Sıla-i Rahmin Etkileri ve Eğitimsel Uygulamaları
(ahiret mutluluğu) onlar içindir.” (Ra’d/21-22)
uuml;tevazi tavır, temiz ve iyi iBazı müfessirler zikredilen ayetlerin açıklamasında şöyle demişlerdir: Nisa suresinin 36. ayetinde Allah’a şirk koşulmaması emredildikten sonra iki emir daha verilmiştir; biri anne ve babaya iyilik, diğeri ise akraba ve yakınlara… Bu iki esas, sıla-i rahmin üzerinde durulduğuna dair Kur’ân’a dayalı önemli delillerdendir. Kur’ân-ı Kerim’in bu iki meseleye gösterdiği teveccüh, aslında toplumun bekasını da garantilemesi açısından oldukça düşündürücüdür. Aynı şekilde Nisa suresinin ilk ayeti de akrabalarla ilişkinin kesilmemesi gerektiğine işaret etmektedir. Yani akrabalarla ilişkinin kesilmesi alçaklıktır. Diğer ayette de akrabalarla ilişkiyi kesmenin İlâhî emirle men edilmesinden sonra Allah’tan korkma meselesi beyan edilmiştir ki bu işaret, bu ikisinin mânevî irtibatını göstermektedir ve de böyle bir irtibat, sıla-i rahmin faziletinin beyan edildiğinin şahididir. Bununla birlikte Kur’ân-ı Kerim’de takvayla beraber Allah’ın vahdaniyetine itikattan sonra sıla-i rahim üzerinde durulmuştur. Bu Kur’ânî tekit, temel kişisel vazife unvanıyla sıla-i rahimin doğru yapılması gerektiğini ve sıla-i rahimde Allah’ı, amellerimizin gözeticisi olarak telakki etmemiz gerektiğini göstermektedir. Bu ayetlerden ulaşılabilecek nokta, bütün ihtilafların ve akrabalarla ilişkinin kesilmesinin kökünün Allah’tan gaflet etmek ve soy, evlilik ve din yoluyla kurulan akrabalık hakkına teveccüh etmemek olduğudur. Bir ilişkinin her iki tarafı Allah’ı dikkate aldığı ve ona bağlandığı sürece irtibat asla kesilmez.
Psikoloji Metinlerinde Sıla-i Rahim
Psikolojik teorilerin çoğunda, diğerleriyle yakın irtibat kurmanın temel bir ihtiyaç olduğu farz edilir. Bunun anlamı, bu ihtiyacın giderilmemesi durumunda insanların sağlığının tehlikeye düşeceğidir. Örneğin sosyal psikoloji, kişilik psikolojisi ve değişim psikolojisi alanlarında samimi ilişkilerin önemi hakkında birçok araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaların çoğu, bağlanma unvanı altında yapılmıştır (Ainsworth ve meslektaşları, 1978; Bradshaw ve meslektaşları, 1988).
Bağlanma kuramı çerçevesinde genellikle çocuklar ile gözeticileri (genellikle anne-baba) arasındaki irtibatın, başkalarıyla ilerde kuracakları irtibatın ilk şekli olduğu varsayılır. Gözeticilerle kurulan güvene dayalı bağlanma, ileriki yaşamlarında ilişkilerinin sağlıklı kalması ve umumi sağlık için hayatidir. Sarason ve meslektaşları (1991) çocukluktaki bağlanma kavramıyla yetişkinlikte idrak edilen sosyal desteğin iki eşit kavram olduğunu varsaymışlardır. Bu görüşe göre ilk gözetmenleriyle güvene dayalı irtibat kurmuş olan kişilerin şekillenen çalışma modellerinin[4] diğerlerinden farkı ulaşılabilir ve destekleyici olmalarındadır. Bu çalışma modelleri, dinamik bilişsel yapılardır ki kişinin diğer kişilerle irtibatında önemli ve yaşadığı karmaşayı azaltmada etkili ve faydalı olan anılarını, algılarını ve beklentilerini kapsamaktadır.
Bowlby’ye göre her ne kadar insanın kendisiyle ve diğerleriyle ilgili çalışma modelleri bebekliğin ilk dönemlerinde ortaya çıksa da devam ederek yetişkinlikteki ilişkilerin algısını ve tepkisel değişimini etkisi altında bırakmaktadır ve her ne kadar belli insanlarla etkileşimden sonraki tecrübeler, destek algısını etkilese de yaşamın ilk döneminde başkalarından alınan geri beslemeler, genel arzuları ve eğilimleri, korumaya ulaşılabilir veya ulaşılamaz durumda oluşuna dair değerlendirmeyi de etkilemektedir. (Pişahenk, 1379, Sarason ve meslektaşları, 1991).
Değişim teorisyenlerinden olan Piaget de sosyal gelişimin, kaçınılmaz biçimde insanın bütün değişimiyle irtibatlı olduğuna inanmaktadır. Kişiler, tecrübeler ve sosyal etkileşimler sonucu dünya hakkında bir şeyler öğreniyorlar ve de önceki etkileşimlerinde öğrendikleri sosyal becerileri uygulayarak ve test ederek tecrübe kazanıyorlar. Öyle görünüyor ki Bandura’nın tanıttığı görsel öğrenme yoluyla da sosyal davranışların öğrenilmesi gerçekleşiyor. Annesinin yakınlarıyla iletişimini gören bir çocuk, oyunlarında gördüklerini tekrarlar ve gelecekte bunları kullanmak üzere davranış hazinesine depolar. Bununla beraber bir kız çocuğu sağlıklı ilişkileri izleyerek büyürse yetişkinlik döneminde diğer kişilere davranışları da bundan etkilenecektir. Bandura, ahlâkî ölçülerin[5] de rol modellerle etkileşim yoluyla geliştiğini söyleyecek kadar ileri gitmektedir (Seyf, 1382, Hergenhahn’dan naklederek, 1934).
Adler de “sosyal ilgi”[6] kavramını tanıtmıştır. Adler, sosyal ilgiyi şöyle tanımlamıştır: “Kişiye, bireysel ve toplumsal hedeflerine ulaşmak için diğerleriyle işbirliği yaptıran fıtrî yetenek.” İşbirliği yapmak için iyi sosyal ilişkilerin kurulması şarttır. Bu yüzden sosyal ilgi, sıla-i rahim kavramına çok yakındır. Adler’e göre sosyal güçler, biyolojik güçlerden çok daha fazla üzerimizde tesir bıraksa da sosyal ilgi yeteneği fıtrîdir. Bununla beraber sosyal ilgi için gerçekleşen fıtrî yeteneğimizin derecesi, bizim ilk tecrübelerimize bağlıdır (Schultz ve Schultz, 1998, çev: Yahya Seyyid Muhammedî, s. 189). Belki de bağlanma davranışının çocuğu şekillendirmesi sebebiyle Bowlby, anne ve çocuk arasındaki zarif etkileşime değiniyor. Bowlby’ye göre bağlanma davranışı hem fıtrî bir ihtiyaçtan, hem de edinimlerden ortaya çıkmaktadır ki iki önemli eylemi içermektedir. Biri çocuğa güven kazandıran ve hayatını devam ettirmek için lâzım olan faaliyetleri öğrenme fırsatı veren destek eylemi, diğeri sosyalleşme eylemidir. Yaşam döngüsü içerisinde çocuğun bağlanması anneden yakınlara, sonra yabancılara, en son da öncekinden daha büyük topluluklara doğru genişler ve çocuğun kişiliğine şekil vermede önemli bir etken hâline gelir (Mansur, 1381).
Bununla beraber yetişkinlerin sosyal ilişkileri ve iletişim türleri, çocukluk dönemlerinde güvenli bir bağlanma yaşayıp yaşamadıklarına bağlıdır. Eğer bir şahıs çocukluğunda güvensiz bir üslupla eğitilmiş olursa yetişkinlik döneminde de diğerleriyle olan irtibatında –ki sıla-i rahim de bu irtibatın bir parçasıdır- sorunla karşılaşacaktır. Aynı şekilde çocuğun annesi, babası ve diğer akrabaları irtibat kurmak için gerekli sosyal becerileri öğretmezlerse, çocuk yetişkin olduğunda bu önemli araç, yani sosyal beceriler olmadan, irtibat kurma yetisine sahip olamayacaktır.
İnsanî ve sosyal ilişkilerden bahseden diğer teoriler arasında Karen Horney’in teorisinden bahsedilebilir. Horney’e göre biz insanların diğerleriyle kurduğu irtibatın türü, “temel endişe”[7] karşısında kendimizi nasıl savunduğumuza bağlıdır. Horney, temel endişeyi “düşmanca bir ortamda izole edilmiş ve yardımsız kalmış olma duygusu” şeklinde tanımlar (Schultz ve Schultz, Horney’den alıntı, 1937). Horney’e göre çocuklukta temel endişeye karşı kendimizi koruyabilmek için dört yol deniyoruz: Başkalarının aşkını ve sevgisini kazanma, boyun eğme, güce kavuşma veya geri çekilme. Horney’in tanıttığı bu dört kendini koruma mekanizmasının bir hedefi vardır, o da temel endişeye karşı savunmadır. Örneğin boyun eğmeyle, şahıs başkalarından edindiği bilgiyle artık kendisine bir zarar verilmeyeceğinden emin oluyor. Aynı şekilde kişi güç elde ettiğinde diğerleri ona bir zarar veremeyeceklerdir. Bununla beraber Horney’e göre insanların birbirleriyle kurdukları irtibatların hepsinin nevrotik kökü temel endişeye dayanır. Horney, kendini koruma mekanizmalarının sonucu olan üç nevrotik eğilimi şöyle tanıtıyor:
1- İnsanlara yönelen hareket (İtaatkâr kişilik); 2- İnsanlara karşı hareket (Agresif kişilik); 3- İnsanlardan uzaklaşan hareket (Ayrı kişilik). Söylendiği üzere bu üç eğilim de nevrotiktir ve bu kişilikler sağlıklı ilişkiler kuramazlar. Eğilimlerin kökünü kişiliğin şekillenmesinden öncesinde, yani temel endişede aramak gerekir. Eğer çocukta dünyanın ve etrafındakilerin düşman olmadıkları duygusu oluşursa, Bowlby’nin dediği gibi onda bir tür güven bağı oluşur. Yetişkin olduğunda da diğerleriyle sağlıklı ilişkiler kurar. Burada çocuğu gözetenlerin rolü de öne çıkmaktadır. Şu anlamda ki, çocuğun gözetmenleri ve aynı şekilde diğerleri, çocuğu kayıtsız şartsız kabul etmeli, Rogers’ın dediği gibi çocuğa koşulsuz olumlu ilgi[8] gösterilmeli ve yaptıklarına, özelliklerine bakmadan sadece var olması sebebiyle sevgi duydukları hissettirilmelidir. Rogers’a göre sadece bu şartlar altında gelecekte sağlıklı ilişkiler kurması beklenebilir.
Her ne kadar çocukluk dönemi, kişiliğin ve yetişkinlikteki sosyal ilişkilerin şekillenmesi üzerinde çok önem taşısa da kültürel meselelere ve değişimlere ilgi gösterildiği durumlarda bile insan ilişkileri doğru bir şekilde analiz edilememektedir. Örneğin teknoloji ve iletişimde ilerleme gibi toplumsal değişimler sonucunda insanların irtibatının türü de değişime uğramıştır. Bugünlerde telefon, mesaj veya elektronik posta yoluyla sıla-i rahimin yapılması mümkündür ama bazılarına göre insanların irtibatı geçmişe göre daha sığdır ve insanlar kendilerini eskiye nazaran daha yalnız hissetmektedirler. Nitekim Erich Fromm (1941), insanların daha fazla özgürlüğe kavuştuktan sonra, daha fazla yalnızlık, anlamsızlık ve yabancılık hissettiklerini söylemektedir. Tam tersi daha az özgür olan insanların aidiyet ve emniyet duyguları daha fazla olmuştur (Schultz ve Schultz, 1998, Farsça’ya çev: Yahya Seyyid Muhammedî, s. 212). Elbette Erich Fromm’un özgürlükten kastı, toplumların sanayileşmesinin sonucu olan özgürlüktür. Sanayileşmeyle insanlar ait oldukları topluluklardan ayrılmışlar ve aileler geniş aileden çekirdek aileye dönüşmüşlerdir. Günümüzün gelişmiş toplumlarında insanların irtibatları her ne kadar yakınları ve akrabaları aşarak toplumdaki daha geniş bir kitle düzeyine çıktıysa da insanların iletişimlerinin türü daha sığ hâle gelmiştir. Örneğin M. Ş. Bey şöyle diyor: “Başka bir şehirde öğrenim gördüğüm için ailemle sadece acil durumlarda mesaj göndererek iletişim kuruyorum.” (Fromm, Farsça’ya çev: Hoşdil, 1375, s. 73)
Elde edilen bulgular, diğerleriyle samimi ve yakın irtibat kurmanın evrensel olduğunu göstermektedir. Öyle ki bu engellenirse biyolojik hastalıklara yol açmaktadır. Bu görüş, kendini belirleme kuramındaki (SDT)[9] başkalarıyla iletişim kurma ihtiyacı (ilişkisellik)[10] ile uyumludur. Kendini belirleme kuramı (Deci ve Ryan, 2000), diğerleriyle iletişimi içsel bir ihtiyaç olarak görmektedir. Diğerleriyle iletişim, bağlanma alanında merkezî bir ihtiyaçtır (Baumeister ve Leary, 1995). Kendini belirleme kuramı, organik-diyalektik bir teori olduğundan başkalarıyla iletişim ihtiyacı gibi temel ihtiyaçları, sürekli psikolojik gelişim, bütünlük[11] ve psikolojik sağlık için psikolojik yakıt ve enerji unvanıyla zaruri görmektedir. Kendini belirleme kuramına göre ihtiyaçlar, hem örgütsel açıdan hem de görevsel açıdan önemlidir. Yani bütünlüğe doğru örgütsel eğilim, örgüte gerekli yakıt ve enerji sağlanması şartına bağlı olarak gerçekleşir. Bunun dışında ve tehdit veya mahrumiyet durumlarında bu eğilim kaybedilir ve yerini olumsuz ruhsal sonuçlar alır. Diğer bir deyişle insanın ihtiyaçları, psikolojik sağlık için özel şartları ve tatmin edilmeleri de himaye edici şartları gerektirmektedir (Kasımîpur, Deci ve Ryan’dan alıntı, 2000).
Bununla birlikte sıla-i rahim, psikolojik ihtiyaçların ruhsal huzur sağlanması, bedensel acıların azaltılması ve Allah ile bağ kurulması yoluyla giderilmesinin tezahürü unvanıyla kişilerin yaşamında tesir bırakmaktadır. Bu durum psikolojik açıdan şöyle açıklanabilir: İnsanlar diğerleriyle samimi ilişkiler kurdukları zaman koşulsuz olumlu ilgi görüyorlar ve onların kendilerine değer verdiğini hissediyorlar. Bu, Rogers’ın teorisine uygundur. Benlik ve tecrübe arasında bütünleşme[12] ve uyum[13] ortaya çıkıyor. Bu da kişilerin refahı üzerinde etkilidir.
Diğer taraftan sıla-i rahim, temel endişeye (Horney, 1937) yol açan, düşmanca dünyada yaşanan tükenmişlik duygusunu sona erdirebilir. Aşk, samimiyet ve samimiyete ulaşma diğerleri tarafından temin edildiğinde, artık onlar düşman ve zarar verici olmayacaklardır. Üstelik biz diğerleriyle irtibat yoluyla yaşam tarzımızın bir bölümü olan Adler’in sosyal ilgi kavramı boyutunu oluştururuz. Bu da hayattaki zorlukları nasıl karşıladığımızı etkiler (Schultz ve Schultz, 1998).
Bu açıklamalarla şu neticeye varıyoruz: Çocukluk dönemi psikolojik değişimlerin ve çocukta bağlanmanın oluştuğu ve aynı şekilde kişiliğin şekillendiği ve yetişkinlik dönemindeki ilişkileri belirlediği dönem olması açısından çok önemlidir. İlâveten sıla-i rahimi etkileyen etkenler arasında günümüz toplumlarında görülen kültürel ve sosyal değişimleri sayabiliriz. Bununla beraber insan ilişkilerini olabildiğince derinleştirebilmek için hem çocukluk dönemi dikkate alınmalıdır, hem de toplumun değişimlerinden haberdar olunmalıdır.
İslâmî Açıdan Sıla-i Rahimin Niteliği
İslâmî açıdan sıla-i rahim, beğenilen ruhsal, duygusal ve ahlâkî özelliklere ve özel niteliklere uygun irtibatlar ve davranışlar suretinde olmalıdır. Böylece ardından sağlıklı kişisel, toplumsal ve mânevî ilişkileri ve ruhsal sağlığı getirebilir.
Sıla-i rahim selam verme ve hâl hatır sorma bâbında sözl&u ml; iletişimle başlar (Meclisî, 1413, c. 71, s. 126, 98. hadis ve s. 131, 98. hadis). Güler yüzlü bir karşılama, bu görüşmeden duyulan memnuniyeti gösterir. Nitekim Resulullah (s.a.a.) bunu özellikle tavsiye etmiştir (a.g.e., s. 171, 38. hadis, Hüsnü’l-Muaşere bâbında). İyi huyluluk, iyi karşılama, gülümseme, yumuşak ve m&
Dr. Bâkır Gubarî Binab
Özet
Bu araştırmanın hedefi, sıla-i rahmin eğitimsel rolünün ve kişilerin ruhsal sağlığı üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Bu araştırmada kullanılan yöntem, İslâmî metinlerde ve psikoloji biliminde mevcut tarihin kelimeler vasıtasıyla incelenmesi ve içerik tahlili yöntemiyle değerlendirilmesidir. Bu alandaki araştırmaların incelenmesi için mevcut tarihlerin analitik incelenmesi yönteminden faydalanılmıştır.
Bu araştırmada dinî metinlerde ve psikolojik araştırmalarda sıla-i rahim kavramı, etkileri ve sonuçları incelenmiştir. İslâmî hadis metinlerinin incelenmesi bu ilişkilerin belli bir türünün üzerinde sıla-i rahim unvanıyla özel olarak durulduğunu ve kişilerin ruhsal sağlığı üzerindeki rolünden bahsedildiğini göstermektedir. İslâmî hadislerde sıla-i rahimin birçok faydaları zikredilmiştir. Bunlar arasında doğru davranışların öğrenilmesi, sosyal destek ve birlik ruhunun gelişmesi, insanî duyguların artması, akrabaların ruhsal sağlığına yardım etmesi ve yaşama bağlılığı artırması, ömrün uzaması, rızkın çoğalması, belaların defedilmesi, amellerin temizlenmesi ve mânevî ilerleme sayılabilir. Bilimsel psikoloji araştırmaları, dostlar ve akrabalarla tatmin edici ilişkilerin ve onları yâd etmenin mânevî faydalarının yanı sıra birçok ruhsal faydaları da olduğunu göstermektedir. Bunlar arasında sosyal destek alma, görsel öğrenme yoluyla sosyal becerilerin kazanılması ve uygun ilişkilerin kurulması, başkalarıyla doğru ilişkiler kurulması yoluyla davranışlara çekidüzen verilmesi sayılabilir. Sıla-i rahim ruhsal baskılar karşısında kişilerin direnme gücünü arttırmakta ve kalp-damar hastalıklarının ve ruhsal hastalıkların azalmasını sağlamaktadır. Bu bulgular, bu araştırmada kişilerle yapılan görüşmeler sonucu elde edilen bulgularla uyuşmaktadır.
Giriş
Sıla-i rahim sosyal bir davranıştır. Bu yüzden kişiler yalnız olduklarında başkalarıyla iletişim kurma peşine düşerler. Bu davranış, başkalarıyla irtibatın ve onlarla samimi olmanın temel psikolojik bir ihtiyaç olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ihtiyaç, doğru yollardan giderildiğinde kişilerin kendilerindeki potansiyel kabiliyetlerini yeşertecekleri bir ortam hazırlar. Diğerleriyle insanî ve sıcak ilişkilerin gölgesinde kişiler, huzur ve mutluluk duyarlar ve gündelik zihinsel sıkıntılardan ve streslerden uzaklaşırlar. İslâm’a göre akrabalara bakış, değerli İlâhî nimetlere bakıştır ki aralarında ilişki olmaması nimetlere küfür sayılır. Soyun ve akrabalığın inkârı, Allah’a küfür mesabesindedir (Meclisî, h.k.1413, c. 71, s. 138, 108. hadisin açıklamasında).
Sıla-i rahmin (akrabalarla ilişkinin) kesilmesi, olumsuz sonuçlarının ölümden önce muhakkak kişinin yakasına yapışacağı günahlardan biridir (a.g.e., s. 134, c. 104). Etkilerinden bazıları fakirlik, refahtan mahrum olma veya mal ve makamın kaybedilmesi (a.g.e., s. 91, 12. hadis), erken ölüm ve cennete girmemektir (a.g.e., s. 90, 9. hadis ve s. 91, 11. hadis). Allah katında sıla-i rahim o kadar önemlidir ki fâsıklar kendi akrabalarıyla iyi ilişkiler kurduklarında onlara birçok rızık bağışlamakta, muttaki olup da yakınlarıyla ilişkisini kesenleri ise büyük bir rızıktan mahrum bırakmaktadır. Resulullah (s.a.a.) da sıla-i rahimin bu sonucuna dikkat çekerek şöyle buyuruyor: “Sıla-i rahimin fâsıklar üzerinde böyle bir etkisi varsa, muhakkak muttaki kişiler için de bu sonuç vardır.” (a.g.e., s. 135, 88. hadis ve s. 138, 107. hadis).
Bu yüzden Resulullah (s.a.a.), akrabalarınızdan biri kendi yakınlarıyla ilişkisini kesse de siz ilişkinizi kesmeyin şeklinde tavsiyede bulunmuştur (a.g.e., s. 138, 106. hadis) ve sizin bağınız, biraz uzun zaman alsa bile Allah’ın ona yardım etmesini ve ister istemez onun da yakınlarıyla ilişkiyi kesmekten vazgeçmesini sağlar diye buyurmuştur (a.g.e., s. 128, 91. hadis). Yine, sıla-i rahim için bir yıllık yolun kat edilmesi gerekse bile bunu yapınız, bu dindarlıktır diye buyurmuştur (a.g.e., s. 105, 68. hadis). Sıla-i rahim, akrabaların birbirleri üzerinde olan haklarıdır, ister Müslüman olsunlar, ister olmasınlar (a.g.e., 71. hadis, s. 131, 97. hadis).
Sıla-i rahim ihtiyacı elbette sadece ekonomik bir ihtiyaç değildir. Zengin de duygusal ihtiyacı, destek, muhabbet ve dostluk ihtiyacı için, ruhsal rahatsızlıklarını ve kaygısını uzaklaştırabilmek için kendi yakınlarına ve akrabalarına muhtaçtır. Bu yüzden yaşamda, akrabalarla dostane ve birliğe dayalı ilişkiler kurulması gereklidir. (Nehcu’l-Belağa, 23. hutbe, 8-10. bölüm).
Sıla-i rahimin büyük rolü ve önemi yüzünden Kur’ân-ı Kerim onu dinî farizalar arasında saymıştır (Nisa, 36. ayet). Birçok hadiste[1] ruhsal sağlık üzerindeki rolü ve önemine ilâveten sıla-i rahimin nasıl olması gerektiği de öğretilmiştir (Meclisî, h.k. 1413, c. 71, s. 88-139).
Sıla-i rahimin bireysel ve toplumsal düzeydeki birçok faydaları dolayısıyla Hace Nasiruddin-i Tûsî (h.k. 597-672), sıla-i rahimin temelini akla ve nakle dayalı kabul etmiştir. Aklın, insanın kendi cinsinden oluşan büyük kalabalığın arasında kendisini tecrit etmesinin caiz olmadığına hükmettiğine inanmaktadır. Bunu insanın nefsanî erklerini zevale götüren ve onu dünyada ve ahirette hüsrana uğratan ruhbanlığın kısımlarından saymaktadır. Bu yüzden aklın hükmüne göre insan başkalarıyla irtibat kurmaya, bu irtibatın gölgesinde hayatını ahlâka ve mânevî yaşama uygun olarak sürdürmeye ve de maddî hacetlerini bu yolla gidermeye muhtaçtır. Bu irtibatın canlı tutulması akla göre zaruridir ama bütün ehemmiyetiyle beraber aklî zaruretin ikinci derecesinde yer almaktadır. Zira akıl, insanın diğer hemcinsleriyle irtibatının ehemmiyetini ve özelliğini beyandan ve kendisiyle akrabalığı olan kişilere katılarak bu irtibatı kurduktan sonra aslında bunu birinci dereceye yerleştirmektedir. Böylece geniş toplumsal ilişkilerin başlangıcında yerini almaktadır.
Hace Tûsî, Kur’ân’ın ve hadisin sıla-i rahim yapılması üzerinde bir fazilet unvanıyla tekitle durmasını aklın hükmüne uygun bulmakta ve aklın ve naklin sıla-i rahimin fazileti üzerinde uyumlu bir şekilde durduğuna inanmaktadır (Muhibbî, 1383, c. 1, s. 376).
Sıla-i rahim meselesinin ve insanların refahı, uyumu ve ruhsal sağlığı üzerindeki tesirinin niteliğinin incelenmesi, psikoloji ve eğitim açısından fevkalade öneme sahiptir. Bu makalede sıla-i rahim kavramı, İslâmî öğretilerdeki yeri, davranışlarda kendini nasıl gösterdiği, olumlu sonuçlar doğurması için taşıması gereken şartları, sosyal uyum, ruh sağlığı ve mânevî gelişim üzerine eğitimsel ve psikolojik etkileri incelenecek ve sıla-i rahim ile ruhsal sağlığın ilişkisini ölçen araştırmaların bulguları tahlil edilecektir.
Araştırma Yöntemi
Hâlihazırdaki araştırmada iki genel yöntemden faydalanılmıştır. a) İslâmî metinlerin içeriği, tefsir ve içtihat yöntemlerinden faydalanılarak tahlil edilmiştir. b) Muteber bilimsel sitelerdeki psikolojik metinlerde özel aramayla ulaşılan psikoloji araştırmalarından faydalanılmıştır.
Sıla-i Rahim Kavramı
Bazı ahlâkî kaynaklarda sıla-i rahim, akrabalarla dostane ilişkiler kurmak, dünyanın mal, makam ve diğer hayırlarında onlarla ortak olmak veya onları mutlu etmek olarak geçmektedir. Elbette bu tanımda akrabalar anlamı verilen “rahim” sadece kan bağıyla oluşan akrabalıkla sınırlı değildir (Nerakî, 1370). Hace Nasruddin Tûsî de sıla-i rahimi şöyle tanımlıyor: “Sıla-i rahim, akrabalarını ve yakınlarını dünya hayırlarında kendine ortak etmektir.” (Muhibbî, 1383, c. 10, s. 375).
Sıla-i rahim kavramı açıklanırken, önce rahimden kastedilenin açıklanması gerekir, sonra sıla kavramı üzerinde durulmalıdır (Meclisî, h.k. 1413, c. 71, s. 108). Allâme Meclisî rahim kavramı hakkında şöyle yazıyor: İslâm âlimleri, Kur’ân ve hadislerde lüzumu ve irtibatta bulunulması gerektiği üzerinde durulan sıla-i rahim kavramının içinde geçen rahim kavramıyla ilgili farklı görüşler belirtmişlerdir.
1- Bazıları soy akrabalığını esas almışlar, bu akrabalığın ölçüsü olarak da sadece tek rahime bağlılığı kabul etmişlerdir.
2- Diğer bazıları rahimi sadece baba tarafından akrabalık olarak kabul etmişlerdir. Yani baba tarafından akrabalık yukarı ecdada doğru ne kadar yukarı ve evlatlar ve torunlar olarak ne kadar aşağı giderse hepsini ve de kız ve erkek kardeşler ile çocuklarını, amcaları ve halaları içermektedir.
3- Bazıları birbirlerine mahrem olan ve birbirleriyle evlenmeleri haram olan iki kişiyi rahim kabul etmişlerdir. Bununla beraber amca ve teyze çocukları vb. rahim sayılmamaktadır.
4- İbn Cüneyd’e göre rahim, evlat veya anne ve baba cihetinden şahsî yakınlıktır; ister yakın olsunlar ister uzak, ister miras alsınlar ister almasınlar.
5- Bazıları da akraba olarak tanınan bütün herkesi, mahrem olsun, namahrem olsun, yakın akraba olsun, uzak akraba olsun, rahim kabul etmektedir. Bununla beraber halkın örfünde akraba olarak bilinen herkes birbirlerinin rahimidir. Bu görüş, merhum Şehid-i Sanî’nin görüşüdür.
Sıla-i rahimdeki sıla ile kastedilenin ne olduğu hakkında Şehid-i Sanî şöyle yazıyor: Bununla kastedilen, örfün nazarında irtibat denilen ve kişinin rahimden ayrılmasını engelleyen şeydir. Bununla beraber örfe ve örf kültürüne göre sılanın şekli farklıdır ve rahimlerin menzillerinin birbirlerine yakınlığına-uzaklığına da bağlıdır. (Meclisî, 1413, c. 71, s. 111).
Sılanın hangi davranışlarda karşılık bulduğuna gelince ise, Şehid-i Sânî’ye göre selam vermek en kolay ve en masrafsız davranıştır. Maddî yardım, hediye, himaye, zararların giderilmesi ve akrabalara fayda sağlayıcı işler, sıla-i rahimin karşılığı sayılan diğer davranışlardandır. Fakat akrabalarla duygusal, muhabbetli ve karakterli bir irtibat kurulmasını sağlayan sıla daha üstündür. Nitekim birçok hadiste bu tür davranışların üzerinde durulmuştur (a.g.e.).
İbn Esir, Nihaye’de şöyle yazıyor: Sıla’dan kasıt akrabalık bağı olanlara ihsanda ve iyilikte bulunmak, onlara karşı hoşgörülü olmak, onlarla uyum ve işbirliği içinde olmak ve vaziyetlerini göz önünde bulundurmaktır; uzak akraba olsalar ve kötü insanlar olsalar bile (a.g.e., s. 109).
Psikoloji metinlerinde de sıla-i rahimle ilgili birçok yapıya rastlanmaktadır. Başkalarıyla irtibat[2], sosyal ilişkiler ve türdeş sevgisi[3] bunlara örnektir. Psikoloji alanında, samimi ilişkiler kapsamında yapılan bazı araştırmalar, bağlanma başlığı altındadır. Gerçekte sıla-i rahim kavramı, psikolojide başkalarıyla irtibat tanımıyla örtüşmektedir. Diğer bir deyişle sıla-i rahim, diğerleriyle samimi ilişki kurmak, sevmek, korumak ve aynı şekilde sevilmek ve korunmaktır ki rahim sayılan kişilerle irtibatta karşılık bulmaktadır. Söylenilmelidir ki irtibat kurulması İslâm’da gerekli sayılan rahim, daha önce değinilen akrabalardan ibaret değildir. Hadis-i şeriflerde rahim kavramı genişletilmiş, evliyalar, öğretmenler ve müminler de bu kapsama dâhil olmuştur. Gerçekte dinî bakışa göre bir şekilde bir diğerinin üzerinde hakkı olan herkes rahim sayılır ve buna uygun bir irtibat kurmaları gerekir. İmam Rıza (a.s.), âl-i Muhammed’in (s.a.a.) akrabaları, İmamlar (a.s.) ve müminler üzerinde durmuş ve onların “Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının…” (Nisa/1) ayetinin karşılığı olduğunu, onlarla sıla-i rahim yapan kimselerin bunun sonucunda Allah’a yakınlaşacağını buyurmuştur (Meclisî, 1413, c. 71, s. 129, 93. hadis).
İslâmî bakışı diğer bakışlardan, içinde de psikolojinin bakışından, ayıran şey kavramsal genişlik, mânevî ve irfanî boyuttur. Aynı şekilde İslâmî bakışta sıla-i rahim, şer’i bir yükümlülük unvanıyla geçmekte ve kişinin Allah’la irtibatı da dikkate alınarak mukaddesleşmektedir. Şimdi İslâmî ve psikolojik metinlere göre sıla-i rahmin insan yaşamındaki rolünü inceleyeceğiz.
İslâmî Metinlerde Sıla-i Rahim
Âyetlerde ve hadislerde sıla-i rahimin üzerinde çokça durulmuş ve insanî değer taşıyan davranışların öğrenilmesi, insanî duyguların eğitilmesi, toplumsal birlik ve dayanışmanın geliştirilmesi, hayata dair umut düzeyinin yükseltilmesi ve akrabaların ruhsal sağlığına yardım etmesi üzerindeki rolü işlenmiştir. Aynı şekilde ömrün uzaması, rızkın çoğalması, belanın def edilmesi ve amellerin temizlenmesi de sıla-i rahimin faydaları arasında sayılmıştır (a.g.e., c. 68, s. 87-152).
Sıla-i rahim bireysel ve toplumsal olarak iki boyuttan incelenebilir: Bireysel açıdan sıla-i rahim, insanın fert unvanıyla duygusal ilişkilerine teveccüh etmesini sağlamaktadır. Kişiler arasında karşılıklı irtibat kurulduğunda temel sebepler gelişmekte ve daha geniş şekilde toplumu etki altında bırakmaktadır. Toplumsal açıdan da bir toplumun uzuvlarının ilişkileri, kan bağına dayalı akrabalık kökleri üzerine kurulduğunda, toplumun ortak hedeflere yönelik dikkati artacaktır. Bu yüzden kopma ve toplumun insanî hedeflerine ve ideallerine doğru birlikte hareket etmeme söz konusu olmayacaktır. Bu iki esas hem ilişkilerin genişlemesine, hem de toplumda bulduğu karşılığın yayılmasına zemin hazırlar. Bu irtibatın iki tarafında da yalnız kişinin toplumdaki konumu ihya olacaktır.
Allah Teâla sıla-i rahim hakkında Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Allah’a ibadet edin ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın.” (Nisa/36)
“Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa/1)
“Ve onlar Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar… İ te onlar, bu yur un (dünyanın güzel) sonucu