Kevser

Matem-name ve Vaveyla

1842 yılında Tebriz’de doğan şair Necef’te, Kahire’de eğitim görmüş, şiirlerinde Feyzi, Süruş ve Şirzat mahlaslarını kullanmıştır. Uzun süre öğretmenlik yaptığından Muallim Feyzi adıyla tanınmıştır. Elimizde bulunan bu çalışma şairin İmam Hüseyin’le ve Kerbelâ olayıyla ile ilgili mersiyelerinden oluşmaktadır. Şairin 1872 yılında yayımlanan Mâtem-nâme adlı eseriyle, 1896 yılında yayımlanan Mersiye (Vâveylâ) adlı eserini içine almaktadır. Mâtem-nâme’de kayıtlı bulunan 7 adet mersiye şiirlerin birinci bölümünü, Vâveylâ’da bulunan 12 mersiye şiirlerin ikinci bölümünü, Ali Rıza Öge’nin Bektaşi Şiirleri Antolojisi adlı yazma eserinde kayıtlı bulunan iki mersiyesiyle, Son Asır Türk Şairleri’nde kayıtlı bulunan 1 gazeli, Ek Mersiyeler adıyla üçüncü bölümünü oluşturdu. Mâtem-nâme ile Vâveylâ’nın orijinali tıpkı basım olarak eserin sonuna eklendi. Son yüzyılın en usta mersiye yazarı Muallim Feyzi’ nin, Mâtem-nâme ve Vâveylâ adıyla yayımladığımız çalışması Cemil Çiftçi tarafından hazırlandı.

Şerh-i Name

 

Sizinle İslam’ı konuşmak istiyorum; özellikle size tanıtılmak istenen İslam tasvirini…

Sözlerime muhatap olarak değerli anne ve babalarınızı değil de sizleri seçmemin sebebi; anne ve babalarınızı görmezden geldiğimden değil, ileride yaşadığınız ülkelerin ve birer ferdi olduğunuz milletlerin geleceğinin siz gençlerin elinde olacağını gördüğüm içindir. Ayrıca siz gençlerin kalplerindeki gerçeği arama duygusunun daha canlı ve daha güçlü olduğunu biliyorum.

Bu yazdıklarım, yaşadığınız ülkelerin yöneticilerine ve siyasetçilerine yönelik de değil. Çünkü onların, siyaset çizgisini samimiyet ve doğruluk mecrasından bilerek ve isteyerek uzaklaştırdığı inancındayım.

Tarafsızca hüküm verme yetinizi elinizden almalarına ve iletişim araçlarının coğrafi sınırları aştığı bu dünyada, akıllarınızı yapay sınırlarla kuşatmalarına izin vermeyin.

Seyyid Ali Hamenei

 

İmam Hüseyin’in (a.s) Ziyareti

Allah’ın evi olan Kâbe’nin ziyareti, nitekim Masumların (a.s) ve diğer imamzadelerin ve Allah velilerinin mutahhar kabirlerini ziyaret etmek, Müslümanların -ve hatta gayrimüslimlerin- manevi hayatlarının rükünlerinden biridir. 

Örneğin doksan küsur ülkeden Şii, Sünni, Hristiyan, Yahudi, Zerdüştü, Sabii -hatta dindar olmayan laik- insanlardan oluşan kimselerin katılımıyla her yıl onlarca milyon ziyaretçi görkemli Erbain yürüyüşüne katılıyor ve Seyyidü’ş-Şüheda’nın mutahhar türbesini ziyaret ediyor. 

Ziyaretin bir taraftan İslam ve diğer dinlerin mensuplarının manevi hayatında, yine sosyal ve siyasi alanlarında büyük bir öneme ve eşsiz etkiye sahip oluşu, diğer taraftan Masumların (a.s) ziyaretlerdeki marifet unsuruna olan tekitleri bu kitabın yazılmasındaki başlıca sebeplerdir. 

Elinizdeki eserde, Ehlibeyt’in (a.s) ve özellikle İmam Hüseyin’in (a.s) kabirlerinin ziyareti hususunda nakledilen yüzlerce hadis içerisinden bazı hadisler dakik ve özel bir bakış açısıyla seçilmiştir.

Sözleriyle İmam Hüseyin (a.s)

Bu kitap adından da anlaşıldığı gibi Hz. İmam Hüseyin’in (a.s), Medine’den hareket  edip Kerbela’ya varıncaya dek kendisinden nakledilen sözlerini içermektedir.

Hz. Hüseyin (a.s) ve 72 yaverinin tarihi kıyamlarının hedef ve mahiyetini ortaya koyan bu nurlu sözler. Aynı zamanda dine sadık her Müslüman’ın bilmesi gereken tarihi, ilmi ve akıdevi konulara da ışık tutmaktadır.

İçindekiler:

– İmam Hüseyin’in Medine’den Mekke’ye kadar buyurduğu sözler.

– İmam Hüseyin’in Resulullah’ın (s.a.a.) kabrinin kenarında buyurduğu söz.

– İmam Hüseyin’in Basra halkına mektubu.

– İmam Hüseyin Kufe (Irak) yolunda

– İmam Hüseyin’in Kerbela yolundaki sözleri.

– İmam Hüseyin’in Kerbela’ya vardığında buyurduğu sözler.

– İmam Hüseyin’in Aşura günündeki ilk konuşması.

– Kerbela kıyamının sebebini açıklaması.

Din Ve Siyaset

İslam Devrimi’nin ortaya çıkışı, siyasal İslam düşüncesini iç ve dış düşüncelerin odak noktası hâline dönüştürmüş, bu müddet zarfında birçok soruyu ve çeşitli endişeleri de beraberinde getirmiştir.
Fıkhi, genel anlamda İslami terminolojideki kimi belirsizlikler, bu konuda uzman olmayan kimseler için birçok şüphe ve soru yumağı yaratmış, sıkıntılara sebep olmuştur. Hatta bazı kavramlar ilim sahibi kimi insanların eline ayağına dolaşmış, bu alandaki doğal seyirlerine engel teşkil etmiştir…
Elinizdeki kitapta iki bölüm hâlinde “Siyasal İslam Düşüncesi” ekseninde çağın getirdiği sorulara cevap verilmeye çalışılmıştır.
Birinci bölüm, genel anlamda din devleti hakkındaki önemli kelami/iktisadi ve özellikle de İslam devleti hakkındaki temel sorulara ayrılmıştır. İkinci bölümde ise velayet-i fakihin tarihsel geçmişi ve delilleri beyan edilmiş, İslam önderinin yetkilerinin sınırları, velayet ve siyasi oluşumlar arasındaki bağıntı, özgürlük ve medeni toplum gibi konular ele alınmış ve gerçeklerin açığa çıkması için de bu konudaki en temel ve önemli sorulara cevap verilmeye çalışılmıştır.

1001 Hadis Işığında İmam Ali (a.s)

Hz. Peygamber (s.a.a):

* Ya Ali, Allah’ı benden ve senden başkası hakkıyla tanımamıştır. Ve seni Allah’tan ve benden başka kimse hakkıyla tanımamıştır. (21. Hadis)

* Eğer insanlar Ali b. Ebî Tâlib’in sevgisinde birleşselerdi, Allah (cehennem) ateşini yaratmazdı. (816. Hadis)

* Hiç şüphesiz Ali’de öyle hasletler (özellikler) vardır ki, eğer onlardan bir tanesi bile bütün insanlarda olsaydı, fazilet olarak onunla yetinirlerdi. (34. Hadis)

* Ali b. Ebî Tâlib, cennet kapısına asılmış bir halkadır. Kim ona tutunursa, cennete girer. (514. Hadis)

İki İslam

NEDEN İKİ İSLAM?

Din, sadece Allah’tan gelen kanunlar bütünü değildir. Dinin iki ayağı vardır, biri Allah’tan gelen kanunlar bütünü kitap, diğeri kitapla hükmedecek olan Allah’ın seçip yetkilendirdiği kişi. İkisine birden itaat etmenin adına din denilmiştir. Din yukarıdan aşağı iner. Aşağıdan yukarı din olmaz. Ümmetin ihtilafa düşmesinin en önemli sebebi, Müslümanların yapıp ettiklerinin din gibi algılanmasıdır. Nitekim saltanat bu algı yöntemiyle meşruiyet kazanmıştır.

Peygamber Efendimiz hayattayken din bütünsel anlamda onun şahsında somutlaşmıştı. Buna bağlı olarak ümmet tek renkti. İkinci rengin oluşma imkânı yoktu.

Resulullah’ın (s.a.a.) vefatıyla birlikte icra makamı konusunda ümmet ikiye ayrıldı.

Birinci, etkin grup; “Muhammed (s.a.a) peygamberlerin, Kur’an-ı Kerim kitapların ve İslam da dinlerin en kâmili ve sonuncusudur. Resulullah vefat etmiş, getirdiği din ve kitap bakidir. Bundan sonra ümmet, kendi içinden seçeceği önder, otorite vasıtasıyla işlerini deruhte edebilir!”görüşünü ileri sürdü. Bu görüş sahiplerine Sünni denildi.

İkinci, azınlıkta kalan grup ise; “Allah, Âdem’den (as) itibaren insanlığın mutluluğu için gerekli olan ibadî, toplumsal ve hukukî ihtiyaçları karşılamak üzere her zaman kendisiyle ilişki kurabilecek liyakate, temizliğe sahip kimseler seçip göndermiştir. Gönderdiği elçiler; bazen haber getirici ‘nebi’, bazen hem haber getirici hem icradan sorumlu ‘ulü-l azm’ peygamber, bazen de yalnız icradan sorumlu ‘imamlardır’, dolayısıyla önderi, otoriteyi ancak Allah seçebilir.” görüşünde ittifak etti. Bu görüş sahipleri tarihte İsna Aşeriye/İmamiye, Alevi, Şii olarak adlandırılmıştır.

Bu iki farklı görüş ilk etapta siyasi gibi görünse de, zamanla birbirinden bağımsız, adeta iki ayrı İslam şeklinde tezahür etmiştir. Allah izin verirse kitapta bu iki anlayışın bazı temel farklılıklarına işaret etmeye çalışacağız.

Bilinmeyen Simasıyla Hz. Ali (a.s)

Ali (a.s) beden ve ruh kemalini bir araya toplamıştı. Geceleri ibadete başladığında, Allah’tan gayri her şeyden kopar; gündüzleri halkın arasında, onlardan biri gibi yaşardı. Gündüzleri gözler onun eşitlik ve fedakârlık örneği davranışlarına şahit olurdu; kulaklar bilgece öğüt ve sırlar işitirdi ondan. Geceleriyse yıldızlar, Rabbine yakaran Ali’nin (a.s) yaşlı gözlerine şahit olur, gökler onun coşkulu duaları ve âşıkane münacatlarını dinlerdi mahut bir sessizlikle.

Ali (a.s) hem din âlimiydi hem bilge, hem arifti hem sosyal lider, hem zahitti hem asker, hem hâkimdi hem işçi, hem hatipti hem yazar. Kısacası Ali (a.s) tam anlamıyla ve bütün güzellikleriyle kâmil bir insandı…

Elinizdeki kitap, bir giriş ve iki bölümden müteşekkil bu eserin giriş bölümünde çekicilik ve iticiliğin genel anlamlarına ilaveten, insanların çekicilik ve iticilikleri genel bir çerçevede işlenmiştir. Birinci bölümde İmam Ali’nin (a.s), onu hakkıyla tanıyan her insanda hayranlık uyandıran nadide kişiliğinin cazibesi ve bu cazibenin etki ve faydaları ele alınmıştır. İkinci bölümde de o Hazret’in kimleri, ne tür hasletlere sahip insanları kendisinden uzaklaştırdığı boyutu, iticiliği incelenmiştir.

Bu iki bölümden sonra elde edilen netice, İmam Ali’nin (a.s) iki boyutlu ve iki ayrı güce sahip olduğudur ki, ona uyan ve onun okulunun öğrencisi olmak isteyen de, onun gibi olmalı ve bu iki zıt gücü, yani çekicilik ve iticiliği bir arada taşımalıdır.

Mutahhari’den 10 Konuşma

İÇİNDEKİLER:

-İmam Ali (a.s) Açısından Adalet

-İslâm’da Adalet İlkesi

-İslâm Açısından Hakların Ana Dayanakları

-Haklara Saygı ve Dünyayı Küçümseme

-Yerinde ve Yersiz Ayrıcalıklar

-Allah’ın Rızk Vericiliği

-İmam Cafer Sadık (a.s)

-İmam Musa b. Cafer (a.s)

-Zorluklar ve Belalar

-İmanın Fayda ve Etkileri

-Dinin Dünyaya Bakışı

-İslâm’ın İlim Hakkındaki Görüşü

-Dinî Sorular

-Akıl ve Gönül

-Bahar Mevsiminden Alınması Gereken Ders

-Kur’ân ve Düşünme

-Kur’ân’ın Yaşam Konusuyla Tevhide İstidlali

-Dua

-İnsanın Algı Mekanizması

-Nedensiz İnkârlar

Gadir-i Hum

1941 yılında Antakya’da doğdum. Öğrenimimi Antakya’da tamamladıktan sonra 1973 yılında ailemle birlikte Almanya’ya gittim. Almanya’da bulunduğum süre içerisinde, Ehl-i Beyt’i ve onların İslâm dinindeki üstün konumlarını merak ederek, değişik eserlerden faydalanma imkânına kavuştum.

Özellikle yüce dinimiz İslâm’ın biz inanan insanlara gösterdiği aydınlık yolu seçmek ve İslâm’ın sönmeyen ışığını inananlarla paylaşmak amacıyla, değişik görüşlerdeki sayısız eserlerden yararlandım. Kaleme aldığım bu eser, sözünü ettiğim birikimin bir göstergesidir. Yüce peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.a) özü ve soyu olan Ehl-i Beyt’in haklılığı ve İmam Ali b. Ebi Talib’in (a.s), Hz. Peygamber’den sonra vasi tayin edildiğine ilişkin görüşleri değişik kaynaklardan deliller sunarak, yanlış anlaşılmaları ve yanlı düşünceleri bertaraf etmek istedim.

Yaşadığımız evrende, dinimizin gerektirdiği üstün fazilet ve erdemlilik ilkesiyle yola çıkarak, yararlı bir eser sunduğum kanaatindeyim.

Eserimde ele aldığım vaka; dinimizin kemale erdiği noktada da çok önemlidir. İster Gadir-i Hum, ister el-Ğadir diye adlandırılmış olsun; önemli olan eserimin adını da taşıyan “el-Ğadir” olayının spekülasyonlarına son vermesi ve yüce dinimiz İslâm’ın gösterdiği aydınlığın biz inananlara yansımasıdır.

Hidayet Önderleri c.13

Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vâsileri, ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır.

Ehl-i Beyt, Peygamberimizin (s.a.a) Allah’ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir.

“Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ile benim Ehl-i Beyt’imdir. Bunlar Havuz’da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır.”

Ehl-i Beyt’in hayat çizgisi, Hz. Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm’ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözler önüne serer.

Bu hususta Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı’nın, Şia’nın düşünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazırlattığı “Hidayet Önderleri” unvanıyla 14 ciltten oluşan ve konusunda kaynak olan dev çalışması şayan-ı teveccühtür.

Ehl-i Beyt hareketi hakkında bu inceleme, elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vâsilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî (a.s) ile son buluyor.

Elinizdeki bu kitapta, Ehl-i Beyt İmamları’nın onbirincisi ve hidayet önderlerinin onüçüncüsü olan İmam Hasan Askeri’nin (a.s) hayatı incelenmiştir.

Matemin Hakikati

□ Eğer Ehlibeyt izleyicileri Aşura’nın mesajlarını ciddiye alsalardı bugün maddi ve manevi açıdan dünyanın en ileri ve en kalkınmış toplumu olur… bugün İslam toplumuna İslam düşmanlarının kültürel nüfuzu yol bulamazdı.
Dünyada hiçbir milletin ve hiçbir dinin, ilerleme ve saadet yolunda böylesine güçlü bir motivasyon faktörü yoktur. Ne yazık ki İslam toplumu bu güçlü vesileden gereği gibi faydalanamamıştır, Müslümanlar İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamının asli hedefinden sadece kısmen nasiplenmişlerdir… Oysa bugün, İslam toplumu hiç olmadığı kadar yas meclislerinin benzersiz ve üstün gücünden istifade etmeye muhtaçtır.
□ Elinizdeki eserde kısaca yas ehlinin beş merhaleli seyr ü sülukuna, ağlama ve yasın bir vesile oluşuna ve zamanımızdaki yaslara bulaşan afetlere ve sapmalara değindik, ayrıca ayrıntılı olarak yas meclislerinden azami ölçüde istifade etmenin keyfiyetini ve yas meclislerinin en mühim hedeflerini ele aldık.
Aynı zamanda Ehlibeyt’in (a.s) yaşadığı musibetlerin çeşitlerini şerh ederek onlara karşı vazifelerimizi beyan ettik. İnşaallah Hakk dergâhında ve ismet hanedanının nezdinde makbul olur ve aziz okuyucularımız faydalanırlar.
Müellif

Maktel-i Âl-i Resul

Türkçe makteller, Türklerin Kerbelâ algısını göstermesi bakımından önemli kaynaklardır. Bu açıdan maktellerin yazıldıkları dönemlere göre tek tek ve karşılaştırmalı olarak incelenmesi, tarihî süreç içerisinde Türklerin İmam Hüseyin ve Ehlibeyt (as) algısının gözlemlenebilmesinde önemli bir araştırma sahasıdır.
Maktel araştırmalarımızın ilk ürünlerinden biri olan bu çalışmamızda biz, Lâmiî Çelebi’nin kaynaklarda tarihî gerçeklere en sadık maktel olduğu söylenen Maktel-i Âl-i Resûl’ünü inceleyerek, Şiîliğin Anadolu’daki etkilerinin belirginleştiği hassas bir dönemde, müellifin, maktel okuma yasağına rağmen Bursa Ulu Camii’nde ulemânın ve halkın önünde okuduğu maktelinde Kerbelâ Olayı’nı nasıl aktardığını izlemeye çalıştık.

Kur’an’da Sosyal Hayat

(Ey Allah’ın Resulü, bu Kur’an) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, üstün ve övgüye layık Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.

Allah’ın ayetlerine inanan mümin kişi, Kur’an’ın öğrettiği ahlaki değerlere göre hayatını düzenlemelidir. Elinizdeki eserde yer alan yedi makalede işte bu konular işlenmiştir. Bu yedi makalede, Kur’an’ın mümin bir birey için nasıl bir yaşam tarzı belirlediği, Hz. Peygamber’in ve Ehlibeyt İmamları’nın (a.s) Kur’an’ın belirlediği bu yaşam tarzını ne şekilde hayata geçirdikleri; çocukluktan itibaren Müslüman bir bireyin ahlakî, duygusal ve sosyal açılardan nasıl bir eğitime tabi tutulursa Kur’an’ın bize örnek gösterdiği masumların hayat tarzına ulaşabileceği ele alınmış; öte yandan Müslümanların farklı dinlerle mütedeyyin insanlarla ve topluluklarla nasıl davranmaları gerektiği üzerinde durulmuştur.

Umarız Müslümanlar olarak dünya ve ahiret hayatımızda mutluluğa kavuşmak için Kur’an’ın öğretilerini öğrenip sosyal hayatta onlardan faydalanırız; zira günümüzde Müslümanların geri kalmışlığının ve İslam dünyasındaki aşırıcılık ve zulmün en önemli nedeni Kur’an öğretilerini ihmal etmemizden kaynaklanmaktadır.

El-Mîzân Fî Tefsîr’il-Kur’ân c.8

el-Mîzan gibi çok yönlü bir tefsiri okumanın Kur’ân-ı Kerim’in anlaşılması ve tanıtılması açısından kaçınılmaz ve gerekli olduğunu söylemek mümkündür. Bu büyük tefsire her bakımdan farklı bir tefsir diyebiliriz.

Öncelikle Kur’an’ı Kur’an’la tefsir etmek bakımından farklıdır.

İkincisi Kur’an’ı hadisle tefsir etmek bakımından farklıdır.

Üçüncüsü sosyolojik bir tefsir olmak bakımından farklıdır.

Dördüncüsü felsefî bir tefsir olmak bakımından farklıdır.

Beşincisi mukayeseli tefsir olmak bakımından farklıdır.

Altıncısı irfanî bir tefsir olmak bakımından farklıdır.

Murtaza Mutahharî’nin deyimiyle “Ansiklopedik bir tefsir” olan el-Mîzan bu saydığım ve daha saymadığım birçok hususları aynı potada eritip yepyeni değerler üreten bir tefsir olmak bakımından da farklıdır. Bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da tefsirler yazılacaktır. El-Mîzan’ı aşan tefsirler kuşkusuz kaleme alınacaktır. Ama el-Mîzan çığır açıcı bir tefsir olarak daha uzun bir zaman saltanatını sürdürecektir.

Kur’an ve Tebliğ

 

Davet, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, öğüt vermek ve irşad etmek İslâm’ın önemli konularındandır. Ama böyle olmasına rağmen hakkında fazla kitap kaleme alınmamıştır. Yirmi yıldır Allah’ın yardımıyla Kur’ân üzerinde çalışmakta ve tebliğle uğraşmaktayım. Bir kez de davet konusunu araştırmak maksadıyla, Kur’ân’ı baştan sona okuyup inceledim. Tebliğ metodu ve davetçinin özellikleri hakkında yüzlerce ayet buldum. Hamdolsun ki bu ayetleri yılların çabasıyla elde ettiğim bulgularla harmanlayıp birleştirerek bir kitap olarak İslâm davetçilerinin hizmetine sunabildim…

Evet, halkı hidayete erdirmek ve bilinçlendirmek, davetçilerin görevidir ve bu, Allah’ın onlardan aldığı bir ahit ve sözdür.

Hz. Ali (as.) buyuruyor ki:

Allah; öğrenmeleri için bilmeyenlerden ahit ve söz almadan önce, bilmeyenlere öğretmeleri için bilenlerden söz almıştır. (Usul-i Kafi, c. 1, s.51)

Kur’ân-ı Kerim tebliğ için bir teşkilatın varlığını gerekli görmekte ve şöyle buyurmaktadır:

Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. (Âl-i İmrân, 104)

 

Muhsin Kıraati

 

Hidayet Önderleri c.9

Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vâsileri, ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır.

Ehl-i Beyt, Peygamberimizin (s.a.a) Allah’ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir.

“Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ile benim Ehl-i Beyt’imdir. Bunlar Havuz’da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır.”

Ehl-i Beyt’in hayat çizgisi, Hz. Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm’ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözler önüne serer.

Bu hususta Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı’nın, Şia’nın düşünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazırlattığı “Hidayet Önderleri” unvanıyla 14 ciltten oluşan ve konusunda kaynak olan dev çalışması şayan-ı teveccühtür.

Ehl-i Beyt hareketi hakkında bu inceleme, elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vâsilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî (a.s) ile son buluyor.

Elinizdeki bu kitapta, Ehl-i Beyt İmamları’nın yedincisi ve hidayet önderlerinin dokuzuncusu olan İmam Musa Kâzım’ın (a.s) hayatı incelenmiştir.

İslâmî Değer Ölçütleri

Mâlik b. Enes, İmâm Cafer-i Sâdık’tan (a.s), o da babaları kanalıyla Resulullah’tan (s.a.a) şöyle nakletmiştir:

“Kıyâmet günü olduğunda ve sırât cehennemin kenarına kurulduğunda, ondan ancak yanında Ali b. Ebî Tâlib’in velâyetiyle kurtuluş beratı bulunan kimse geçebilecektir.” (Bişâretü’l-Mustafâ, s. 274)

Esbağ b. Nübâte rivayet ediyor: Bir gün İmam Ali’nin yanında idim. Adamın biri ona, “A’raf’ta herkesi simasından tanıyan adamlar vardır.” ayetinin anlamını sordu, İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu:

“A’raf biziz; biz taraftarlarımızı simalarından tanırız. A’raf biziz; Allah’ı tanımak ancak bizi tanıma yolu ile mümkündür. A’raf biziz; bizler kıyamet günü cennet ile cehennem arasında dururuz, ancak bizi tanıyanlar ve bizim tanıdıklarımız cennete girer ve yine ancak bizi tanımayanlar ve bizim tanımadıklarımız cehenneme girer, bu ayetin anlamı budur.” (Basairu’d-Derecat, s. 49; Tessiru’l-Ayyaşî, c. 2, s. 18)

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Zamanının imamını tanımadan ölen bir kimse cahiliye (küfür) ölümüyle dünyadan gitmiş sayılır.” (Biharü’l-Envar, c. 6, s. 16; Müsned-i Ahmed, c. 2, s. 177

İmam Ali’den Son Vasiyet

Elinizdeki eser, İmam Ali’nin (a.s) Kadir gecesinde ve şahadet döşeğinde, mübarek dilinden akan bir vasiyetin şerhidir. Hemen belirtelim ki bu vasiyeti eden kişi, vahiy ocağında yetişen, kâinatın iftiharı, ilmin, adaletin ve zühdün canlı örneği Ebu Talib oğlu Ali’dir (a.s); inci yüklü bu vasiyetin muhatapları ise İmam Hasan (a.s), İmam Hüseyin (a.s), akrabalarından ve ashabından birkaç kişidir. Durum böyle olunca, en seçkin sözlerin ve en önemli öğütlerin söyleneceği çok doğaldır. Buna göre, bu nur yumağı buyruklara dikkat etmek elzemdir.

Ali (a.s) izcisi herkesin arzularından biri şudur: Keşke bilseydim, o hazretin şahadet döşeğinde, mübarek ömrünün son saatlerinde ve anlarında hangi konulara dikkat çekmiş ve hangi noktalara vurgu yapmıştır. Ne mutlu ki, bu arzu gerçekleşmiş ve hazretin tavsiyeleri bizlere ulaşmıştır! Tarih, bu vasiyetleri çok değerli bir hazine olarak kaydetmiş ve bu kıymetli mirası, hazretin fani dünya ile vedalaştığı anlarda mevcut bulunmayan herkes için korumuştur. Bugün bizler bu enfes miras ile baş başayız; onun kadrini bilmeli ve en güzel şekilde ondan faydalanmaya cehdetmeliyiz.

Online Sports Nutrition and Natural Dietetics.

Chances are there wasn't collaboration, communication, and checkpoints, there wasn't a process agreed upon or specified with the granularity required. It's content strategy gone awry right from the start. Forswearing the use of Lorem Ipsum wouldn't have helped, won't help now. It's like saying you're a bad designer, use less bold text, don't use italics in every other paragraph. True enough, but that's not all that it takes to get things back on track.

The villagers are out there with a vengeance to get that Frankenstein

You made all the required mock ups for commissioned layout, got all the approvals, built a tested code base or had them built, you decided on a content management system, got a license for it or adapted:

  • The toppings you may chose for that TV dinner pizza slice when you forgot to shop for foods, the paint you may slap on your face to impress the new boss is your business.
  • But what about your daily bread? Design comps, layouts, wireframes—will your clients accept that you go about things the facile way?
  • Authorities in our business will tell in no uncertain terms that Lorem Ipsum is that huge, huge no no to forswear forever.
  • Not so fast, I'd say, there are some redeeming factors in favor of greeking text, as its use is merely the symptom of a worse problem to take into consideration.
  • Websites in professional use templating systems.
  • Commercial publishing platforms and content management systems ensure that you can show different text, different data using the same template.
  • When it's about controlling hundreds of articles, product pages for web shops, or user profiles in social networks, all of them potentially with different sizes, formats, rules for differing elements things can break, designs agreed upon can have unintended consequences and look much different than expected.

This is quite a problem to solve, but just doing without greeking text won't fix it. Using test items of real content and data in designs will help, but there's no guarantee that every oddity will be found and corrected. Do you want to be sure? Then a prototype or beta site with real content published from the real CMS is needed—but you’re not going that far until you go through an initial design cycle.