Stock status
329 sonuçtan 265-288 arası gösteriliyorEn yeniye göre sıralandı
Aşkın Şehrinde Bir Gezinti
Bu kitap, yuvasız kuşların yuvası, göçmen kuşların vatanını anlatan edebî dilde bir yakarıştır. Kısaca aşktır, gözyaşıdır, feryattır. Allah’tan başkasına kulluktan kurtuluştur. İbrahim’in İsmail’i, Hicaz’ın Hacer’i, Kerbelâ’nın kanıdır. Başı ve sonu yoktur bu kitabın. Her bölümü kendine özgü bir bölüm ve derstir.
Kısacası çıkmaz sokakların çıkışı, ilâçsız dertlerin devasıdır. Aşkı ve aşk oduyla yanan gönlün öyküsünü anlatmaktadır kendine has bir üslûbuyla… Hem de Dostu ve Sırdaşı olan Gece’yle dertleşerek… Çünkü hep gece yaşanır hayatlar, gece yapılır gözyaşı ile tövbeler, ıslatılır seccadeler, kaleme dökülür sırlar. Gece, gizemdir örtüye bürünmüş. Sırlarla dolu… Gece olunca insan, ruhu ile arasındaki dünyevî engellerden mümkün olduğu kadar sıyrılmakta ve yüreğinin sesini dinleyebilmektedir… Ve gecede ya-zılan bir başkadır, tıpkı Gece’ye yazılan bu kitap gibi…
İnsan ve Yakarış
Dua; kimi insanın yanında ihtiyaçlarını gidermek için güçlü birine arzuhal yazmak gibidir.
Kimi insanlar dua denilince bir takım kuru kelimelerden ibaret ezkar ve evradı hatırlarlar.
Bazı insanlar da vardı ki benliğini hiçe sayıp her şeyini sevgiliye feda etme yolunda yalvarış-yakarışı, dua ve münacatı yaşam tarzı ve felsefesi edinirler.
Kimi insanlar, “Tur dağına varınca, ‘Kendini göster’ demeden geç, değmez bu temenna ‘göremezsin’ cevabına” derken, kimileri ise “Tur dağına varınca, ‘Kendini göster’ demeden geçme, sen sevgilinin sesini duy, ister ‘göremezsin’ desin ister ‘görürsün’ desin” derler.
İşte dua ve münacatın doruk noktası budur ve merhum Muhammed Taki Caferi bu küçük ama içerik açısından zengin kitapta duanın doruğunu tefsir etmektedir. Bu derinlik ve doruk ise Kerbela kahramanı, aşk meydanının eri Hz. Hüseyin’in (as) duasında tecelli etmektedir. Hz. Hüseyin’in (as) Kerbela’da ki kahramanlığının yanında aşk sahrasındaki, Arafat çölündeki yakarışının bir bölümünü üstadın eşsiz şerhiyle siz değerli okurlarımıza takdim ediyoruz.
Uygulamalı Tefsir
Kur’ân tefsiri, genel olarak, şimdiye dek Şîa ve Ehl-i Sünnet müfessirlerin önem verdiği tertibî tefsir ve mevzuî tefsir olarak ikiye ayrılır. Bu iki tefsir türü, kendi içinde de kategorilere ayrılmaktadır. Bugüne kadar tefsir alanında (bağımsız olarak) ihmal edilmiş bulunan bir diğer tefsir türü de tatbikî veya mukârin tefsirdir. Bu tefsir türü, Şîa ve Ehl-i Sünnet’in Kur’ân’ın anlamları hakkındaki görüşlerini uygulamalı olarak inceler. Buradaki tatbikten maksat, mektepler veya çeşitli tefsir metotları (edebî, kelamî, rivâyet gibi) arasından seçilmiş iki mektebin karşılaştırılması değildir. Bilakis âyetlerin tefsirinin, çeşitli yöntemler ve ekollerden bağımsız olarak Şîa ve Ehl-i Sünnet bakış açısıyla karşılaştırmalı incelenmesidir.
Her ne kadar iki fırkanın ictihad tefsirlerinde (rivâyet tefsirleri veya tefsir bi’l-me’sûr eserlerine mukabil) az veya çok birbirlerinin görüşleri incelenip tenkit edilmişse de (mesela Şiî tefsirlerden Allâme Tabâtabâî ‘nin Tefsîru’l-mîzân’ı ve Muhammed Cevad Muğniyye’nin el-Kâşif’i; Ehl-i Sünnet tefsirlerden Âlûsî ‘nin Rûhu’l-me‘ânî ve Reşîd Rızâ’nın el-Menâr ‘ı gibi) konuların mantıksal tanzimine dayalı bağımsız ve çok yönlü bir araştırmaya her iki fırkada da daha önce rastlanmış değildir. Âyetlerin anlam ve ilkelerini doğru idrak edip değerlendirmede bu tür bir tefsirin gündeme getirilmesi ve tedvinindeki zaruretin birtakım parlak sonuçları beraberinde getireceği her iki fırkanın da dikkatinden kaçmaktadır. Şöyle ki:
a) İki fırkanın tefsir ilkeleri ve tefsir görüşlerindeki güçlü ve zayıf noktaların keşfi.
b) İki fırkanın tefsir ilkeleri ve kavramlarındaki müşterek ve ayrıldıkları noktaların tanınması.
c) Temeldeki ihtilafların, binadaki farklılıklarla olan net sınırının belirlenmesi ve her birinin ayrı ayrı incelenip tenkidi.
d) İki fırkanın lafzî ihtilaflarının keşfi (ihtilafların büyük hacim tutan kısmı burasıdır) ve onların tartışma dışına çıkarılması.
e) Ayrılık noktalarının, her iki fırka tarafından da kabul edilmiş dayanak ve ilkelere göre test edilmesi.
f) Pek çok cahilce yargılar ve taassuba dayalı ithamların ifşa edilmesi.
Elinizdeki eserde uygulamalı tefsir, Şîa ve Ehl-i Sünnet’in hem tefsir ilkeleri, hem de Kur’ân âyetlerinden çıkardıkları bilgiler alanında yapılacaktır. Tefsirin ilkeleri alanında iki fırkanın Kur’ân tefsirine ilişkin usûlü ve varsayımları, müşterek ilkeler ve muhtasar ilkeler olmak üzere iki kısımda incelenecektir.
Kızıl Gül Olmayaydı
Gergin gecenin camlarının ardında, iki atı yaylıya bağlamışlardı; biri beyaz, öbürü siyah. Atların ağzından çıkan buğu, bir gri bulut gibi, koyu mavi atmosferde yok oluyordu.
Atlar yorgundu. Sık ve kesik soluyorlardı. Belli ki, uzun bir yol kat etmişlerdi…
Nereden gelmişti? Onu ne zamandan beri buraya getirmişlerdi?! Sesi, bir haftadan beridir, yaşlı kadınların sesleriyle dolu mekânda, huzurevinde, yankılanıyordu. Buğulanmış camlarda, gri ve soğuk duvarlarda yankılanan eski, Türkçe bir türkü, hüzünlü bir ahenkle terennüm edilmekteydi:
Kızıl gül olmayaydı;
Sararıp solmayaydı…
İnsanın dünyevi yaşamından kabrine kadar gelişen süreci işleyen sosyopolijik roman.
Şerh-i İsim
Bu eser, İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin soyu, veladetinden çocukluk ve gençlik çağlarına kadar geçen yılları ve yine ilk sosyal ve siyasi faaliyetlerinden İslam İnkılabı’nın zafere kavuştuğu güne dek geçen günlerin özet bir kitabıdır ve bu konuda yazılan ilk eserdir.
Ayetullah Hamenei; İslam İnkılabı’nın zafere kavuşmasından sonra İran’da seçkin konumu ve rolü bir yana, hiç kuşkusuz İran İslam İnkılabı’ndan kaynaklanan siyasi İslam düşüncesinin beyanı ve yayılmasında en etkili âlimlerden biri sayılır. Dolayısıyla böyle bir araştırma aslında İran milletinin mücadele tarihinin bir bölümünü bir kez daha okumak ve beyan etmek demektir.
Bu eserin, İran’da gerçekleşen İslam Devrimi’nin yanı sıra, bu devrimin kökleri, nitelikleri ve Şah rejimine başkaldırıların sosyal, siyasi ve kültürel nedenleriyle o günün İran’ının sosyal, siyasi ve kültürel yapısını aktarması açısından bir kaynak belge olacağında da şüphe yoktur.
Kur’an Tefsiri Metodolojisi
Kur’ân, İlahi ilimden bir mertebe olup, her iki cihan kurtuluş ve saadetine ulaştıracak Yüce Allah’ın son, en kapsamlı ve en sağlam desturudur.
Bu yüce kitabın kendine has özellikleri Müslümanların yanı sıra farklı inanç ve din mensubu oolan bilim adamlarının da ona yönelmesine, ondaki sırları, yeni ve derin konuları, yol gösterici ve yapıcı formülleri keşfetme gayretine itmiştir. Ama ne yazık ki bu alanda özellikle gayrimüslim bilimadamları tarafından yapılmış çalışmalar göz ardı edilmeyecek zafiyetler, yetersizlikle, sapma ve yanlışlıklardan korunamamıştır.
İşte bu yüzden, Kur’ân tefsiri metodolojisini çeşitli boyutlarıyla ele alma fibi bir zaruret doğmuştur. Öte yandan ayetlerin doğru manalarına ve Yüce Allah’ın iradesine ulaşmanın insanın saadeti, bireysel ve toplumsal problemlerinin çözümünde ne kadar olumlu etkisi varsa hiç şüphesiz bilerek veya bilmeyerek bu alanda oluşacak bir sapmanın da olumsuz etkileri olacaktır.
Dolayısıyla şunu söylemek mümkündür: Kur’ân-ı Keri’in azamet ve derinliğine binaen Kur’ân’ı doğru anlama ve tefsir yöntemini bilmek çok büyük bir önem arz etmektedir.
İslâm’da Usûl-u Din
Bu kitap, ilhadî düşüncelerin karanlığında, yolunu kaybeden insanların hayat yoluna ilâhî ışık yansıtacak İslâmî inanç temellerini içeren bir eserdir. Özellikle genç nesile hitap eden bu kitap, hakkın ve aklın yolunu tanıtacak, hakkı batıldan ayırt edecek, inanç alanında ortaya atılan soruları yanıtlayacak ve zihinlerde oluşturulan şüpheleri giderecek zengin bir içeriktedir. Kendi alanında uzman ve otoriter birçok düşünür ve sosyal bilimcinin zahmetlerinin ürünüdür.
Bu kitap otuz ders hâlinde hazırlanmış, öğretim açısından kolaylaştırıcı bütün hususlar dikkate alınmıştır. On dört ders “tevhid” ve “adâlet” hakkındadır. Dokuz ders “nübüvvet” hakkındadır. Beş ders “imamet ve hilafet”le ilgilidir. Son iki ders de “meâd ve berzah” konusu hakkındadır.
40 Derste Ehl-i Beyt İnançları
Her ilmin önem ve değeri onun konusuna bağlıdır. Bütün ilimlerin içinde inanç bilimi en kutsal ve en değerli konuya sahiptir. Her insanın maddî ve manevî hareketlerinin esası ve temeli, sahip olduğu akait usulleri ve inanç prensipleridir, eğer bunlar sağlam ve doğru, kuvvetli ve kusursuz olursa onun amel ve hareketleri, farklı düşünce ve görüşleri de doğru olacaktır.
1- Eser hazırlanırken eski ve yeni birçok kitaptan faydalanılmıştır. Ancak anlaşılmaz tabirlerin kullanılmamasına ve yararlanılan eserlerin ayrıcalıklarına haiz olmasına özen gösterilmiştir.
2- Dersler sade ve herkesin anlayabileceği bir düzeyde hazırlanmıştır.
3- Kitabın içeriği yıllarca ders kitabı ve tecrübe ürünü olduğundan bu konuda ders vermek isteyenlerin faydalanabileceği bir kaynaktır.
4- Bu eserde imanın beş şartı konusunda sorulabilecek bütün sorulara cevap verilmeye çalışılmış ve konunun iyice kavranılabilmesi için de her dersin sonunda o dersle ilgili sorular hazırlanmıştır.
Recep Ayı
İmam Cafer Sâdık (a.s): Kıyamet günü olduğunda Arş’ın bağrından bir münadi şöyle seslenecektir: “Recep ehli nerede?!” Yüzleri insanlara parlayan ve başlarında inci ve yakutla süslü padişahlık tacı bulunan bir grup ayağa kalkacaktır. Her birisinin sağında bin ve solunda bin melek ona eşlik ederek şöyle hitap ederler: “Ey Allah’ın kulu! Kutlu olsun sana Allah’ın bu ikramı-lütfu!”
110 Soruda Gadir-i Hum
Gadir-i Hum çölü, Mekke şehrine 3 mil uzaklıkta Cuhfe yakınlarında yer almakta ve orada her zaman küçük bir nehir bulunmaktaydı. Hz. Peygamber efendimizle birlikte Veda Haccı’ndan dönen kadın ve erkeklerden oluşan yüz yirmi bin kişilik kafile, Hz. Ali’nin (as) velayetinin ilanı için iki gün boyunca bu mekânda konakladı. O sıcak ve kavurucu havada, insanlar su ihtiyaçlarını gidermek için oradaki nehirden yararlandılar. Bu büyük olay ise Gadir-i Hum olarak adlandırıldı. O günden sonra çeşitli yazı, söyleşi ve şiirlerde halkın, Hz. Ali (as) ile yapmış olduğu bu toplu biat, Gadir-i Hum olarak adlandırıldı.
Büyük Gadir-i Hum Olayı, hicretin 10. Yılı, Zilhicce ayının 18’inde, Kurban Bayramı’ndan sekiz gün sonra, Perşembe günü meydana gelmiştir. O gün Allah (c.c.) tarafından, vahiy meleği aracılığı ile Gadir-i Hum sahrasında halkın toplu bir hâlde Hz. Ali (a.s) ile biatleşme emri şu ayet ile verilmiştir:
Ey Elçi, bildir sana Rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği ifa etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun.
(Mâide, 67)
Manevi Mukayeseler
İnsanın manevî hislerine, idrak yeteneğine ve aklının yüceliğine dayalı örneklerin konunun anlaşılmasına önemli katkı sağladığı tartışılmaz bir husustur. Bu gerçekten hareketle konuların daha çabuk ve kolayca kavranabilmesi, rahatlıkla kabul görmesi amacıyla konuları mantıklı örneklemelerle, doğru mukayeselerle açıklama yöntemi benimsenir. Bilindiği üzere, Kur’an-ı Kerim’de de anlatımda etkili ve kolay yollardan biri olan örnekleme ve mukayese yönteminden istifade edilmiştir; ayetlerde yüzün üzerinde örnek bulabiliriz. Ayrıca Hz. Peygamber’den (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları’ndan nakledilen hadislerde de bu metodun bir gelenek haline geldiğini gözlemliyoruz. Elinizdeki eserde Kur’an-ı Kerim ve hadislerde yer alan örneklemeler mukayeseli bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır.
Ehl-i Beytin Dilinden Kurân-ı Kerim C.2
Kur’ân-ı Kerim, Resul-i Ekrem’in(s.a.a) karanlık asırlarda parlayan yegâne ebedî mucizesidir.
Kur’ân tabiata benzer; üzerinde ne kadar çalışılırsa çalışılsın, yine de çalışılacak birçok alan vardır. Bunun hikmeti ise, Allah Teâlâ’nın bu kitabı, belli bir zaman ve belli bir grup için göndermemesi aksine, bütün asır ve zamanlar için göndermiş olmasıdır… Emîrü’l-Müminin Ali (a.s) Nehcü’l-Belâğa’da (18. hutbe) şöyle buyurmuştur:
“Kur’ân’ın zahiri güzel ve süslü, bâtını derindir. İnsanı hayrete düşüren özellikleri bitmez, şaşırtıcı şeyleri son bulmaz.”
Kur’ân ilimleriyle ilgili yazılmış olan değerli eserlerden biri de saygıdeğer âlim Hüccetü’l-İslam Murtaza Turabî tarafından Farsça olarak telif edilmiş olan elinizdeki bu kitaptır. Yazar değerli zamanını harcayarak böyle değerli bir kitabı kaleme almış ve Kur’ân ilimlerinde okuyuculara yeni kapılar açmıştır. Onun güzel bölümlerinden biri de Ehl-i Beyt’in çeşitli meselelerde Kur’ân’dan yararlanmalarını açıklayan bölümüdür. Gerçekte yazar eklediği bu bölümle, Ehl-i Beyt’in Kur’ân-ı Kerim’i algılama yöntemini söz konusu etmiştir; bu da fakihler için bir örnek teşkil edebilir.
Peygamberimizin Çocuklar Ve Gençlerle İlişkileri
Kadim çağlardan günümüze kadar, çocuk yetiştirme konusu toplumsal hayatın ve insanlık âleminin en asli konularından, en önemli mutluluk esaslarından biri olarak sayılmaktadır. Bu nedenle bilim adamları, çocuk eğitimi ve gelişimi hakkında ruhsal ve sosyal terbiye bakımından derinlemesine birçok araştırma yapıp, bu konuda sayısız kitap yazmışlardır.
İslam dininin yüce önderi Hz. Peygamber ve onun hak vasileri, on dört yüz yıl önce insanlık âlemi cehaletin zifiri karanlığında yaşarken, çocuk yetiştirilmesinin değerine ve ehemmiyetine çok önem verip, bu konuda gerekli öğretileri izleyenlerine öğretmiştir.
Bu kitaptaki hedefimiz, iki temel esasa dayanmaktadır:
1- Bütün Müslümanlar, özellikle toplumun büyük bir çoğunluğunu teşkil eden gençler ve öğrenciler, mukaddes İslam dininin buyruklarının kapsamı ve bu semavî dinin amelî değerleri hakkında bilgi edinsinler, sağlam bir itikatla onun takipçisi olsunlar ve başkalarının menfi propagandasına aldanmasınlar.
2- Babalar ve anneler, söz konusu husustaki ağır ve hayatî vazifelerini daha iyi yerine getirebilmeleri için, çocukları terbiye etme konusundaki dinî ve millî sorumluluklarından haberdar olsunlar…
İnsanlık âleminin o yüce şahsiyetlerden haberdar olması, ideal örnek olarak onları izlemesi, yalancı ve şeytanî örnekleri terk etmesi, böylece dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşması umuduyla…
Selefiliğe 70 Soru
Bu kitabı bizce benzerleri arasında temayüz ettiren dikkate değer en önemli noktası, yazarının daha önce Vehhâbiliğe intisabı ve bu ekolün okullarında yetişmiş olması sebebiyle onların dışarı çok sızmamış ve yazılı kaynaklarda da fazlaca yer almayan inanç, söz ve tavırlarından -İmam Ali ve Hz. Fâtıma’ya (a.s.) karşı besledikleri kin ve tipik şahsiyetlerinin teşekkülünün arkasındaki davranışsal-psikolojik etkenler gibi- örnekler vermiş olmasıdır. Öte yandan yazarın ele alınan meseleler üzerindeki geniş malumatından kaynaklı vukûfiyeti, sergilediği eleştirel yaklaşımında görülen aklilikle birleştiğinde ortaya derin bir metin çıkmıştır.
Caferi Mezhebi ve İmam Cafer Sadık (a.s) Buyrukları
İmam Cafer Sadık adına bilinçli bir şekilde yanlış bilgiler içeren kitapların yazıldığı bu dönemde, hakikatlerin daha iyi bilinmesi amacıyla Caferî Mezhebi esaslarını konu edinen bu kitabın yeni baskısını Ehlisünnet kardeşlerime, Peygamber Ehlibeyti’ni sevenlere ve Müslüman Alevi kardeşlerime sunmak istedim.
Gözden geçirilmiş bu baskıda, değerli Hasan b. Ali el-Harranî’ninTuhafu’l-Ukuladlı eserinden İmam Cafer Sadık (a.s) buyrukları bölümü ilave edilmiştir.
Aziz okuyucularımdan taassubu bir kenara bırakarak kitabı okumalarını ve konular hakkında karar vermelerini istirham ediyorum.
Peygamberlerin Hayatı – Cilt 2
İlahi elçiler, insanların en iyileridirler ve bunlar “tam” insanlardır. “Tam” ve “iyi” insanların tarihine dikkat etmek, onların ahlaki, eğitim açısından hayat hikayelerini önemsemek hiç şüphesiz en yüce derstir. Diğer bir ifadeyle; bireysel ve toplumsal yaşamın en ince noktalarını ahlakileştirmek, ancak onların tarihsel yaşamlarının derinliklerine inmekle mümkün olur.
Evet, bu ilahi şahsiyetlerin tarihlerini gözden geçirmek, hedef sahibi her insana yiğitlik, fedakarlık, sabır ve mücadele dersleri öğretir ve yine insanlara hedef uğrunda istikamet sahibi olmayı, gerektiğinde kelleyi koltuğa almayı ve binlerce olumsuzluklar karşısında tahammül göstermeyi telkin eder. Toplumdan şirkin, nifakın, zulmün ve fesadın kazınmasına vesile olur, sonuç itibariyle de saadetli bir toplumun oluşmasının zeminini oluşturur.
Elinizdeki eseri okuduğunuzda dinlerin nasıl başlayıp nasıl geliştiğini, peygamberlerin gönderildikleri toplumlarla olan mücadele ve ilişkilerinde kimi vakit mağlup olup kimi vakit galip geldiklerini, maruz kaldıkları zulüm ve hareketleri, gösterdikleri sabır ve metanetleri, dini ve hakikatleri yaymak için ne gibi zorlukları üstlendiklerini ve taşıdıkları yükümlülükleri açıkça göreceğinizi ümit etmekteyiz.
Eş Seçimi
Evlilik, her insan hayatı açısından en önemli ve en büyük olaylardan biridir. Evlilikte başarılı olunması ya da olunmaması eşlerin her biri için kader tayin edici niteliktedir.
Elinizdeki kitap, eş seçimi ve düğün öncesi yapılması gerekenler konusunda gençlere yardımcı olmak amacıyla telif edilmiştir. Çocuklarının mutluluğunu düşünen anne ve babaların da bu kitaptan yararlanabilecekleri açıktır. Kitabın telifi sırasında Hz. Peygamber’in ve Ehl-i Beyt İmamları’nın yol gösterici değerli hadislerinden istifade edilmiştir.
Ayrıca başarılı ve başarısız evlilik yapmış birçok ailenin hayatları konusunda yapılan incelemelerden de yararlanılmıştır. Uyuşmazlıklara, çekişmelere, boşanmalara sebep olan faktörlerin incelenmesi bu konuda yardımcı olmuştur. Yazar, başarılı ya da başarısız evlilik yapmış birçok aile ile şahsen doğrudan temas hâlinde olmuş, onların sorunlarını ve buna sebep olan etkenleri incelemiş ve kitabın telifinde bunlardan ilham almıştır.
Gelin Canlar Bir Olalım
Ben bu kitaplarımı yazarken bir tarihçi gibi tarih kitabı yazmadım. Ben edebiyatçı olmadığım için böyle bir kitapta yazmadım. Ben romancı da değilim. Bir mizah yazarı olarak da yazmadım. Zaten böyle bir ilme de sahip değilim. Ancak bir kardeşiniz olarak, bu kitaplarımı vatanını, milletini seven bir insan olarak dertleriyle dertlendiğim bu toplumun bir mensubu olarak, tarihin beraberinde getirdiği “Alevilik nedir?” sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktayım.
Sorular ve Cevaplar – Cilt 1 – Kelam & Felsefe
Sorular, ihtiyacımız doğrultusunda oluşan bilmediğimiz, anlam veremediğimiz durumların gerekli mercîye danışılması ile ilgili bir araştırma sürecine tabidir. Bu mercî, ister düşünce yoluyla, ister bir başka insanın deneyimlerinden edinilmiş bilgilere başvurma olsun, hepsi öğrenme arzusunun istekleridir.
Öğrenmek, ruhsal olgunluğa kavuşma dürtüsü, bu dünyada oluşumuzun nedeninin araştırılması gibi birçok sorumluluğun farkındalığı, bizleri sorarak en doğrusunu bulmamıza iten bir durum oluşturur.
Bizler genelde bilgisiz olduğumuz anlaşılmasın diye soru sormaktan da kaçınırız, her şeyi kendimiz çözmeye çalışır, konu hakkındaki yetersiz bilgiden dolayı da eylem safhasında sınıfta kalırız. Burada her şeyden önce görmemiz gereken bir durum var, her birimiz her birimizin hizmet edenleriyiz. Böylesine güzel bir hizmet düzeni varken neden birbirimizden yardım almayalım ki?
Son Vasi
Zamanın imamı Hz. Mehdi’nin (af) hedef ve ülkülerini bilmek ve ona yardım için hazırlıklı olmalıyız; çünkü o insanlık âleminin yaşayan tek imamı ve nazır hüccetidir. O, Allah’ın yeryüzündeki tek bakisi, peygamberler soyunun cevheri ve Ehl-i Beyt İmamları’nın tek yadigârıdır.
O’nun yaşamı, sırlarla dolu gaybeti, mucizevi uzun ömrü, nurlu ve hayat dolu zuhuru, hepsi insanlık tarihinin müstesna ve en verimli dilimidir. Çünkü bu olay, tevhidin varlık aleminin dört bir yanında hakimiyet kurmasıyla sonuçlanacaktır. O gün yaşama dileğiyle!
Yüreğimdi Toprağa Düşürdüğüm
Cemal liseyi bitirdikten sonra evde askerlik zamanını bekleyen bir gençtir. Yaşadıkları mahalleye saçı sakalı birbirine karışmış, sanki bu dünyada yaşamıyormuş izlemini veren ve kimseyle konuşmayan biri taşınır. Cemal sebebini bilmediği bir ilgi duyar bu adama ve onunla yakınlaşmak ister. Sonunda Kadir isimli bu şahısla tanışır ve çok sever onu. Ama Kadir niçin bu halde olduğunu ve niye buraya taşındığını anlatmaz. Cemal merak etse de üstelemez bu konuyu… Kadir Cemal’e okuma fikrini aşılar ve onu üniversiteye hazırlar. Cemal üniversiteyi kazanıp okumaya gider. Cemal Kadir ile mektuplaşır üniversitede. Ama bir süre sonra mektuplarına cevap alamaz. Merak edip evi aradığında annesinden Kadir abisinin öldüğü haberini alır. Hemen otobüse atlayıp İstanbul’a gider. Kadir hayatını yazdığı bir ajandayı ölmeden önce Cemal’e vermesi için mahalleden tanıdığı birine verir. Cemal Kadir abisinin bu emanetini alınca hemen okumaya başlar. Ve Kadir abisinin neler yaşadığını büyük bir hayretle okur…
Tefsir Ekolleri 2. Cilt
Kur’an-ı Kerim’i tefsirde yardım alınabilecek kaynaklardan biri, muhtelif metotlarla ayetleri tefsir etmeye koyulmuş çok sayıda tefsir kitabıdır. Açıktır ki bu tefsirlerden her birinin özelliklerinin bilinmesi ve onların müelliflerinin tefsir metodu ve ekolünün sıhhat ve sağlamlığının incelenmesi bu kaynaklardan doğru yararlanmada ve eski müfessirlerin tecrübe ve hatalarından ders çıkarmada oldukça faydalıdır.
Bu kitapta tefsir için yararlı bu malumatı temin etmede, şimdiye dek Kur’an’ın nasıl tefsir edileceği hakkında serdedilmiş muhtelif görüşler ve bu esasa göre telif ve tedvin edilmiş tefsirler Tefsir Ekolleri adı altında izah edilip incelenmekte; her birinin incelenmesinin ardından, o okula göre veya ondan etkilenerek yazılmış bazı ünlü tefsirler tanıtılmakta; bunların tefsir metodu, kimilerinde genel hatlarıyla, içtihadi tefsirlerin birçoğunda ise tafsilatlı incelenmekte ve değerlendirilmektedir.
Tefsir Ekolleri’nin bu cildinde, önceki cildin devamı niteliğinde şu konulara değinilecektir:
Mutlak rivayet ekolü ve tefsirleri
Mutlak bâtınî ekol ve tefsirleri
İçtihadi ekol ve kısımları
Kur’an’ı Kur’an’la tefsir eden içtihad ekolü ve tefsirleri
İslam’da Kadın
Allame Muhammed Hüseyin Tabatabaî, birçok araştırma ve telifi birlikte yapan ve geniş bir miras bırakan az sayılı âlimlerden biridir. Hiç kuşkusuz Allame Tabatabaî’nin bıraktığı en değerli miraslardan biri; ilmî düzeyi, öğrenciler için belli olan ve açıklanmaya ihtiyaç duymayan, kendisinin yirmi cilt olarak yayınlanan el-Mizan fi Tefsiri’l-Kur’an’ isimli eseridir.
Elinizdeki kitap, gerçekte kadın hususunda ve onun İslam ve Kur’an’daki makamı hakkında üstat Allame Muhammed Hüseyin Tabatabaî’nin ele aldığı, bazılarını müstakil olarak ve bazılarını da el-Mizan Tefsiri bünyesinde işlediği; evlilik, miras, kadının sosyal kişiliği gibi konuları ve Amerika’da bulunan İranlı mezunlardan birinin, kadınlar hakkında birkaç ayetin tefsirlerinin incelenmesi unvanı altında yazmış olduğu bir makaleye verilen cevapları içermektedir.
Kutsal Topraklarda Münazara
Gençlik yıllarımın başlarında çeşitli dinler, ekoller ve mezhepler hakkında araştırmalar yapmaya başladım. Bu araştırmalarımın sonucunda insanların kurtuluş yolunun İslam’da olduğunu gördüm. Daha sonra Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin çoğunlukta olduğunu dikkate alarak bu konudaki mütalaalarımı genişlettim. Bu doğrultuda onların meşhur kitaplarının çoğunu okudum. Özellikle de Ehl-i Beyt ekolü ile Ehl-i Sünnet ekolü arasındaki ihtilaflı konuları araştırdım. O kitaplarda geniş çapta tutarsızlıklar ve çelişkiler gördüm. Bu da Ehl-i Beyt ekolüne olan inancımı daha bir pekiştirdi. Bu mütalaalarım, geçen otuz yıl boyunca kutsal topraklara olan çok sayıdaki yolculuklarımda Sünni üniversite hocaları ve din âlimleri ile iki ekol arasındaki bazı ihtilaflı konuları tartışmama zemin hazırladı. Bu kitap, işte o tartışmalardan bazılarının bir raporudur.
***
Dr. Muhammed Hasan Şucaiferd, 1949 yılında İran’ın Cehrom kentinde doğdu. İlk öğrenimini Cehrom’da, orta öğrenimini Abadan’da geçirdi. Bir süre Petrol Şirketi’nde memur olarak çalıştı. Daha sonra Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ne girdi. Lisansını aldıktan sonra aynı üniversitede göreve başladı. Yüksek lisansını ve doktorasını İngiltere’nin Birmingham Üniversitesi’nden aldı. Hâlihazırda Mekanik Fakültesi’nin hocası ve Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Otomotiv Mühendisliği Fakültesi ve Araştırma Merkezi’nin dekanıdır. Mekanik mühendislik ve otomotiv mühendisliği alanında birkaç kitabı ve uluslararası ve ulusal dergiler ve konferanslarda yayınlanmış ve sunulmuş iki yüzden fazla bilimsel makalesi vardır. 2007 yılında Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yılın örnek hocası seçildi. Dr. Şucaiferd, dinî konulara ve Ehl-i Beyt ekolünü tanıtmaya olan yoğun ilgi ve alakasından dolayı Arapçayı öğrenmiş ve dinî konularda da dikkate şayan faaliyetleri ve araştırmaları olmuştur.
Online Sports Nutrition and Natural Dietetics.
Chances are there wasn't collaboration, communication, and checkpoints, there wasn't a process agreed upon or specified with the granularity required. It's content strategy gone awry right from the start. Forswearing the use of Lorem Ipsum wouldn't have helped, won't help now. It's like saying you're a bad designer, use less bold text, don't use italics in every other paragraph. True enough, but that's not all that it takes to get things back on track.
The villagers are out there with a vengeance to get that Frankenstein
You made all the required mock ups for commissioned layout, got all the approvals, built a tested code base or had them built, you decided on a content management system, got a license for it or adapted:
- The toppings you may chose for that TV dinner pizza slice when you forgot to shop for foods, the paint you may slap on your face to impress the new boss is your business.
- But what about your daily bread? Design comps, layouts, wireframes—will your clients accept that you go about things the facile way?
- Authorities in our business will tell in no uncertain terms that Lorem Ipsum is that huge, huge no no to forswear forever.
- Not so fast, I'd say, there are some redeeming factors in favor of greeking text, as its use is merely the symptom of a worse problem to take into consideration.
- Websites in professional use templating systems.
- Commercial publishing platforms and content management systems ensure that you can show different text, different data using the same template.
- When it's about controlling hundreds of articles, product pages for web shops, or user profiles in social networks, all of them potentially with different sizes, formats, rules for differing elements things can break, designs agreed upon can have unintended consequences and look much different than expected.
This is quite a problem to solve, but just doing without greeking text won't fix it. Using test items of real content and data in designs will help, but there's no guarantee that every oddity will be found and corrected. Do you want to be sure? Then a prototype or beta site with real content published from the real CMS is needed—but you’re not going that far until you go through an initial design cycle.






