13

Nehcü’l Belâga

 

İmam Ali’nin (a.s) Hutbeleri, Mektupları ve Hikmetli Sözleri

 

Şîa ve İmâmet

Şîa (İmâmiyye) mektebi, târih boyunca, pek çok konuda çirkin iftirâlarla karşılaşmıştır. Şîa’nın bu türden iftira ve karalamalara maruz kaldığı konuların başında, kuşkusuz “imâmet” mevzuu gelir.

Şîa’nın, “imâmet” mevzuunu “inanç esasları” arasında ele alıyor olmasından hareketle; Şîa’nın “kendileri gibi düşünmeyen bütün Müslümanları tekfir ettiği” sonucu çıkarılmış ve bu “hayâlî” çıkarım Şîa’ya mal edilmiştir.

Elinizdeki kitap, hâssaten bu konuyu irdeleyen, sahasında ilk mütevâzı çalışmadır. Kitap, Şîa’nın imâmete inanmayan İslâmî kesimleri de “Müslüman” olarak gördüğünü; hadislerle ve ünlü Şiî âlimlerin beyanlarıyla gözler önüne sermektedir.

Bu arada, akla takılabilecek kimi soruların cevaplarını da bulabileceğiniz kitapta, Şîa açısından; “Yahûdî ve Hıristiyanların uhrevî durumları” da ele alınmaktadır.

Bazı Ana Başlıklar:

İmamiyye Şîası’nda İman Ve Küfür Kavramları

İmamiyye Şîası’nda İnsanların İnanç Bakımından Tasnifi

İtikâdî “Müstaz’af” Ne Demektir?

İmâmiyye Şîası, İmâmete İnanmayan Herkesi Tekfir Etmez

İmâmete İnanmayanlar Hakkında Şîa Âlimlerinin Görüşü

Akla Takılabilecek Bazı Sorular

İmâmiyye Şîası, Yahûdî Ve Hıristiyanlar Hakkında Ne Düşünüyor?

Namazın Hikmeti

 
Nefsin tezkiyesinde, kötülük ve fenalıklardan uzak kalınmasında ve kemal derecesine ulaşmada şuurlu olarak kılınan namazın çok önemli bir yeri vardır.
Bu kitabın yukarıdaki hususu anlatma açısından paha biçilmez bir eser olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim kitabı okuduktan sonra namazın ehemmiyeti, toplumsal ve siyasal boyutlarını idrak edebileceğinizden şüpheniz olmasın!
 

İnsan-ı Kamil

Bu kitapta insan-ı kamil nasıl olunduğunu ve kimlerin insan-ı kamil olduğu gerçeklerini keşfedeceksiniz. Bu eserde şehit Mutahhari’nin mükemmel insan örneklerinden oluşan bir tablosu var adeta.

Muhtelif ekoller ve farklı dünya görüşleri bu muhteşem tablonun renklerini oluşturmaktadır. Bu farklı dünya görüşlerinin tanımladığı “kemal”, “insan”, “kamil ve mükemmel” kavramlar ise tabloda kullanılan bütün malzemelerdir.

İçindekiler:

İnsanın ruhsal kusurları.

İnsan olabilme sorun ve sorumlulukları.

İnsanın halka karşı sorun ve derdi.

İnsanda Allah’ı arama sorunu ve derdi.

Akıl ekolü üzerine inceleme ve eleştiri.

Ayrıntılarıyla irfan ekolü

İnsan- tabiat ilişkisi.

Batıda insani duygular.

Egzistansiyalizm teorisinin özeti.

Evlilik ve Cinsel Sorunlar

Bu kitapta İslam’ın evliliğe verdiği önem ve insanın cinsellik sorununu nasıl halletmeyi öngördüğü, ayet ve hadisler ışığında anlatılmaya çalışılmıştır. Çarpık ilişkiler insanı bireysel ve sosyal yaşamında, dünyevi ve uhrevi hayatında nasıl bir yozlaşmaya ve felakete sürüklediğini vurgulanarak bu alanda İslam’ın beşeri ideolojilerle mukayese dahi edilmeyecek metin görüşleri anlatılmaya ve aktarılmaya çalışılmıştır.

Esma-i Hüsnâ

Kur’an ve İrfan Açısından Esma-i Hüsna:

Varlık âleminde görülen her kemal, mutlak kemalden kaynaklanmıştır ve gerçekte her varlık, sahip olduğu kemal oranında o mutlak hakikati gösterir. Zira her varlık O’nun cilve ve tecellisidir ve her tecelli bir şekilde O’nu yansıtır. Bir başka tabirle şöyle diyebiliriz: Bir bakıma bütün varlıklar yüce Allah’ın güzel isimleridir. Zira bütün varlıklar, mukaddes Hakkın zatının kemallerinden bir kemal taşımaktadır. Aynı zamanda mümkinü’l-vücud olduklarından dolayı bir takım eksiklikleri ve noksanlıkları da vardır. Yüce Allah’ın isimleri, bir yandan bütün kemallere sahip olduklarından ve öte yandan da eksiklik ve noksanlığın her türünden münezzeh olduğundan dolayı esmâ-i hüsnadır (en güzel isimlerdir) ve hatta güzel isimler sadece yüce Allah’ın zatına münhasırdır.

Meşhur olan görüşe göre Yüce Allah’ın özel ismi Allah lafz-ı celali dışında Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’a yüz otuz iki isim nispet edilmiştir. Bu isimlerden her biri vasfî bir anlama sahiptir ve her biri, bir şekilde Allah’ı tanıtır. Biz burada bu isimleri alfabetik sıralamaya göre ele alacağız.

Hidayet Önderleri c.2

Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vâsileri, ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır.

Ehl-i Beyt, Peygamberimizin (s.a.a) Allah’ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir.

“Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ile benim Ehl-i Beyt’imdir. Bunlar Havuz’da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır.”

Ehl-i Beyt’in hayat çizgisi, Hz Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm’ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözler önüne serer.

Bu hususta Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı’nın, Şia’nın düşünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazırlattığı “Hidayet Önderleri” unvanıyla 14 ciltten oluşan ve konusunda kaynak olan dev çalışması şayan-ı teveccühtür.

Ehl-i Beyt hareketi hakkında bu inceleme, elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vâsilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî (a.s) ile son buluyor.

Elinizdeki bu kitapta, Ehl-i Beyt İmamları’nın birincisi ve hidayet önderlerinin ikincisi olan İmam Ali’nin (a.s) hayatı incelenmiştir.

Ben Bir Aleviyim

Bu kitabı yazarken bir takım hatalarımın olacağını düşünerek, önce Allah’ın affına, sonra da okuyucularımızın hoşgörüsüne sığınıyor, böylelikle Âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın emirlerinden bir kısmını yerine getirmiş olmayı ümit ediyorum.

Kitabımızda, Kur’ân’ın en büyük mucize olduğu vurgulanmıştır. Bu söz sadece benim sözüm değildir. 1400 yıldır “Ben Müslümanım” deyip Kur’ân üzerine araştırma yapan onca insanın hemen hepsinin aynı şeyi dediklerini görmekteyiz.

Bilimsel açıdan baktığımızda; ister Müslüman olsun isterse gayrimüslim, ilim adamları bu güne kadar Kur’ân’ın sırlarının tümünü çözememiş, Kur’ân üzerinde aklî ve ilmî açıdan araştırma yapanlar ister istemez “Kur’ân en büyük mucizedir” demişlerdir ve öyle görülüyor ki, dünya durdukça da bu durum böyle devam edecektir. Bazı Kur’ân üzerinde çalışma yapan ilim adamları demişlerdir ki: Kur’ân tıpkı bir sofra gibidir. Nasıl bir adam sofradan ancak midesinin alacağı kadar alıp yiyebiliyorsa, insan da Kur’ân’dan ancak kendi bilgi kapasitesince faydalanabilir. İşte bu açıdan bakıldığında; ben de Kur’ân üzerinde kendi kapasitemce yaptığım araştırmayı değerli okuyucularıma anlatmaya çalıştım. Kur’ân hakkında araştırma yapmak ve onu insanlara taşımak çok önemli ve ağır bir görevdir. Ben bunun sorumluluğunu üzerime almış değilim. Ancak mensubu bulunduğum biz Anadolu Alevîlerine Kur’ân hakkında çok yanlış bilgilerin verildiğini anladığım için, kendimi bu konuda vicdanen sorumlu hissettim. On sene gibi bir zaman zarfında, gerek Kur’ân üzerine ve gerekse bu konuda yazılan çeşitli eserler üzerine hiç durmadan çalıştım, Ehlibeyt’in Kur’ân’la ilişkisi hakkında kendi çapımda eserler okuyup âlimlerden bilgiler edindim. İşte bütün bunların neticesinde, Anadolu’da, Çorum’da Alevî bir anne babadan dünyaya gelen bir insan olarak, Kur’ân’ın en büyük mucize olduğunu ilmî olarak araştırdım ve bunun doğruluğuna kalben de inanarak bu eseri yazdım. Bu konuda, az da olsa, Allah rızası için insanlığa faydalı olabildiysem ne mutlu bana.

Allah’ın lutfü ve keremiyle kitabımızı dört bölüme ayırdık:

Birinci bölümde; Kur’ân’ın en büyük mucize oluşu çerçevesinde; “Besmele”nin 19 harfinin Kur’ân üzerinde bir mühür oluşunun aklî ve ilmî örneklerini vermeye çalıştık.

İkinci bölümde; Allah’ın lütfuyla, sevgili Peygamberimizin Ehlibeyti olan 12 İmamlarımızın nesilden nesile 300 küsur sene boyunca Kur’ân-ı Azimü’ş-Şan’ı korumayla memur olduklarını anlatmaya gayret ettik.

Üçüncü bölümde; halifeliğin nasıl başladığını, kimin daha üstün olduğunu, hakkın kime geçtiğini anlatmaya çalıştık.

Dördüncü bölümde ise yararlı olacağı düşüncesiyle Alemdar Gazetesi’nin benimle yaptığı bir mülakatı kitabın sonuna ekledim ve okuyucularımızın bu kitabı zevkle okuması için elimizden gelen gayreti gösterdim; bunu yaparken her zaman hakkı ve hakikati üstün tutmaya çalıştım. Şimdiden faydalı ve mübarek olması dileği ile.

Şunu anladım ki; Allah’a taraf olmadan, Peygamber’e (s.a.a) taraf olmadan, Kur’an-ı Kerim’i kabul etmeden İmam Ali (a.s) ve 12 İmam’a taraf olmak mümkün değildir.

Gözde Yetim

Ayetullah Hameneî “Nur Diyârı” adıyla hazırlanan radyo programının çalışma ekibiyle buluşmasında, program yapımcısına birçok iltifatta bulunarak şöyle demiştir: “Bu çalışma yirmi yıl uzarsa, sizin de yaptığınız iş sadece bu olsa, yine de çalışmaya değer!” 

Başta Peygamberlere ve Masum İmamlara (a.s) dair Kur’ân Kıssaları Edebiyat Festivali olmak üzere İran’ın saygın edebiyat festivallerinde çeşitli ödüllere değer görülen yazar, kitabının bu denli ilgi görmesinin nedenini, “Kanaatimce kitaba gösterilen ilginin nedeni yazarının kabiliyeti değildir; aslında bizzat eserin sahibi, yani Hz. Peygamber (s.a.a) kitabın ilgi görmesine sebep olmuştur” sözleriyle açıklar.

Kur’ân ve Hadisler Işığında Hz. Fatıma (s.a)

Büyük alim şöyle diyor kitabıyla ilgili:

“…Ben bu kitabı, kendime sorulan şu sorunun cevap olarak yazdım: “İslam Peygamberinin kızı Hz. Fatıma’nın (s.a) İslam ümmeti içinde özel fazilet ve üstünlüğü var mıdır? Varsa Şia ve Ehlisünnet’in ittifak ettikleri deliller mevcut mudur?

Bu büyük İslam kadını Hz. Fatıma’nın (s.a) şahsiyeti ve üstün faziletini ispat için insanlığa kılavuz olan kitapların en yücesi Kur’an-ı Kerim ve Müslümanlarca ittifaken kabul edilmiş peygamberin hadislerini ele alacağız. Bu hususta hiçbir şek ve şüpheye yer kalmayacaktır. Biz bu işi iki bölümde sunmaya çalıştık. Birinci bölümde Kur’an-ı Kerim’de yer alan ayetler; ikinci bölümde ise, özellikle bütün İslam aleminin ittifak ettikleri hadisler üzerinde duracağız.”

Peygamberimizin Ahlakından Esintiler

“Şüphesiz, sen yüce bir ahlâka sahipsin.” (Kalem Sûresi / 4)
Kur’an-ı Kerim, açık bir şekilde İslam Peygamberi’ni (s.a.a), bütün asırlarda alemdeki varlıkların en kamil örneği ve Müslümanlar için en güzel örnek olarak tanıtmıştır. Ne mutlu ki Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) değerli yaşamı ve hadisler hazinesi, onun hayatının en detaylı konularını bile gözler önüne sermiştir.
Bu kitap da, bu değerli hazineden ilham alarak Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) hayat ve yöntemi hususunda kısa ve hızlı bir seyirde bulunmuştur.

Ya Zillet Ya Hürriyet

İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdu ki:

“Her kim İmam Hüseyin (a.s) hakkında şiir okur, ağlar ve başkalarını da ağlatırsa, Allah Teâla bundan dolayı cenneti ona hak kılar ve onu bağışlar.”

Bu kitapta, İmam’ın bu hadisi düstur edinilmiş, Kerbela Olayı günümüz Türkçesi ile yalın ve akıcı bir üslupla anlatılmıştır.

İmam Rıza’dan (a.s) Hadisler

İlahî hidayetten yoksun bilginin, manevî ve ahlakî değerlerden mahrum teknolojinin içinde bulunduğumuz üzücü durumdan başka bir getirisi olmamıştır. Bu yüzden manevî eğilimler düşünce hayatımızdaki yerini almalı ve insanî/ahlakî değerlerin bütün insanlar tarafından içselleştirilmesi sağlanmalıdır. İlahî önderlerin öğretisinden ders alınmalı ve yaşam koşullarının iyileştirilmesinde peygamberlerin ölçütlerinden faydalanılmalıdır. Kaosun ve zulmün hüküm sürdüğü, insan olmanın önemini kaybettiği çağımızda ilahî önderlerin öğretisini yaymak değerli ve kalıcı bir iştir. Böylelikle insanların erdeme yönelmelerinin önü açılır ve insan onuru hak ettiği değeri bulur. Biz bu küçük kitabımızda, bilinçli ve mütefekkir nesillerin temiz insanî hakikatlere aşina olmasını sağlamak amacıyla İmam Ali b. Musa er-Rıza’nın (a.s) hadislerini zikretmek istedik. Umarız bu kitapçıkta yer alan hadisler, düzensiz ve nursuz hayatların yaşandığı günümüz dünyasında gençlere yol gösterici olur.

Aşkın Şehrinde Bir Gezinti

Bu kitap, yuvasız kuşların yuvası, göçmen kuşların vatanını anlatan edebî dilde bir yakarıştır. Kısaca aşktır, gözyaşıdır, feryattır. Allah’tan başkasına kulluktan kurtuluştur. İbrahim’in İsmail’i, Hicaz’ın Hacer’i, Kerbelâ’nın kanıdır. Başı ve sonu yoktur bu kitabın. Her bölümü kendine özgü bir bölüm ve derstir.

Kısacası çıkmaz sokakların çıkışı, ilâçsız dertlerin devasıdır. Aşkı ve aşk oduyla yanan gönlün öyküsünü anlatmaktadır kendine has bir üslûbuyla… Hem de Dostu ve Sırdaşı olan Gece’yle dertleşerek… Çünkü hep gece yaşanır hayatlar, gece yapılır gözyaşı ile tövbeler, ıslatılır seccadeler, kaleme dökülür sırlar. Gece, gizemdir örtüye bürünmüş. Sırlarla dolu… Gece olunca insan, ruhu ile arasındaki dünyevî engellerden mümkün olduğu kadar sıyrılmakta ve yüreğinin sesini dinleyebilmektedir… Ve gecede ya-zılan bir başkadır, tıpkı Gece’ye yazılan bu kitap gibi…

İnsan ve Yakarış

Dua; kimi insanın yanında ihtiyaçlarını gidermek için güçlü birine arzuhal yazmak gibidir.

Kimi insanlar dua denilince bir takım kuru kelimelerden ibaret ezkar ve evradı hatırlarlar.

Bazı insanlar da vardı ki benliğini hiçe sayıp her şeyini sevgiliye feda etme yolunda yalvarış-yakarışı, dua ve münacatı yaşam tarzı ve felsefesi edinirler.

Kimi insanlar, “Tur dağına varınca, ‘Kendini göster’ demeden geç, değmez bu temenna ‘göremezsin’ cevabına” derken, kimileri ise “Tur dağına varınca, ‘Kendini göster’ demeden geçme, sen sevgilinin sesini duy, ister ‘göremezsin’ desin ister ‘görürsün’ desin” derler.

İşte dua ve münacatın doruk noktası budur ve merhum Muhammed Taki Caferi bu küçük ama içerik açısından zengin kitapta duanın doruğunu tefsir etmektedir. Bu derinlik ve doruk ise Kerbela kahramanı, aşk meydanının eri Hz. Hüseyin’in (as) duasında tecelli etmektedir. Hz. Hüseyin’in (as) Kerbela’da ki kahramanlığının yanında aşk sahrasındaki, Arafat çölündeki yakarışının bir bölümünü üstadın eşsiz şerhiyle siz değerli okurlarımıza takdim ediyoruz.

Kızıl Gül Olmayaydı

Gergin gecenin camlarının ardında, iki atı yaylıya bağlamışlardı; biri beyaz, öbürü siyah. Atların ağzından çıkan buğu, bir gri bulut gibi, koyu mavi atmosferde yok oluyordu.

Atlar yorgundu. Sık ve kesik soluyorlardı. Belli ki, uzun bir yol kat etmişlerdi…

Nereden gelmişti? Onu ne zamandan beri buraya getirmişlerdi?! Sesi, bir haftadan beridir, yaşlı kadınların sesleriyle dolu mekânda, huzurevinde, yankılanıyordu. Buğulanmış camlarda, gri ve soğuk duvarlarda yankılanan eski, Türkçe bir türkü, hüzünlü bir ahenkle terennüm edilmekteydi:

Kızıl gül olmayaydı;

Sararıp solmayaydı…

İnsanın dünyevi yaşamından kabrine kadar gelişen süreci işleyen sosyopolijik roman.

İslâm’da Usûl-u Din

Bu kitap, ilhadî düşüncelerin karanlığında, yolunu kaybeden insanların hayat yoluna ilâhî ışık yansıtacak İslâmî inanç temellerini içeren bir eserdir. Özellikle genç nesile hitap eden bu kitap, hakkın ve aklın yolunu tanıtacak, hakkı batıldan ayırt edecek, inanç alanında ortaya atılan soruları yanıtlayacak ve zihinlerde oluşturulan şüpheleri giderecek zengin bir içeriktedir. Kendi alanında uzman ve otoriter birçok düşünür ve sosyal bilimcinin zahmetlerinin ürünüdür.
Bu kitap otuz ders hâlinde hazırlanmış, öğretim açısından kolaylaştırıcı bütün hususlar dikkate alınmıştır. On dört ders “tevhid” ve “adâlet” hakkındadır. Dokuz ders “nübüvvet” hakkındadır. Beş ders “imamet ve hilafet”le ilgilidir. Son iki ders de “meâd ve berzah” konusu hakkındadır.

40 Derste Ehl-i Beyt İnançları

Her ilmin önem ve değeri onun konusuna bağlıdır. Bütün ilimlerin içinde inanç bilimi en kutsal ve en değerli konuya sahiptir. Her insanın maddî ve manevî hareketlerinin esası ve temeli, sahip olduğu akait usulleri ve inanç prensipleridir, eğer bunlar sağlam ve doğru, kuvvetli ve kusursuz olursa onun amel ve hareketleri, farklı düşünce ve görüşleri de doğru olacaktır.

1- Eser hazırlanırken eski ve yeni birçok kitaptan faydalanılmıştır. Ancak anlaşılmaz tabirlerin kullanılmamasına ve yararlanılan eserlerin ayrıcalıklarına haiz olmasına özen gösterilmiştir.

2- Dersler sade ve herkesin anlayabileceği bir düzeyde hazırlanmıştır.

3- Kitabın içeriği yıllarca ders kitabı ve tecrübe ürünü olduğundan bu konuda ders vermek isteyenlerin faydalanabileceği bir kaynaktır.

4- Bu eserde imanın beş şartı konusunda sorulabilecek bütün sorulara cevap verilmeye çalışılmış ve konunun iyice kavranılabilmesi için de her dersin sonunda o dersle ilgili sorular hazırlanmıştır.

110 Soruda Gadir-i Hum

Gadir-i Hum çölü, Mekke şehrine 3 mil uzaklıkta Cuhfe yakınlarında yer almakta ve orada her zaman küçük bir nehir bulunmaktaydı. Hz. Peygamber efendimizle birlikte Veda Haccı’ndan dönen kadın ve erkeklerden oluşan yüz yirmi bin kişilik kafile, Hz. Ali’nin (as) velayetinin ilanı için iki gün boyunca bu mekânda konakladı. O sıcak ve kavurucu havada, insanlar su ihtiyaçlarını gidermek için oradaki nehirden yararlandılar. Bu büyük olay ise Gadir-i Hum olarak adlandırıldı. O günden sonra çeşitli yazı, söyleşi ve şiirlerde halkın, Hz. Ali (as) ile yapmış olduğu bu toplu biat, Gadir-i Hum olarak adlandırıldı.

Büyük Gadir-i Hum Olayı, hicretin 10. Yılı, Zilhicce ayının 18’inde, Kurban Bayramı’ndan sekiz gün sonra, Perşembe günü meydana gelmiştir. O gün Allah (c.c.) tarafından, vahiy meleği aracılığı ile Gadir-i Hum sahrasında halkın toplu bir hâlde Hz. Ali (a.s) ile biatleşme emri şu ayet ile verilmiştir:

Ey Elçi, bildir sana Rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği ifa etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun.

(Mâide, 67)

Manevi Mukayeseler

İnsanın manevî hislerine, idrak yeteneğine ve aklının yüceliğine dayalı örneklerin konunun anlaşılmasına önemli katkı sağladığı tartışılmaz bir husustur. Bu gerçekten hareketle konuların daha çabuk ve kolayca kavranabilmesi, rahatlıkla kabul görmesi amacıyla konuları mantıklı örneklemelerle, doğru mukayeselerle açıklama yöntemi benimsenir. Bilindiği üzere, Kur’an-ı Kerim’de de anlatımda etkili ve kolay yollardan biri olan örnekleme ve mukayese yönteminden istifade edilmiştir; ayetlerde yüzün üzerinde örnek bulabiliriz. Ayrıca Hz. Peygamber’den (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları’ndan nakledilen hadislerde de bu metodun bir gelenek haline geldiğini gözlemliyoruz. Elinizdeki eserde Kur’an-ı Kerim ve hadislerde yer alan örneklemeler mukayeseli bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır.

Ehl-i Beytin Dilinden Kurân-ı Kerim C.2

Kur’ân-ı Kerim, Resul-i Ekrem’in(s.a.a) karanlık asırlarda parlayan yegâne ebedî mucizesidir.
Kur’ân tabiata benzer; üzerinde ne kadar çalışılırsa çalışılsın, yine de çalışılacak birçok alan vardır. Bunun hikmeti ise, Allah Teâlâ’nın bu kitabı, belli bir zaman ve belli bir grup için göndermemesi aksine, bütün asır ve zamanlar için göndermiş olmasıdır… Emîrü’l-Müminin Ali (a.s) Nehcü’l-Belâğa’da (18. hutbe) şöyle buyurmuştur:
“Kur’ân’ın zahiri güzel ve süslü, bâtını derindir. İnsanı hayrete düşüren özellikleri bitmez, şaşırtıcı şeyleri son bulmaz.”
Kur’ân ilimleriyle ilgili yazılmış olan değerli eserlerden biri de saygıdeğer âlim Hüccetü’l-İslam Murtaza Turabî tarafından Farsça olarak telif edilmiş olan elinizdeki bu kitaptır. Yazar değerli zamanını harcayarak böyle değerli bir kitabı kaleme almış ve Kur’ân ilimlerinde okuyuculara yeni kapılar açmıştır. Onun güzel bölümlerinden biri de Ehl-i Beyt’in çeşitli meselelerde Kur’ân’dan yararlanmalarını açıklayan bölümüdür. Gerçekte yazar eklediği bu bölümle, Ehl-i Beyt’in Kur’ân-ı Kerim’i algılama yöntemini söz konusu etmiştir; bu da fakihler için bir örnek teşkil edebilir.

Peygamberimizin Çocuklar Ve Gençlerle İlişkileri

Kadim çağlardan günümüze kadar, çocuk yetiştirme konusu toplumsal hayatın ve insanlık âleminin en asli konularından, en önemli mutluluk esaslarından biri olarak sayılmaktadır. Bu nedenle bilim adamları, çocuk eğitimi ve gelişimi hakkında ruhsal ve sosyal terbiye bakımından derinlemesine birçok araştırma yapıp, bu konuda sayısız kitap yazmışlardır.
İslam dininin yüce önderi Hz. Peygamber ve onun hak vasileri, on dört yüz yıl önce insanlık âlemi cehaletin zifiri karanlığında yaşarken, çocuk yetiştirilmesinin değerine ve ehemmiyetine çok önem verip, bu konuda gerekli öğretileri izleyenlerine öğretmiştir.
Bu kitaptaki hedefimiz, iki temel esasa dayanmaktadır:
1- Bütün Müslümanlar, özellikle toplumun büyük bir çoğunluğunu teşkil eden gençler ve öğrenciler, mukaddes İslam dininin buyruklarının kapsamı ve bu semavî dinin amelî değerleri hakkında bilgi edinsinler, sağlam bir itikatla onun takipçisi olsunlar ve başkalarının menfi propagandasına aldanmasınlar.
2- Babalar ve anneler, söz konusu husustaki ağır ve hayatî vazifelerini daha iyi yerine getirebilmeleri için, çocukları terbiye etme konusundaki dinî ve millî sorumluluklarından haberdar olsunlar…
İnsanlık âleminin o yüce şahsiyetlerden haberdar olması, ideal örnek olarak onları izlemesi, yalancı ve şeytanî örnekleri terk etmesi, böylece dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşması umuduyla…

Caferi Mezhebi ve İmam Cafer Sadık (a.s) Buyrukları

İmam Ca­fer Sadık adına bilinçli bir şekilde yanlış bilgiler içeren kitap­ların yazıldığı bu dönemde, hakikatlerin daha iyi bilinmesi amacıyla Caferî Mezhebi esaslarını konu edinen bu kitabın yeni baskısını Ehlisünnet kardeş­lerime, Peygamber Ehlibeyti’ni sevenlere ve Müslüman Alevi kardeşlerime sunmak istedim.

Gözden geçirilmiş bu baskıda, değerli Hasan b. Ali el-Harranî’ninTuhafu’l-Ukuladlı eserinden İmam Cafer Sadık (a.s) buyrukları bölümü ilave edilmiştir.

Aziz okuyucularımdan taassubu bir kena­ra bırakarak kitabı okumalarını ve konular hakkında karar vermelerini istirham ediyorum.

Eş Seçimi

Evlilik, her insan hayatı açısından en önemli ve en büyük olaylardan biridir. Evlilikte başarılı olunması ya da olunmaması eşlerin her biri için kader tayin edici niteliktedir.

Elinizdeki kitap, eş seçimi ve düğün öncesi yapılması gerekenler konusunda gençlere yardımcı olmak amacıyla telif edilmiştir. Çocuklarının mutluluğunu düşünen anne ve babaların da bu kitaptan yararlanabilecekleri açıktır. Kitabın telifi sırasında Hz. Peygamber’in ve Ehl-i Beyt İmamları’nın yol gösterici değerli hadislerinden istifade edilmiştir.

Ayrıca başarılı ve başarısız evlilik yapmış birçok ailenin hayatları konusunda yapılan incelemelerden de yararlanılmıştır. Uyuşmazlıklara, çekişmelere, boşanmalara sebep olan faktörlerin incelenmesi bu konuda yardımcı olmuştur. Yazar, başarılı ya da başarısız evlilik yapmış birçok aile ile şahsen doğrudan temas hâlinde olmuş, onların sorunlarını ve buna sebep olan etkenleri incelemiş ve kitabın telifinde bunlardan ilham almıştır.

Online Sports Nutrition and Natural Dietetics.

Chances are there wasn't collaboration, communication, and checkpoints, there wasn't a process agreed upon or specified with the granularity required. It's content strategy gone awry right from the start. Forswearing the use of Lorem Ipsum wouldn't have helped, won't help now. It's like saying you're a bad designer, use less bold text, don't use italics in every other paragraph. True enough, but that's not all that it takes to get things back on track.

The villagers are out there with a vengeance to get that Frankenstein

You made all the required mock ups for commissioned layout, got all the approvals, built a tested code base or had them built, you decided on a content management system, got a license for it or adapted:

  • The toppings you may chose for that TV dinner pizza slice when you forgot to shop for foods, the paint you may slap on your face to impress the new boss is your business.
  • But what about your daily bread? Design comps, layouts, wireframes—will your clients accept that you go about things the facile way?
  • Authorities in our business will tell in no uncertain terms that Lorem Ipsum is that huge, huge no no to forswear forever.
  • Not so fast, I'd say, there are some redeeming factors in favor of greeking text, as its use is merely the symptom of a worse problem to take into consideration.
  • Websites in professional use templating systems.
  • Commercial publishing platforms and content management systems ensure that you can show different text, different data using the same template.
  • When it's about controlling hundreds of articles, product pages for web shops, or user profiles in social networks, all of them potentially with different sizes, formats, rules for differing elements things can break, designs agreed upon can have unintended consequences and look much different than expected.

This is quite a problem to solve, but just doing without greeking text won't fix it. Using test items of real content and data in designs will help, but there's no guarantee that every oddity will be found and corrected. Do you want to be sure? Then a prototype or beta site with real content published from the real CMS is needed—but you’re not going that far until you go through an initial design cycle.