Caferilik İnanç Külliyatı

Ahiret İnancı ve Kıyamet

Ahiretsiz Hayat Anlamsızdır

Biz inanıyoruz ki bütün insanlar öldükten sonra yeniden diriltilecek ve dünya hayatında yaptıklarının hesabını verecektir. İyi ve doğru davranışlar sergileyenler cennete yerleştirilecek, kötülük yapanlar ise cehennemle karşılık bulacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

“Allah’tan başka ilah yoktur. Kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde hepinizi mutlaka bir araya toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?”1

“Artık kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, onun varacağı yer cehennemdir. Kim de Rabbinin huzurunda hesap vereceğinden korkar ve nefsini kötü arzulara karşı korursa, onun varacağı yer cennettir.”2

Biz inanıyoruz ki dünya hayatı geçici bir köprü gibidir. İnsanlar bu köprüden geçerek ebedî hayata ulaşırlar. Başka bir ifadeyle dünya, insanın eğitim gördüğü bir okul, bir imtihan alanı, bir üretim ve hazırlık yurdudur.

Hz. Ali’nin (a.s) dünyaya dair şu sözleri bu gerçeği çok güzel ifade eder:
“Dünya, kendisine doğru davrananlara sadık davranır… Ondan doğru şekilde yararlananlar için ihtiyaçsızlık yeridir. Ondan ders alanlar için bir uyanış ve bilinçlenme alanıdır. Allah dostlarının ibadet yeri, meleklerin secde ettiği mekân, vahyin indiği yer ve hakikati arayanların kazanç alanıdır.”3

Ahiretin Delilleri Açık ve Kesindir

Biz inanıyoruz ki ahiretin varlığına dair deliller son derece açık ve güçlüdür. Çünkü bu dünyadaki hayatın gidişatı, onun insan için nihai amaç ve son hedef olamayacağını göstermektedir. İnsan kısa bir süre için bu dünyaya gelir, birçok sorun ve imtihanla yaşar ve ardından hayatı sona erer. Bu durum, dünya hayatının tek başına anlamlı ve yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

“Sizi boş yere yarattığımızı ve gerçekten bize geri döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”4

Bu ayetten de anlaşıldığı üzere, ahiret inancı olmaksızın dünya hayatı anlamsız ve amaçsız kalmaktadır.

İkinci olarak, bu dünyada iyi ve kötü insanlar çoğu zaman birlikte yaşamakta, aynı imkânları paylaşmakta ve hatta kimi zaman kötüler daha avantajlı konumlarda bulunabilmektedir. Oysa ilahî adalet, bu durumun açıklığa kavuşmasını, herkesin hak ettiği karşılığı görmesini ve nihayetinde iyilerle kötülerin birbirinden ayrılmasını gerektirir. Kur’an’da bu durum şöyle ifade edilir:

“Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini iman edip salih ameller işleyenler gibi mi yapacağımızı sandılar? Onların hayatı ve ölümü bir mi olacak? Ne kötü hüküm veriyorlar!”5

Üçüncü olarak, Allah’ın sonsuz rahmeti, insanın varlık ve nimetlerden ölümden sonra da mahrum bırakılmamasını ve gelişmeye açık olan varlığının kesintisiz şekilde devam etmesini gerektirir. Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şöyle ifade edilir:

“Rabbiniz rahmeti kendisine yazmıştır ve sizi hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır.”6

Kur’an, ölümden sonra dirilişi inkâr eden veya bundan şüphe edenlere de şu cevabı verir: İlk defa sizi yaratan Allah, sizi yeniden yaratmaktan aciz değildir. Sizi yoktan var eden O’dur; öldükten sonra tekrar diriltmek de O’nun için daha kolaydır.7

Nitekim şöyle buyrulur:

“İlk yaratılışını unutarak bize örnek verdi ve dedi ki: Çürümüş kemikleri kim diriltecek? De ki: Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı hakkıyla bilendir.”8

Ayrıca göklerin ve yerin yaratılışı, insanın yeniden diriltilmesinden çok daha büyük bir yaratılıştır. Bu kadar muazzam bir evreni yaratabilen Allah için insanı yeniden diriltmek elbette zor değildir. Kur’an’da bu hakikat şöyle ifade edilir:

“Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yettiğini görmezler mi? Evet, O her şeye gücü yetendir.”9

Cismanî Mead (Maddî Diriliş)

Biz inanıyoruz ki insan yalnızca ruhuyla değil, ruhuyla birlikte bedeniyle de yeniden diriltilecektir ve ahirette yeni bir hayat başlayacaktır. Çünkü insan dünya hayatında yaptığı her fiili ruhu ve bedeniyle birlikte gerçekleştirmektedir. Bu nedenle, karşılık görme (ödül veya ceza) de bu ikisinin birlikte varlığını gerektirir.

Kur’an-ı Kerim’de ahiret ve yeniden dirilişle ilgili ayetlerde, insanın bedenen de diriltileceği açıkça ifade edilmektedir. Özellikle çürümüş kemiklerin nasıl yeniden canlandırılacağını sorgulayan inkârcılara şu şekilde cevap verilmektedir:

“İnsanları ilk defa topraktan yaratan Allah, onları yeniden diriltmeye de kadirdir.”10

“İnsan, kemiklerini bizim bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet, onun parmak uçlarını bile yeniden düzenlemeye gücümüz yeter.”11

Bu ve benzeri ayetler, ahirette dirilişin yalnızca ruhsal değil, aynı zamanda bedensel olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ayrıca insanların kabirlerinden çıkarılarak yeniden diriltileceğini bildiren ayetler de, bu dirilişin cismanî olduğuna güçlü bir delil teşkil etmektedir.12

Kur’an’ın ahiretle ilgili ayetlerinde çoğunlukla tartışılan konu, dirilişin mümkün olup olmadığı değil; bunun ruh ve beden birlikte gerçekleşen bir diriliş olduğunun vurgulanmasıdır.

Ölümden Sonraki Şaşırtıcı Hayat

Biz inanıyoruz ki ölümden sonraki hayat, kıyamet, cennet ve cehennemle ilgili gerçekler, bu dünyada tam olarak kavrayamayacağımız kadar farklı ve şaşırtıcıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

“Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için göz aydınlığı olacak nelerin saklandığını hiç kimse bilemez.” 13

Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) meşhur bir hadisinde de şöyle buyrulmuştur:
“Allah, salih kullarım için öyle nimetler hazırlamıştır ki, bunları hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş ve hiçbir insanın kalbinden geçmemiştir.”14

Bu dünyadaki durumumuz, anne karnındaki bir ceninin durumuna benzetilebilir. Cenin, rahim içindeki sınırlı dünyasında bulunurken dış dünyayı; güneşi, ayı, rüzgârı, doğayı ve hayatın genişliğini tam olarak kavrayamaz. Benzer şekilde, dünya hayatı da ahiret hayatına göre son derece sınırlı ve dar bir alandır. Bu nedenle insanın, ahiret gerçeklerini bu dünyadaki algısıyla tam olarak anlaması mümkün değildir.

Ahiret ve Amel Defteri

Biz inanıyoruz ki hesap gününde insanların dünya hayatında yaptıkları tüm ameller kayıt altına alınmış olarak kendilerine sunulacaktır. İyilerin amel defteri sağ ellerine, kötülerinki ise sol ellerine verilecektir. Bunun sonucunda iyiler büyük bir sevinç ve mutluluk yaşarken, kötüler derin bir pişmanlık ve üzüntü içinde olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de bu durum şöyle anlatılmaktadır:

“Kitabı sağ eline verilen kimse, ‘Alın, kitabımı okuyun!’ der. Çünkü ben hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum. Artık o, hoşnut bir hayat içindedir; yüksek bir cennettedir. Meyveleri kolayca ulaşılabilecek durumdadır. (Ona denir ki:) Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için. Kitabı sol eline verilen ise, ‘Keşke kitabım bana verilmeseydi…’ der.”15

Bu ve benzeri ayetlerde geçen “amel defteri”nin mahiyeti, nasıl yazıldığı ve insanların neden onu inkâr edemeyeceği gibi detaylar, bizim dünyadaki bilgi ve idrak sınırlarımızla tam olarak kavranabilecek konular değildir. Daha önce de belirtildiği gibi, ahiret hayatının kendine özgü özellikleri vardır ve bunların ayrıntılarını tam olarak anlamak dünya şartlarında mümkün olmayabilir. Ancak ahiretin ana çerçevesi açık ve nettir; bu konuda şüpheye yer yoktur.

Kıyamette Şahitlik Edecek Unsurlar

Biz inanıyoruz ki kıyamet gününde Allah Teâlâ, insanların tüm amellerine bizzat şahit olduğu gibi, başka şahitler de ortaya çıkacaktır. İnsanların kendi organları, elleri, ayakları, derileri, üzerinde yaşadıkları yeryüzü ve benzeri varlıklar da o gün yapılanlara şahitlik edecektir. Kur’an-ı Kerim’de bu durum şöyle ifade edilir:

“O gün ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.”16

“Derilerine, ‘Niçin aleyhimizde şahitlik ettiniz?’ derler. Onlar da şöyle cevap verir: ‘Bizi konuşturan Allah, her şeyi konuşturduğu gibi bizi de konuşturdu.’”17

“O gün yer, kendi haberlerini anlatır; çünkü Rabbin ona bunu vahyetmiştir.”18

Sırat ve Amellerin Mizanı

Biz, kıyamet gününde “Sırat” ve “Mizan”ın varlığına inanıyoruz.

Sırat, herkesin üzerinden geçeceği ve cehennemin üzerine kurulmuş olan bir geçittir. Yani cennete giden yol, bu tehlikeli geçitten geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Sizden hiç kimse yoktur ki oraya uğramasın. Bu, Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür. Sonra Allah, takva sahiplerini kurtarır, zalimleri ise diz çökmüş halde orada bırakır.”19

Bu zorlu geçitten geçiş, kişinin dünyadaki amellerine bağlıdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) bir hadisinde bu durum şöyle tasvir edilmiştir: İnsanlar Sırat üzerinden amellerine göre farklı hızlarda geçerler; kimisi yıldırım gibi, kimisi hızlı bir at gibi, kimisi yürüyerek, kimisi ise sürünerek geçmeye çalışır. Bu sırada cehennem ateşi bazılarını yakalayıp zarar verir, bazılarını ise bırakır.20

“Mizan” ise amellerin tartıldığı ilahî adalet ölçüsüdür. O gün insanların tüm davranışları adaletle değerlendirilir ve hiçbir haksızlık yapılmaz. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Kıyamet günü adalet terazilerini kurarız. Hiç kimseye zerre kadar ظلم edilmez. Hardal tanesi ağırlığında bir amel bile olsa onu getiririz. Hesap görmede biz yeterliyiz.”21

“Kimlerin sevapları ağır basarsa, onlar mutlu bir hayat içinde olacaklardır. Kimin de sevapları hafif gelirse, onun yeri cehennem olacaktır.”22

Biz inanıyoruz ki insanın kurtuluşu, arzu ve temennilere değil, dünyadaki amellerine bağlıdır. Her insanın akıbetini belirleyen, kendi yaptıklarıdır. Takva ve doğru davranış olmadan kurtuluş mümkün değildir. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulur:

“Her nefis, kazandıklarına karşılık rehindir.”23

Tüm ayrıntılarını tam olarak bilemesek de Sırat ve Mizan’ın genel çerçevesi budur. Daha önce de belirtildiği gibi ahiret hayatı, dünya hayatından çok daha farklı ve üstün bir boyuta sahiptir. Bu nedenle onun tüm ayrıntılarını dünyadaki sınırlı aklımızla tam olarak kavramamız mümkün olmayabilir.

Kıyamette Şefaat

Biz inanıyoruz ki peygamberler, masum imamlar ve Allah’ın seçkin kulları, kıyamet günü Allah’ın izniyle bazı günahkârlara şefaat edecek ve bu kişiler Allah’ın affına nail olacaktır. Ancak şefaatin, Allah ile bağını tamamen koparmamış, iman ve kulluk çizgisini bütünüyle terk etmemiş kişiler için geçerli olacağını özellikle belirtmek gerekir. Şefaat, kayıtsız şartsız bir kurtuluş garantisi değildir; kişinin inancı, niyeti ve amelleriyle bağlantılıdır.

Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şöyle ifade edilir:

“Onlar, Allah’ın razı olduğu kimselerden başkasına şefaat edemezler.”24

Şefaatin amacı, insanın eğitimine katkı sağlamak, onu günah içinde kalmaktan korumak ve Allah’ın dostlarıyla bağını tamamen koparmasını engellemektir. Bu nedenle insana sürekli olarak günahın ardından pişmanlık duyması ve yeniden doğru yola dönmesi öğütlenir.

En büyük şefaat makamı Hz. Peygamber’e (s.a.a) aittir. Onu diğer peygamberler, masum imamlar, âlimler, şehitler ve salih müminler takip eder. Hatta Kur’an ve salih amellerin bile bazı kimseler için şefaat vesilesi olacağı rivayet edilmiştir.

İmam Cafer es-Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet günü, geçmiş ve gelecek bütün insanlar Hz. Muhammed’in (s.a.a) şefaatine muhtaç olacaktır.”25

Kenzü’l-Ummâl’de yer alan bir rivayette ise Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet günü beş şefaatçi vardır: Kur’an, akrabalık bağlarını gözetmek, emanet, peygamberiniz ve Ehl-i Beyt’i.”26

Yine İmam Cafer es-Sadık’tan (a.s) rivayet edilen bir hadiste şöyle buyrulur:
“Kıyamet günü Allah Teâlâ, âlim ile ibadet edeni diriltir. İbadet edene ‘Cennete gir’ denilir. Âlime ise ‘Sen burada kal, çünkü insanları eğittin ve yetiştirdin, bu nedenle şefaat etmen gerekir’ denilir.”27

Bu rivayet, şefaatin hikmetine ve arkasındaki temel amaca işaret etmektedir.

Berzah Âlemi

Biz inanıyoruz ki dünya hayatı ile ahiret arasında “Berzah” adı verilen bir ara âlem bulunmaktadır. Bu dönem, ölümden kıyamete kadar süren ve tüm insanların ruhlarının bulunduğu geçici bir aşamadır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Onların önünde, diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.”28

Berzah âleminin ayrıntıları hakkında bize çok az bilgi verilmiştir ve bu alanı tam olarak kavramamız da mümkün değildir. Ancak genel olarak şunu bilmekteyiz: Salih kulların ve şehitlerin ruhları burada nimetler içinde bulunurken, kötülerin ruhları azap içindedir.

Kur’an’da şehitler hakkında şöyle buyrulur:

“Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın; onlar diridirler ve Rableri katında rızıklandırılırlar.”29

Firavun ve onun yolunu izleyenler hakkında ise şöyle buyrulur:

“Onlar sabah akşam ateşe arz edilirler. Kıyamet günü geldiğinde ise: ‘Firavun ailesini en ağır azaba sokun’ denilir.”30

Bunun yanında, bazı günahkârlar ne tamamen azapta ne de nimette olup adeta bir uyku hâlinde berzahı geçirirler ve kıyamet günü uyandırılırlar.

Kur’an’da bu durum şöyle ifade edilir:

“Suçlular, kabirde yalnızca kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler… Kendilerine ilim ve iman verilenler ise şöyle der: ‘Allah’ın hükmüne göre kıyamete kadar kaldınız; işte bu diriliş günüdür.’”31

Hz. Peygamber’den (s.a.a) rivayet edilen bir hadiste ise şöyle buyrulmuştur:
“Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.”32

Manevî ve Maddî Ödüller

Biz inanıyoruz ki kıyamette verilecek ödüller hem maddî hem de manevî boyutlar taşır. Çünkü ahiret hayatı da hem beden hem ruh ile gerçekleşen bir yeniden diriliştir.

Kur’an-ı Kerim’de ve İslami rivayetlerde cennet; altlarından ırmaklar akan bahçeler, (ör: “Orada temelli kalacakları altından ırmaklar akan cennetler…”33) ve meyveleriyle gölgelerinin ölümsüz olduğu bahçeler anlatılırken (:…”Yemişleri ve gölgelikleri süreklidir.”34) ve tertemiz eşler35 gibi maddî nimetlerle tasvir edilmektedir. Aynı şekilde cehennem ve oradaki azap da yakıcı ateş ve acı verici cezalarla anlatılmaktadır. Bunlar ahiretteki ödül ve cezanın maddî yönünü ifade eder.

Bununla birlikte ahiret hayatında asıl önemli olan, Allah’a manevi yakınlık kazanmak, O’nun rızasına erişmek ve ilahî marifet ve huzura ulaşmaktır. Bu tür manevi nimetler, kelimelerle tam olarak ifade edilemeyecek kadar yücedir.

Kur’an’da cennet nimetlerinden söz edilirken, Allah’ın rızasının her şeyden üstün olduğu özellikle vurgulanır:

“Allah’ın rızası ise bütün bunlardan daha büyüktür. İşte en büyük kurtuluş budur.”36

Gerçek anlamda en büyük mutluluk, insanın Rabbinden razı olunmuş olduğunu ve Allah’ın da kendisinden razı olduğunu bilmesidir. Bundan daha büyük bir mutluluk ve başarı tasavvur edilemez.

İmam Zeynelabidin’den (a.s) rivayet edilen bir hadiste Allah Teâlâ’nın cennet ehline şöyle hitap edeceği bildirilir:
“Benim sizden razı olmam ve sizi sevmem, içinde bulunduğunuz bütün nimetlerden daha üstündür.”37

Onlar da bu ilahî hitabı büyük bir sevinçle kabul ederler.

Kur’an-ı Kerim’de bu en yüce mutluluk şöyle ifade edilir:

“Ey huzura kavuşmuş nefis! Sen Rabbinden razı olmuş ve Rabbin de senden razı olmuş olarak O’na dön. Kullarımın arasına katıl ve cennetime gir.”38

Kur’an’daki ahiret ile ilgili ayetlerde çoğunlukla yeniden dirilişin mahiyeti, yani ruh ve bedenin birlikte dirileceği gerçeği vurgulanmaktadır. Ahiret hayatı, hem ruhsal hem de bedensel yönleriyle bütüncül bir yeniden varoluştur.


  1. – Nisa / 87.↩︎

  2. – Naziat / 37- 41.↩︎

  3. – Nehc’ul Belaga, kısa sözler: 131.↩︎

  4. – Mü’minun / 115.↩︎

  5. – Câsiye / 21.↩︎

  6. – En’am / 12.↩︎

  7. – Kaf / 15.↩︎

  8. – Yâsin / 78-79.↩︎

  9. – Ahkâf / 33.↩︎

  10. – Yâsin / 79.↩︎

  11. – Kıyamet / 3 ve 4.↩︎

  12. – Ör: Yasin / 51, 52. Kamer / 7 ve Mearic / 43.↩︎

  13. – Secde / 17.↩︎

  14. – Buhari ve Müslim gibi tanınmış Ehl-i Sünnet muhaddisleriyle Tabersî, Âlusî ve Kurtubî gibi meşhur müfessirleri bu hadis-i şerifi eserlerinde kaydetmişlerdir.↩︎

  15. – Hakkâ / 19- 25.↩︎

  16. – Yâsin / 65.↩︎

  17. – Fussilet / 21.↩︎

  18. – Zelzele / 4- 5.↩︎

  19. – Meryem / 71- 72.↩︎

  20. Bu meşhur hadis, Ehl-i Sünnet ve Şia kaynaklarının çoğunda, az farkla geçer, bkz: Kenz’ul Ummal, 39036 no’lu hadis, Kurtubi, c:6 s:4175’de Meryem, 71. ayetin tefsirinde; Şeyh Saduk da Emâli kitabında bu hadisi İmam Sadık hazretlerinden (a.s) aktarmıştır. Sahih-i Buhari’de de “Cehennem köprüsü: Sırat” başlıklı bir bab mevcuttur. bkz: c:8, s: 146.↩︎

  21. – Enbiya / 47.↩︎

  22. – Kaaria / 6-9.↩︎

  23. – Müddessir / 38.↩︎

  24. – Enbiya / 28.↩︎

  25. Bihar, c:8, s:42.↩︎

  26. – Kenz’ul Ummâl, 39041 no’lu hadis, c:14, s:390.↩︎

  27. – Bihar, c:8, s:56, hadis: 66.↩︎

  28. – Mü’minun / 100.↩︎

  29. – Âl-i İmran / 169.↩︎

  30. – Mü’min / 26.↩︎

  31. – Rum / 55- 56.↩︎

  32. – Sahih-i Tirmizî c:4, Sıfat-ul Kıyamet kitabı, bab: 26, hadis: 246. Şia kaynaklarında da bu hadis hem Müminlerin emiri Hz. Ali’den (a.s) hem Hz. İmam Zeynelâbidin’den (a.s) nakledilir, bkz: Bihâr-ul Envar, c:6, s:214-218.↩︎

  33. – Tevbe / 89.↩︎

  34. – Ra’d / 35.↩︎

  35. – Âl-i İmrân,15.↩︎

  36. – Tevbe / 72.↩︎

  37. – Tefsir-ul Ayyâşî, Tevbe Suresi 72. ayetin tefsirinde, El-Mizan’ın 9. cildinden naklen.↩︎

  38. – Fecr / 27- 30.↩︎

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir