Shop

Hadisi Anlama Metodolojisi

Günümüz koşullarında, kuşku ve tereddüt fırtınalarının estiği bir sırada artık rivayetleri basitçe nakletme ve şerh etme işi geçmişteki işlevini görmemektedir. Eskilerin yaptıklarını bildirmekle yetinmek ve bu zengin hazineye ilavede bulunmak için gayret göstermede tutuk davranmak bizi sorular ve ihtiyaçlar karşısında savunmasız bırakacaktır.
Önceki âlimler, masumlardan ve dinin büyük önderlerinden kalmış kıymetli mirası koruma ve aktarmada kendi görevlerini ciddiyetle yerine getirdiler. Tüm güçlerini kullanarak hadislerdeki müşkülleri halletme ve onları izah konusunda beyanlar, izahlar, talikler, şerhler formunda tecelli etmiş çok büyük adımlar attılar.
Şimdi ise hadis alanında gerekli performansı gösterip yeni yollar açmak ve etkili yeni sorulara cevap vermek üzere Fıkhu’l-Hadis alanında çalışmalar yapmak ve İslam medeniyetinin büyük hazinesi olan hadisleri doğru anlamaya çalışmak bizim üzerimizdedir. Bunun için de mutlaka bu ilmin metodolojisini bilmek gerekir.

Nehcü’l Belâga

 

İmam Ali’nin (a.s) Hutbeleri, Mektupları ve Hikmetli Sözleri

 

Şîa ve İmâmet

Şîa (İmâmiyye) mektebi, târih boyunca, pek çok konuda çirkin iftirâlarla karşılaşmıştır. Şîa’nın bu türden iftira ve karalamalara maruz kaldığı konuların başında, kuşkusuz “imâmet” mevzuu gelir.

Şîa’nın, “imâmet” mevzuunu “inanç esasları” arasında ele alıyor olmasından hareketle; Şîa’nın “kendileri gibi düşünmeyen bütün Müslümanları tekfir ettiği” sonucu çıkarılmış ve bu “hayâlî” çıkarım Şîa’ya mal edilmiştir.

Elinizdeki kitap, hâssaten bu konuyu irdeleyen, sahasında ilk mütevâzı çalışmadır. Kitap, Şîa’nın imâmete inanmayan İslâmî kesimleri de “Müslüman” olarak gördüğünü; hadislerle ve ünlü Şiî âlimlerin beyanlarıyla gözler önüne sermektedir.

Bu arada, akla takılabilecek kimi soruların cevaplarını da bulabileceğiniz kitapta, Şîa açısından; “Yahûdî ve Hıristiyanların uhrevî durumları” da ele alınmaktadır.

Bazı Ana Başlıklar:

İmamiyye Şîası’nda İman Ve Küfür Kavramları

İmamiyye Şîası’nda İnsanların İnanç Bakımından Tasnifi

İtikâdî “Müstaz’af” Ne Demektir?

İmâmiyye Şîası, İmâmete İnanmayan Herkesi Tekfir Etmez

İmâmete İnanmayanlar Hakkında Şîa Âlimlerinin Görüşü

Akla Takılabilecek Bazı Sorular

İmâmiyye Şîası, Yahûdî Ve Hıristiyanlar Hakkında Ne Düşünüyor?

313 Derste Dinî Bilgiler

Dinin kemâli, ilim talep etmek ve onunla amel etmektir. Hz. Ali’nin (a.s) buyurduğu üzere ilim öğrenmeye gayret edenler Allah yolunda cihat edenler gibidir.

Şüphesiz Hz. Muhammed’i (s.a.a) ve onun getirdiği şeriatı tanımanın en iyi yolu, ilim öğrenip cehaleti alt etmekten geçer. İşte bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.a) savaşa giderken okuryazar kimselerden şehirde kalıp diğerlerine ilim öğretmelerini isterdi. Yine okuryazar savaş esirlerinin, Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında salıverileceğini buyururdu.

Hz. Peygamber’in (s.a.a) gayesi, ilim vasıtasıyla insanı Kur’ân’ın, peygamberlerin ve âkil insanların lanetine maruz kılan cehaletin karanlığını ve iğrenç tortularını ortadan kaldırıp ideal bir ümmet oluşturmak, herkesin ilimden yararlanmasını sağlamak ve böylece kemal ve olgunluk bahçesinde sefa sürmeleri için ortam hazırlamaktı. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.a) “İnsanların değeri ve kemâli, ilmi miktarıncadır.” buyurmuştur.

Bu hakir Allah kulu bendeniz, her ne kadar ilmin serin pınarlarından kana kana içmediysem de ilim pınarlarını kendilerine yönlendiren seçkin insanların asude hayat sürdüklerine, cehalete meydan okuduklarına, güvenle yere bastıklarına, bütün zorlukları ilim ile aşıp ferahlığa ulaştıklarına şahit oldum.

Dolayısıyla her Müslümanın ilahî hükümleri öğrenmesi ve onlarla amel etmesi zorunludur. Zira eyleme dönüşmeyen ilim, seraba benzer. Akıl sahipleri seraba değil, hakikate yönelirler.

Namazın Hikmeti

 
Nefsin tezkiyesinde, kötülük ve fenalıklardan uzak kalınmasında ve kemal derecesine ulaşmada şuurlu olarak kılınan namazın çok önemli bir yeri vardır.
Bu kitabın yukarıdaki hususu anlatma açısından paha biçilmez bir eser olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim kitabı okuduktan sonra namazın ehemmiyeti, toplumsal ve siyasal boyutlarını idrak edebileceğinizden şüpheniz olmasın!
 

Peygamber ve Ehlibeyt’in Eğitimsel Siyeri – Cilt 3 – Ahlakî Eğitim

Müslüman alimlerin görüşüne göre ahlâk ilmi en yüce ilimdir. İbni Miskeveyh bu hususta şöyle söylemektedir:
“Bu ilim diğer tüm ilimlerden daha iyidir. İnsanın davranışını, insan olduğu için iyileştirmeye çalışmaktadır.”
Nitekim bu kitapta yazarın tüm himmeti, ahlâki eğitim hususunda Peygamber (s.a.a) ve Ehli Beyt’in (a.s) en önemli meseleler ve konular hakkındaki eğitim yöntemlerini sunmak ve o yüce insanların görüşlerini keşfederek bir araya toplamaya çalışmak olmuştur. Bu hedefe ulaşmak için imkan dahilinde ahlâki eğitim hususunda yazılmış Arapça, Farsça ve İngilizce kaynak ve eserler incelenmiştir. Daha sonra Masumların (a.s) yöntemleri rivayet, hadis ve tarih kitaplarından seçilmiştir. Son olarak ahlâki eğitim mesele ve konuları bu yöntemlerle karşılaştırılmış, geleneksel içtihad ve istibnat yolundan istifade edilerek delillendirilmiş, istihraç edilerek bölümlendirilmiş ve bir araya toplanmıştır. Ortaya çıkan ahlâki eğitim görüşlerine bakıldığında Peygamber (s.a.a) ve Ehli Beyt’in (a.s) konuya bakış açısı gözler önüne serilmiştir.

Kurtuluş Çağrısı

Ehli Beyt Mektebi’ne göre nefis terbiyesini konu edinen
elinizdeki bu hacmi küçük eser, bu mektebin önde gelen ahlak ve
irfan büyüklerinden Ayatullah Hüseyin Behrani tarafından kaleme
alınmıştır. Orijinal adı: “Et-Tariku ilallah” /Allah’a giden
yol/’dur. İçerdiği, saadete çağrıdan dolayı, orijinal ismi yerine:
“Kurtuluş Çağrısı” ismiyle yayınlanması daha uygun
görülmüştür. Hacmi küçük olmasına rağmen, içeriği itibariyle
hepimize, anılan bilinci kazanmak açısından çok yardımcı
olabileceği kanaatindeyim.

Hz. Muhammet (s.a.a)’in Hayatı

Bu kitabımda, Peygamberimiz Abdullah oğlu Muhammed Mustafa’nın hayatını kısaca derleyip, hazırlamaya çalıştım. O Peygamber ki, ferdî ve sosyal hayatının bütün alanlarında ve son derece çetin sosyal ve siyasî ortamlarda İslam’ı bütün yönleriyle somutlaştırdı. Düşünce ve inanç plânında, ahlak ve davranış ufkunda İslam’ın örnek değerlerinin temellerini attı. Çağlar boyunca bütün insanlığa iman, ibadet, temizlik ve ahlakî değerlilik ışınları saçan bir yıldız oldu.

Rabbimin bu çalışmamı faydalı kılmasını umarım. Hiç şüphesiz başarının sahibi Yüce Allah’tır.

İnsan-ı Kamil

Bu kitapta insan-ı kamil nasıl olunduğunu ve kimlerin insan-ı kamil olduğu gerçeklerini keşfedeceksiniz. Bu eserde şehit Mutahhari’nin mükemmel insan örneklerinden oluşan bir tablosu var adeta.

Muhtelif ekoller ve farklı dünya görüşleri bu muhteşem tablonun renklerini oluşturmaktadır. Bu farklı dünya görüşlerinin tanımladığı “kemal”, “insan”, “kamil ve mükemmel” kavramlar ise tabloda kullanılan bütün malzemelerdir.

İçindekiler:

İnsanın ruhsal kusurları.

İnsan olabilme sorun ve sorumlulukları.

İnsanın halka karşı sorun ve derdi.

İnsanda Allah’ı arama sorunu ve derdi.

Akıl ekolü üzerine inceleme ve eleştiri.

Ayrıntılarıyla irfan ekolü

İnsan- tabiat ilişkisi.

Batıda insani duygular.

Egzistansiyalizm teorisinin özeti.

Tefsir Ekolleri 3. Cilt

Tefsir Ekolleri’nden maksat, müfessirlerin Kur’an’ın nasıl tefsir edileceğine ilişkin çeşitli görüşleridir. Bu anlama göre tefsir ekolü, tefsir metodundan ayrıdır ve onu kapsamaz. Tefsir Ekolleri külliyatında her ekol incelenip tenkit edildikten sonra o ekolle bağlantılı bazı tefsir kitapları tanıtılmış ve o kitapların tefsir metodu da Kur’an tefsirinin metodolojisinde açıklanmış kaideler kriter ve esas alınarak tahkik edilmiş ve eleştirilmiştir.
Şüphesiz Kur’an tefsiri ve bu işin nasıl yapılacağı üzerinde etkili olan bilgilerden ve bu konuda önkoşul sayılan ilimlerden biri, tefsir ekollerine  aşina olmak, bunların her birine dayalı tefsir kitapları ve metodlarını tanımak, onların zayıf ve kuvvetli yanlarından haberdar olmaktır.
Bu gaye ile Tefsir Ekolleri külliyatının bu üçüncü cildinde, üç tefsir ekolü  (rivayetle tefsirin içtihad ekolü, edebi tefsirin içtihad ekolü, ilmi tefsirin içtihad ekolü ) ve on tefsir kitabından bahsedilmiştir.

Evlilik ve Cinsel Sorunlar

Bu kitapta İslam’ın evliliğe verdiği önem ve insanın cinsellik sorununu nasıl halletmeyi öngördüğü, ayet ve hadisler ışığında anlatılmaya çalışılmıştır. Çarpık ilişkiler insanı bireysel ve sosyal yaşamında, dünyevi ve uhrevi hayatında nasıl bir yozlaşmaya ve felakete sürüklediğini vurgulanarak bu alanda İslam’ın beşeri ideolojilerle mukayese dahi edilmeyecek metin görüşleri anlatılmaya ve aktarılmaya çalışılmıştır.

Kur’an Dilinin Analizi ve Kur’an’ı Anlama Metodolojisi

Dinî metinlerin dili ve bu metinlerin çeşitli ifadelerini anlamanın niteliği üzerinde düşünülmesi, din araştırmacılarının ve dindarların en eski meşguliyetlerinden kabul edilebilir. Ama modern zamanlarda, özellikle de Rönesans’tan ve Yahudi-Hıristiyan dinî metinlerine eleştirel bakış kapısının açılmasından sonra bu mevzunun önemi yüzlerce kat arttı.
Dinî bilgilerde anlamdan yoksunlaştırma, saf işlevselcilik, sembolleştirme, dinin diline yönelik eleştirel gerçekçilik, yazarın maksadını ve metnin içeriğini göz ardı etme, anlamı okuyucunun zihnine bağımlı kılma gibi şeyler bu şartların ve düşünce evresinin armağanıdır.
Bu durumda en temel soru şudur, dinin diline böyle bir yaklaşım ve hermenötik acaba biz Müslümanların önündeki zorunlu tek seçenek midir ve sonuç itibariyle bu yöntem Kur’an’a da dayatılmalı mıdır? Yoksa böyle bir mecburiyet söz konusu değil midir?

Esma-i Hüsnâ

Kur’an ve İrfan Açısından Esma-i Hüsna:

Varlık âleminde görülen her kemal, mutlak kemalden kaynaklanmıştır ve gerçekte her varlık, sahip olduğu kemal oranında o mutlak hakikati gösterir. Zira her varlık O’nun cilve ve tecellisidir ve her tecelli bir şekilde O’nu yansıtır. Bir başka tabirle şöyle diyebiliriz: Bir bakıma bütün varlıklar yüce Allah’ın güzel isimleridir. Zira bütün varlıklar, mukaddes Hakkın zatının kemallerinden bir kemal taşımaktadır. Aynı zamanda mümkinü’l-vücud olduklarından dolayı bir takım eksiklikleri ve noksanlıkları da vardır. Yüce Allah’ın isimleri, bir yandan bütün kemallere sahip olduklarından ve öte yandan da eksiklik ve noksanlığın her türünden münezzeh olduğundan dolayı esmâ-i hüsnadır (en güzel isimlerdir) ve hatta güzel isimler sadece yüce Allah’ın zatına münhasırdır.

Meşhur olan görüşe göre Yüce Allah’ın özel ismi Allah lafz-ı celali dışında Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’a yüz otuz iki isim nispet edilmiştir. Bu isimlerden her biri vasfî bir anlama sahiptir ve her biri, bir şekilde Allah’ı tanıtır. Biz burada bu isimleri alfabetik sıralamaya göre ele alacağız.

Duanın Anlamı

Dua çağrı demektir. Çağrılan Allah”tır. Yardıma, imdata çağrılır. Çağıran; Allah”ın Yarattığı ve yaratıcısına başvurma bilinci verdiği insandır. – Allah; yegâne mutlak varlıktır. Varlığını inkâr etmeye imkân yoktur. Varlğı; var olmak için başkasına ihtiyacı olmayan yegâne varlıktır. İnsan kendi varlığını inkar edemez. Böyle olunca Varlığı, dolayısı ile Allah”ı inkâr edemez. – Allah mutlak, sonsuz ve sınırsız nûr, sonsuz ve sınırsız iyidir. (Kitabın İçinden)

Hidayet Önderleri c.2

Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vâsileri, ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır.

Ehl-i Beyt, Peygamberimizin (s.a.a) Allah’ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir.

“Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ile benim Ehl-i Beyt’imdir. Bunlar Havuz’da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır.”

Ehl-i Beyt’in hayat çizgisi, Hz Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm’ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözler önüne serer.

Bu hususta Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı’nın, Şia’nın düşünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazırlattığı “Hidayet Önderleri” unvanıyla 14 ciltten oluşan ve konusunda kaynak olan dev çalışması şayan-ı teveccühtür.

Ehl-i Beyt hareketi hakkında bu inceleme, elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vâsilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî (a.s) ile son buluyor.

Elinizdeki bu kitapta, Ehl-i Beyt İmamları’nın birincisi ve hidayet önderlerinin ikincisi olan İmam Ali’nin (a.s) hayatı incelenmiştir.

Ben Bir Aleviyim

Bu kitabı yazarken bir takım hatalarımın olacağını düşünerek, önce Allah’ın affına, sonra da okuyucularımızın hoşgörüsüne sığınıyor, böylelikle Âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın emirlerinden bir kısmını yerine getirmiş olmayı ümit ediyorum.

Kitabımızda, Kur’ân’ın en büyük mucize olduğu vurgulanmıştır. Bu söz sadece benim sözüm değildir. 1400 yıldır “Ben Müslümanım” deyip Kur’ân üzerine araştırma yapan onca insanın hemen hepsinin aynı şeyi dediklerini görmekteyiz.

Bilimsel açıdan baktığımızda; ister Müslüman olsun isterse gayrimüslim, ilim adamları bu güne kadar Kur’ân’ın sırlarının tümünü çözememiş, Kur’ân üzerinde aklî ve ilmî açıdan araştırma yapanlar ister istemez “Kur’ân en büyük mucizedir” demişlerdir ve öyle görülüyor ki, dünya durdukça da bu durum böyle devam edecektir. Bazı Kur’ân üzerinde çalışma yapan ilim adamları demişlerdir ki: Kur’ân tıpkı bir sofra gibidir. Nasıl bir adam sofradan ancak midesinin alacağı kadar alıp yiyebiliyorsa, insan da Kur’ân’dan ancak kendi bilgi kapasitesince faydalanabilir. İşte bu açıdan bakıldığında; ben de Kur’ân üzerinde kendi kapasitemce yaptığım araştırmayı değerli okuyucularıma anlatmaya çalıştım. Kur’ân hakkında araştırma yapmak ve onu insanlara taşımak çok önemli ve ağır bir görevdir. Ben bunun sorumluluğunu üzerime almış değilim. Ancak mensubu bulunduğum biz Anadolu Alevîlerine Kur’ân hakkında çok yanlış bilgilerin verildiğini anladığım için, kendimi bu konuda vicdanen sorumlu hissettim. On sene gibi bir zaman zarfında, gerek Kur’ân üzerine ve gerekse bu konuda yazılan çeşitli eserler üzerine hiç durmadan çalıştım, Ehlibeyt’in Kur’ân’la ilişkisi hakkında kendi çapımda eserler okuyup âlimlerden bilgiler edindim. İşte bütün bunların neticesinde, Anadolu’da, Çorum’da Alevî bir anne babadan dünyaya gelen bir insan olarak, Kur’ân’ın en büyük mucize olduğunu ilmî olarak araştırdım ve bunun doğruluğuna kalben de inanarak bu eseri yazdım. Bu konuda, az da olsa, Allah rızası için insanlığa faydalı olabildiysem ne mutlu bana.

Allah’ın lutfü ve keremiyle kitabımızı dört bölüme ayırdık:

Birinci bölümde; Kur’ân’ın en büyük mucize oluşu çerçevesinde; “Besmele”nin 19 harfinin Kur’ân üzerinde bir mühür oluşunun aklî ve ilmî örneklerini vermeye çalıştık.

İkinci bölümde; Allah’ın lütfuyla, sevgili Peygamberimizin Ehlibeyti olan 12 İmamlarımızın nesilden nesile 300 küsur sene boyunca Kur’ân-ı Azimü’ş-Şan’ı korumayla memur olduklarını anlatmaya gayret ettik.

Üçüncü bölümde; halifeliğin nasıl başladığını, kimin daha üstün olduğunu, hakkın kime geçtiğini anlatmaya çalıştık.

Dördüncü bölümde ise yararlı olacağı düşüncesiyle Alemdar Gazetesi’nin benimle yaptığı bir mülakatı kitabın sonuna ekledim ve okuyucularımızın bu kitabı zevkle okuması için elimizden gelen gayreti gösterdim; bunu yaparken her zaman hakkı ve hakikati üstün tutmaya çalıştım. Şimdiden faydalı ve mübarek olması dileği ile.

Şunu anladım ki; Allah’a taraf olmadan, Peygamber’e (s.a.a) taraf olmadan, Kur’an-ı Kerim’i kabul etmeden İmam Ali (a.s) ve 12 İmam’a taraf olmak mümkün değildir.

Tefsir Metotları ve Ekolleri

Dini metinleri anlamada en doğru kaynaklar Kur’an, hadis ve akıl olduğundan; tefsir metotları da “Kur’an’ın Kur’an ile tefsiri”, “Kur’an’ın rivayetlerle tefsiri”, “Kur’an’ın akılla tefsiri” ve “Kur’an’ın içtihat yoluyla tefsiri” şeklindedir. Kitabımızda bu metotların Kur’an tefsirinde izlenecek en doğru yöntemler olduğu ispatlanarak, örneklerle açıklanmaya çalışılmış; Kur’an’ı reye yani kişisel görüşe göre tefsir etmenin geçersiz ve batıl olduğu da detaylı şekilde incelenmiştir.
Elinizde bulunan bu kitapta araştırılan bir diğer önemli konu ise tefsir ekolleridir. Tefsirleri karşılaştırdığımızda bazı özel yöntemlerde müfessirin, kendine özgü fikirsel ekole dayanarak ayetleri tefsir ettiğini görürüz. Tefsir metotları arasında önemli bir yere sahip olan bu konu, her müfessirin düşünce yapısını yansıttığı için “tefsir ekolleri” olarak ifade edilir. Bu yönteme dayalı tefsirlerde irfan, kelam, edebiyat, felsefe, tarih, tasavvuf vb. konulardaki yönelimler incelenir.

Gözde Yetim

Ayetullah Hameneî “Nur Diyârı” adıyla hazırlanan radyo programının çalışma ekibiyle buluşmasında, program yapımcısına birçok iltifatta bulunarak şöyle demiştir: “Bu çalışma yirmi yıl uzarsa, sizin de yaptığınız iş sadece bu olsa, yine de çalışmaya değer!” 

Başta Peygamberlere ve Masum İmamlara (a.s) dair Kur’ân Kıssaları Edebiyat Festivali olmak üzere İran’ın saygın edebiyat festivallerinde çeşitli ödüllere değer görülen yazar, kitabının bu denli ilgi görmesinin nedenini, “Kanaatimce kitaba gösterilen ilginin nedeni yazarının kabiliyeti değildir; aslında bizzat eserin sahibi, yani Hz. Peygamber (s.a.a) kitabın ilgi görmesine sebep olmuştur” sözleriyle açıklar.

Kur’ân ve Hadisler Işığında Hz. Fatıma (s.a)

Büyük alim şöyle diyor kitabıyla ilgili:

“…Ben bu kitabı, kendime sorulan şu sorunun cevap olarak yazdım: “İslam Peygamberinin kızı Hz. Fatıma’nın (s.a) İslam ümmeti içinde özel fazilet ve üstünlüğü var mıdır? Varsa Şia ve Ehlisünnet’in ittifak ettikleri deliller mevcut mudur?

Bu büyük İslam kadını Hz. Fatıma’nın (s.a) şahsiyeti ve üstün faziletini ispat için insanlığa kılavuz olan kitapların en yücesi Kur’an-ı Kerim ve Müslümanlarca ittifaken kabul edilmiş peygamberin hadislerini ele alacağız. Bu hususta hiçbir şek ve şüpheye yer kalmayacaktır. Biz bu işi iki bölümde sunmaya çalıştık. Birinci bölümde Kur’an-ı Kerim’de yer alan ayetler; ikinci bölümde ise, özellikle bütün İslam aleminin ittifak ettikleri hadisler üzerinde duracağız.”

Peygamberimizin Ahlakından Esintiler

“Şüphesiz, sen yüce bir ahlâka sahipsin.” (Kalem Sûresi / 4)
Kur’an-ı Kerim, açık bir şekilde İslam Peygamberi’ni (s.a.a), bütün asırlarda alemdeki varlıkların en kamil örneği ve Müslümanlar için en güzel örnek olarak tanıtmıştır. Ne mutlu ki Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) değerli yaşamı ve hadisler hazinesi, onun hayatının en detaylı konularını bile gözler önüne sermiştir.
Bu kitap da, bu değerli hazineden ilham alarak Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) hayat ve yöntemi hususunda kısa ve hızlı bir seyirde bulunmuştur.

Ya Zillet Ya Hürriyet

İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdu ki:

“Her kim İmam Hüseyin (a.s) hakkında şiir okur, ağlar ve başkalarını da ağlatırsa, Allah Teâla bundan dolayı cenneti ona hak kılar ve onu bağışlar.”

Bu kitapta, İmam’ın bu hadisi düstur edinilmiş, Kerbela Olayı günümüz Türkçesi ile yalın ve akıcı bir üslupla anlatılmıştır.

Kur’ân İlimleri

Kur’ân İlimleri veya Kur’ânî İlimler tabiri; Kur’ân’ın tanınması ve muhtelif yönlerinin bilinmesine yardımcı olan ilimler için kullanılan bir kavramdır. Kur’ânî ilimler ile Kur’ânî maarif arasındaki fark şudur: Kur’ânî ilimler, Kur’ân dışındaki ve Kur’ân’ın anlaşılmasına yardımcı olan ilimlerdir ve Kur’ân’ın muhtevası ve tefsiriyle doğrudan ilişkisi yoktur. Kur’ânî maarif veya bilgiler ise, Kur’ân’ın içeriği ve tefsiriyle doğrudan alakalıdır. Başka bir ifadeyle, Kur’ânî ilimler, Kur’ânî maarifin mukaddimesidir.

Kur’ânî İlimler: Kur’ân’ın bilinmesi ve muhtelif yönlerinin anlaşılması için hazırlık mahiyeti taşıyan ilimlerdir. Vahiy, Kur’ân’ın nüzul şekli, nüzulün tertip ve süresi, Kur’ân’ın toplatılması ve çoğaltılması, vahiy kâtipleri, mushafların denkleştirilmesi, kıraatin oluşumu, kıraatler arasındaki ihtilafın kaynağı, Kur’ân’ın tahrif edilmemiş olması ve delil oluşu, nasıh ve mensuh, muhkem ve müteşabih ayetler, Kur’ân’ın mucize oluşu, esbab-ı nüzul ve benzeri konular, Kur’ânî ilimlerin kapsamına girmektedir.

Elinizdeki mevcut kitap altı ciltlik “et-Temhid Fi Ulumi’l-Kur’ân” ile “Siyanetu’l-Kur’ân Mine’t-Tahrif eserlerinin özeti ve yeniden kaleme alınmasından meydana gelmiş bulunmaktadır.

Tuhefu’l-Ukûl An Âli’r-Resûl

Bu eser, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları’nın özellikle insanın manevi kemaliyle ilgili olan sözlerinden bir kısmını içermektedir; Şia mektebinin hicri 4. asırdaki büyük âlimlerinden olan ve Şeyh Saduk ile ayni dönemde yaşayan Hasan b. Şu’be el-Harrani tarafından yazılmıştır.

Sahibu’r-Revzat, onun hakında şöyle diyor: “Hasan b. Hüseyin b. Şu’be el-Harrani (veya el-Halebî) ilimde yüce mertebeye ulaşmış büyük bir şahsiyettir. Onun esersi olan Tuhefu’l-Ukul an Ali’r-Resul kitabı Şia ulemasının itimat etikleri bir eserdir.”

Merhum Allame Meclisi de şöyle diyor: “Tuhafu’l-Ukul’un eski bir nüshasını ele geçirdim. Bu kitaptaki düzen, müellifinin ilmi makamını gösterir. Ve kitabın birçok konuları, senede ihtiyacı olmayan öğütler ve kesin olan temel ilkeler hakkındadır.”

Müellif, Ehlibeyt’in her birinden nakledilen hadisleri ayrı ayrı bölümlerde sırasıyla nakletmişler. Sonuna da kitabın üslubuyla bağdaşan tavsiye ve öğüt niteliğinde dört ek ilave etmişler: Allah’ın (c.c) Hz. Musa (a.s) ile konuşması, Hz. İsa (a.s) ile konuşması, Hz. İsa’nın (a.s) nasihatleri ve (İmam Cafer Sadık’ın -a.s- ashabından olan) Mufazzal ibn Ömer’in tavsiyeleri.

İmam Rıza’dan (a.s) Hadisler

İlahî hidayetten yoksun bilginin, manevî ve ahlakî değerlerden mahrum teknolojinin içinde bulunduğumuz üzücü durumdan başka bir getirisi olmamıştır. Bu yüzden manevî eğilimler düşünce hayatımızdaki yerini almalı ve insanî/ahlakî değerlerin bütün insanlar tarafından içselleştirilmesi sağlanmalıdır. İlahî önderlerin öğretisinden ders alınmalı ve yaşam koşullarının iyileştirilmesinde peygamberlerin ölçütlerinden faydalanılmalıdır. Kaosun ve zulmün hüküm sürdüğü, insan olmanın önemini kaybettiği çağımızda ilahî önderlerin öğretisini yaymak değerli ve kalıcı bir iştir. Böylelikle insanların erdeme yönelmelerinin önü açılır ve insan onuru hak ettiği değeri bulur. Biz bu küçük kitabımızda, bilinçli ve mütefekkir nesillerin temiz insanî hakikatlere aşina olmasını sağlamak amacıyla İmam Ali b. Musa er-Rıza’nın (a.s) hadislerini zikretmek istedik. Umarız bu kitapçıkta yer alan hadisler, düzensiz ve nursuz hayatların yaşandığı günümüz dünyasında gençlere yol gösterici olur.

Online Sports Nutrition and Natural Dietetics.

Chances are there wasn't collaboration, communication, and checkpoints, there wasn't a process agreed upon or specified with the granularity required. It's content strategy gone awry right from the start. Forswearing the use of Lorem Ipsum wouldn't have helped, won't help now. It's like saying you're a bad designer, use less bold text, don't use italics in every other paragraph. True enough, but that's not all that it takes to get things back on track.

The villagers are out there with a vengeance to get that Frankenstein

You made all the required mock ups for commissioned layout, got all the approvals, built a tested code base or had them built, you decided on a content management system, got a license for it or adapted:

  • The toppings you may chose for that TV dinner pizza slice when you forgot to shop for foods, the paint you may slap on your face to impress the new boss is your business.
  • But what about your daily bread? Design comps, layouts, wireframes—will your clients accept that you go about things the facile way?
  • Authorities in our business will tell in no uncertain terms that Lorem Ipsum is that huge, huge no no to forswear forever.
  • Not so fast, I'd say, there are some redeeming factors in favor of greeking text, as its use is merely the symptom of a worse problem to take into consideration.
  • Websites in professional use templating systems.
  • Commercial publishing platforms and content management systems ensure that you can show different text, different data using the same template.
  • When it's about controlling hundreds of articles, product pages for web shops, or user profiles in social networks, all of them potentially with different sizes, formats, rules for differing elements things can break, designs agreed upon can have unintended consequences and look much different than expected.

This is quite a problem to solve, but just doing without greeking text won't fix it. Using test items of real content and data in designs will help, but there's no guarantee that every oddity will be found and corrected. Do you want to be sure? Then a prototype or beta site with real content published from the real CMS is needed—but you’re not going that far until you go through an initial design cycle.