Önsöz

Alamut Sonrası Nizarî İsmailîliği

“İsmaililik, ilahiyat fakültelerinde yüksek lisans ve doktora tezi mahiyetinde teolojik açıdan birkaç çalışmanın konusu oldu. Bunlar genellikle klasik mezhepler tarihi kaynakları üzerinden gerçekleştirilen teorik mahiyette ve problematik yaklaşımlara pek girmeyen çalışmalardır. Bu kitabın onlardan farkı, yazarının Türkiye’de ilk defa İsmailileri bizzat tanıyan birinin kaleminden çıkmış olmasıdır…

13 ve 15. yüzyıllar Türkiye inanç tarihi için arz ettiği öneme rağmen Türkiye tarihçiliğinde yakın zamana kadar farkına varılmayan İsmaililik konusu, bu mütevazi çalışma ile ümit ederiz, hak ettiği ilgiyi çeker.”

Sahîfe-i Aleviyye – İmam Ali’nin (a.s) Duâları

Merhum büyük âlim Şeyh Abdullah Semâhîcî (v. 1135 h.k.) tarafından telif edilen bu eser, İmam Ali’nin (a.s.) bazı münâcât, duâ, yardım nidâları, na’tları ve büyüleyici sözlerini kapsamaktadır. Kitapta yüz elli bir duâ ve münâcât bulunmaktadır.

Bu duâlar meşhur ve güvenilir kitaplarda ve Ehl-i Beyt âlimlerinin usul kitaplarında nakledilmişlerdir.

Kimin İktidarı?

Kuran’ı Kerim’e baktığımızda şer’i ve merkezi hâkimiyet olmadan doğru icra edilmesi ve algılanması imkânsız olan ayetlerle karşılaşırız. Aynı şekilde toplumsal hayatta İslami bir yönetimin zaruretini beyan eden hadislerinde adedi oldukça fazladır. Fakat İslam’ın uzun zaman devlet yönetiminden ve içtimai rehberlikten uzak düşmesi söz konusu konu hakkında bizleri çok yönlü bir araştırmaya sevk etmektedir.

Ruhun Tahareti

Bu kitabın önemini belirtmek için şu kadarını söylemek yeterlidir: Kitab-ı Kerim, peygamberlerin gönderiliş gayelerinden birisinin tezkiye-i nefis olduğunu belirtir. Tezkiye-i nefsin diğer bir adı, insanın öz ve gerçek benliğini oluşturan ruha taharet kazandırmaktır. İster tezkiye-i nefis diyelim, ister ruhun tahareti diyelim, bu, insanı hem cinslerinden ayırt eden önemli unsurlardan birisidir. İnsanın yeryüzüne gönderiliş gayesi, ruhun taharetini gerçekleştirmektir.

Birçok eserinde bu konuyu farklı açılardan ele alan Murtaza Mutahharî’nin eserlerinin, kişiyi cezbeden kaleminin ve dilinin yanı sıra kalpte derin tesir bırakan ve eyleme yönelten bir boyutu da vardır. Bir diğer ifadeyle yazarın eserleri nazarî hikmetle amelî hikmeti birlikte barındırmaktadır.

Üstad Murtaza Mutahharî’nin, amelî hikmet ile nazarî hikmeti en güzel şekilde mezceden eserlerinden biri olan bu kitabın da okuyucunun kalbî yaşamında derin etkiler bırakacağına ve manevî seyrinde ona kılavuzluk edeceğine inanıyoruz.

İngiliz Şiîliği’nin Perde Arkası ve Uyduruk Merciiyet

Şîa tarihinde iki kavramın ve bunlara bağlı olarak da bir kurumun varlığı -emperyalist ve Siyonist düşmanın düşünce ve strateji merkezlerinin de itirafı üzere- öne çıkarak dikkat çekmektedir: Hüseynî Âşura, Mehdevî İntizâr ve âdil, âlim, bilge, zâhid ve bilinçli Şîa ulemasının (merciliğinin), özelde de Velâyet-i Fakîh kurumunun önderliği. Açık ve gizli düşmanların tamamı da çok doğal olarak entelektüel, politik ve fiziksel saldırı oklarını buraya yöneltmekten geri durmamışlardır. Özellikle günümüzdeki Şîa karşıtı propaganda retoriğinin ve yazılı külliyatın temelinde; Hüseynî yas törenlerinin “bid’at” oluşu, İmam-ı Zaman Hz. Mehdi (a.s.)’ın dünyaya gelmediği ve Velâyet-i Fakîh kurumunun İmam Humeynî’nin ürettiği “politik ve nevzuhur bir tez” olduğu şeklindeki iddialar yer almaktadır. Elinizdeki kitabın konusu olan “İngiliz Şiîliği” denilen akım da işte tam burada devreye girmekte, daha doğrusu “sokulmaktadır.” Bu akımın tek bir kelime ile özetlenmesi istense, “aşırılık” ifadesi sanırız ki, yeterli olacaktır. Bu hareketin belki de en fazla öne çıkan yönü, Ehl-i Sünnet dünyasında görülen tekfirci ekolün muadili denilecek ölçüde kendi dışındaki Müslümanları kâfir sayması, onların tüm kutsal değerlerine ve sembollerine en pespaye şekilde hakaret ve sövmeyi itikadî umdelerinin en başlarına yerleştirmesidir. Öte yandan, bu hareketin söylem ve eylemlerinin, karşı kutuptaki Selefî tekfirciliği besleyen bir işlevi olduğunu da belirtmek zorundayız. Söz konusu akımın diğer tehlikesi de Şîa sosyolojisinde -ama asla Şiî itikadında değil- görülen başka bir sapkın hareket olan Gulat’ın, bu sözde merciliğin sütresi arkasında gizlenerek, bu akımı kendisine perde yapmasıdır.

Uygulamalı Tefsir

Kur’ân tefsiri, genel olarak, şimdiye dek Şîa ve Ehl-i Sünnet müfessirlerin önem verdiği tertibî tefsir ve mevzuî tefsir olarak ikiye ayrılır. Bu iki tefsir türü, kendi içinde de kategorilere ayrılmaktadır. Bugüne kadar tefsir alanında (bağımsız olarak) ihmal edilmiş bulunan bir diğer tefsir türü de tatbikî veya mukârin tefsirdir. Bu tefsir türü, Şîa ve Ehl-i Sünnet’in Kur’ân’ın anlamları hakkındaki görüşlerini uygulamalı olarak inceler. Buradaki tatbikten maksat, mektepler veya çeşitli tefsir metotları (edebî, kelamî, rivâyet gibi) arasından seçilmiş iki mektebin karşılaştırılması değildir. Bilakis âyetlerin tefsirinin, çeşitli yöntemler ve ekollerden bağımsız olarak Şîa ve Ehl-i Sünnet bakış açısıyla karşılaştırmalı incelenmesidir.

Her ne kadar iki fırkanın ictihad tefsirlerinde (rivâyet tefsirleri veya tefsir bi’l-me’sûr eserlerine mukabil) az veya çok birbirlerinin görüşleri incelenip tenkit edilmişse de (mesela Şiî tefsirlerden Allâme Tabâtabâî ‘nin Tefsîru’l-mîzân’ı ve Muhammed Cevad Muğniyye’nin el-Kâşif’i; Ehl-i Sünnet tefsirlerden Âlûsî ‘nin Rûhu’l-me‘ânî ve Reşîd Rızâ’nın el-Menâr ‘ı gibi) konuların mantıksal tanzimine dayalı bağımsız ve çok yönlü bir araştırmaya her iki fırkada da daha önce  rastlanmış değildir.  Âyetlerin anlam ve ilkelerini doğru idrak edip değerlendirmede bu tür bir tefsirin gündeme getirilmesi ve tedvinindeki zaruretin birtakım parlak sonuçları beraberinde getireceği her iki fırkanın da dikkatinden kaçmaktadır. Şöyle ki:

a) İki fırkanın tefsir ilkeleri ve tefsir görüşlerindeki güçlü ve zayıf noktaların keşfi.

b) İki fırkanın tefsir ilkeleri ve kavramlarındaki müşterek ve ayrıldıkları noktaların tanınması.

c) Temeldeki ihtilafların, binadaki farklılıklarla olan net sınırının belirlenmesi ve her birinin ayrı ayrı incelenip tenkidi.

d) İki fırkanın lafzî ihtilaflarının keşfi (ihtilafların büyük hacim tutan kısmı burasıdır) ve onların tartışma dışına çıkarılması.

e) Ayrılık noktalarının, her iki fırka tarafından da kabul edilmiş dayanak ve ilkelere göre test edilmesi.

f) Pek çok cahilce yargılar ve taassuba dayalı ithamların ifşa edilmesi.

Elinizdeki eserde uygulamalı tefsir, Şîa ve Ehl-i Sünnet’in hem tefsir ilkeleri, hem de Kur’ân âyetlerinden çıkardıkları bilgiler alanında yapılacaktır. Tefsirin ilkeleri alanında iki fırkanın Kur’ân tefsirine ilişkin usûlü ve varsayımları, müşterek ilkeler ve muhtasar ilkeler olmak üzere iki kısımda incelenecektir.

Selefiliğe 70 Soru

Bu kitabı bizce benzerleri arasında temayüz ettiren dikkate değer en önemli noktası, yazarının daha önce Vehhâbiliğe intisabı ve bu ekolün okullarında yetişmiş olması sebebiyle onların dışarı çok sızmamış ve yazılı kaynaklarda da fazlaca yer almayan inanç, söz ve tavırlarından -İmam Ali ve Hz. Fâtıma’ya (a.s.) karşı besledikleri kin ve tipik şahsiyetlerinin teşekkülünün arkasındaki davranışsal-psikolojik etkenler gibi- örnekler vermiş olmasıdır. Öte yandan yazarın ele alınan meseleler üzerindeki geniş malumatından kaynaklı vukûfiyeti, sergilediği eleştirel yaklaşımında görülen aklilikle birleştiğinde ortaya derin bir metin çıkmıştır.

Aşura Felsefesi – 72 Konuşma

Dinin esası Aşura ile birleştirilmiş ve onun bereketiyle baki kalmıştır. Seyyidü’ş-Şüheda tarafından ortaya konan böylesi bir fedakarlık ve cesaretin kaynağı; hazretin maneviyat, ihlas, basiret sahibi ve tek kelimeyle insan-ı kamil olmasında yatmaktadır.

Öte yandan Aşura pek çok ibret ve derslerle doludur ve her Müslüman, her İslamî millet için bu dersleri öğrenmek ve Aşura ibretlerini dikkate almak lazımdır; çünkü Aşura’nın en büyük ibreti, İslami toplumun elli yıldan daha kısa bir süre içinde geçirdiği değişim ve yaşadığı çöküştür. Aşura kıyamına ve öncesindeki elli yıllık İslam tarihine baktığımızda şunu görürüz: Havassın özellikle de hak cephesindeki havâssın ibretlik rolü, basiretsizliği ve ondan önemlisi de dünya peşinde koşma gibi hastalıkları Peygamber’in Ehl-i Beyt’inin şahadetine neden olmuştur.

Tüm zamanlarda İslam toplumunun çöküşüne ve Yezidlerin tekrar hakim olmasına şahit olabiliriz, özgürlük ve bağımsızlık yolunu kat etmek isteyen her millet Aşura ashabının yolunu kendine model olarak almalıdır. Seyyidü’ş-Şüheda’nın kıyamının felsefesini ve hedefini tefsir ederken ne İmamın tek hedefinin hükümet kurmak olduğunu ileri sürmek ne de onun tek hedefinin şahadet olduğunu söylemek doğrudur, onun bilinçli ve mücahitçe olan asıl hedefi, İslam ümmetinde ortaya çıkan sapmalar karşısında ilahi cihad yükümlülüğünü yerine getirmek, emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker farzına uymaktı ve böylesi bir hedefle elde edilen her sonuç, ister İslami hükümet kurulsun, isterse şahadetle neticelensin zafer demektir. İmam Hüseyin’in hareketindeki üç unsurun, mantık, kahramanlık ve sevgi unsurlarının bir arada olması ve diğer onlarca ders bu kitapta görülebilir.

Online Sports Nutrition and Natural Dietetics.

Chances are there wasn't collaboration, communication, and checkpoints, there wasn't a process agreed upon or specified with the granularity required. It's content strategy gone awry right from the start. Forswearing the use of Lorem Ipsum wouldn't have helped, won't help now. It's like saying you're a bad designer, use less bold text, don't use italics in every other paragraph. True enough, but that's not all that it takes to get things back on track.

The villagers are out there with a vengeance to get that Frankenstein

You made all the required mock ups for commissioned layout, got all the approvals, built a tested code base or had them built, you decided on a content management system, got a license for it or adapted:

  • The toppings you may chose for that TV dinner pizza slice when you forgot to shop for foods, the paint you may slap on your face to impress the new boss is your business.
  • But what about your daily bread? Design comps, layouts, wireframes—will your clients accept that you go about things the facile way?
  • Authorities in our business will tell in no uncertain terms that Lorem Ipsum is that huge, huge no no to forswear forever.
  • Not so fast, I'd say, there are some redeeming factors in favor of greeking text, as its use is merely the symptom of a worse problem to take into consideration.
  • Websites in professional use templating systems.
  • Commercial publishing platforms and content management systems ensure that you can show different text, different data using the same template.
  • When it's about controlling hundreds of articles, product pages for web shops, or user profiles in social networks, all of them potentially with different sizes, formats, rules for differing elements things can break, designs agreed upon can have unintended consequences and look much different than expected.

This is quite a problem to solve, but just doing without greeking text won't fix it. Using test items of real content and data in designs will help, but there's no guarantee that every oddity will be found and corrected. Do you want to be sure? Then a prototype or beta site with real content published from the real CMS is needed—but you’re not going that far until you go through an initial design cycle.