İrfan

İmam Humeyni’den İrfanî Öğütler

Ey Aziz!
Uyan,  gaflet ve sarhoşluğu kendinden uzaklaştır. Amellerin öteki âlemin tartısına konmadan, akıl tartısında onları kendin tart.  Sana hesap sorulmadan sen kendine hesap sor. Kalp aynanı şirk, nifak ve riyadan arındır. Bırakma ki, küfür ve şirk pası onu öyle kaplasın da öteki âlemin ateşi dahi onu temizleyemesin.
Fıtrat nurunun küfür karanlığına gömülmesine izin verme. Allah’ın bizi üzerine yarattığı ilahî fıtratın zayi olmasına göz yumma. Bu ilahî emanete bu kadar ihanet etme. Gönül aynanı temizle ki Hakk’ın cemali onda tecelli etsin ve seni bu âlemdeki her şeyden müstağni kılsın. Bir lahzasını bütün âleme değiştirmeyeceğin ilahî aşk ateşi kalbinde öyle bir yansın ki, bütün sevgilerin kökünü kurutsun. O zaman Allah’ın yâdından ve zikrinden öyle bir lezzet alırsın ki bütün hayvanî lezzetleri oyuncak zannedersin.  Eğer bu makamın ehli değilsen ve bu manalar sana anlaşılması zor geliyorsa, en azından Kur’ân’ın ve Masum İmamların (a.s) öbür dünyada bize verileceğini müjdeledikleri ilahî nimetleri kaçırma. İnsanlar nezdinde birkaç günlük hayali şöhrete ulaşmak için onca sevabı zayi etme. Onca kerametlerden kendini mahrum etme. Ebedi saadeti sonsuz şekavete satma.

Ahlak ve İrfan

– Ahlâk, tevhit ilminden sonra en üstün ilimdir.

– Kur’ân-ı Kerim, ilâhî elçilerin en önemli amacını, güzel ahlâka ve nefs tezkiyesine kılavuzluk olduğu şeklinde açıklamaktadır. 

– Beşerî toplumlardaki gerek bireysel ve gerekse sosyal bozukluklar, cahillik ve nefsin isteklerine uyma gibi etkenlerden kaynaklanıp, sonuç itibariyle yüce Allah’a itaatsizliğe ve nefs hallerinden gaflet etmeğe neden olur. Bu hastalık ve afetlerin kökünün kazınmasında ahlâk ilmi önemli bir rol oynar.

– Elinizdeki eserde cevabını bulacağınız sorulardan bazıları:

* Ahlâkın tanımı nedir?

* Nazarî ahlâk ve amelî ahlâk nedir?

* Bilim ve teknolojinin hızla ilerlediği günümüz toplumunda ahlâkî konulara eğilmenin gereği nedir?

* Din ahlâkı ile seküler ahlâk arasındaki fark nedir?

* Ahlâkî erdem ve rezillikleri teşhis etmenin ölçüsü nedir?

* Erdem kazanmanın ve ahlâkî rezilliklerle mücadelenin yolu nedir?

* Nefsi ıslah etmenin ve arındırmanın pratik aşamaları nelerdir?

* Nefsin aşamaları nelerdir?

* Ahlâk düzenini toplumda yerleşik kılmanın yolu nedir?

Kendini Yetiştirmek

İnsan çok boyutlu bir varlıktır. Çeşitli eğilim, his ve içgüdülerden oluşan esinti ve rüzgârlar, onun varlık denizini harekete geçirmekte ve dalgaların oluşmasına sebep olmaktadır. Ama insan fert olsun, toplum olsun bir yandan ilim, akıl, irade ve manevi eğilimleri (ilâhî fıtratı) yardımıyla, diğer yandan ilâhî kılavuzların (peygamberler ve onların vârislerinin) eğitim ve öğretiminden yararlanarak vücut denizinde oluşan bu dalga ve akıntıları, kontrol altına alıp istediği yöne, ebedî mutluluk yoluna yönlendirme gücüne sahiptir. Yani insan ne ferdi güdülere mahkûmdur, ne de çevre ve şartlara.

İşte bu güç İslâm nazarında insanın mesul ve sorumlu sayılmasının kaynağıdır. İnsan akleden, öğrenebilen bir varlık olduğu ve hayra eğilim fıtratı üzere yaratıldığı için bu yeteneklerini kullanmazsa, körü-körüne batıla uyarsa veya fıtrattan gelen ilâhî çağrılara kulak vermezse yahut bilmediği konularda sağlam bir ilmi mercie başvurmazsa, karşılaşacağı hüsran ve ziyandan dolayı kendisinden başkasını sorumlu tutamaz.

Nitekim bir kişi, bir taraftan kendi bilgisi dâhilinde olan temel sağlık kurallarına riayet etmez, diğer taraftan da bilmediği konularda bir mütehassısa müracaat etmeyerek sağlığını kaybederse ancak kendisi sorumlu sayılır.

Elinizdeki bu kitapta Kur’ân ve Sünnet ışığında Ehlibeyt mektebinin kaynakları esas alınarak kendini yetiştirmek ve nefsi tezkiye etmek konusu ele alınmıştır.

Berzah Alemi

İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur:

Gerçekten kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.

Başka bir rivayette de İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

Ben sizin hakkınızda berzah âleminden korkuyorum.

Birisi: “Berzah âlemi de nedir?” diye sorduğunda İmam:

“Berzah âlemi, ölümden kıyametin kopma anına kadar sürecek olan kabir hayatıdır.” buyurmuştur.

Diğer bir rivayette de Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

Gerçekte kabir, ahiretin ilk konağıdır. Eğer insan bu konakta kurtulursa, ondan sonraki olaylar daha kolay olacaktır. Eğer bu konakta kurtulamazsa, ondan sonraki olayların sıkıntısı ondan daha az değildir.

Yine Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

Her kim ölürse onun kıyameti kopmuştur.

***********************************************************************************

Kitap teferruata girmemiş ve aşağıdaki beş bölümden oluşmuştur:

1. Ölüm Sarhoşluğu ya da Berzah Âlemine Geçişin Zorlukları

2. Berzahın Anlamı, Görünümü ve Kur’an Açısından Berzah

3. Berzah Âleminin Bazı Özellikleri

4. Rivayetlerde Berzahın Özellikleri

5. Berzah Âlemiyle İlgili 37 Hikâye

Hac – İlahî Aşkın Tecellîgâhı

Hac ve umre ibadetlerinin farzları ve haramları ya da doğruları ve yanlışları ile ilgili ‘hükümlerini’ konu alan özel bir ilmin bulunması gibi, haccın ‘hikmetlerini’ konu edinen başka bir ilim daha vardır. Bu ilim, haccın sırlarını incelemeyi amaç edinir ve bu ibadetin enginliklerindeki nice incelikleri ve nükteleri gün yüzüne çıkararak mânâ semalarında kanatlandırmaya çalışır. Fakat üzülerek görmekteyiz ki haccın bu boyutunu inceleyen çalışma çok azdır.
İşte bu boşluğu dolduran ve alanında yazılmış eşsiz eserlerden biri de Üstad Cevadî Âmulî’nin kaleme aldığı bu kitaptır.
Bu eserin mütalaası iman kardeşlerimiz için bir şuur, basiret ve hatırlama sebebi; hac yolcuları için bir azık, Beyt-i Haram’a yönelenler için bir binek, Rablerinin çağrısına icabet ederek ziyaret azmi taşıyanlar için de bir erzak olacaktır. İnşallah.

Ana Hatlarıyla Günah ve Etkileri

Günah işlemek, ruhsal ve psikolojik bakımdan bireyleri ve toplumu denge ve denklikten yoksun bırakacaktır. Bu kanunsuzluktan sakınmak ise takvaya, izzete, keramete, yaratılışsal zenginliklerin ihyasına, gönül yaşamına, batın sefasına, manevî sülûk yönünde adım atmaya, hakkı batıldan ayırt etme konumuna yükselmeye, amelî hikmet kazanmaya, özel ilahî lütuf ve inayetten nasiplenmeye, yüce Allah’ın özel ödülünü elde etmeye, dış kökenli şeytandan kurtulmaya, rızk bolluğuna, güzel akıbete, can verme zorluğu ve kabir azabı gibi istenmedik durumlardan kurtuluşa ve de Hz. Mehdi’nin (yüce Allah zuhurunu tez eylesin) batinî hidayetinden yararlanmaya neden olacaktır.

 

Cemâl Aynası

Merhum İmam Humeyni’nin en önemli fakat en tanınmayan boyutu, onun ilmi konumudur. O kendisini tüm İslami ilimler alanında yetiştirmiş ender şahsiyetlerdendir; fıkıh alanında yetkin bir müçtehid, felsefe dalında yeni görüşleri olan bir filozof, Kur’an’ın hizmetinde bir müfessir ve irfan konu olunca Allah’ın yeryüzündeki hak ariflerinden biridir.
İmam Humeyni tüm bu alanlarda hem öğrenci yetiştirmiş ve hem de çok kıymetli eserler kaleme almış yahut dersini vermiştir. İşte elinizde bulunan eser o aziz imamın üç önemli kitabını kapsamaktadır.
Birinci kitap Hamd / Fatiha suresinin tefsiri, ikinci kitap büyük bir ahlak dersi niteliğinde olan Cihad-ı Ekber yani insanın nefsi ve şeytan ile yapmış olduğu büyük savaş ve son olarak üçüncü kitap Merhum İmam Humeyni’nin hayatının farklı devrelerinde yazmış olduğu irfanî ve ahlakî mektuplarını içermektedir.

İmam Humeyni’ye Göre Teorik İrfanın Temelleri

İmam Humeyni’nin şahsiyeti ve faaliyetleri üzerine çalışan bütün araştırmacılar, onun kişiliğini şekillendiren en temel etkenlerden birinin hiç şüphesiz irfana olan derin ve samimi inancı olduğu gerçeğini apaçık göreceklerdir.
O derin bir mütalaaya tabi tutulması gereken eserler ortaya koymuş bir ariftir ve daha ömrünün baharında ve gencecik yaşında bu sahada eserler kaleme almış ve tedris halkası oluşturmuştur.
Bu kitap, İmam Humeyni’nin (r.a) teorik irfan sahasında zirveye ulaşmış ve bu deryanın derinliklerine erişmiş fikirlerini tanıtmayı amaçlayan naçiz bir çabadır. Kitapta, teorik irfanın temel prensipleri ve terminolojisiyle ilgili ayrıntılı açıklamalara girmeden kısaca değindikten sonra İmam’ın görüşlerine odaklanmaya çalışılmıştır. 

Namazın Gerçeği

Namaz her sabah ve her akşam uygulanan bir programdır. Sabahleyin ilk söylenmesi gereken söz, namazdır; akşamleyin de en son söylenmesi gereken sözdür. Yani, güne namazla başlayıp namazla bitirmek durumundayız. O hâlde her günün başlangıcı ve sonu, Allah’ı anmak ve O’nun rızasını kazanmak olmalıdır.

Mukimlikte veya seferde; karada veya havada; fakirlikte veya zenginlikte kılınan namazların sırrı ve mesajı şudur: Ey insan, kim olursan ol, nerede olursan ol, sadece Allah’a kul ol, O’ndan başkasına boyun eğme.

Namaz, Müslümanın inancını, düşüncesini, isteklerini ve edindiği örnekleri ortaya koyan bir pratiktir.

Haccın Sırları

Hac, yaratılıştan kopuş ve Hakk’a yöneliştir; yaratılıştan Hakk’a doğru yolculuğa çıkış ve Allah dışında her şeyden uzaklaşmaktır. İnsan, hacca gitmekle melekûtun tadını duyumsayacaktır. O, nur ve sevinç kaynağına yol bulmuş bir misafirdir. Hacı, Allah’a doğru firar eden kimsedir. Hac yolunu kat edişin birtakım konak ve makamları vardır; bunun zirvesi ise Hak ile buluşmaktır. Hac, kurtuluşun ve büyük başarının yoludur. Bu evin ziyaretçisi, göğün karanlıklarında parlayan bir yıldız gibidir ve adı da Allah’ın defterine kaydedilir.
Allah evinin ziyaretçisi, ilahî dergâha kabul edilir, Allah’ın misafiri olur ve misafir olarak da O’nun huzuruna çıkar. Allah, hacıya ziyafette bulunur, onu kendi korumasına alır ve onun sorumluluğunu kendisi üstlenir. Ziyaretçi bu misafirlikte, serilmiş olan ilahî sofraya oturur ve semavi yemeklerle beslenir. Misafir, ev sahibini gönlüyle görür ve O’nu görmeye gider, Allah da keramet ve hediyelerini ona sunar. Allah’a misafir olmanın ödülü cennettir.
Elinizde bulunan eser altı dersten ibarettir ve her biri, haccın nurlu sırlarını ve irfanî şifrelerini şerhe dönüktür.

İslamî İrfan

Yaratılışın gayesi olan ilahî marifet ve muhabbet, kolayca elde edilmiyor ve bu yolun yolcusu / salik ancak büyük sıkıntılardan sonra bu cevhere ulaşabilmektedir. Salikin önündeki en önemli engelin, yolun kendisini bulmak olduğunu söylersek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Zira yanlış bir yolda ilerlemek, kişiye, uzun yıllar boyunca katlanmış olduğu sıkıntılar ve zorluklardan başka bir şey kazandırmayacağı gibi hedeften uzaklaşmasına da neden olacaktır. Bu sebeple her şeyden önce doğru irfânı bulmaya çalışmalıyız ve titizlikle bu yönde çaba göstermeliyiz.
Bu doğrultuda konuyla ilgili yeterli araştırma ve tecrübeye sahip olan güvenilir belli başlı uzmanlar ve üstatlardan yardım almak ve İslamî öğretileri yakından tanıyan bu şahsiyetlerden yararlanmak bizim için yol açıcı olacaktır. Bu maksatla çağımızın büyük âlimlerinden Üstat Muhammed Taki Misbah’ın farklı oturumlarda beyan ettiği çok önemli sözleri bir araya getirilerek elinizdeki eser oluşmuştur.

Ruhsal Hijyen

İnsanların tarihin tüm dönemlerinde önemli kaygılarından biri, bedensel sağlığın yanı sıra ruhsal sağlık olmuştur. Din âlimleri, tabipler ve ahlak eğitimcileri en çok çabayı ruh sağlığının bilimsel araştırmasına ve ona ulaşmanın araç ve yollarına seferber etmişlerdir. Psikologlar ve psikiyatrlar yirminci yüzyılın başlarında ruh sağlığını yeni temeller ve yöntemlerle incelediler. Bir diğer ifadeyle ruhsal hijyenin yeni akımını araştırdılar.
Hiç tereddütsüz dinî öğretiler ruh sağlığının tanımına ve ona ulaşmanın yollarına önemli etkide bulunmuştur. Hatta ilahi dinlerin önemli hedeflerinden birinin insanların ruh sağlığını temin etmek olduğu kabul edilmiştir. Din ve ruhsal hijyen arasındaki ilişki alanında dünyanın psikolog ve psikiyatr topluluklarında birçok araştırma gerçekleştirilmiştir. İnsanın ruhsal boyutlarını tanımaya odaklanmış önemli bilim dallarından biri olarak psikoloji araştırmaları son yüzyılda hızla yaygınlaşmış ve derinlik kazanmıştır.
Bu kitapta ruhsal hijyen anlayışımız, psikolojik hastalıkların bulunmamasından öte bir iştir. Bir anlamda insanların kapasitesinin arttırılması ve yeteneklerinin geliştirilmesidir. Bu kitabın kabul ettiği model, insanın biyolojik, ruhsal, toplumsal ve dinî tüm boyutlarını kapsamaktadır. İnsanın ruh sağlığı, bireyin kendisi, başkası, varlık âlemi ve bu âlemin ekseniyle, yani Allah’la sağlıklı ve etkili ilişki sonucunda elde ettiği biyolojik ve ruhsal fıtratının insicam, bağımsızlık ve gelişiminden ibarettir.

İslam’da Sevgi

Şu an elinizde bulunan eser, Almanya’nın Hamburg şehrindeki İmam Ali (a.s) İslam Merkezinde ikame edilen cuma namazının 1. hutbesinde, “İslam’da Sevgi” ana başlığı altında işlenen 23 hutbeden oluşmaktadır. Her hafta Farsça dilinde beyan edilen bu hutbeler, cuma namazından önce Almanca, Türkçe ve Arapça dillerinde yazılı olarak hazırlanmış ve cuma namazına katılan kardeşlerimize sunulmuştur…

Bu konuyu ele alıp işlememizin nedenini de kısaca burada açıklamak istiyorum. 2008 yılında Ljubljana Üniversitesi tarafından Slovenya’da “İslam ve Hristiyanlık Diyalogu” adı altında bir konferans düzenlenmişti…  Katolik rahiplerden biri “Sevgi konusu Hristiyanlıkta çok geniş bir yelpazede ele alınmıştır… İslam dini sevgiden hiç bahsetmemiş ve hatta sevginin kokusunu bile almamıştır…” dedi.

…Rahibin yanına gittim ve “Gündeme getirdiğiniz konu sizin görüşünüz müdür?” diye sordum. “Evet.” dedi. Ona, “Kur’an’ı hiç okudunuz mu?” dedim. “Hayır, okumadım.” dedi…  Ben “İncil’i okumuş biri olarak, İslam’ın sevgi konusunu çok farklı alanlarda ve hatta Hristiyanlıktan ve İncil’den daha yaygın olarak işlediğini kesinlikle söyleyebilirim. Allah’ın insana olan sevgisi, insandaki Allah sevgisi, insanın diğer insanlara karşı sevgisi, insanın arkadaşlarına olan sevgisi, eş sevgisi, evlat sevgisi, ilahi tecellilerden ibaret olan diğer varlıklara karşı duyulan sevgi… İslam’ın sevgi hakkındaki öğretisinin sadece birkaç örneğidir. İslam dini açısından âlem sevgi temeline dayalı olarak yaratılmıştır ve ilahi sevgi, her varlığın yaratılışında öyle etki etmiş ve rol oynamıştır ki, bu sevgi ve aşk, varoluşun bağrında ve yüce Allah’a kulluk tabiatında bile rahatlıkla görülebilir.”

Ramazan Ayı Dersleri

Ebu’l-Futuh Râzî’nin tefsirinde rivayet edilmiştir ki, Resulullah (s.a.a) miraç gecesi Allah’a şunları arz etti :
“Ya Rabbi, İbrahim’i kendine Halil, Musa’yı ise kendine Kelim kıldın. Ya Rabbi benim hakkımda neye karar kıldın ?”
Cevabında Hak Teâlâ’dan şu nida geldi:
“Seni de kendime Habip olarak seçtim ve Hamd Suresi’ne mahsus kıldım.”
Hamd Suresi’ne çok önem veriniz. Çünkü o, “Fâtihatü’l-Kitap”tır. Yani Kur’ân’ın açılış suresidir.
Yine Hamd Suresi, Ümmü’l-Kitap’tır. Yani Kur’ân’ın aslıdır ki, Kur’an’ın katler ve kulluk görevleri Hamd Suresi’nden çıkmatadır. Bir rivayette şöyle denilmektedir:
“Yüce Allah, göklerden 104 kitap nezil etmiştir. 104 kitabı da, 4 kitaba (Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’ân’a) sığdırmıştır. İlk üç kitapta olanları da Kur’an’a sığdırmış ve Kur’ân’da bulunan hakikatleri de Hamd Suresi’ne sığdırmıştır. Bu nedenle de “Ümmü’l-Kitap” olarak adlandırılmıştır.”

Ölümle Başlayan Yolculuk

Bu kitap ayet ve rivayetlerden ilhamla ölüm sonrası hayatı ve Berzah aleminde ruhların durumunu, akıcı, kolay ve anlaşılır bir üslupla anlatmaktadır.

Yazar kendine has anlatım tarzını sergilediği bu eserde, yüce Allah’a kulluğun sonucu olan fazilet ve takvayı “Hadi”, günah ve kötülüklerin sonucu olan çirkinlikler ve azabı da “Siyah” veya “Cehalet” isimli iki arkadaşında canlandırmıştır. İnsanların ibadet ve günahlarının neticesi olarak Berzah aleminde karşılaşacakları olayları, Kur’an ve Ehlibeyt İmamlarının (a.s) hadislerine dayandırarak canlandırmıştır. Kıyametle ilgili konuları işlerken velayet ve şefaatin berzah alemindeki rolü gibi çeşitli konulara da değinmiştir.

İçindekiler:

Ölüm sonrası hayat ve niteliği

Ölüm yolculuğunun başlamasıyla bedenlerin çürüyüp toprak oluşu ve burada ruhlar…

Ruhların başına neler gelecek.

Berzah aleminde ruhlar ne yapacak? Nelerle karşılaşacak?

Ahlâk ve İlişkilerimiz

Kuşkusuz, insan toplumsal bir varlık olarak yaratılmıştır ve onun için ilişkisiz bir yaşam düşünülemez. Hedefine ve amacına da ilişki kurmadan varamaz. Dolayısıyla insan için hayatî önem taşıyan konulardan biri, yaşamını kuşatan ilişkileri sağlam bir temel üzerine oturtmak ve onları yaratılışına uygun ve fıtratına hizmet verecek şekilde düzenlemektir. 

İlişkileri düzenleme noktasında insan fıtratını ve onun gerçek ihtiyaçlarını, ancak insanı yaratan ve tüm özelliklerini bilen varlığın öğretilerine dayalı sistem göz önünde bulundurabilir. Yani insanoğlunun bu özelliği, sadece dinî ahlâk ve öğretilerde gözetilebilir.

Dinî ahlâk ve öğretilere bakıldığında, bunun dayanaktan yoksun bir söz olmadığı anlaşılacaktır. Maddî ekoller, insanın ilişki sınırlarını ve alanlarını belirlemede bile yetersiz kalmışken, söz konusu ilişkilere nasıl bir düzenleme getirebilir ve bu hususta önerilerde bulunabilir?

İlişki alanları içerisinde insanın tüm ilişkilerine yön verecek nitelikte olan ve maddî ekollerin asla dikkate almadığı en önemli husus, insanın kendi iç dünyasıyla olan ilişkisidir. İnsan genel anlamıyla çevresiyle yani doğa ve diğer insanlarla, hatta Rabbiyle ilişkisinden önce kendisiyle gerçeklere dayalı ilişki kurar ve kendisini iyi tanırsa, bu onun diğer ilişkilerine de yön verecek ve gerçek mutluluğu yönünde hareket etmesini sağlayacaktır.

İmam Ali’nin (a.s) “Kendini bilen kimse şüphesiz Rabbini bilir.”  buyruğu, özü tanımanın önemini ortaya koymaktadır. İnsan kendisiyle ilişki ve bağ kurabildiği takdirde Rabbiyle de bağ kurabilir. Rabbini unutan kimse, kuşkusuz kendisini de unutmuş olacaktır.

Ayrıca kendisiyle iyi bir ilişki oluşturamayan ve özünü tanımayan varlık, etrafındaki varlıkları nasıl tanıyabilir ve onlarla nasıl sağlıklı bir ilişki kurabilir ki?! Kendisiyle barışık olmayan, başkalarıyla da barışık olamaz!

Nefsini bilme sonucu Rabbini bilen bir insan, etrafındaki şeylere de Rabbinin eseri olarak bakar ve değer verir. Sevgi esaslı bakış açısıyla onlarla kendi arasında iyi bir ilişki oluşturur.

Nefsini tanıyan insan, hem kendine, hem kendi dışındaki varlıklara, hem de Rabbine karşı yükümlü olduğunu bilecek ve bu yönde hareket edecektir. 

Kısacası diyalog ve ilişkiler bağlamında insanın gerçek konumu korunmalı, ilişkiler gerçekler üzerine kurulmalıdır. Aksi takdirde insan, yaratılışından amaçlanan maksada varamayacaktır.

Elinizdeki eserde insan ilişkileri bu bakış açısıyla irdelenmiş, insan ilişkilerini konu edinen eserlerde eşine rastlanmayan bir biçimde önce ilişki alanları ve öncelik sırası ve taşıdığı değer belirlenmiş, daha sonra her alandaki engeller ve çözüm yolları ortaya konmuştur.

Ahlâk çerçevesinde konuya ışık tutan böylesi değerli bir eseri okuyucularımızın istifadesine sunmanın sevincini yaşarken, değerli müellife ve mütercime şükranlarımızı sunar, Yüce Rabbimizden hepimize kendimizi tanıma başarısını vermesini dileriz.

Peygamberimizin Ahlakından Esintiler

“Şüphesiz, sen yüce bir ahlâka sahipsin.” (Kalem Sûresi / 4)
Kur’an-ı Kerim, açık bir şekilde İslam Peygamberi’ni (s.a.a), bütün asırlarda alemdeki varlıkların en kamil örneği ve Müslümanlar için en güzel örnek olarak tanıtmıştır. Ne mutlu ki Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) değerli yaşamı ve hadisler hazinesi, onun hayatının en detaylı konularını bile gözler önüne sermiştir.
Bu kitap da, bu değerli hazineden ilham alarak Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) hayat ve yöntemi hususunda kısa ve hızlı bir seyirde bulunmuştur.

İnsan ve Yakarış

Dua; kimi insanın yanında ihtiyaçlarını gidermek için güçlü birine arzuhal yazmak gibidir.

Kimi insanlar dua denilince bir takım kuru kelimelerden ibaret ezkar ve evradı hatırlarlar.

Bazı insanlar da vardı ki benliğini hiçe sayıp her şeyini sevgiliye feda etme yolunda yalvarış-yakarışı, dua ve münacatı yaşam tarzı ve felsefesi edinirler.

Kimi insanlar, “Tur dağına varınca, ‘Kendini göster’ demeden geç, değmez bu temenna ‘göremezsin’ cevabına” derken, kimileri ise “Tur dağına varınca, ‘Kendini göster’ demeden geçme, sen sevgilinin sesini duy, ister ‘göremezsin’ desin ister ‘görürsün’ desin” derler.

İşte dua ve münacatın doruk noktası budur ve merhum Muhammed Taki Caferi bu küçük ama içerik açısından zengin kitapta duanın doruğunu tefsir etmektedir. Bu derinlik ve doruk ise Kerbela kahramanı, aşk meydanının eri Hz. Hüseyin’in (as) duasında tecelli etmektedir. Hz. Hüseyin’in (as) Kerbela’da ki kahramanlığının yanında aşk sahrasındaki, Arafat çölündeki yakarışının bir bölümünü üstadın eşsiz şerhiyle siz değerli okurlarımıza takdim ediyoruz.

Online Sports Nutrition and Natural Dietetics.

Chances are there wasn't collaboration, communication, and checkpoints, there wasn't a process agreed upon or specified with the granularity required. It's content strategy gone awry right from the start. Forswearing the use of Lorem Ipsum wouldn't have helped, won't help now. It's like saying you're a bad designer, use less bold text, don't use italics in every other paragraph. True enough, but that's not all that it takes to get things back on track.

The villagers are out there with a vengeance to get that Frankenstein

You made all the required mock ups for commissioned layout, got all the approvals, built a tested code base or had them built, you decided on a content management system, got a license for it or adapted:

  • The toppings you may chose for that TV dinner pizza slice when you forgot to shop for foods, the paint you may slap on your face to impress the new boss is your business.
  • But what about your daily bread? Design comps, layouts, wireframes—will your clients accept that you go about things the facile way?
  • Authorities in our business will tell in no uncertain terms that Lorem Ipsum is that huge, huge no no to forswear forever.
  • Not so fast, I'd say, there are some redeeming factors in favor of greeking text, as its use is merely the symptom of a worse problem to take into consideration.
  • Websites in professional use templating systems.
  • Commercial publishing platforms and content management systems ensure that you can show different text, different data using the same template.
  • When it's about controlling hundreds of articles, product pages for web shops, or user profiles in social networks, all of them potentially with different sizes, formats, rules for differing elements things can break, designs agreed upon can have unintended consequences and look much different than expected.

This is quite a problem to solve, but just doing without greeking text won't fix it. Using test items of real content and data in designs will help, but there's no guarantee that every oddity will be found and corrected. Do you want to be sure? Then a prototype or beta site with real content published from the real CMS is needed—but you’re not going that far until you go through an initial design cycle.