Gaybet-i Suğra Döneminde İmam Mehdi (a.s)’ın Dört Özel Naibi
İmam Mehdi (a.s) Hicri Kameri 255 yılında dünyaya geldi. Babası İmam Hasan Askeri (a.s)’ın şehadetinden sonra Abbasi saltanatının memurları, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın evine saldırıp yerine geçecek olan İmam’ı aramaya koyuldular. Bu olay geleceğin İmamının canının ciddi bir şekilde tehlikede olduğunu gösteriyordu. İmamet silsilesi, ve nübüvvet sülalesinin devam etmesi ve beşeriyetin büyük kurtarıcısının canının korunması gerekiyordu. Bu nedenle İmam Mehdi (a.s), Allah’ın emriyle gaybete çekildi.
İmam Mehdi (a.s)’ın gaybetiyle Şiiler oldukça güç bir döneme girmiş oluyorlardı. Bu durum karşısında dağılma ihtimali büyüktü. Ancak, bu duruma alışmaları, şek ve şüpheye düşmemeleri ve paniğe kapılmamaları için, Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları (a.s) yıllar öncesinden gerekli tedbirleri almış, nurlu ve muhtevalı sözlerinde gaybet meselesini genişçe işlemiş ve fikirleri gaybet için hazırlamışlardı. Bu konuda birçok hadis nakledilmiştir ki, onlardan birkaçını aşağıda örnek olarak zikrediyoruz:
1- Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Beni müjdeci olarak gönderen Allah’a andolsun, benim evlatlarımdan olan Kaim (kıyam edecek olan Mehdi) bir ahd üzere gizlenecektir. O dönemde insanların çoğusu: (hak yoldan saparak) “Allah’ın Âl-i Muhammed’e ihtiyacı yoktur.” diyecektir. Bir kısmı da onun doğumunda şüphe edecektir. Öyleyse, kim gaybet zamanını görse, dinini korusun ve şeytanının şüphe uyandırarak ona musallat olmasına ve anne babasını (Adem ve Havva) cennetten çıkardığı gibi onu benim dinimden çıkarmasına izin vermesin. Allah, şeytanı kafirlerin dostu olarak karar kılmıştır.”[1]
2- Emir-ul Mü’minin Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Yeryüzünde her zaman Allah’ın, dinini ayakta tutacak bir hüccetti olacaktır. O ya görülüp bilinecek, (11 Masum İmam (a.s) gibi) ya da (zalimlerin korkusundan) gizli bir halde yaşayacaktır ki, Allah’ın hüccet ve delilleri batıl olmasın.”[2]
3- İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “ İmamınızın gaybet haberi size ulaştığında onu inkar etmeyin.”[3]
4- İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Bu işin sahibi için kesinlikle bir gaybet dönemi olacaktır. Bunun bazı sebepleri vardır. Bu sebepleri açıklamamaya emrolunduk. onun gaybetinin hikmeti, kendisinden önce gelen peygamberlerin gaybetlerinin hikmeti gibidir. Bunun asıl sebebi ortaya çıktıktan sonra bilinecektir. Nitekim Hz. Hızır’ın yaptığı işlerin hikmeti, Hz. Musa ondan ayrılıncaya kadar bilinmedi. Birbirlerinden ayrılınca, neden gemiyi deldiği, neden o genci öldürdüğü ve neden duvarı yaptığı bilindi. Bu iş, Allah’ın işlerinden, onun sırlarından ve gayblarındandır. Allah Teala’yı hikmet sahibi bilen, onun bütün işlerinin hikmet ve maslahata uygun olduğunu da kabul eder, o işlerin sebebini bilmezse dahi.”[4]
Şia Muhaddisleri, Hz. Mehdi (a.s) ve onun gaybetiyle ilgili Hadisleri Resulullah ve Masum İmamlardan sırasıyla nakletmiş ve kitaplarında kaydetmişlerdir.[5]
Bu hadislerde gaybetin özellikleri açıklanmıştır. Bilindiği üzere bu hadislerde vaad edilen gaybet dönemi 260 hicri yılından başlayarak bütün özellikleriyle birlikte gerçekleşmiş ve şidi de devam etmektedir. Böylece Hz. Mehdi (a.s)’ın gaybeti, bu Hadislerin doğruluğunun delillerinden birisidir. Hadislerin doğruluğu da, “Vaad Edilmiş Mehdi”nin o olduğuna delildir. Çünkü bu gibi özellikler onun (a.s) dışında kimsede görülmemiştir.
Hadislerde haberi verilen gaybet iki merhalede gerçekleşmiştir.
1- Gaybet-i Suğra (Küçük Gizlilik)
Hz. Mehdi (a.s)’ın geybete çekildiği ve Şiilerle irtibatını, seçtiği naiplerle sağladığı döneme “Gaybet-i Suğra” dönemi denir.
Gaybet-i Suğra İmam Hasan Askeri (a.s)’ın şehadet tarihi olan 8 Rebiulevvel 260 hicri’den başlayıp dördüncü ve son naibi Ali b. Muhammed Semeri’nin 15 Şaban 329 hicri yılında vuku bulan vefatına kadar sürdü.
Gaybet-i Suğranın Süresi
Yukarıdaki açıklamaya göre, Hz. Mehdi (a.s)’ın Gaybet-i Suğra dönemi yaklaşık 70 yıl sürdü. Ama bazıları bu sürenin 74 yıl olduğunu söylüyorlar.[6] Onlar, Gaybet-i Suğra’nın başlangıcını İmam (a.s)’ın doğum tarihinden (H.K. 255) hesaplamışlardır. Gaybet-i Suğra’nın müddetinin 70 yıl olması daha doğru bir görüştür. Hz. Mehdi (a.s) her ne kadar babası (a.s) hayatayken gözlerden uzak idiyse de bu gizlilik Gaybet-i Suğra’dan sayılmamaktadır. Çünkü o zaman İmam Hasan Askeri (a.s) İmamdı. İmam Hasan Askeri (a.s) vefat ettikten sonra İmamet Hz. Mehdi (a.s)’a geçti ve gaybet dönemi başladı çünkü gaybet döneminden maksat her gaybeti değil, İmametle beraber olan gaybettir. Buna göre Gaybet-i Suğra, özel naipler vasıtasıyla imamla irtibat sağlanabildiği dönemine denir. Bu gaybet 8 Rebiulevvel 260’dan başlayıp, 15 Şaban 329’da bitmiştir.
2- Gaybet-i Kubra (Büyük Gizlilik)
Gaybet-i Suğra dönemi ve özel naipler vasıtasıyla sağlanan mektuplaşma döneminin bitmesinden sonra Gaybet-i Kubra dönemi başlamış, günümüze dek de sürmektedir. Bu gaybetin özelliklerini ileride daha geniş şekilde ele alacağız.
İki Gaybet Hakkında Önceden Verilen Haberler
Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamlarından nakledilen birçok hadis, İmam Mehdi (a.s)’ın gaybetinin iki şekilde olacağını haber vermektedir.
Bu hadisler, bu konuda ileri sürülmüş olan bazı soru ve şüphelere de cevap olabileceği için bazılarını aşağıda zikrediyoruz:
1- İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur ki:
“Kıyam edecek olan İmam’ın, biri kısa, diğeri uzun iki gaybeti olacaktır. İlkinde yalnızca has Şiiler onun yerini bileceklerdir. İkincisinde ise, sadece onun hizmetinde olan özel şahıslar yerlerini bileceklerdir.”[7]
2- Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur ki:
“Kıyam edecek olan İmam’ın iki gaybeti olacaktır. Onların birinde (Büyük Gaybette) her yıl hacca gelecek ve halkı görecektir; ama halk onu göremeyecektir.”[8]
3- Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Mehdi’nin iki gaybeti vardır. Onlardan birisi uzun olacaktır. Bazılar “O öldü” diyecekler; bazıları, “Öldürüldü”, bazıları da, “Gitti” diyecekler. Ashabından çok azının dışında kimse onun emrinde kalmayacaktır. Onun hizmetinde olan en yakın şahıstan başka evlatları veya diğerlerinden kimse onun yerini bilmeyecektir.”[9]
İki çeşit gaybet hakkında birçok hadis nakledilmiştir. Sadece Gaybet-i Nu’mani’ adlı eser de 9 tane hadis vardır. Sözkonus eserin yazarı olan Muhammed b. İbrahim Nu’mani H. 4. yüzyılda yaşan şia alimlerdendir. O bu hadisleri naklettikten sonra şöyle diyor: “Kaim (a.s)’ın iki çeşit gaybetini beyan eden Hadisler, sahih Hadislerdir.”
Niyabet (Vekillik)
İster büyük olsun, ister küçük, gaybetin hiç bir çeşidinde, 12. İmam Hz. Mehdi (a.s)’ın insanlarla ilişkisi tamamıyla kesilmemiştir. Çünkü her iki gaybette de niyabet müessesesi söz konusudur. Naiplerin vasıtasıyla İmam (a.s)’ın halkla irtibatı devam etmiştir.
İmam (a.s)’ın gaybetinin iki merhalesi olduğu gibi niyabetin de iki merhalesi olmuştur: Küçük Gaybette “Özel Niyabet” , Büyük Gaybet’te “Genel Niyabet.” var olmuştur.[10]
Özel ve Genel Niyabet
Özel Niyabet şudur: İmam (a.s), belirli ve müşahhas şahısları kendisine naip eder ve onları isimleriyle tanıtır. Nitekim İmam Hasan Askeri (a.s) da aynı işi yapmış ve şöyle buyurmuştu:
“Amri (Osman b. Said) ve oğlu (Muhammed b. Osman) güvenilir insanlardır. Size ne getirseler, benden getirmişlerdir, size ne söyleseler, benden taraf söylüyorlar.”[11]
Başka bir yerde de şöyle buyuruyor:
“Şahid olun, Osman b. Said Amri (Birinci Naip) benim vekilimdir. Onun oğlu Muhammed b. Osman (İkinci Naip) da benim oğlum ve sizin Mehdi’nizin vekilidir.”[12]
Genel Niyabet ise şudur: İmam (a.s) birtakım genel şart, sıfat ve özellikleriyle naiplerini belirler. Dolaysıyla her asırda bu sıfat ve özelliklere sahip olanlar, Hz. Mehdi (a.s)’ın Genel Naipleri olurlar. Bu genel şart ve özellikler Hadislerde belirtilmiştir.
Orneğin şu hadislerde genel naiblerin taşımaları gereken bu genel şartlara işaret olunmuştur.
Hz. Mehdi (a.s), İshak b. Yakub’a gönderdiği mektupta şöyle buyuruyor:
“Gelecekte vuku bulacak olaylar için Hadislerimizi nakleden alimlere başvurun. Çünkü onlar benim sizlere olan hüccetlerimdirler. Ben de Allah’ın onlara hüccetiyim.”[13]
İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Avam (Fakih olmayan ve dini hükümleri çıkaramayanlar), günahlardan kendisini koruyan, dini hıfzeden, heva ve hevesine muhalefet eden ve Mevlasina itaat eden fakihleri taklit etmeleri gerekir.”[14]
Dolaysıyla, Küçük Gaybet döneminde, Hz. Mehdi (a.s)’ın isim ve özellikleriyle tanıtılan naiplere özel Naiplerine “Nuvvab-ı hassa” (Özel Naipler)[15] ve “Nuvvab-ı Erbaa” (Dört Naip) denilmektedir. Bu makalenin yazılmasındaki asıl amaç da, bu muhterem naiplerin yaşantılarını açıklayıp anlatmaktır. Bu hususu mekalenin devamında genişçe ele alacağız.
Büyük Gaybet’in başlamasından bu yana Masum İmamlar (a.s) tarafından belirlenen genel kaideye göre hareket ederek naip olanlara da “Nuvvab-ı Âmme” (Genel Naipler) denmektedir.
Gaybet-i Suğra Dönemindeki Abbasi Halifeleri
Gaybet-i Suğra döneminde Hz. Mehdi (a.s)’ın özel naibi olup, yaklaşık 70 yıllık bir dönem boyunca naiplik sorumluluğunu yüklenen Dört Naib’in niyabet dönemi, Abbasi haliferinden el Mu’temid Billah (256-279 h.), el-Mu’tazad Billah (279-289 h.), el-Muktefi Billah (289-295 h.), el-Muktedir Billah (295-322 h.), el-Kahir Billah (320-322 h.) ve er-Razi Billah’ın (322-329 h.) saltanatlarına rastlar.
Abbasilerin ilk halifesi Seffah (Kan dökücü) diye tanınan Ebu-l Abbas,[16] H.K. 132 yılının Rebiussani ayının 12. gününde Kufe’de başa geçti.
O, minbere çıkıp bir hutbe okudu. Bu hutbede kendisini ve ailesini Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’i, yakınları ve akrabaları olarak tanıtıp, Ehl-i Beyt hakkındaki ayetlerin ve onlara ait hakların kendkileri için olduğunu iddia etti.
Abbasiler, kendilerini Âl-i Muhammed diye tanıtarak hareketleri ve kargaşalıkları kendi lehlerini çevirmeyi becerebilmişlerdi.[17]
Sonunda Beni-l Abbas, Ehl-i Beyt (a.s) adına Benî Ümmeye’yi yıkıp, halifeliği ellerine geçirdiler. İlk zamanlarda halka ve Hz. Ali’nin soyundan olan Seyyidlere iyi davranıyor, Ehl-i Beyt (a.s)’ın intikamını alma adına Benî Ümeyye’yi katliam ediyorlardı. Beni Ümeyye halifelerinin kabirlerini açıp bulduklarını ateşte yakıyorlardı.[18]
Ama uzun bir zaman geçmeden Benî Ümeyyen’nin yöntemini yani Ehl-i Beyt’e karşı zulüm ve düşmanlık yolunu tutmaya başladılar. Zulümde ve fesatta ellerinden geleni yapmaktan geri durmadılar. Hz. Ali’nin soyundan olanları çeşitli zulümleri reva görüp grup grup katlediyorlardı; bir kısmının başlarını kesiyor, bir kısmını da diri diri toprağa gömüyorlardı.[19]
Abbasi halifelerinin bir takım ortak özellikleri vardır: Onlar kendi dönemlerin en ayyaş insanlarından sayılıyor, şarap içiyor, hatta geceleri sabahlara kadar sazla sözle eğleniyorlardı, halkın sorunlarıyla ilgilenmiyorlardı. Bu hususlar tarihi açıdan isbatı gerektirmeyecek derecede açıktır.
Abbasi halifelerinin bir diğer özelliği, Ehl-i Beyt’e düşmanlık etmek, onlara karşı nefret duymak, onları sürgün etmek, zindana atmak, öldürmek ve baskı yapmaktı. Bu konuda halifeyle, Abbasilerin ileri gelenleri, ordu komutanları ve vezirleri arasında fark yoktu. Bu düşünce şekli, Abbasi halifelerinin hemen hepsinde göze çarpmaktadır. Ama bu düşünceyi uygularken bazen metodları değişik olmuştur.
Bu baskı ve zorbalıklar Gaybet-i Suğra dönemine yaklaştıkça artmaktadır. İmamlarımız (a.s), özellikle Küçük Gaybet’e yakın zamanlarda çok yaşamamış ve birbiri ardınca şehit edilmişlerdir. İmam Cevad (a.s) Şia kaynaklarına göre H.K. 220 yılında Abbasi halifelerinden Mu’tasım’ın tahrikiyle, kendi karısı ve Me’mun’un kızı tarafından zehirletilerek 25 yaşında şehid oldu.[20] İmam Ali Naki (a.s) da H.K. 254 yılında Abbasi halifelerinden Mu’taz tarafından zehirletilerek 41 yaşında şehid edildi.[21] İmam Hasan Askeri (a.s) da H.K. 260 yılında 28 yaşında iken Abbasi halifelerinden Mu’temid tarafından zehirletilerek şehid edildi.[22] İmamların çok yaşamamaları; halifelerin, İmamlar’ı ortadan kaldırma hedeflerinde ne derecede ciddi olduklarını göstermektedir.
Böylesi baskılara rağmen Şia mektebi ümmetin parlayan yıldızlarının rehberliğinde bu buhranlardan sağlam olarak çıkıp, en küçük bir sapma olmadan kendisini koruyabilmiştir.
Şia mektebinin tarih boyunca kudret ve hükümet sahiplerinin geniş çaplı muhalefet ve düşmanlıklarına rağmen ayakta kalmasının sırrı, her şeyden önce bu mektebin hakkaniyeti, sonra da bu mektebin rehberlerinin zamanın şartlarına uygun akıllıca ve hekimane tedbirlerinde yatmaktadır. Bu tedbirlerden birisi, niyabet ve vekalet müessessisinin Küçük Gaybet döneminde sistemli bir şekildeki çalışmasıydı.
Niyabetin Asıl Hedefleri
Hz. Mehdi (a.s)’ın naiplerinin iki temel hedefi vardı:
1- Zihinleri Büyük Gaybet’e hazırlamak, halkı yavaş yavaş Hz. Mehdi (a.s)’ın gizli yaşadığı döneme alıştırmak. İmam (a.s) eğer birdenbire gaybete çekilseydi, belki de insanlar tümüyle Mehdi (a.s)’ı inkar ederler ve düşünceler saparlardı. Hz. Mehdi (a.s)’ın özel naipleri, Küçük Gaybet döneminde, halkı Büyük Gaybet’e hazırlamakla görevliydiler ve bu görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Bu nedenle de artık Küçük Gaybetin devam etmesine gerek kalmadı.
2- Şiilerin rehberliğini üstlenip onların toplumsal menfatlerini korumak. Onlar, İmam (a.s)’ın gaybetinden dolayı Şia camiasında doğan boşluğu dolduruyorlardı. Hz. Mehdi (a.s) onların vesilesiyle toplum üzerindeki rehberliğini sürdürmüş, gaybetinden dolayı meydana gelebilecek zararları önlemiş, en zor şartlar altında çok karmaşık olan siyasi ve içtimai alanlarda taraftarlarını yol göstermiş ve Şiilerin dağılıp sapmasına engel olmuştur.
Özel Naiplerin Vazife ve Faaliyetleri
Özel Naiplerin vazifeleri, onların hayatlarının bütün yönlerini kapsayacak şekildeydi. Onların yahatlarını baştanbaşa, Hz. Mehdi (a.s) tarafından üzerlerine yüklenen vazife ve faaliyetlere vakfetmişlerdi. İmam Mehdi (a.s)’ın bu vefalı yaranının hayatlarını inceleyenler, onların toplumsal, siyasi, kültürel, ilmi vb. alanlardaki ihlaslı çalışma ve çabalarını göreceklerdir.
Burada, onların hayat öykülerini anlatmaya geçmeden önce ortak faaliyetlerinden bazılarına kısaca değineceğiz:
1- Hz. Mehdi (a.s)’ın Adını Ve Yerini Gizlemek, Onun (a.s) Hakkındaki Şüphe ve Tereddütleri Gidermek
Özel Naiplerin vasıtasıyla naklolunan Hadisler ve Hz. Mehdi (a.s) tarafından yine onların vasıtasıyla gönderilen mektuplardan, naiplerin vazifelerinin iki yönlü olduğu anlaşılmaktadır:
Bir yönden, İmam (a.s)’ın ismi ve yaşadığı yeri sadece düşmanlardan değil, hatta Şiilerden bile gizlemeyi ve onun (a.s) adını asla hiçbir yerde söylememelerini tembihliyorlardı. Böylelikle Şiileri, Abbasilerin tehlikesinden korumayı amaçlıyolardı.
Öte yandan, itimad ettikleri insanlara İmam (a.s)’ın varlığını ispat edip, şüphe ve tereddüte düşmelerini önlemek için mektuplaşma ve imam adına işleri yürütmek yoluyla ümmetle imam arasındaki bağı sağlıyorlardı ve nerede olduğunu söylüyorlardı.
2- Şiilerin Gruplara Bölünmesini Engellemek
İmam Mehdi (a.s)’ın Naiplerinin önemli vazifelerinden biri de, İmam Hasan Askerî (a.s)’ın oğlu Hz. Mehdi (a.s)’ın İmametini açıklayarak Şiilerin bölünmelerine engel olmaktı. Bu hedefe ulaşmak için de Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Masum İmamlardan, İmamların 12 tane olduğu ve on ikincisinin gaybete çekileceğine delil olan Hadislere de temessük ediyorlardı.[23]
Naipler, bu merhalede önemli başarılar elde etmiş, Şia camiasında meydana gelen gruplaşmaları önemli ölçüde azaltabilmişlerdi.
3- Fikhi, İlmi ve Akidevi Sorulara Cevap Vermek
Özel Naiplerin bir işi de, Şiilerin fıkhi ve şer’i sorularını Hz. Mehdi (a.s)’a sunup, cevabını almak ve onu halka ulaştırmaktı. İkinci Naip Muhammed b. Osman’ın zamaninda bir çok fıkhi sorular sorulmuş, bunlara İmam Zaman (a.s)’dan gelen çeşitli ve uzun mektuplarda cevap verilmiştir.
4- Yalan Yere Niyabet İddiasında Bulunanlarla Mücadele
Bu konuyu İkinci Naibin yaşamını anlatırken genişçe ele alacağımız için burada tekrarlamıyoruz.
5- İmam (a.s)’a Ait Malları Alıp, Dağıtmak
Özel Naiplerin bir işi de, Şiilerin bölgesel vekillere verdikleri İmam (a.s)’a ait malları toplamaktı. Bu malları çeşitli yollarla İmam (a.s)’a ulaştırıyor, veya onun emriyle harcıyorlardı.[24]
6- Bölgesel Vekiller Tayın Etmek
Çeşitli bölgelerin işlerini idare etmek, Şiilerin İmamlarla irtibatını sağlamak için vekil belirlemek, önceki İmamlar (a.s)’ın zamanında da var olan bir yöntemdi. Gaybet döneminde de Özel Naipler, bu yöntemden yararlanarak çeşitli bölgeler için vekiller tayin ediyorlardı. Şiilerin yaşadıkları bölgeler belliydi. Her bölge için bir vekil belirleniyor, bu vesileyle Şiilerle Özel Naiplerin irtibatı sağlanıyordu.
Naiplerin Seçilme Tarzı (Şekli)
İmam Mehdi (a.s)’ın 70 yıldaki özel naipleri şunlardı:
1- Ebu Amr, Osman b. Said Amri
2- Ebu Cafer, Muhammed b. Osman b. Said Amri
3- Ebu-l Kasım, Hüseyin b. Ruh Nevbahti
4- Ebu-l Hasan, Ali b. Muhammed Semeri
İmamiye Şiası arasında bu konuda herhangi bir ihtilaf göze çarpmamaktadır.[25]
Bunlar, sırayla İmam (a.s)’ın vekilliğini yapmışlardır. Bunları bizzat İmam (a.s) belirliyordu. İkinci, üçüncü ve dördüncü Naibleri bir önceki naibe mektup yazarak tayın etmiştir. Birinci naibi ise İmam Hasan Askeri (a.s) kendisi ve kendisinden sonraki İmam için naib olarak tayin etmiştir.
Özel naipler, bu dönemde Şiilere İmam (a.s) arasındaki irtibat sağlıyorlardı. Sorularını, İmam (a.s)’a ulaştırıyor ve İmam (a.s)’dan sözlü veya bazen de yazılı olarak aldıkları cevapları Şiilere ulaştırıyorlardı.[26]
Gaybet-i Suğra ve İmam (s.a)’ın dört naibi hakkında inceleme yapanların veya bu konuda az bir bilgiye sahip olanların aklına şöyle bir soru gelmektedir: Naiplerin seçilmesindeki ölçü neydi? En Fakih ve en alim olmak mı ölçüydü, yoksa başka birşey mi?
İmam (a.s)’ın naiplerinin hayatını incelediğimizde şu sonuca varıyoruz ki: Naibin belirlenmesindeki asıl ölçü; takva, zühd, dindarlık, siyasi ve toplumsal meseleleri doğru ve derin bir şekilde anlamak, geçmişinin iyi olması, halkın tam olarak ona güvenebilmesi, korkusuz olması, zorluklar karşısında sabır ve tahammül gücüne sahip olabilmesi dostluğu ve düşmanlığının sadece Allah için ve Allah yolunda olmasıdır.
Şeyh Tusi’nin Özel Naipler Hakkındaki Sözleri
Şeyh Tusi şöyle yazıyor: “Bize göre, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın zamanında onun ashabından bazıları, onun oğlu olan İmam Zaman (a.s)’ı görmüşlerdir. İmam Hasan Askeri (a.s)’ın şehadetinden sonra da onlar, Hz. Mehdi (a.s)’ın naipliğini yapmış, Şiilerin İmam (a.s)’la irtibatını sağlamışlardır. Bu naiblerin hepsi tanınmış ve meşhur kişilerdiler. Onlar dinin hükümlerini İmam (a.s)’dan öğrenip, Şiilere ulaştırıyorlardı. Yazılı sorular olduğu zaman onları İmam Zaman (a.s)’a götürüyor, cevaplarını alıp, Şiilere getiriyorlardı. Şiilerin humus ve zekatlarını İmam (a.s)’dan aldıkları vekaletle, topluyor sonra İmam (a.s)’a teslim ediyor veya onun izniyle harcıyorlardı. İmam Hasan Askeri (a.s), onların adaletini teyit etmiş, onları İmam Zaman (a.s)’ın emin vekilleri olarak tanıtmış ve kendisinden sonra mülklerinin bakımı ve işlerinin yürütülmesini onlara devretmişti. Bunlar, Ebu Amr Osman b. Said, onun oğlu Muhammed b. Osman ve diğerleridir. Bunların hepsi bilgili, dirayetli ve güvenilir kişilerdi.[27]
Seyyid b. Tavus’un Sözleri
Seyyid b. Tavus Taraif adlı eserinde şöyle diyor: “Hz. Mehdi (a.s)’ı, babasının (a.s) ashabından birçokları görmüş, ondan (a.s) hadis ve şer’i hükümler nakletmişlerdir. Bunların dışında ayrıca İmam (a.s)’ın tanınan, bilinen keramet sahibi naipleri vardı. Onlar, Osman b. Said Amri, oğlu Ebu Cafer Muhammed b. Osman, Hüseyin b. Ruh Nevbahti ve Ali b. Muhammed Semeri’dir.[28]
Birinci Naip
Ebu Amr Osman b. Said Amri (r.a)
Hz. Mehdi (a.s)’ın ilk özel naibi Osman b. Said Amri’dir.
Şeyh Tusi “el-Gaybet” adlı değerli eserinde şöyle yazıyor:
“Masum İmamlar (a.s) tarafından iyilikle anılan vekiller şunlardır: Birincisi İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri (a.s)’ın tasdik ettikleri Ebu Amr Osman b. Said Amri (r.a)’dır.”[29]
O, onuncu ve onbirinci İmamın ashabından olup, güvenilir birisiydi. 11 yaşındayken, İmam Ali Naki (a.s)’ın hizmetinde olmuş, ondan (a.s) fıkıh, hadis ve ilim öğrenmiş, İmamet ve velayet gölgesi altında yetişmiştir. Onun kemal ve faziletlerini birkaç cümlede beyan etmek mümkün değildir.
Muhaddis olan Şeyh Abbas Kummi Sefinet-ul Bihar adlı değerli eserinde şöyle yazıyor: “Ebu Amr Osman b. Said Amri dört naibin ilkidir. Onun büyüklüğü, adaleti ve emanettarlığı anlatılmayacak derecededir. O, öyle büyük bir insandı ki, benim gibi birisi onu tanıtamaz.”[30]
O, Şiilerin içinde güvenilirlik ve adaletle tanınırdı. Kimse onun azamet ve yüceliğinden şüphe etmezdi. İmam Hasan Askeri (a.s)’ın şehadetinden sonra, İmam Mehdi (a.s) tarafından özel naipliğe seçilmiş ve İmam (a.s)’la Şiiler arasında vasıta olmuştu.
Birinci Naibin İsim ve Lakapları
İsmi, “Osman b. Said”dir.
İki künyesi vardır:
1) Ebu Amr
2) Ebu Muhammed
Dedesi “Amr” olduğu için “Ebu Amr” ve oğlunun “Muhammed” olduğu için “Ebu Muhammed” denmektedir.
Yaptığımız araştırmaya göre hadis ve rical kitaplarının hemen hepsinde künyesi, “Ebu Amr” diye geçer. Hadis kitaplarından sadece ikisinde “Ebu Muhammed” diye geçmektedir. Onların biri Sefinet-ul Bihar[31] ve diğeri Bihar-ul Envar’dır.[32]
İlk naib Şiilerin arasında, çeşitli sebeplerden dolayı dört lakapla meşhur olmuştur:
1- Semman veya Zeyyat (Yağ Satıcısı): Ona, Semman veya Zeyyat diyorlardı. Çünkü vekalet makamını gizli tutmak için zeytin yağı ticaretiyle uğraşıyordu. Şiiler ve Ehl-i Beyt (a.s) dostlarına yönelik baskıların had safhada olduğu o dönemde kendisini bu şekilde hükümetin şerrinden koruyordu.
Ve Şiilerden topladığı malları, Abbasilerin korkusundan yağların içine saklayıp, İmam Hasan Askeri (a.s)’a gönderiyordu.[33]
2- Esedi: “Beni Esed” kabilesinden olduğu için kendisine “Esedi” diyorlardı.[34]
3- Askeri: Osman b. Said’e “Askeri” de diyorlardı. Çünkü Samerra’nın “Asker” mahallesinde yaşıyordu.[35]
4- Amri: Belirtmek gerekir ki, Osman b. Said, daha çok “Amri” lakabıyla tanınıyordu. Hadislerde ve Rical kitaplarında da daha çok “Amri” diye geçer.
Biri nci Naib’in Evlatları
Osman b. Said’in, Muhammd b. Osman (İmam Zaman (a.s)’ın ikinci naibidir; ileride onun yaşamı geniş bir şekilde ele alınacaktır) ve Ahmed b. Osman adında iki oğlu vardı. Rical kitaplarında Ahmed’den bahsedilmemiştir. Şeyh Tusi yalancı naipleri anlatırken onlardan birisinin, Muhammed b. Osman’ın (İkinci Naip) kardeşinin oğlu[36] “Ebu Bekr Muhammed b. Ahmed b. Osman” olduğunu söylüyor.
Osman b. Said: Üç Masum İmamın Özel Vekili
Çeşitli Hadislerden ve alimlerin sözlerinden Osman b. Said’in, üç Masum İmamın vekili oluğu anlaşılmaktadır.
Şeyh Tusi, “Rical” kitabında İmam Ali Naki (a.s)’ın ashabını sayarken şöyle diyor: “Künyesi Ebu Amr olan Osman b. Said Amri’ye “Semman” ve “Zeyyat” da deniliyordu. 11 yaşındayken İmam Ali Naki (a.s)’ın huzuruna varıp hizmetinde olmuş ve onunla ahitleşmişti.”[37]
İmam Hasan Askeri(a.s)’ın ashabını anlatırken şöyle diyor: “Künyesi Ebu Amr olan Osman b. Said Amri Zeyyat veya Semman güvenilir büyük bir zat olup, İmam (a.s)’ın vekiliydi”[38]
Yine, “Men Lem Yervi An-il Eimme (a.s)” babında Muhammed b. Osman’ı anlatırken şöyle diyor: “Osman b. Said İmam Zaman (a.s) tarafından vekil olup Şiilerin gözünde büyük bir makamı vardı.”[39]
Şeyh Tusi’nin “Rical”indeki sözleri, onun, üç Masum İmamın ashabından ve onların (a.s) vekili olduğunu açıkça göstermektedir.
İbn-i Davud Hilli’de “Rical”inde şöyle yazıyor: “Osman b. Said Amri … büyük ve güvenilir birisidir. 11 yaşındayken İmam Ali Naki (a.s)a hizmet etmeye başlamış ve onunla (a.s) meşhur ahdini yapmıştır. İmam Hasan Askeri(a.s) tarafından da vekil idi.”[40]
Merhum Seyyid Muhammed Mehdi Bahr-ul Ulum “Rical” adlı kitabında şöyle yazıyor: “İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri (a.s) tarafından, Ebu Amr Osman b. Said Amri hakkında özel açıklama gelmiştir. O, İmam Zaman (a.s)’ın da vekili idi. Ondan önce de İmam Hasan Askeri (a.s) ve İmam Ali Naki (a.s)’ın vekili olmuştur.”[41]
“Tenkih-ul Mekal”, “Kamus-ur Rical”, “Mu’cem-i Rical-il Hadis” vb. rical kitapları Osman b. Said hakkında aynı şeyleri yazmışlardır.
İmam Ali Naki (a.s)’ın Osman b. Said’i Kendisinin Güvendiği ve Emini Olarak Tanıtması
Şeyh Tusi, Ahmed b. İshak Kummi’den şöyle nakleder: “Bir gün İmam Ali Naki (a.s)’ın huzuruna gidip şöyle sordum: “Ey benim efendim, bazen huzurunuza çıkma saadeti nasip oluyor bana, bazen de olmuyor. Burada her zaman bu feyze ulaşamıyorum; peki ben kimin sözünü kabul edeyim, kimin peşinden gideyim?” İmam (a.s) bana şöyle buyurdular:
“Bu Ebu Amr (Osman b. Said) güvenilir ve emin birisidir. O size ne diyorsa benden taraf diyor, size neyi ulaştırırsa benden taraf ulaştırır.”[42]
Bu hadis, İmam Ali Naki (a.s)’ın Osman b. Said’e büyük bir güveni olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bu hadiste onun İmam (a.s)’ın söz ve buyruklarını halka iletmekle görevli olduğunu da beyan olunmaktadır.
İmam Hasan Askeri (a.s)’ın Osman b. Said’i Övüp Methetmesi
İmam Ali Naki (a.s)’ın H. 354 yılında şehid olması üzerine. Osman b. Said, İmam Hasan Askeri (a.s) tarafından vekilliğe seçildi. İmam Hasan Askeri (a.s) da çeşitli sebeplerle halkın yanında onu tarif edip, övüyordu.
Bu konuda nakledilen Hadislerin bazıların aşağıda zikrediyoruz:
1- Ahmed b. İshak şöyle diyor: “İmam Ali Naki (a.s)’ın vefatından sonra, bir gün İmam Hasan Askeri (a.s)’ın huzuruna vardım. İmam Ali Naki (a.s)’dan sorduğum soruyu ona da sordum, şöyle buyurdular: “Bu Ebu Amr (Osman b. Said) güvenilir ve emin birisidir. Hem önceki İmam’ın güvendiği, hem de benim yaşamımda ve ölümümde güvendiğim insandır. Size ne diyorsa benden taraf diyor ve size neyi ulaştırıyorsa benden taraf ulaştırıyor.”[43]
2- Ebu-l Abbas Ahmed b. Ali b. Nuh Sirafi kendi senediyle, Muhammed b. İsmail ve Ali b. Abdullah Hasaniyan’dan şöyle rivayet ediyor: “Samerra’da İmam Hasan Askeri (a.s)’ın huzuruna gitmiştik. Şiilerden bir grubun orada olduğunu gördük. Bu sırada İmam (a.s)’ın hizmetçisi “Bedr” gelerek, İmam (a.s)’a şöyle dedi: “Efendimiz, üstü başı tozlu-topraklı olan bir grup, evin önünde durmaktalar.” İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurdu: “Onlar Yemen’deki Şiilerimizden bir gruptur…” Sonra hizmetçiye şöyle buyurdu: “Git, Osman b. Saidi bana getir.” Kısa bir müddet sonra Osman b. Said geldi. İmam (a.s), ona şöyle buyurdu: “Ey Osman! Sen Allah’ın malını kaydetmekte benim eminimisin. Git, Yemenli bir kaç kişinin getirdiği malları teslim al.” Ravi şöyle diyor: “Biz orada bulunanlar şöyle dedik: “Efendimiz, Allah’a andolsun ki, biz Osman b. Said’i seçkin Şiilerden olarak tanıyoruz. Bu emriniz onun, sizin nezdinizdeki yerini daha da belirgin kıldı. Biz, onun, sizin vekiliniz ve Allah’ın mallarını kaydetmede güvendiğiniz kimse olduğunu çok iyi biliyoruz.” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Evet, ve şahid olun ki Osman b. Said Amri benim vekilimdir. Oğlu Muhammed ise, benim oğlumun ve Mehdinizin vekilidir.”[44]
İmam Hasan Askeri (a.s), İmam Zaman (a.s)’ın İlk Naibini Tayin Etmesi
Şeyh Saduk şöyle diyor: “Cafer b. Muhammed b. Malik Fezzari Bezzaz; Ali b. Bilal, Ahmed b. Hilal, Muhammed b. Muaviye b. Hakim, Hasan b. Eyyub b. Nuh gibi şahisyetlerin bulunduğu bir grup Şiiden naklettiği uzun bir hadiste onların şöyle dediklerini nakleder: “Kendisinden sonraki İmam konusunu sormak için İmam Hasan Askeri (a.s)’ın huzuruna gitmiştik. Orada bizden başka 40 kişi daha vardı. Bu sırada Osman b. Said Amri kalkıp şöyle dedi: “Ey Resulullah’ın oğlu, sizden, sizin daha iyi bildiğiniz bir şeyi sormak istiyoruz.” İmam (a.s), “Ey Osman! Otur” dedi. Sonra “kimse dışarıya çıkmasın” buyururak öfkeli bir halde ayağa kalktı.
Sonra, “Ey Osman!” buyurdu. Osman ayağa kalkarak; “Buyurun Efendim.” Dedi. İmam (a.s) şöyle devam ettiler:
-Neden yanıma geldiğinizi söyleyeyim mi?
Orada olanlar da:
-Buyurun, ey Resulullah’ın evladı, dediler.
İmam (a.s) şöyle buyurdu:
-Benden sonraki İmam’ın kim olduğunu sormak için geldiniz.
Onlar da:
-Evet, ey Resulullah’ın oğlu, diye cevap verdiler.
Bu arada İmam Hasan Askeri (a.s)’a çok benzeyen ay parçası gibi bir erkek çocuğu karşımızda gördük. İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurdu:
-Benden sonra bu, sizin imaminiz ve benim halifemdir. Ona uyun ve dağılmayın; yoksa dininiz konusunda felakete uğrarsınız. Bilin ki, bugünden sonra, artık onu görmeyeceksiniz. Öyleyse, Osman b. Said ondan size ne getirse kabul edin. O sizin İmamınızın naibi ve vekilidir.[45]
Osman b. Said’ın Hz. Mehdi (a.s)’ın Doğumu İçin Yemek Vermekle Görevlendirilmesi
Hz. Mehdi (a.s) dünyaya geldiği zaman, İmam Hasan Askeri (a.s) Osman b. Said’i çağırttı. Ona kurban kesmesini emretti. Şeyh Saduk bu konuyu şöyle beyan ediyor: Ebu Cafer Muhammed b. Osman Amri şöyle diyor:
İmam Zaman (a.s) dünyaya geldiği zaman İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurdu: “Osman b. Said’in peşine birisini gönderin.” Biri Osman b. Said’i çağırmaya gitti. O gelince, İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurdular: 10 bin rıtl ekmek ve 10 bin rıtl et al ve onları dağıt (Ravi diyor ki: Zannediyorum, Beni Haşim’e dağıt diye, buyurdular) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın dünyaya geldiği için birçok koyun kes.”[46]
Bu olay Osman b. Said’in İmam Hasan Askeri (a.s)’ın yanındaki mevkiini göstermektedir. Çünkü bir taraftan Hz. Mehdi (a.s)’ın doğumunun gizli kalması ve düşmanların doğumundan haberdar olmaması, öte yandan da bazı özel şahısların şüphe ve tereddütte kalmaması bundan haberi olması gerekiyordu. İşte böyle zor bir vazife Osman b. Said’in üzerine bırakılıyordu.
Osman b. Said, İmam Hasan Askeri (a.s)’dan Sonraki İmamı Bazı Özellikleri İle Tanıtması
Abdullah b. Cafer Himyeri şöyle diyor: Ben ve Şeyh Ebu Amr (Osman b. Said) Ahmed b. İshak’ın yanına gittik. Ahmed b. İshak, bana işaret edip Şeyh’den İmam Hasan Askeri(a.s)’da sonraki İmamı sormamı istedi. Ben ona dedim ki:
“Ey Ebu Amr, ben şüphe etmediğim bir şey hakkında senden soru sormak istiyorum. Çünkü ben, dünyanın kıyametten 40 gün öncesine kadar hiçbir zaman hüccetsiz kalmayacağı inancındayım. O gün geldiğinde hüccet gidecek ve tövbe yolu kapanacaktır.[47] Ama ben yakinimin artmasını istiyorum. Hz. İbrahim (a.s) Rabbinden ona ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini istedi. Allah-u Teala, “İman getirmedin mi?” diye buyurdu. O da iman getirmişim ama kalbimın mutmain olması için (senden bunu istedim) dedi.”[48]
Ahmed b. İshak sizin hakkınızda bana şu hadisi nakletmiştir ki: İmam Ali Naki (a.s)’dan, “Kiminle muamele edeyim? Dinin hükümleri kimden öğreneyim? Kimin sözünü kabul edeyim?” diye sorduğumda İmam (a.s) şöyle buyurdular:
“Amri benim güvendiğim kimsedir; sana neyi naklederse benden naklediyor ve sana ne söylese benden taraf söylüyordur. Onu dinle ve ona itaat et. Çünkü o güvenilir ve emindir.”
Yine, Ahmed b. İshak bana nakletmiştir ki: Aynı soruyu İmam Hasan Asker (a.s)’dan sordum. O da şöyle buyurdu:
“Amri ve oğlu güvenilir kimselerdirler. Sana ne ulaştırsalar bendendir, ne söyleseler bendendir. Onları dinle ve onlara itaat et. Çünkü onlar güvenilir ve emindirler.”
İşte iki İmam (a.s) sizin hakkınızda bunları buyurmuşlar.
Bu sözlerim üzerine Ebu Amr secdeye düşüp Allah’a şükretti ve sevinç gözyaşları gözlerinden akmaya başladı. Sonra, sorunu sor” dedi. “Siz İmam Hasan Askeri (a.s)’ın halifesini gördünüz mü?” dedim
“Evet, Allah’a andolsun ki gördüm” diye cevap verdi: Sonra şöyle dedim:
“Bir mesele daha kaldı.” dedim. “Söyle” dedi. Ben de, “Onun adı nedir?” diye sordum. Şu cevabı verdi: “Bu soruyu sormanız size haramdır. Ben bunu kendimden söylemiyorum. Çünkü kendi tarafımdan bir şeyi helal ya da haram edemem. Bu, İmam’ın sözüdür. Çünkü bu konu Sultana (Abbası Halifesi Mütemid) şöyle ulaştırılmıştır: İmam Hasan Askeri (a.s) çocuğu olmadan vefat etti; Bunun üzerine Onun mirası bölüştürüldü; hakkı olmayan şahıs (Cafer-i Kezzab) onu alıp yedi; ailesi dağıldı; kimse onlarla tanışmak ya da onlara bir şey ulaştırmaya cesaret edemez hale geldi. Onun ismi dillere düşerse takip ederler. Allah’tan korkun ve bu işten vazgeçin”[49]
Bu hadiste şu hususlar dikkat çekiyor: Şiilera düşmanın korkusundan İmam (a.s)’ın adını söyleyemiyorlar, İmam Hasan Askeri (a.s)’dan kalan malları Cafer-i Kezzab sahipleniyor ve Hz. Mehdi (a.s) bazı maslahatlardan dolayı görünmüyor. Ayrıca bu hadiste ayrıca, Osman b. Said’le ilgili üç önemli noktaya işaret edilmiştir:
a) Osman b. Said iki İmam (a.s) tarafından teyid edilmiş ve emin olarak tanıtılmıştır.
b) Osman b. Said’in çok mütevazı olduğu görülüyor. Çünkü iki İmamın kendisini teyid edip, ondan razı oluğunu duyunca şükür secdesine kapanıyor, sevinç gözyaşları döküyor ve asla tekebbüre kapılmıyor.
c) İmam (a.s)’a itaat ettiğini ilan ediyor. Ravi, Hz. Mehdi (a.s)’ın adını sorduğunda: “Haramdır. Ben bunu kendi yanımdan demiyorum. Çünkü ben bir şeyi helal ya da haram edemem. Bu İmam (a.s)’ın emridir.” diye cevap veriyor.
Belki de bu özelliklerinden dolayıdır ki, başka takvalı ve büyük insanlar olmasına rağmen, o, İmam (a.s)’ın vekili olma iftiharına ulaşmıştır.
Diğer bir hadiste şöyledir: Hamdan Kallasi şöyle diyor: “Amri’ye, İmam Hasan Askeri (a.s) vefat etti” dediğimde şöyle dedi:
“O vefat etti, ama aranızda birisi vardır ki o, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın halifesidir.”[50]
Osman b. Said: İmam Hasan Askeri (a.s)’ın Vekillerinin Başkanı
İmam Hasan Askeri (a.s)’ın yazdığı en uzun mektup, İshak b. İsmail Nişaburi’ye yazdığı mektuptur. Bu mektup değerli ahlaki öğütlerle doludur. Keşşi’ni rivayetine göre, Osman b. Said 11. İmam (a.s)’ın zamanından bu yana vekillerin başkanı idi. Yani Şiilerin vekilleri vesilesiyle gönderdikleri paraların hepsi Osman b. Said’e teslim ediliyordu, o da bunları İmam (a.s)’a ulaştırıyordu.[51]
Mektubun bir yerinde şöyle yazılıdır: “Osman b. Said Amri’yi (r.a) görmeden şehirden dışarı çıkma. Bizim de selamımızı ona ulaştır. O, emin ve güvenilirdir. Bize herkesten yakın olan odur. Çeşitli bölgelerden her ne kadar mal gelirse sonunda onun eline yetişir, o da bize ulaştırır.”[52]
İmam Hasan Askeri (a.s)’ın, Osman b. Said’i, İmam Zaman (a.s)’ın Vekili Olarak Tanıtması
Şeyh Ubeydullah b. Abdullah Esedabadi “Mukanna” adlı kitabında şöyle yazıyor: “İmam Hasan Askeri (a.s), Ebu Muhammed Osman b. Said Amri’yi kendi zamanında Şiilerle kendisi arasında aracı olması için vekil tayin etti. Ölümü yaklaştığı zaman, Osman b. Said’e, Şiileri toplamasını emretti. Şiiler toplandığı zaman, oğlu Hz. Mehdi (a.s)’ı kendi halifesi ve Ebu Muhammed Osman b. Said’i ise Hz. Mehdi (a.s)’ın vekili olarak tanıttı ve, “Kimin bir ihtiyacı olursa Osman b. Said’e başvursun; nasıl ki benim zamanımda da ona başvuruyordunuz.” Buyurdu ve ailesini ona emanet etti.”
Osman b. Said’in, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın Kefen ve Defin Merasimini Üstlenmesi
İmam Hasan Askeri (a.s) H.K. 260 yılının Rebiulevvel ayının 1. günü hastalandı. Hastalığı gün geçtikçe şiddetleniyordu. Sonunda Reb-ul evvel ayının 8. günü, 28 yaşındayken dünyadan göçtü.[53]
İmam (a.s) tabii ölümle mi vefat etti, yoksa şehid mi oldu, bu konuda görüş ayrılığı vardır.
Hadisler ve tarihi kaynaklar, İmam (a.s)’ın şehid olduğunu göstermektedir. Bunu yeri geldiği zaman genişçe ele almak gerekir.
İmam (a.s)’ın şehadeti Samerra’da duyulduğunda, şehir mateme boğuldu. Halk cenaze merasimine katılmak için adeta yarışa girmişlerdi. O gün kıyamete kopmuş gibiydi. Beni Haşim, kadılar, katipler ve diğerleri cenaze merasimi için hazırlanmışlardı.[54]
Osman b. Said, İmam (a.s)’ın guslünde hazırdı. Kefen, hunut ve defin işlerini şahsen kendisi yapmıştır.[55]
Şeyh’in ibaresinden anlaşılan, Osman b. Said’in gusül vermediğidir. Çünkü o şöyle diyor: “İmam (a.s)’ın guslünde Osman b. Said de vardı.”
İmam (a.s)’ın guslünü kimin verdiği konusunda Hz. Mehdi (a.s)’ın kendilerinin gusül verdiği ve Osman b. Said’in de orada bulunduğunu söyleyebiliriz.
Hz. Mehdi (a.s), aralarında Osman b. Said’in de bulunduğu bir grupla, babası (a.s)’ın cenazesine namaz kıldı. Cenaze odadan dışarı çıkarıldı ve halkın huzurunda namaz yeniden kılındı.
Osman b. Said ve Onun İmam Zaman (a.s) Tarfindan Naip olması
İmam Hasan Askeri (a.s) Osman b. Said’i, 260 H.K. yılında (Şiilerden 40 kişinin, ondan (a.s) sonra kimin İmam olacağı konusunun sorulacağı mecliste) onun İmam Mehdi (a.s)’ın Naibi olarak taıtmıştır. Aynı şekilde İmam Mehdi (a.s), Osman b. Said’in vekaletini Kum heyetinin yanında işaret etmiş ve onları Osman b. Said’in yanına göndermişti.[56]
1- Bu, Hz. Bakiyyetullah'dan, Osman bin Said-i Amrî ve oğlu Muhammed bin Osman'a (r.a) gönderilen tevkidir. Sa'd bin Abdullah (r.z) onu rivayet etmiştir. Şeyh Ebu Cafer (r.a) mektubun Sa'd bin Abdullah'ın hattıyla kaydediliğini söylemiştir.[57] Mektup şöyledir:
Allah Teala sizi kendi itaatine muvaffak, dininde sabit ve rızasıya mesut kılsın.
Meysemî'nin[58] Muhtar'dan ve onun Hasan Askeri (a.s)'ın Cafer bin Ali'den başka halefi olmadığına dair ihticaclarıyla ilgili size verdiği haberler bana ulaştı, yazdığınız tüm şeyleri ve halkın onun hakkındaki sözlerini anladım.
Ben basiretten sonra körlükten, hidayetten sonra sapıklıktan ve tehlikeli amel ve fitnelerden Allah'a sığınıyorum. Allah Teala buyuruyor ki: "Elif Lam Mim İnsanlar yalnızca iman ettik diyerek sınanmadan bırakılverileceklerini mi sandılar." (Ankebut/2)
Bu insanlar nasıl fitneye düşüyor, hayranlık içerisinde dolaşıp duruyor, sağ ve solu tutuyorlar? Bunlar dinlerini mi parçalamışlar, yoksa tereddüde mi kapılmışlar, yoksa hakka karşı inat mı ediyorlar, yoksa doğru rivayetlerin ve sahih hadislerin getirdiği (açıkladığı) şeyden mi haberleri yoktur? Veya haberleri var da kendilerini bilmezliğe mi vuruyorlar?
Yeryüzünün, Allah'ın zahir veya gizli hüccetinden boş kalmayacağını bilmiyorlar mı?
Acaba Peygamber'den sonra imamların birbirinin ardınca sırasıyla geldiğini ve imametin Allah'ın emriyle önceki imama (Hz. Hasan Askeri'ye) ulaştığını, o da önceki babalarının mevkisinde oturup halkı hakka ve doğru yola hidayet ettiğini bilmiyorlar mı?
O, aydınlatıcı bir nur, ışık saçan bir yıldız, parlayan bir aydı. Allah Teala kendi katında olanı onun için seçti (onu kendi rahmetine götürdü). O da babalarının tuttuğu yolu tuttu, kendisinden alınan ahd üzere onların ayaklarının yerine ayak bastı, ona tavsiye edilen vasiyet üzere bir vasiye (Hazretin kendisine) vasiyet etti, Allah (c.c) o vasiyi, bir müddete kadar kendi emriyle sakladı, kendi takdiri gereği meşiyyetiyle onun yerini gizli tuttu. Onun imamet mevkisi bizim aramızdadır, onun fazileti bizim içindir. Eğer Allah (c.c), ondan menettiği şeyi ona izin verir ve gizli kalmasındaki hükmünü ondan kaldırırsa, hakkı en güzel biçimde, en açık delille ve en net nişaneyle onlara gösterir, zuhur ederek, hüccet ve delilini ikame eder. Ama Allah'ın takdiri mağlup olmaz, iradesi reddedilmez ve tevfikinden ileri geçilmez.
Öyleyse heva ve hevese uymayı terketmelidirler, durdukları esas üzere durmalıdırlar; onlardan gizletilen şey hususunda araştırmaya kalkışmasınlar ki günaha düşerler; Allah'ın (c.c) sırrını keşfetmeye koyulmasınlar ki pişman olurlar. Bilmelidirler ki, hak bizimledir ve bizim aramızdadır. Bizden başka bu sözü söyleyen yalancı ve iftiracıdır. Bizden başka bunu iddia eden sapık ve azgındır. Bizden bu cümleyle yetinsinler, tefsirini istemesinle bu kinayeye kanaat etsinler, tasrih peşice gitmesinler. Allah'ın izniyle bu kinaye onlar için yeterlidir.
Hz. Mehdi (a.s)’ın Osman b. Said’in İftaharına Mektuplar (Tevkiat) Yollaması
1- Şeyh Sadık “Kemal-ud Din”de şöyle yazıyor: “Bu Mektup Osman b. Said ve oğlunun iftiharına, Hz. Mehdi (a.s) tarafıdan yazılmıştır. Bu mektubu Saad b. Abdullah Eş’ari nakletmiştir. Şeyh Ebu Abdullah Cafer (a.s) şöyle diyor: “Ben onu Saad b. Abdullah Eşari’nin hattıyla gördum Mektup şudur.
“Allah, siz ikinizi kulluğunda muvaffak ve mukaddes dininin üzerinde sabit kılsın. Sizi, onuhoşnuluğuna sebep olan şeyle mutlu etsin. Söylemiş olduğunuz “Meysemi”, “Muhtar”dan ve onun birisiyle görüşmesi bize yetişti. O (bu görüşmede), babam İmam Hasan Askeri(a.s)’ın Cafer b. Ali (Yalancı Cafer) den başka halifesi olmadığına delil getriyormuş. Be, onun hakkında dostlarınızı haber verdikleri şeyden ona yazdığınız mektubun anlamından haberimiz var. Ben aydınlıktan sonra körlükten, hidayetten sonra delalaetten ve kötü amllerin akibetinden, tehlikeli fitnelerden Allah’a sığınırım. Allah Teala şöyle buyuryor: “…………………………………….”[59]
Avarelik vadisinde fitneye düşmüş, nasıl yürüyebilir? Onlar sağa, sola saparlar. Dininzden yüzmü çervirdiniz yoksa dününüzde şüpheye mi düştünüz? Haklamı uğraşıyorlar yoksa doğru ve sahih Hadislerden haberleri mi yoktur? Yoksa biliyorlar ama kendilerini bilmemezliğe mi vuruyorlar?
Dünyanın hiç bir zaman ister açıkta ve aşikar, isterse gizli ve gaipte olsun hüccetsiz kalmayacağını bilmiyorlar mı? İmamlarının, Resulullah (s.a.a)’den sonra düzenli olarak birbirlerinin ardından gelip gittiklerinin bilmiyorlar mı? Ve sıra bir önceki İmam -Yani İmam Hasan Askeri (a.s)’a- geldi. O, Allah’ın ermiyle bu makama seçildi. Babalarının yerine oturdu ve halka hak ve doğru yolu gösterdi. O’da, babalarının yolundan adım adım yürüdü, sonunda İmamet ahdini halifesine teslim etti. Allah, onun halifesini gözlerden saklı kıldı, yerini gizledi. Bu Allah’ın kesin kazasında yazılış ve kesin olan ilahi taktirin isteği üzerine olmuştur. Ve şimdi onun konumu bizimlerdir. İlmi ve fazileti bizim ihtiyarımızdadır. Eğer Allah izin verirse men eder ve sabit kıldığı şeyi (gaybeti) giderir. Hakkı en güzel ve en açık şekliyel sunar ve kendisini perdenin arkasından çıkarır, ve hüccetini uygylar. Ama ilahi tektir yenilmez, iradesi şüphe götürmez ve onun isteğinin önüne geçimez. Nefislerinin isteklerinden vazgeçip, itikatlarının -zerinde sağlam durmaları gerekir. Gözlerinden gizlenen şey hakkında araştırma yapmasınalr. Yoklda günaha düşerler. Pişman olamamk için Allah’ın sakladığı şeyin üzerinde perdeyi kaldırmasınlar.
Onalr, hakkın bizimle ve biz masum ailede olduğunu biliyorlar. Bizden başka kimse yalacıların dışında bunu bilmiyor ve Allah’a iftira etmiştir.
2- İmam Zaman (a.s)’ın kendi mübarek yazısıyla Osman b. Said-i Amri’nin eline ulaşan mektuplardan bir diğeri, gaybet konusunda her türlü şek ve şüpheyi silip atan, bizleri doğru yolda yürümeye, sağa sola sapmamaya davet eden mektuptur.
Allame Meclisi, “İhticac” kitabından, Şeyh Ebu Amr-i Amiri’den (r.a) şöyle naklediyor: “İbn-i Ebi Ganim-i Kazvini ve Şiilerden bir grup, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın oğlu konusunda tartıştılar. İbn-i Ebi Ganim, İmam (a.s)’ın dünyadan göçtüğü ve evladı olmadığı görüşünde idi. Şiiler bu konuda bir mektup yazıp, Ebu Amr aracılığıyla İmam Zaman (a.s)’a gönderdiler.
İmam Zaman (a.s), onların mektuplarının cevabını kendi mübarek el yazısıyla şöyle yazdılar:
“Bismillahirrahmanirrahim. Allah bizi ve sizi fitnelerden korusun. Bize ve size yakim ruhunu inayet etsin. Bizi ve sizi kötü sondan ve kötü dönüşten hıfzetsin.
Bir grubun dinlerinde şüpheye düştükleri bize ulaştı. Sahipleri konusunda tereddüde düşmüşler. Bu haber bizi çok üzdü. Bizim bu üzüntümüz teessüfümüz, sizin içindir, kendimiz için değil. Çünkü Allah bizimledir ve o’ndan başaksına ihtiyacımız yoktur. Hak bizimledir. Kimsenin bizden uzaklaşması bizi yalnızlığa itmez. Biz Allah’ın yapıtlarıyız, diğer insanlarsa bizim varlığımızın bereketiyle meydana gelmişlerdir. Sizlere ne oluyor, dalalet vadisinde bocalayıp duruyorusunuz? Allah Tebarek Teala’nın şöyle buyurduğunu duymadınız mı? “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Peygamber’e ve içinizdeki Emir sahiplerine de itaat edin.”[60]
Geçmiş İmamlar ve onların halefi hakkında size ulaşan hadislerden haberiniz yok mu? İmamlarınız için nasıl bir yazgının yazıldığını bilmiyor musunuz? Daha önce bunlar size ulaşmadı mı? Allah’ın sizin doğru yolu için ne gibi meşaleler yaktığını, sizin için nasıl sığınaklar öngürdüğünü görmüyor musunuz? Ebu-l Beşer Adem’den, bir önceki İmama (İmam Hasan Askeri (a.s)’a) kadar ne zaman bir bayrak kaybolduysa, bir başka bayrak dikdi; ne zaman bir yıldız kaydıysa, yerine bir başkası doğdu.
Babamın vefat etmesiyle Allah’ın, kendi dinini batıl edeceğini ve kullarıyla arasındaki bağı keseceğini mi sandınız?! Hayır, hiçbir zaman böyle bir şey olmamıştır ve kıyamete kadar da olmayacaktır. Ve sonunda, hoşlanmasanız da, Allah’ın iradesi gerçekleşecektir.
Babam, babalarının yolunda yürüdü ve sonunda saadetli bir şekilde bu dünyadan göçtü. Ama onun ilmi bizim yanımızdadır, vasiyeti bizdedir, ahlakı ve halifeliği bizdedir. Zalimlerin dışında kimse bu makamda bizimle çekişmemiştir. Kafir ve mulhitlerin dışında bizden başka kimse bu iddiayı etmez.
Allah’ın iradesi olmasaydı -ki O’nun işi hiç bir zaman mağlup olmaz ve sırrı açığa çıkmaz- hakkımızı aşikâr eder, kalplerinizi aydınlatır, her türlü şek ve şüpheyi kalplerinizden silerdi. Ama O’nun istediği olacaktır. Her ecelin bir kitabı vardır. (Her şey Levh-i Mahfuz’da yazılıdır.)
Öyleyse Allah’tan korkun, O’na teslim olun. İşleri bize bırakın, bize getirir ki, emrolunduğumuz şekilde, size emir verelim. Sizden gizlenen şeyin üzerini açmaya çalışmayın. Doğru yoldan sapıp eğri yola gitmeyin. Bize karşı olan sevginizide Peygaberi-i Ekrem(s.a.v)’in açık sünneti esası üzerine hareket edin, ifrat ve tefrite düşmeyin. Böylece ben sizin hayrınıza olanı söyledim. Allah bana ve size şahittir.
Sizin ıslah ve hidayetinize olan ilgimiz ve size olan muhabbetimiz olmasaydı, sizden yüz çevirir, vazifemiz olan sapmış azıtmış zalimlerle savaşırdık. Rabbiyle mücadele eden zalim tağut yersiz iddialar etmiş itaati farz olan İmamını inkar etmiştir. Halbuki bende Peygamber-i Ekrem (s.a.v)’e bir benzerlik vardır ve o ilahi örneğe güzel bir şekilde ittiba etmekteyim. Ama cahil, cehaletinin peşinden giderek uçuruma yuvarlandı. Kafirler çok yakında ölümsüz dünya kiminmiş bilecekler. Allah bizi ve sizleri, rahmetiyle tehlikelerden, belalardan ve kötülüklerden korusun. O rahmetin velisidir. İstediği her şeye gücü yeter. O, sizin ve bizim velimiz ve koruyucumuzdur. Allah’ın selam, rahmet ve berektleri bütün vasilere ve müminlere olsun.[61]
Osman b. Said’in Yalancı Caferı Rezil Etmekteki Rolü
Bilindiği üzere Cafer, İmam Hadi (a.s)’ın oğlu ve İmam Askeri (a.s)’ın kardeşidir. İmam Hasan Askeri (a.s) şehid olduktan sonra İmam (a.s)’ın oğlu ve halifesi olduğunu bilmesine rağmen -yalan yere- imamlık iddiasında bulundu. O, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın görünürde şer’i bir varisi ve halifesi olmadığını görünce, fırsatı ganimet bilip İmamet ve Velayet makamına sahip olmak ve İmam Hasan Askeri (a.s)’ın mallarını ele geçirmek için harekete geçti.
Bunu ispat edebilmek için de, İmam (a.s)’ın şehadetinden sonra, halk cenazeyi evden çıkarmadan önce Cafer kapının önünde durup kardeşinin şehadeti dolayısıyla başsağlığı dileyip, kendisinin imametlığını tebrik edenlere cevap veriyordu.
Şiiler, yalancı Cafer’in, yalan yere imamet iddiasında bulunduğunu, İmam Hasan Askeri(a.s)’ın şer’i varisini inkar ettiğini, İmam (a.s)’dan geriye kalan mallara el koymaya çalıştığını ve Abbasilerin de onu desteklediğini görünce, Osman b. Said’in yanına gidip, Cafer olayının açıklığa kavuşturulması ve onun halkın inancını bozmasına müsaade edilmemesi İmam-ı Zaman (a.s)’dan için bir mektup getirip, onu rezil etmesini istediler.
Olay şundan ibaretti: Cafer, İmam Mehdi (a.s)’ın Şiilerinden birine bir mektup yazdı. Mektupta şöyle diyordu: “Kardeşimden sonra İmam benim. Helal- haram ilmi ve bütün ilimler benim yanımdadır.” Mektup o şahsın eline ulaşınca rahatasız olup ve orada yazılanlardan şüpheye düşüyor. Bu yüzden mektubu Ahmed b. İshak-ı Eş’ari’nin yanına götürüyor. Çünkü o, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın has ashabından ve yakın dostlarındandı. Meseleyi ona anlatıyor. Ahmed b. İshak da bu mektubu, kendi yazdığı mektubun içine koyup Osman b. Said’in vasıtasıyla İmam-ı Zaman (a.s)’a gönderiyor. İmam Ahmed b. İshak’a bir mektup yazıyor. Mektup çok sert bir dille yazılmış ve güçlü delillerle Cafer’in İmametini reddediyor.[62]
Bu mektubun bir kısmını Tabersi’nin el- İhticac’ından naklediyoruz:
“Bismillahirrahmanirrahim. Allah seni doğru yolda payidar kılsın. Göndermiş olduğun mektubun ve içine koyduğun öteki mektup bana ulaştı. İçindeki bazı yanlışlara rağmen mektubun tüm içeriğinden haberdar oldum. Eğer ona dikkatle baksaydın benim anladığım şeyi sen de anlardın.
Allah’a yalan isnad edip, imamet iddiasında bulunan o fasid (Cafer-i Kezzab), bilmiyorum neyine güvenerek bu işe yeltendi? Eğer fıkıh ve dinin hükümlerindeki bilgisine güveniysa, Allah’a and olsun o, helal ile haramı birbirinden ayıramaz ve doğruyla yalnış arasındaki farkı bilemez. Eğer ilmiyle övünüyorsa, gerçek şu ki o, hakla batılı, muhkem ayetlerle müteşabih ayetleri birbirlerinden ayıramaz. O, namazın vakitleri ve erkanın dahi bilmez. Eğer takvasına güveniyorsa, Allah şahittir, sihirbazlığı öğrenmek için 40 gün namazını terketti. Bunu belki siz de biliyorsunuz. Onun şarap kaplarını herkes görmüştür.”
Bütün bunların yanı sıra onun Allah’ın emir ve yasaklarına isyanı herkesin bildiği bir şeydir. İddiası mucizeyi gerektirmektedir. Mucizesini getirip göstersin. Hücceti varsa getirsin; delili varsa söylesin.”[63]
Osman b. Said’in Faaliyetlerinin Merkezi: Bağdat
İmam Hasan Askeri (a.s) dünyadan göçtükten sonra, ilk vekil, İmam Mehdi (a.s)’ın emriyle Bağdat’a gitti. Bağdat, düşmanın gözünden uzaktı ve Samerra’daki baskı orada yoktu. Osman b. Said, üzerine düşen ağır vazifeyi orada en güzel şekliyle yerine getirebilirdi.
Osman b. Said’in Naipliğinin Halkın İçinde Sabitleştirilmesi
Osman b. Said’in, ömrünü ihlaslı bir şekilde 10. ve 11. İmam’a hizmette geçirmesi ve her iki İmam’ın nezdinde yüksek bir mevkiye sahip olması, onun vekillik ve doğruluğunda hiçbir şüpheye yer bırakmıyor. Özellikle, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın mübarek ömürlerinin son günlerinde Osman b. Said’in İmam (a.s)’ın bakıcılığını yapmış, guslünde bulunmuş ve İmam (a.s)’ı kefenleyip defnetmiş olması onun İmam-ı Zaman (a.s)’ın gerçek naibi olduğunu kesin bir şekilde ortaya koymaktadır. Onun bu seçkin konumu, has Şiilerin, mucize istemeden Ondan itaat edip, emirlerini yerine getirmelerine sebep olmuştu. Ama, şiilerin geneli Osman b. Said’in konumundan haberleri yoktu ve İmam (a.s)’ın gaybetinden sonra kime başvuracaklarını bilmiyorlardı. Öte yandan, devlet ve bazı fırsatçılar, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın halifesi olmadığı yolunda propaganda yapmışlardı. Bu nedenlerden dolayı Şiiler Osman b. Said’e humus vermekten çekiniyorlardı ondan. Şiiler, 12. İmam (a.s)’ın vekili olduğunu ispatlaması için keramet istiyorlardı. Bu nedenle Osman b. Said, bazı zamanlar İmam (a.s)’ın vasıtasıyla kerametler göstererek. Bu şekilde İmam (a.s)’ın vekili olduğunu ispat ediyordu. Bu konuda bazı hikayeler de nakledilmiştir. Örneğin:
1- Şeyh Saduk, “Kemal-ud Din” adlı eserinde şöyle yazıyor:
“Muhammd b. Ali Esved (r.a.) diyor ki: Bir gün kadının biri bana bir kumaş verdi ve şöyle dedi:
-Bunu Osman b. Said’e ver.
Ben o kumaşı diğer birçok kumaşla birlikte Osman b. Said’e vermek üzere Bağdat’a götürdüm. Bağdat’a ulaştığımda Osman b. Said onları Muhammed b. Abbas-ı Kummi’ye vermemi söyledi. Ben de o kadının verdiği kumaş dışında hepsini ona verdim.






