Kevser

Ramazan Geldi Hoş Geldi

Sûfilere göre avâmın orucu, yemekten içmekten, cinsî muâmeleden çekinmektir. Hasâssın orucu, ağzı-dili, gözü-kulağı, eli-ayağı, aklı-fikri he türlü kötülükten arındırmaktır. Ahassü’l- havâsin orucuyla, Mutlak varlıkta yok olmak, O’nun varlığına bürünmek, O’ndan başka varlık görmemektir.

Yunus Emre:

“Oruç, namaz, gusül, hac hicaptır âşıklara

Âşık bundan münezzeh hassü’l-havâs içinde

Orucuna dayanma, namazına güvenme,

İlm-ü âmel mât olur nâz-ü niyaz içinde”

beyitleriyle bunu anlatır işte. Demek ister ki onlar, yaptıkları kullukları da görmezler; kendileri yoktur ki.

Müellif

El-Mîzân Fî Tefsîr’il-Kur’ân c.3

el-Mîzan gibi çok yönlü bir tefsiri okumanın Kur’ân-ı Kerim’in anlaşılması ve tanıtılması açısından kaçınılmaz ve gerekli olduğunu söylemek mümkündür. Bu büyük tefsire her bakımdan farklı bir tefsir diyebiliriz.
Öncelikle Kur’an’ı Kur’an’la tefsir etmek bakımından farklıdır.
İkincisi Kur’an’ı hadisle tefsir etmek bakımından farklıdır.
Üçüncüsü sosyolojik bir tefsir olmak bakımından farklıdır.
Dördüncüsü felsefî bir tefsir olmak bakımından farklıdır.
Beşincisi mukayeseli tefsir olmak bakımından farklıdır.
Altıncısı irfanî bir tefsir olmak bakımından farklıdır.
Murtaza Mutahharî’nin deyimiyle “Ansiklopedik bir tefsir” olan el-Mîzan bu saydığım ve daha saymadığım birçok hususları aynı potada eritip yepyeni değerler üreten bir tefsir olmak bakımından da farklıdır. Bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da tefsirler yazılacaktır. El-Mîzan’ı aşan tefsirler kuşkusuz kaleme alınacaktır. Ama el-Mîzan çığır açıcı bir tefsir olarak daha uzun bir zaman saltanatını sürdürecektir.

Masum İmamların Fikrî ve Siyasi Hayatı 1

Bu kitap İmamların tarihini ele alan eserlerde karşılaştığımız iki aksi metodun karşısında yeni ve doğru bir üslup sergilemektedir. İmamların hayatını incelemeye alanların bir çoğunun ifrat veya tefrit noktasında yanılgıya düştüklerini görmekteyiz.

Bazıları İmamların tarihini kavrama ve algılamada aşırılığa (ifrat) gidip onların sürekli “gayp”dan yararlandıklarını söylemekteler. Bazıları da İmamlara karşı sırf dünyevi gözle bakan gayb ve ilahi kerametler unsurunu dikkate almadan imamların yaşam, tutum ve tavırlarını incelerken ihmale (tefrit) düşmekten kurtulamamışlar.

İşte bu kitabı okurken her iki eksiklikten uzak bir şekilde Ehlibeyt İmamlarının hayatındaki (Fikri ve Siyasi boyutlarıyla) mücadele unsurlarını tanıma fırsatını bulacaksınız.

Peygamber-i A’azam’dan Dersler

Bu kitabın ana ekseni; tarih boyunca insanlığın katettiği ve edeceği saadet yolu olarak tanımlanabilir. Bütün mahlûkatı yaratan Yüce Yaratıcı önce yaratarak, ardından insanlığa ubudiyette mükemmel insanın örneğini teşkil edecek peygamberlerini göndererek bu yolu açmış ve böylece insanoğluna hücceti tamamlamıştır. Hz. Muhammed’in (s.a.a) doğduğu günden başlayarak bu hakikate şahit olabilecek çok sayıda net belge ve örneği de gözler önüne sermiştir.
İnsanlığın kurtarıcısı olarak zuhur edeceği; İslâm dini öncesinin de semavi kitaplarında bildirilmiş olan Peygamber Efendimiz (s.a.a), peygamberliğinden önce de yaşadığı toplumda emin, güvenilir, vefakâr, dürüst, mert ve namuslu bir isim olarak tanınıyordu. Tam yerinde bir tabirle “Cahiliye Dönemi” olarak adlandırılan o yıllarda insanlar ona “Muhammedü’l-Emin” diyorlardı ki sırf bu bile öyle bir toplumda Peygamberimizin (s.a.a) ne kadar seçkin ve değerli bir konuma sahip olduğunu anlatmaya yeter. Nitekim peygamberlikle görevlendirildiğinde “Ben, güzel ahlakı tamamlayıp kemale erdirmek için gönderildim.” buyuracaktır.

Adl-i İlâhî

Adl-i İlâhi, yalnızca İslam Alemi nde değil hemen her din çevresinde yüzyıllar boyunca insanların zihnini meşgul etmiş ilahiyat sorunlarını anlaşılır bir dil ile ve aklın ve gönlün yatışacağı bir tarzda, İslam ın çözümüne ulaştırmaktadır. Çağımızın büyük iddialarla çeşitli din çevrelerinde ortaya atılan ve tartışılan “şer” açıklamaları ile karşılaştırılırsa, İslam ın bu sorunlara getirdiği çözümün eşsizliği de ortaya çıkacaktır.

Müellifin kullandığı anlaşılır dil, güçlü çevirmen Prof. Dr. Hüseyin Hatemi nin kalemiyle de aynen çeviriye yansıdı. Ayrıca, okurlara kolaylık sağlama amacıyla kitaba Hatemi Hoca tarafından değerli notlar eklendi. Çevirmen tarafından eklenen bu notların geneline kitabın son bölümünde yer verildi.

İmam Hüseyin (a.s) ve Kerbela c.1

Elinizdeki eser, Şehit Mutahharî’nin sohbetlerini gerçekleştirdiği Hüseyniye-i İrşad’da yapılmış olduğu konuşmaların derlenmesinden ibarettir. Kerbela vakıasıyla ilgili günümüze kadar böylesine muhteşem sosyolojik tahlillerde bulunan diğer bir eserin bulunmayışı, hâliyle Müslüman ve gayrimüslim birçok sosyologun dikkatini bu eserin üzerine çekmiş bulunmaktadır.
“İmam Hüseyin ve Kerbela” isimli bu eserin, Kerbela vakasının ve kutsal kıyamının gaye edindiği yolun daha iyi ve daha fazla tanınıp anlaşılmasına vesile olmasını ümit ediyoruz. Şehid Üstad Mutahharî’nin eserlerini yaymada, özellikle de o değerli düşünürün yayınlanmamış eserlerini derleyip yayınlamada, Allah-u Teâlâ’dan muvaffakiyat dileriz.
O, yardım edenlerin en iyisidir.

Ehl-i Beyt Serisi (14 Kitap)

Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır. Buna göre hüccet kullardan önce, kullarla beraber ve kullardan sonra hep vardır. Öyle ki, eğer yeryüzünde sadece iki kişi kalsa, onlardan biri hüccet olur.
İşte tarih boyunca gelen peygamberler ile arkalarından gelen seçkin önderler özveriyi gerektiren hidayet yolunu izlediler, meşakkatli eğitim yolunda yürüdüler. Bu açıdan, ilâhî hüccetlerin, Son Elçi Hz. Muhammed’in (s.a.a) ve onun hak vasilerinin hayatı önem arz etmektedir.
Peygamber efendimizin ve Ehlibeyt İmamları’nın ve onların hakkındaki olaylar üzerinde inceleme yapmanın, fertlerin tarihi olmadığını; bilakis onun, Allah’ın, insanlık tarihi boyunca peygamberlerin dilek ve çabalarının tecelli etmesini istemiş olduğu insanın “ilâhî hidayet ve eğitim” tarihi olduğunu bilmek gerekir. Hz. Peygamber ve Ehlibeyt’i, yeryüzünde kelimenin tam anlamı ve bütün yönleriyle ilahî halifeliğin canlı tecessümü ve yüce örneğidirler.
Ehlibeyt’in her biri hakkında özetle kaleme alınan bu çalışma, onların hayatlarından bazı kesitler; kişilikleri, davranışları ve tutumları hakkında tarihçilerin kaydettikleri ve araştırma kaynaklarında yer verdikleri bazı alıntıları sunmaktan ibarettir…

Şam Ziyaretleri

İlk insanın yaratıldığın andan günümüze kadar çeşitli medeniyetlere şahit olan günümüz Suriye’si Hz. Habil (a.s), Hz. Zekeriya (a.s), Hz. Yahya (a.s) gibi yüce peygamberlerin, peygamber evlatlarının, sahabelerin, Allah’ın sevgili kullarının, büyük alimlerin, ariflerin, velilerin ve özellikle Peygamber efendimizin Ehlibeytinin ve Kerbela kahramanlarından bir çoğunun tertemiz bedenlerini bağrına almıştır. Mazlumlar Anası Hz. Zeyneb’in ve Hz. Hüseyin’in (a.s) kızı Hz. Rukayye’nin türbeleri ziyaret edilen en meşhur türbelerdendir.

Elinizdeki kitapçıkta bu topraklarda bulunan şahsiyetlere ve onların hayatına ve nasıl ziyaret edileceklerine değinilmiştir.

Bunları Biliyor musunuz?

İmam Cafer Sadık (a.s): “Bilmediklerinizi sorup öğrenmede tembellik etmeyiniz. Zira bilmediklerinizi öğrenirseniz dünyaya karşı yenilgiye uğrasanız bile, ahirete karşı yenilgiye uğramazsın. Fakat ilim öğrenme fırsatını yitirirseniz, ahirete karşı mağlup olursunuz.” buyurmaktadır.

Yine İmam Cafer Sadık’tan (a.s); Lokman Hekim’in, oğluna: “Ey oğul! Bilmediklerini âlim kimselerden öğren ve bildiklerini ise bilmeyen kimselere öğret.” dediği nakledilmiştir. 

Biz de bilmediklerimizi Kur’an’ı Kerim’de yer alan “…Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (ilim sahiplerine) sorun.” ayetine uyarak, gerçek “zikir ehli” olan Allah Resulü Hz. Muhammed’den (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları’ndan sormaya ve cevaplarını özetle aktarmaya çalıştık.

Müellif

On Binlerin İhaneti

Rasulullah’ın Medine’ye hicretinin altmış birinci yılının birinci ayının onuncu günü, Ebu Abdullah Hüseyn bin Ali komutasındaki yetmiş küsur fedai, Kûfe’nin seksen kilometre kuzeyinde, Fırat nehrinin üç yüz metre batısında, ıssız Kerbelâ çölünün kavurucu sıcağı altında, savaş düzenine girmiş binlerce Kûfeli askerden oluşan dev gibi bir ordunun önünde, mızrakları eğri gösterecek kadar dimdik durmuş bekliyorlardı. Güce meydan okurcasına, dimdik ve kararlı…

İmam Hüseyn, üzerinde yakasız beyaz gömleği ve siyah sarığı vardı. Yalınayaktı. Çadırdan çıkıp savaş meydanına doğru yürümeye başladı. Gözünü hedeften ayırmadan ağır adımlarla en öne geçti. Hâlâ ileriye doğru baktığı halde elini kaldırıp hemen yanındaki oğluna seslendi,

“Atımı getirin!”

Ali, atı getirip beklemeye başladı. Kûfeli süvariler öne doğru ilerlemeye başlayınca bir elinde Kur’an olduğu halde ellerini göğe doğru kaldırdı;

“Allah’ım!” dedi, tüyleri diken diken eden bir içtenlikle.

“Her üzüntüde, her sıkıntıda, her darlıkta tek güvencim, tek ümidim sensin! Her işimde tek dayanağım yine yalnız sensin. Senin indirdiğin musibetlerden; dostları ürkütüp ayıracak, düşmanları sevindirecek, kalbe ağır gelecek ne kadar keder varsa hepsini yalnız sana arz ederim. Senden başkasından yüz çevirip seni ister, sana yönelirim. Darlığı genişletecek, tasaları kaldıracak ancak sensin. Dileğim ve isteğim sendendir, şikayetim yalnız sanadır!”

 

Zulüm ve adaletsizlik karşısında tarihteki en büyük kıyamı anlatan bu kitap, okuyucuya Kerbela’yı çok farklı açılardan görmesine olanak sağlamaktadır.

Hidayet Önderleri c.5

Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vâsileri, ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır.

Ehl-i Beyt, Peygamberimizin (s.a.a) Allah’ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir.

“Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ile benim Ehl-i Beyt’imdir. Bunlar Havuz’da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır.”

Ehl-i Beyt’in hayat çizgisi, Hz. Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm’ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözler önüne serer.

Bu hususta Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı’nın, Şia’nın düşünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazırlattığı “Hidayet Önderleri” unvanıyla 14 ciltten oluşan ve konusunda kaynak olan dev çalışması şayan-ı teveccühtür.

Ehl-i Beyt hareketi hakkında bu inceleme, elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vâsilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî (a.s) ile son buluyor.

Elinizdeki bu kitapta, Ehl-i Beyt İmamları’nın üçüncüsü ve hidayet önderlerinin beşincisi olan İmam Hüseyin b. Ali’nin (a.s) hayatı incelenmiştir. O, Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) bildirdiği gibi zalimlerin oluşturdukları tufana karşı ümmet için “Hidayet çırağı ve kurtuluş gemisi” idi.

Küçük Savaşçı

 

Yaz mevsiminin başlarıydı. Hicri Şemsi takvimle 1361 Hordad’ının üçüncü günüydü.

Iraklılar, gruplar halinde teslim oluyor, İran kuvvetleri Hürremşehir’i düşman işgalinden kurtarıyordu artık.

Seyyid Salih, şehrin Merkez Camii’ne ulaşmıştı.

Caminin yaralı duvarıyla ahşap kapısını öpüp okşadı.

Gözyaşlarını tutamamıştı.

Şehid düşen arkadaşlarını hatırladı; Cihanara, Cemşid, Ahmet, Mecid ve Behnam Muhammedi geldi gözlerinin önüne…

Gayriihtiyarî, yere baktı.

Merkez Camii’nin önünden, Irak sınırına uzanan Şelemçe yolu boyunca her taraf silah ve miğfer doluydu.

Behnam’ın gördüğü rüya gerçekleşmişti…

Irak orduları, girdiklerine bin pişman oldukları şehri zillet içinde terk ediyor, silahlarını, miğferlerini, bütün ağırlıklarını atıp kaçıyorlardı Hürremşehir’den…

 

Cevaplıyoruz

* Tevhidi şirkten ayırt etmenin ölçüsü nedir?

* Evliya ve Ehl-i Beyt İmamları’nın Gaybi kudretine inanmak şirk midir?

* Allah’tan başkası üzerine yemin edilebilir mi?

* Evliyaya tevessül etmek, şirk ve bidat midir?

* Evliya ve İmamların doğum günlerini kutlamanın hükmü nedir?

* Şefaat dilemek şirk midir?

* Allah’tan gayrisinden yardım dilenir mi?

* Şia, Kuran’ın tahrif edildiğine inanıyor mu?

* Neden Şia, hilafetin tayin ile olduğuna inanır?

* Ehl-i Beyt İmamları kimlerdir?

* Şia Ehl-i Beyt İmamları’nın masumluk sıfatına neden inanıyor?

* Hz. Mehdi kimdir ve neden O’nun zuhuru beklenmektedir?

* Neden ezan okunurken Ali’nin (as) velayetine tanıklık edilir?

* Şia’nın sahabe hakkındaki görüşü nedir?

* Mut’a nikahından maksat nedir ve Şia neden onu helal biliyor?

* Neden Şiiler, toprak üzerine secde ederler?

* Neden Şiiler, beş vakit namazı üç vakitte kılarlar?

* Şia fıkhının kaynakları nelerdir?

* Ebu Talib’in iman getirdiğine dair deliller nelerdir?

* Takiyye nedir, niçin ve nerede yapılır?

* Şia’ya göre Vitir namazı farz mı?

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Gadir-i Hum Hutbesi

Hicretin onuncu yılı ve Perşembe günü idi. Kurban Bayramı’nın üzerinden sekiz gün geçmişti. Cebrail, Hz. Peygamber’e (s.a.a.) şu ayeti indirmişti:

“Ey Elçi, Rabbin tarafından sana indirilen mesajı tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah kâfirleri (bu mesajı inkâr edenleri) amaçlarına ulaştırmaz.” (Mâide Suresi, 67. Ayet)

…Hz. Peygamber (s.a.a), herkesin onu görebilmesi için üst üste yığılarak deve eyerlerinden oluşan yüksekliğe çıkmış; orada bulunan herkesin işitebileceği yüksek bir sesle İmam Ali’nin (a.s) velayetiyle ilgili “Gadir-i Hum Hutbesi” olarak bilinen meşhur hutbesini irad etmişti.

Ehl-i Beyt’in Dilinden Kur’ân-ı Kerim C. 1

İmam Ali (a.s) şöyle buyurur:
Bilin ki şu Kur’ân, öğüdünde aldatmayan, yol göstermede insanı azdırmayan, söyleyişte yalan söylemeyen bir öğütçüdür. Kur’ân’la oturup kalkan, doğrulukta artma, körlükte eksilme ile oturup kalkar. Bilin ki hiç kimseye Kur’ân’dan sonra bir ihtiyaç, bir yoksulluk gelip çatmaz; hiç kimseye ona uyduktan sonra bir zenginlik ulaşmaz. Dertlerinize ondan şifa dileyin; güçlüklerinize ondan yardım isteyin; çünkü o en büyük derde bile devadır ki o da küfürdür, nifaktır, azgınlıktır, sapıklıktır. Allah’tan Kur’ân’la dileğinizi dileyin; onunla Allah’a yönelin; onu vesile ederek halktan bir şey istemeyin; çünkü kullar Allah’a, ona benzer, onun değerine denk değerli başka bir şeyle yönelemezler.
Bilin ki o şefaatçidir, şefaati kabul edilir; öylesine bir söz söyleyendir ki sözü tasdik olunur; Kur’ân kıyamet gününde kime şefaat ederse şefaati kabul olur ve Kur’ân, kıyamet gününde kimin aleyhinde söz söylerse sözü makbul sayılır.
Nehcü’l-Belâğa, Hutbe: 176

DİNİN KEMÂLİ

Bu kitabın adı Maide Suresi 3. ayetinden alınmıştır. Şeyh Saduk bu kitabı Mehdeviyyet (İmam Mehdi) ile ilgili şek ve şüpheleri ortandan kaldırmak için hazırlamıştır. Bu kitabın hazırlaması ile  ilgili şöyle diyor: 
“Bir gece Rey şehrinde arkamda bıraktığım aile, evlat, kardeşler ve nimetler ile alakalı düşünceye kapılmıştım ki birden uykuya daldım. Mekke’de olduğumu gördüm. Allah’ın evinin (Kabe’nin) etrafında tavaf ediyorum. Kara taşın (Hacer-ul Esved)  yanında yedinci tavafta iken gelip onu istilam ediyor, öpüyor, selamlayıp şöyle diyordum:
“Emanetimdir, onu yerine getirdim. Ahdimdir, tamamıyla yerine getirilmesi hakkında bana şahitlik edesin diye onunla ahitleştim.”
Bu esnada Mevlamız, Efendimiz, Zamanın Sahibi İmam Mehdi Kaim’i, Kâbe’nin kapısında ayaküstü durur bir halde gördüm. Kalbim meşgul ve perişan halde ona yakınlaştım. O, yüzümü sezip içimdekileri bildi. O’na selam verdim. O da selamımın cevabını verdi. Sonra bana şöyle dedi:
“Neden seni kederlendiren şeyi ortadan kaldırması için, gaybet (gizleniş) hakkında bir kitap düzenlemiyorsun?”
İmam’a şöyle dedim: “Ey Allah’ın Elçisi’nin oğlu! Gaybet (gizlilik) hakkında her şeyi düzenledim.”
İmam şöyle dedi:
“Bu yolla değil! Sana bir kitap düzenlemeni ve gaybet hakkındaki bu kitabı düzenlerken orada peygamberlerin de gaybet dönemlerini kaydetmeni emrediyorum!”
Sonra İmam gitti, bense gafil bir şekilde uykudan uyandım ve fecir vaktinin doğuşuna kadar dua, ağlama, ıstırap ve ağrı çekme haline kapıldım…
Sabah vakti olduktan sonra ise Allah’ın velisi ve hüccetinin emrine boyun eğerek, Allah’tan da yardım umarak, O’na tevekkül ederek ve kusurlarımdan dolayı bağışlanma dileyerek bu elinizdeki kitabı düzenlemeye başladım. Başarı yalnız Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na güvendim ve yalnız O’na yönelirim.”
Şeyh Saduk

Lütfen Gülümseyin

Başkalarıyla karşılaştığınızda yüzünüzde gülümseme var mı? Gülümsemeyle kemal ve maneviyat yolunda ilerleyebileceğinizi biliyor musunuz? İslam dininde gülümsemenin bir sadaka olarak belirtildiğinden haberiniz var mı? Belaları sizden uzaklaştırabilecek ve ilahi rahmeti size ulaştırabilecek bir sadaka… Gülümsemenin sizin ruhunuzda olumlu etkiler bırakabileceğini tecrübe ettiniz mi? Yüzünüzün kaslarının beyindeki sinir sistemi ile bağlantılı olduğundan haberiniz var mı? Yüzünüzün kaslarının mutluluk hormonlarının salgılamasını sağladığından haberiniz var mı? Bu kitap, gülümsemenin faydaları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanıza katkı sağlayacaktır. Gülümseme, insanlığın elinde bulunan en etkili gençlik iksiridir. Sizler, gülümsemeyle daha çekici, daha canlı ve daha genç görünebilirsiniz.

Kızıl Gül

Mustafa arabadan indi, aksayarak tozlu yolda ilerledi. Düşmanın durmak bilmeyen top ateşi altında her taraf sarsılmadaydı.

Mustafa ne görmüştü acaba?

Arkadaşları elleri tetikte bir yandan onu izlerken, bir yandan da dikkatle etrafı tarıyor, ama hiçbir şey göremiyorlardı.

Mustafa neredeyse insan boyuna ulaşan vahşi çalılıklara yaklaştı.

Top mermilerinin kaldırdığı yoğun toprak bulutu çalılara da sinmişti. Tozlu çalılar arasında bir kızıl gül göze çarpıyordu.

Adeta gülümsüyor gibiydi.

Mustafa şefkatle kızıl gülü okşayıp öptü:

— Şuna bak hele! Bunca top yağmuru altında nasıl sapasağlam kalabildin sen? Rengin de pek muhteşem!..

İslam Tarihi

Ciddi bir akademik çalışmanın ürünü olan elinizdeki eser aslında yazarın Üniversitede verdiği ders mevzuatının özetidir. Beş bölüm ve 16 alt başlık altında sadr-ı İslâm tarihi incelenmiştir. Arap Yarımadası’nın İslâm öncesi döneminde durum ve şartları etraflıca ele alınmıştır. Zira cahiliye dönemi sırasında Arap Yarımadası’nın içinde bulunduğu durumu tam olarak bilmeden İslâm tarihindeki birçok olayın idrak ve tahlili ya imkânsız ya da en azından eksik olacaktır.

Yazar, nebevî çağdaki olayların teferruat ve tafsilleri için ayrı ayrı ve çeşitli kaynakları kullanmaya özen göstermiştir. Kitabın tamamında göze çarpan Kur’an ve hadis kaynaklı belgeler bu eseri alelade bir tarih çalışmasından öteye taşıyarak o dönemle ilgili bazı olaylar çevresindeki şüpheleri giderici nitelikte ciddî bir tahlil ve incelemeyi mümkün kılmaktadır.

Kur’ân’da Kıyamet – Cennet – Cehennem – Tasvirleri Nifak – İnfak

 

Kur’an-ı Mecid’e dikkatle bakıldığında, nifak ve infakla olan ilgi ve alakamız, cennet ve cehennem tercihimizde çok önemli i faktör karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde ortalama bir Müslümanın yaşamının önemli bir kısmı nifakla iç-içe geçmektedir. O halde “Ölüm gelip çattığında, Rabbim! Ne olur beni yakın bir süreye kadar ertelesen de (artık münafıklı yapmasam, çok çok) sadaka verip (salih amellerde bulunsam) iyilerden olsam!” demeden önce; (dünya ve ahiret ârasında bocalamaktan vazgeçerek), bize verilen rızıklardan Allah yolunda harcamalıyız. (Unutmayalım ki) “Bir nefsin eceli gelince, Allah onu asla ertelemez…”!

(Münafikûn; 10-11)

 

 

Caferî Şiîleri Tanıyalım

İhtilaflı konuları tartışmak ve her ekolün delillerini bilmek amacıyla ümmetin ulemasının ihlâsla, sıdk-ı niyetle ve her türlü taassup ve önyargıdan uzak bir şekilde bir araya gelmeleri pek de zorolmasa gerek.

Her ekol ve mezhebin özgür bir ortamda görüşlerini, fıkhi ve fikri konumlarını hiç çekinmeden net bir şekilde ifade etmeleri kadar doğal ve makbul bir şey olamaz  Bunun sonucunca Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıklar tamamen ortadan kalkmış olacaktır.

İşte bu kitapçığın yazılma amacı bu doğrultuda atılan küçük bir adımdır. Gerçeğin ortaya çıkması ve olduğu gibi bilinmesi umuduyla…

Şaban Ayı

Hz. Resulullah (s.a.a):
Şaban benim ayım ve Ramazan Allah’ın ayıdır. Kim benim ayımı oruç tutarsa kıyamet günü onun şefaatçisi olurum.
İmam Muhammed Bâkır (a.s):
“Şabanın on beşinci gecesi, Kadir gecesinden sonra en faziletli gecedir. O gecede Allah Teâlâ kullarına kendi fazlını ve lütfunu ihsan eder ve minnetiyle onları bağışlar. O hâlde o gecede Allah’a yakınlaşmak için var gücünüzle çaba gösterin. Zira o gece öyle bir gecedir ki Allah Teala hiçbir saili -günah bir şey istemediği takdirde- o gecede eli boş geri çevirmeyeceğine dair yemin etmiştir. Allah Teala Kadir gecesini Resulullah (s.a.a) için kararlaştırdığı gibi o geceyi de bizim için belirlemiştir.”

İnançlarımız

Elinizdeki kitap, Şia inanç ve akaidini gayet öz bir şekilde, kolay anlaşılır bir üslup ve nitelikle açıklamakta, beyan etmektedir. Çok kısa ve öz bilgiler ve kaynaklarla elinizdeki hacme indirgenmiş olan bu küçük kitap, aslında son derece yoğun ve hacimli bir ekip çalışmasının ürünü olup diğer İslam mezheplerine mensup Müslümanlarca, hatta Şia üzerine araştırmada bulunmak isteyen gayri müslimlerce şiiliği kaynağından tanıma imkanını yaratmakta ve bunun için uzun ve yorucu mütalaalara gerek bırakmamaktadır.

Bu kitapçık mütalaa edildiğinde, Şia okuluyla diğer İslam fırkaları arasındaki farklılıkların, vahdet, el ve gönül birliği içinde olmayı engelleyecek nitelikte olmadığı kolayca anlaşılacaktır. Zira esasen bütün İslam mezhepleri arasındaki müşterekler (farklı noktalarla kıyaslanamayacak kadar) fazladır, İslam düşmanlarıysa müşterek düşman olup bütün İslam mezheplerini tehdit etmektedir.

Biz inanıyoruz ki: Müslümanlar arasındaki belli bazı farklılıkları büyütmeye çalışarak ihtilaf yaratıp onları birbirine düşürmeye, kanlı savaşlar çıkarıp Müslümanları birbirine kırdırmaya azmeden meşum eller vardır; dünya coğrafyasında hızla yayılan ve giderek yeryüzü küresinin önemli bir bölümüne güneş gibi ışımaya başlayarak komunizmin çöküşünü başta kapitalizm gelmek üzere bütün maddî ve beşerî ekollerin çıkmazlara girip iflas ettiği çağımızda, İslam’î şahlanışı zayıflatmak ve İslam’ın bu muazzam ilerleyişini durdurmak isteyen malum ellerdir bunlar.

Bağdat Seyyidi

“Bağdat Seyyidi”; Saddam’ın zulmünden kurtulduk derken, ülkelerine demokrasi ve insan hakları getirme vaadiyle giren ve bir daha çıkmayan Amerika’nın türlü entrikalarına maruz kalan Irak halkının yaşadığı acılardan kesitler sunmaktadır.

Bir tarafta işgal, diğer tarafta bunu “geri kalmış ülkelere iyilik” zanneden Amerikalı asker Jimmy’nin vicdanının derinliklerindeki insani duygular vardır. Benzeştiği kişilerde aynı duyguları bulduğunda bir renk, inanç ve kültür harmonisi bulacaktır karşısında…

Bu romanın en ilginç yanı, işgal dönemi ve işgal öncesi Irak’ın sosyal ve psikolojik yapısını aktarması, ülkenin etnik ve tarihî köklerini aktarırken sömürü yöntemlerine de değinmesidir. Bunlar, farklı zaman ve iktidarlarda, ülkelerin sosyal, stratejik ve coğrafi özelliklerine göre değişen, ama tanıdık yöntemlerdir.

Online Sports Nutrition and Natural Dietetics.

Chances are there wasn't collaboration, communication, and checkpoints, there wasn't a process agreed upon or specified with the granularity required. It's content strategy gone awry right from the start. Forswearing the use of Lorem Ipsum wouldn't have helped, won't help now. It's like saying you're a bad designer, use less bold text, don't use italics in every other paragraph. True enough, but that's not all that it takes to get things back on track.

The villagers are out there with a vengeance to get that Frankenstein

You made all the required mock ups for commissioned layout, got all the approvals, built a tested code base or had them built, you decided on a content management system, got a license for it or adapted:

  • The toppings you may chose for that TV dinner pizza slice when you forgot to shop for foods, the paint you may slap on your face to impress the new boss is your business.
  • But what about your daily bread? Design comps, layouts, wireframes—will your clients accept that you go about things the facile way?
  • Authorities in our business will tell in no uncertain terms that Lorem Ipsum is that huge, huge no no to forswear forever.
  • Not so fast, I'd say, there are some redeeming factors in favor of greeking text, as its use is merely the symptom of a worse problem to take into consideration.
  • Websites in professional use templating systems.
  • Commercial publishing platforms and content management systems ensure that you can show different text, different data using the same template.
  • When it's about controlling hundreds of articles, product pages for web shops, or user profiles in social networks, all of them potentially with different sizes, formats, rules for differing elements things can break, designs agreed upon can have unintended consequences and look much different than expected.

This is quite a problem to solve, but just doing without greeking text won't fix it. Using test items of real content and data in designs will help, but there's no guarantee that every oddity will be found and corrected. Do you want to be sure? Then a prototype or beta site with real content published from the real CMS is needed—but you’re not going that far until you go through an initial design cycle.