hem de Rabbine karşı yükümlü olduğunu bilecek ve bu yönde hareket edecektir. 

Kısacası diyalog ve ilişkiler bağlamında insanın gerçek konumu korunmalı, ilişkiler gerçekler üzerine kurulmalıdır. Aksi takdirde insan, yaratılışından amaçlanan maksada varamayacaktır.

Elinizdeki eserde insan ilişkileri bu bakış açısıyla irdelenmiş, insan ilişkilerini konu edinen eserlerde eşine rastlanmayan bir biçimde önce ilişki alanları ve öncelik sırası ve taşıdığı değer belirlenmiş, daha sonra her alandaki engeller ve çözüm yolları ortaya konmuştur.

Ahlâk çerçevesinde konuya ışık tutan böylesi değerli bir eseri okuyucularımızın istifadesine sunmanın sevincini yaşarken, değerli müellife ve mütercime şükranlarımızı sunar, Yüce Rabbimizden hepimize kendimizi tanıma başarısını vermesini dileriz.

Ben Hayattayım

Ve sözün sonunda, otuz yılın ardından omuzlarımdaki ağır yükü yere bırakarak şöyle diyorum:

Kelimelerin en zalimi “esaret” kelimesidir.

İran İslâm İnkılâbı Rehberi Ayetullah Hamaneî’nin yazarını takdirle anarak selamladığı takriz yazısında, “Gam ve iftihar duyguları arasında gidip gelerek, bazen de gözyaşı perdesinin ardından okudum.” dediği Ben Hayattayım, İran’da yayımlanmasının hemen ardından kısa sürede çok okunanlar listesine girmiş, yirmiden fazla baskı yapmıştır.

Masume Abad’ın akıcı dili sayesinde bir solukta okunabilen Ben Hayattayım’da İslâmî idealler uğruna esarette kalmış dört kahraman kadının hayat hikâyesinin ibretle okunmasını temenni ediyoruz.

Nehcü’l Belâga

 

İmam Ali’nin (a.s) Hutbeleri, Mektupları ve Hikmetli Sözleri

 

Şîa ve İmâmet

Şîa (İmâmiyye) mektebi, târih boyunca, pek çok konuda çirkin iftirâlarla karşılaşmıştır. Şîa’nın bu türden iftira ve karalamalara maruz kaldığı konuların başında, kuşkusuz “imâmet” mevzuu gelir.

Şîa’nın, “imâmet” mevzuunu “inanç esasları” arasında ele alıyor olmasından hareketle; Şîa’nın “kendileri gibi düşünmeyen bütün Müslümanları tekfir ettiği” sonucu çıkarılmış ve bu “hayâlî” çıkarım Şîa’ya mal edilmiştir.

Elinizdeki kitap, hâssaten bu konuyu irdeleyen, sahasında ilk mütevâzı çalışmadır. Kitap, Şîa’nın imâmete inanmayan İslâmî kesimleri de “Müslüman” olarak gördüğünü; hadislerle ve ünlü Şiî âlimlerin beyanlarıyla gözler önüne sermektedir.

Bu arada, akla takılabilecek kimi soruların cevaplarını da bulabileceğiniz kitapta, Şîa açısından; “Yahûdî ve Hıristiyanların uhrevî durumları” da ele alınmaktadır.

Bazı Ana Başlıklar:

İmamiyye Şîası’nda İman Ve Küfür Kavramları

İmamiyye Şîası’nda İnsanların İnanç Bakımından Tasnifi

İtikâdî “Müstaz’af” Ne Demektir?

İmâmiyye Şîası, İmâmete İnanmayan Herkesi Tekfir Etmez

İmâmete İnanmayanlar Hakkında Şîa Âlimlerinin Görüşü

Akla Takılabilecek Bazı Sorular

İmâmiyye Şîası, Yahûdî Ve Hıristiyanlar Hakkında Ne Düşünüyor?

Namazın Hikmeti

 
Nefsin tezkiyesinde, kötülük ve fenalıklardan uzak kalınmasında ve kemal derecesine ulaşmada şuurlu olarak kılınan namazın çok önemli bir yeri vardır.
Bu kitabın yukarıdaki hususu anlatma açısından paha biçilmez bir eser olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim kitabı okuduktan sonra namazın ehemmiyeti, toplumsal ve siyasal boyutlarını idrak edebileceğinizden şüpheniz olmasın!
 

İnsan-ı Kamil

Bu kitapta insan-ı kamil nasıl olunduğunu ve kimlerin insan-ı kamil olduğu gerçeklerini keşfedeceksiniz. Bu eserde şehit Mutahhari’nin mükemmel insan örneklerinden oluşan bir tablosu var adeta.

Muhtelif ekoller ve farklı dünya görüşleri bu muhteşem tablonun renklerini oluşturmaktadır. Bu farklı dünya görüşlerinin tanımladığı “kemal”, “insan”, “kamil ve mükemmel” kavramlar ise tabloda kullanılan bütün malzemelerdir.

İçindekiler:

İnsanın ruhsal kusurları.

İnsan olabilme sorun ve sorumlulukları.

İnsanın halka karşı sorun ve derdi.

İnsanda Allah’ı arama sorunu ve derdi.

Akıl ekolü üzerine inceleme ve eleştiri.

Ayrıntılarıyla irfan ekolü

İnsan- tabiat ilişkisi.

Batıda insani duygular.

Egzistansiyalizm teorisinin özeti.

Evlilik ve Cinsel Sorunlar

Bu kitapta İslam’ın evliliğe verdiği önem ve insanın cinsellik sorununu nasıl halletmeyi öngördüğü, ayet ve hadisler ışığında anlatılmaya çalışılmıştır. Çarpık ilişkiler insanı bireysel ve sosyal yaşamında, dünyevi ve uhrevi hayatında nasıl bir yozlaşmaya ve felakete sürüklediğini vurgulanarak bu alanda İslam’ın beşeri ideolojilerle mukayese dahi edilmeyecek metin görüşleri anlatılmaya ve aktarılmaya çalışılmıştır.

Esma-i Hüsnâ

Kur’an ve İrfan Açısından Esma-i Hüsna:

Varlık âleminde görülen her kemal, mutlak kemalden kaynaklanmıştır ve gerçekte her varlık, sahip olduğu kemal oranında o mutlak hakikati gösterir. Zira her varlık O’nun cilve ve tecellisidir ve her tecelli bir şekilde O’nu yansıtır. Bir başka tabirle şöyle diyebiliriz: Bir bakıma bütün varlıklar yüce Allah’ın güzel isimleridir. Zira bütün varlıklar, mukaddes Hakkın zatının kemallerinden bir kemal taşımaktadır. Aynı zamanda mümkinü’l-vücud olduklarından dolayı bir takım eksiklikleri ve noksanlıkları da vardır. Yüce Allah’ın isimleri, bir yandan bütün kemallere sahip olduklarından ve öte yandan da eksiklik ve noksanlığın her türünden münezzeh olduğundan dolayı esmâ-i hüsnadır (en güzel isimlerdir) ve hatta güzel isimler sadece yüce Allah’ın zatına münhasırdır.

Meşhur olan görüşe göre Yüce Allah’ın özel ismi Allah lafz-ı celali dışında Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’a yüz otuz iki isim nispet edilmiştir. Bu isimlerden her biri vasfî bir anlama sahiptir ve her biri, bir şekilde Allah’ı tanıtır. Biz burada bu isimleri alfabetik sıralamaya göre ele alacağız.

Hidayet Önderleri c.2

Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vâsileri, ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır.

Ehl-i Beyt, Peygamberimizin (s.a.a) Allah’ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir.

“Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ile benim Ehl-i Beyt’imdir. Bunlar Havuz’da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır.”

Ehl-i Beyt’in hayat çizgisi, Hz Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm’ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözler önüne serer.

Bu hususta Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı’nın, Şia’nın düşünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazırlattığı “Hidayet Önderleri” unvanıyla 14 ciltten oluşan ve konusunda kaynak olan dev çalışması şayan-ı teveccühtür.

Ehl-i Beyt hareketi hakkında bu inceleme, elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vâsilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî (a.s) ile son buluyor.

Elinizdeki bu kitapta, Ehl-i Beyt İmamları’nın birincisi ve hidayet önderlerinin ikincisi olan İmam Ali’nin (a.s) hayatı incelenmiştir.

Ben Bir Aleviyim

Bu kitabı yazarken bir takım hatalarımın olacağını düşünerek, önce Allah’ın affına, sonra da okuyucularımızın hoşgörüsüne sığınıyor, böylelikle Âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın emirlerinden bir kısmını yerine getirmiş olmayı ümit ediyorum.

Kitabımızda, Kur’ân’ın en büyük mucize olduğu vurgulanmıştır. Bu söz sadece benim sözüm değildir. 1400 yıldır “Ben Müslümanım” deyip Kur’ân üzerine araştırma yapan onca insanın hemen hepsinin aynı şeyi dediklerini görmekteyiz.

Bilimsel açıdan baktığımızda; ister Müslüman olsun isterse gayrimüslim, ilim adamları bu güne kadar Kur’ân’ın sırlarının tümünü çözememiş, Kur’ân üzerinde aklî ve ilmî açıdan araştırma yapanlar ister istemez “Kur’ân en büyük mucizedir” demişlerdir ve öyle görülüyor ki, dünya durdukça da bu durum böyle devam edecektir. Bazı Kur’ân üzerinde çalışma yapan ilim adamları demişlerdir ki: Kur’ân tıpkı bir sofra gibidir. Nasıl bir adam sofradan ancak midesinin alacağı kadar alıp yiyebiliyorsa, insan da Kur’ân’dan ancak kendi bilgi kapasitesince faydalanabilir. İşte bu açıdan bakıldığında; ben de Kur’ân üzerinde kendi kapasitemce yaptığım araştırmayı değerli okuyucularıma anlatmaya çalıştım. Kur’ân hakkında araştırma yapmak ve onu insanlara taşımak çok önemli ve ağır bir görevdir. Ben bunun sorumluluğunu üzerime almış değilim. Ancak mensubu bulunduğum biz Anadolu Alevîlerine Kur’ân hakkında çok yanlış bilgilerin verildiğini anladığım için, kendimi bu konuda vicdanen sorumlu hissettim. On sene gibi bir zaman zarfında, gerek Kur’ân üzerine ve gerekse bu konuda yazılan çeşitli eserler üzerine hiç durmadan çalıştım, Ehlibeyt’in Kur’ân’la ilişkisi hakkında kendi çapımda eserler okuyup âlimlerden bilgiler edindim. İşte bütün bunların neticesinde, Anadolu’da, Çorum’da Alevî bir anne babadan dünyaya gelen bir insan olarak, Kur’ân’ın en büyük mucize olduğunu ilmî olarak araştırdım ve bunun doğruluğuna kalben de inanarak bu eseri yazdım. Bu konuda, az da olsa, Allah rızası için insanlığa faydalı olabildiysem ne mutlu bana.

Allah’ın lutfü ve keremiyle kitabımızı dört bölüme ayırdık:

Birinci bölümde; Kur’ân’ın en büyük mucize oluşu çerçevesinde; “Besmele”nin 19 harfinin Kur’ân üzerinde bir mühür oluşunun aklî ve ilmî örneklerini vermeye çalıştık.

İkinci bölümde; Allah’ın lütfuyla, sevgili Peygamberimizin Ehlibeyti olan 12 İmamlarımızın nesilden nesile 300 küsur sene boyunca Kur’ân-ı Azimü’ş-Şan’ı korumayla memur olduklarını anlatmaya gayret ettik.

Üçüncü bölümde; halifeliğin nasıl başladığını, kimin daha üstün olduğunu, hakkın kime geçtiğini anlatmaya çalıştık.

Dördüncü bölümde ise yararlı olacağı düşüncesiyle Alemdar Gazetesi’nin benimle yaptığı bir mülakatı kitabın sonuna ekledim ve okuyucularımızın bu kitabı zevkle okuması için elimizden gelen gayreti gösterdim; bunu yaparken her zaman hakkı ve hakikati üstün tutmaya çalıştım. Şimdiden faydalı ve mübarek olması dileği ile.

Şunu anladım ki; Allah’a taraf olmadan, Peygamber’e (s.a.a) taraf olmadan, Kur’an-ı Kerim’i kabul etmeden İmam Ali (a.s) ve 12 İmam’a taraf olmak mümkün değildir.

Online Sports Nutrition and Natural Dietetics.

Chances are there wasn't collaboration, communication, and checkpoints, there wasn't a process agreed upon or specified with the granularity required. It's content strategy gone awry right from the start. Forswearing the use of Lorem Ipsum wouldn't have helped, won't help now. It's like saying you're a bad designer, use less bold text, don't use italics in every other paragraph. True enough, but that's not all that it takes to get things back on track.

The villagers are out there with a vengeance to get that Frankenstein

You made all the required mock ups for commissioned layout, got all the approvals, built a tested code base or had them built, you decided on a content management system, got a license for it or adapted:

  • The toppings you may chose for that TV dinner pizza slice when you forgot to shop for foods, the paint you may slap on your face to impress the new boss is your business.
  • But what about your daily bread? Design comps, layouts, wireframes—will your clients accept that you go about things the facile way?
  • Authorities in our business will tell in no uncertain terms that Lorem Ipsum is that huge, huge no no to forswear forever.
  • Not so fast, I'd say, there are some redeeming factors in favor of greeking text, as its use is merely the symptom of a worse problem to take into consideration.
  • Websites in professional use templating systems.
  • Commercial publishing platforms and content management systems ensure that you can show different text, different data using the same template.
  • When it's about controlling hundreds of articles, product pages for web shops, or user profiles in social networks, all of them potentially with different sizes, formats, rules for differing elements things can break, designs agreed upon can have unintended consequences and look much different than expected.

This is quite a problem to solve, but just doing without greeking text won't fix it. Using test items of real content and data in designs will help, but there's no guarantee that every oddity will be found and corrected. Do you want to be sure? Then a prototype or beta site with real content published from the real CMS is needed—but you’re not going that far until you go through an initial design cycle.