Gaybet-i Suğra Döneminde İmam Mehdi (a.s)’ın Dört Özel Naibi
’ın naiplerinin iki temel hedefi vardı: ’ın H. 354 yılında şehid ol
1- Zihinleri Büyük Gaybet’e hazırlamak, halkı yavaş yavaş Hz. Mehdi (a.s)’ın gizli yaşadığı döneme alıştırmak. İmam (a.s) eğer birdenbire gaybete çekilseydi, belki de insanlar tümüyle Mehdi (a.s)’ı inkar ederler ve düşünceler saparlardı. Hz. Mehdi (a.s)’ın özel naipleri, Küçük Gaybet döneminde, halkı Büyük Gaybet’e hazırlamakla görevliydiler ve bu görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Bu nedenle de artık Küçük Gaybetin devam etmesine gerek kalmadı.
2- Şiilerin rehberliğini üstlenip onların toplumsal menfatlerini korumak. Onlar, İmam (a.s)’ın gaybetinden dolayı Şia camiasında doğan boşluğu dolduruyorlardı. Hz. Mehdi (a.s) onların vesilesiyle toplum üzerindeki rehberliğini sürdürmüş, gaybetinden dolayı meydana gelebilecek zararları önlemiş, en zor şartlar altında çok karmaşık olan siyasi ve içtimai alanlarda taraftarlarını yol göstermiş ve Şiilerin dağılıp sapmasına engel olmuştur.
Özel Naiplerin Vazife ve Faaliyetleri
Özel Naiplerin vazifeleri, onların hayatlarının bütün yönlerini kapsayacak şekildeydi. Onların yahatlarını baştanbaşa, Hz. Mehdi (a.s) tarafından üzerlerine yüklenen vazife ve faaliyetlere vakfetmişlerdi. İmam Mehdi (a.s)’ın bu vefalı yaranının hayatlarını inceleyenler, onların toplumsal, siyasi, kültürel, ilmi vb. alanlardaki ihlaslı çalışma ve çabalarını göreceklerdir.
Burada, onların hayat öykülerini anlatmaya geçmeden önce ortak faaliyetlerinden bazılarına kısaca değineceğiz:
1- Hz. Mehdi (a.s)’ın Adını Ve Yerini Gizlemek, Onun (a.s) Hakkındaki Şüphe ve Tereddütleri Gidermek
Özel Naiplerin vasıtasıyla naklolunan Hadisler ve Hz. Mehdi (a.s) tarafından yine onların vasıtasıyla gönderilen mektuplardan, naiplerin vazifelerinin iki yönlü olduğu anlaşılmaktadır:
Bir yönden, İmam (a.s)’ın ismi ve yaşadığı yeri sadece düşmanlardan değil, hatta Şiilerden bile gizlemeyi ve onun (a.s) adını asla hiçbir yerde söylememelerini tembihliyorlardı. Böylelikle Şiileri, Abbasilerin tehlikesinden korumayı amaçlıyolardı.
Öte yandan, itimad ettikleri insanlara İmam (a.s)’ın varlığını ispat edip, şüphe ve tereddüte düşmelerini önlemek için mektuplaşma ve imam adına işleri yürütmek yoluyla ümmetle imam arasındaki bağı sağlıyorlardı ve nerede olduğunu söylüyorlardı.
2- Şiilerin Gruplara Bölünmesini Engellemek
İmam Mehdi (a.s)’ın Naiplerinin önemli vazifelerinden biri de, İmam Hasan Askerî (a.s)’ın oğlu Hz. Mehdi (a.s)’ın İmametini açıklayarak Şiilerin bölünmelerine engel olmaktı. Bu hedefe ulaşmak için de Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Masum İmamlardan, İmamların 12 tane olduğu ve on ikincisinin gaybete çekileceğine delil olan Hadislere de temessük ediyorlardı.[23]
Naipler, bu merhalede önemli başarılar elde etmiş, Şia camiasında meydana gelen gruplaşmaları önemli ölçüde azaltabilmişlerdi.
3- Fikhi, İlmi ve Akidevi Sorulara Cevap Vermek
Özel Naiplerin bir işi de, Şiilerin fıkhi ve şer’i sorularını Hz. Mehdi (a.s)’a sunup, cevabını almak ve onu halka ulaştırmaktı. İkinci Naip Muhammed b. Osman’ın zamaninda bir çok fıkhi sorular sorulmuş, bunlara İmam Zaman (a.s)’dan gelen çeşitli ve uzun mektuplarda cevap verilmiştir.
4- Yalan Yere Niyabet İddiasında Bulunanlarla Mücadele
Bu konuyu İkinci Naibin yaşamını anlatırken genişçe ele alacağımız için burada tekrarlamıyoruz.
5- İmam (a.s)’a Ait Malları Alıp, Dağıtmak
Özel Naiplerin bir işi de, Şiilerin bölgesel vekillere verdikleri İmam (a.s)’a ait malları toplamaktı. Bu malları çeşitli yollarla İmam (a.s)’a ulaştırıyor, veya onun emriyle harcıyorlardı.[24]
6- Bölgesel Vekiller Tayın Etmek
Çeşitli bölgelerin işlerini idare etmek, Şiilerin İmamlarla irtibatını sağlamak için vekil belirlemek, önceki İmamlar (a.s)’ın zamanında da var olan bir yöntemdi. Gaybet döneminde de Özel Naipler, bu yöntemden yararlanarak çeşitli bölgeler için vekiller tayin ediyorlardı. Şiilerin yaşadıkları bölgeler belliydi. Her bölge için bir vekil belirleniyor, bu vesileyle Şiilerle Özel Naiplerin irtibatı sağlanıyordu.
Naiplerin Seçilme Tarzı (Şekli)
İmam Mehdi (a.s)’ın 70 yıldaki özel naipleri şunlardı:
1- Ebu Amr, Osman b. Said Amri
2- Ebu Cafer, Muhammed b. Osman b. Said Amri
3- Ebu-l Kasım, Hüseyin b. Ruh Nevbahti
4- Ebu-l Hasan, Ali b. Muhammed Semeri
İmamiye Şiası arasında bu konuda herhangi bir ihtilaf göze çarpmamaktadır.[25]
Bunlar, sırayla İmam (a.s)’ın vekilliğini yapmışlardır. Bunları bizzat İmam (a.s) belirliyordu. İkinci, üçüncü ve dördüncü Naibleri bir önceki naibe mektup yazarak tayın etmiştir. Birinci naibi ise İmam Hasan Askeri (a.s) kendisi ve kendisinden sonraki İmam için naib olarak tayin etmiştir.
Özel naipler, bu dönemde Şiilere İmam (a.s) arasındaki irtibat sağlıyorlardı. Sorularını, İmam (a.s)’a ulaştırıyor ve İmam (a.s)’dan sözlü veya bazen de yazılı olarak aldıkları cevapları Şiilere ulaştırıyorlardı.[26]
Gaybet-i Suğra ve İmam (s.a)’ın dört naibi hakkında inceleme yapanların veya bu konuda az bir bilgiye sahip olanların aklına şöyle bir soru gelmektedir: Naiplerin seçilmesindeki ölçü neydi? En Fakih ve en alim olmak mı ölçüydü, yoksa başka birşey mi?
İmam (a.s)’ın naiplerinin hayatını incelediğimizde şu sonuca varıyoruz ki: Naibin belirlenmesindeki asıl ölçü; takva, zühd, dindarlık, siyasi ve toplumsal meseleleri doğru ve derin bir şekilde anlamak, geçmişinin iyi olması, halkın tam olarak ona güvenebilmesi, korkusuz olması, zorluklar karşısında sabır ve tahammül gücüne sahip olabilmesi dostluğu ve düşmanlığının sadece Allah için ve Allah yolunda olmasıdır.
Şeyh Tusi’nin Özel Naipler Hakkındaki Sözleri
Şeyh Tusi şöyle yazıyor: “Bize göre, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın zamanında onun ashabından bazıları, onun oğlu olan İmam Zaman (a.s)’ı görmüşlerdir. İmam Hasan Askeri (a.s)’ın şehadetinden sonra da onlar, Hz. Mehdi (a.s)’ın naipliğini yapmış, Şiilerin İmam (a.s)’la irtibatını sağlamışlardır. Bu naiblerin hepsi tanınmış ve meşhur kişilerdiler. Onlar dinin hükümlerini İmam (a.s)’dan öğrenip, Şiilere ulaştırıyorlardı. Yazılı sorular olduğu zaman onları İmam Zaman (a.s)’a götürüyor, cevaplarını alıp, Şiilere getiriyorlardı. Şiilerin humus ve zekatlarını İmam (a.s)’dan aldıkları vekaletle, topluyor sonra İmam (a.s)’a teslim ediyor veya onun izniyle harcıyorlardı. İmam Hasan Askeri (a.s), onların adaletini teyit etmiş, onları İmam Zaman (a.s)’ın emin vekilleri olarak tanıtmış ve kendisinden sonra mülklerinin bakımı ve işlerinin yürütülmesini onlara devretmişti. Bunlar, Ebu Amr Osman b. Said, onun oğlu Muhammed b. Osman ve diğerleridir. Bunların hepsi bilgili, dirayetli ve güvenilir kişilerdi.[27]
Seyyid b. Tavus’un Sözleri
Seyyid b. Tavus Taraif adlı eserinde şöyle diyor: “Hz. Mehdi (a.s)’ı, babasının (a.s) ashabından birçokları görmüş, ondan (a.s) hadis ve şer’i hükümler nakletmişlerdir. Bunların dışında ayrıca İmam (a.s)’ın tanınan, bilinen keramet sahibi naipleri vardı. Onlar, Osman b. Said Amri, oğlu Ebu Cafer Muhammed b. Osman, Hüseyin b. Ruh Nevbahti ve Ali b. Muhammed Semeri’dir.[28]
Birinci Naip
Ebu Amr Osman b. Said Amri (r.a)
Hz. Mehdi (a.s)’ın ilk özel naibi Osman b. Said Amri’dir.
Şeyh Tusi “el-Gaybet” adlı değerli eserinde şöyle yazıyor:
“Masum İmamlar (a.s) tarafından iyilikle anılan vekiller şunlardır: Birincisi İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri (a.s)’ın tasdik ettikleri Ebu Amr Osman b. Said Amri (r.a)’dır.”[29]
O, onuncu ve onbirinci İmamın ashabından olup, güvenilir birisiydi. 11 yaşındayken, İmam Ali Naki (a.s)’ın hizmetinde olmuş, ondan (a.s) fıkıh, hadis ve ilim öğrenmiş, İmamet ve velayet gölgesi altında yetişmiştir. Onun kemal ve faziletlerini birkaç cümlede beyan etmek mümkün değildir.
Muhaddis olan Şeyh Abbas Kummi Sefinet-ul Bihar adlı değerli eserinde şöyle yazıyor: “Ebu Amr Osman b. Said Amri dört naibin ilkidir. Onun büyüklüğü, adaleti ve emanettarlığı anlatılmayacak derecededir. O, öyle büyük bir insandı ki, benim gibi birisi onu tanıtamaz.”[30]
O, Şiilerin içinde güvenilirlik ve adaletle tanınırdı. Kimse onun azamet ve yüceliğinden şüphe etmezdi. İmam Hasan Askeri (a.s)’ın şehadetinden sonra, İmam Mehdi (a.s) tarafından özel naipliğe seçilmiş ve İmam (a.s)’la Şiiler arasında vasıta olmuştu.
Birinci Naibin İsim ve Lakapları
İsmi, “Osman b. Said”dir.
İki künyesi vardır:
1) Ebu Amr
2) Ebu Muhammed
Dedesi “Amr” olduğu için “Ebu Amr” ve oğlunun “Muhammed” olduğu için “Ebu Muhammed” denmektedir.
Yaptığımız araştırmaya göre hadis ve rical kitaplarının hemen hepsinde künyesi, “Ebu Amr” diye geçer. Hadis kitaplarından sadece ikisinde “Ebu Muhammed” diye geçmektedir. Onların biri Sefinet-ul Bihar[31] ve diğeri Bihar-ul Envar’dır.[32]
İlk naib Şiilerin arasında, çeşitli sebeplerden dolayı dört lakapla meşhur olmuştur:
1- Semman veya Zeyyat (Yağ Satıcısı): Ona, Semman veya Zeyyat diyorlardı. Çünkü vekalet makamını gizli tutmak için zeytin yağı ticaretiyle uğraşıyordu. Şiiler ve Ehl-i Beyt (a.s) dostlarına yönelik baskıların had safhada olduğu o dönemde kendisini bu şekilde hükümetin şerrinden koruyordu.
Ve Şiilerden topladığı malları, Abbasilerin korkusundan yağların içine saklayıp, İmam Hasan Askeri (a.s)’a gönderiyordu.[33]
2- Esedi: “Beni Esed” kabilesinden olduğu için kendisine “Esedi” diyorlardı.[34]
3- Askeri: Osman b. Said’e “Askeri” de diyorlardı. Çünkü Samerra’nın “Asker” mahallesinde yaşıyordu.[35]
4- Amri: Belirtmek gerekir ki, Osman b. Said, daha çok “Amri” lakabıyla tanınıyordu. Hadislerde ve Rical kitaplarında da daha çok “Amri” diye geçer.
Biri nci Naib’in Evlatları
Osman b. Said’in, Muhammd b. Osman (İmam Zaman (a.s)’ın ikinci naibidir; ileride onun yaşamı geniş bir şekilde ele alınacaktır) ve Ahmed b. Osman adında iki oğlu vardı. Rical kitaplarında Ahmed’den bahsedilmemiştir. Şeyh Tusi yalancı naipleri anlatırken onlardan birisinin, Muhammed b. Osman’ın (İkinci Naip) kardeşinin oğlu[36] “Ebu Bekr Muhammed b. Ahmed b. Osman” olduğunu söylüyor.
Osman b. Said: Üç Masum İmamın Özel Vekili
Çeşitli Hadislerden ve alimlerin sözlerinden Osman b. Said’in, üç Masum İmamın vekili oluğu anlaşılmaktadır.
Şeyh Tusi, “Rical” kitabında İmam Ali Naki (a.s)’ın ashabını sayarken şöyle diyor: “Künyesi Ebu Amr olan Osman b. Said Amri’ye “Semman” ve “Zeyyat” da deniliyordu. 11 yaşındayken İmam Ali Naki (a.s)’ın huzuruna varıp hizmetinde olmuş ve onunla ahitleşmişti.”[37]
İmam Hasan Askeri(a.s)’ın ashabını anlatırken şöyle diyor: “Künyesi Ebu Amr olan Osman b. Said Amri Zeyyat veya Semman güvenilir büyük bir zat olup, İmam (a.s)’ın vekiliydi”[38]
Yine, “Men Lem Yervi An-il Eimme (a.s)” babında Muhammed b. Osman’ı anlatırken şöyle diyor: “Osman b. Said İmam Zaman (a.s) tarafından vekil olup Şiilerin gözünde büyük bir makamı vardı.”[39]
Şeyh Tusi’nin “Rical”indeki sözleri, onun, üç Masum İmamın ashabından ve onların (a.s) vekili olduğunu açıkça göstermektedir.
İbn-i Davud Hilli’de “Rical”inde şöyle yazıyor: “Osman b. Said Amri … büyük ve güvenilir birisidir. 11 yaşındayken İmam Ali Naki (a.s)a hizmet etmeye başlamış ve onunla (a.s) meşhur ahdini yapmıştır. İmam Hasan Askeri(a.s) tarafından da vekil idi.”[40]
Merhum Seyyid Muhammed Mehdi Bahr-ul Ulum “Rical” adlı kitabında şöyle yazıyor: “İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri (a.s) tarafından, Ebu Amr Osman b. Said Amri hakkında özel açıklama gelmiştir. O, İmam Zaman (a.s)’ın da vekili idi. Ondan önce de İmam Hasan Askeri (a.s) ve İmam Ali Naki (a.s)’ın vekili olmuştur.”[41]
“Tenkih-ul Mekal”, “Kamus-ur Rical”, “Mu’cem-i Rical-il Hadis” vb. rical kitapları Osman b. Said hakkında aynı şeyleri yazmışlardır.
İmam Ali Naki (a.s)’ın Osman b. Said’i Kendisinin Güvendiği ve Emini Olarak Tanıtması
Şeyh Tusi, Ahmed b. İshak Kummi’den şöyle nakleder: “Bir gün İmam Ali Naki (a.s)’ın huzuruna gidip şöyle sordum: “Ey benim efendim, bazen huzurunuza çıkma saadeti nasip oluyor bana, bazen de olmuyor. Burada her zaman bu feyze ulaşamıyorum; peki ben kimin sözünü kabul edeyim, kimin peşinden gideyim?” İmam (a.s) bana şöyle buyurdular:
“Bu Ebu Amr (Osman b. Said) güvenilir ve emin birisidir. O size ne diyorsa benden taraf diyor, size neyi ulaştırırsa benden taraf ulaştırır.”[42]
Bu hadis, İmam Ali Naki (a.s)’ın Osman b. Said’e büyük bir güveni olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bu hadiste onun İmam (a.s)’ın söz ve buyruklarını halka iletmekle görevli olduğunu da beyan olunmaktadır.
İmam Hasan Askeri (a.s)’ın Osman b. Said’i Övüp Methetmesi
İmam Ali Naki (a.s)
İmam Mehdi (a.s) Hicri Kameri 255 yılında dünyaya geldi. Babası İmam Hasan Askeri (a.s)’ın şehadetinden sonra Abbasi saltanatının memurları, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın evine saldırıp yerine geçecek olan İmam’ı aramaya koyuldular. Bu olay geleceğin İmamının canının ciddi bir şekilde tehlikede olduğunu gösteriyordu. İmamet silsilesi, ve nübüvvet sülalesinin devam etmesi ve beşeriyetin büyük kurtarıcısının canının korunması gerekiyordu. Bu nedenle İmam Mehdi (a.s), Allah’ın emriyle gaybete çekildi.
İmam Mehdi (a.s)’ın gaybetiyle Şiiler oldukça güç bir döneme girmiş oluyorlardı. Bu durum karşısında dağılma ihtimali büyüktü. Ancak, bu duruma alışmaları, şek ve şüpheye düşmemeleri ve paniğe kapılmamaları için, Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları (a.s) yıllar öncesinden gerekli tedbirleri almış, nurlu ve muhtevalı sözlerinde gaybet meselesini genişçe işlemiş ve fikirleri gaybet için hazırlamışlardı. Bu konuda birçok hadis nakledilmiştir ki, onlardan birkaçını aşağıda örnek olarak zikrediyoruz:
1- Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Beni müjdeci olarak gönderen Allah’a andolsun, benim evlatlarımdan olan Kaim (kıyam edecek olan Mehdi) bir ahd üzere gizlenecektir. O dönemde insanların çoğusu: (hak yoldan saparak) “Allah’ın Âl-i Muhammed’e ihtiyacı yoktur.” diyecektir. Bir kısmı da onun doğumunda şüphe edecektir. Öyleyse, kim gaybet zamanını görse, dinini korusun ve şeytanının şüphe uyandırarak ona musallat olmasına ve anne babasını (Adem ve Havva) cennetten çıkardığı gibi onu benim dinimden çıkarmasına izin vermesin. Allah, şeytanı kafirlerin dostu olarak karar kılmıştır.”[1]
2- Emir-ul Mü’minin Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Yeryüzünde her zaman Allah’ın, dinini ayakta tutacak bir hüccetti olacaktır. O ya görülüp bilinecek, (11 Masum İmam (a.s) gibi) ya da (zalimlerin korkusundan) gizli bir halde yaşayacaktır ki, Allah’ın hüccet ve delilleri batıl olmasın.”[2]
3- İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “ İmamınızın gaybet haberi size ulaştığında onu inkar etmeyin.”[3]
4- İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Bu işin sahibi için kesinlikle bir gaybet dönemi olacaktır. Bunun bazı sebepleri vardır. Bu sebepleri açıklamamaya emrolunduk. onun gaybetinin hikmeti, kendisinden önce gelen peygamberlerin gaybetlerinin hikmeti gibidir. Bunun asıl sebebi ortaya çıktıktan sonra bilinecektir. Nitekim Hz. Hızır’ın yaptığı işlerin hikmeti, Hz. Musa ondan ayrılıncaya kadar bilinmedi. Birbirlerinden ayrılınca, neden gemiyi deldiği, neden o genci öldürdüğü ve neden duvarı yaptığı bilindi. Bu iş, Allah’ın işlerinden, onun sırlarından ve gayblarındandır. Allah Teala’yı hikmet sahibi bilen, onun bütün işlerinin hikmet ve maslahata uygun olduğunu da kabul eder, o işlerin sebebini bilmezse dahi.”[4]
Şia Muhaddisleri, Hz. Mehdi (a.s) ve onun gaybetiyle ilgili Hadisleri Resulullah ve Masum İmamlardan sırasıyla nakletmiş ve kitaplarında kaydetmişlerdir.[5]
Bu hadislerde gaybetin özellikleri açıklanmıştır. Bilindiği üzere bu hadislerde vaad edilen gaybet dönemi 260 hicri yılından başlayarak bütün özellikleriyle birlikte gerçekleşmiş ve şidi de devam etmektedir. Böylece Hz. Mehdi (a.s)’ın gaybeti, bu Hadislerin doğruluğunun delillerinden birisidir. Hadislerin doğruluğu da, “Vaad Edilmiş Mehdi”nin o olduğuna delildir. Çünkü bu gibi özellikler onun (a.s) dışında kimsede görülmemiştir.
Hadislerde haberi verilen gaybet iki merhalede gerçekleşmiştir.
1- Gaybet-i Suğra (Küçük Gizlilik)
Hz. Mehdi (a.s)’ın geybete çekildiği ve Şiilerle irtibatını, seçtiği naiplerle sağladığı döneme “Gaybet-i Suğra” dönemi denir.
Gaybet-i Suğra İmam Hasan Askeri (a.s)’ın şehadet tarihi olan 8 Rebiulevvel 260 hicri’den başlayıp dördüncü ve son naibi Ali b. Muhammed Semeri’nin 15 Şaban 329 hicri yılında vuku bulan vefatına kadar sürdü.
Gaybet-i Suğranın Süresi
Yukarıdaki açıklamaya göre, Hz. Mehdi (a.s)’ın Gaybet-i Suğra dönemi yaklaşık 70 yıl sürdü. Ama bazıları bu sürenin 74 yıl olduğunu söylüyorlar.[6] Onlar, Gaybet-i Suğra’nın başlangıcını İmam (a.s)’ın doğum tarihinden (H.K. 255) hesaplamışlardır. Gaybet-i Suğra’nın müddetinin 70 yıl olması daha doğru bir görüştür. Hz. Mehdi (a.s) her ne kadar babası (a.s) hayatayken gözlerden uzak idiyse de bu gizlilik Gaybet-i Suğra’dan sayılmamaktadır. Çünkü o zaman İmam Hasan Askeri (a.s) İmamdı. İmam Hasan Askeri (a.s) vefat ettikten sonra İmamet Hz. Mehdi (a.s)’a geçti ve gaybet dönemi başladı çünkü gaybet döneminden maksat her gaybeti değil, İmametle beraber olan gaybettir. Buna göre Gaybet-i Suğra, özel naipler vasıtasıyla imamla irtibat sağlanabildiği dönemine denir. Bu gaybet 8 Rebiulevvel 260’dan başlayıp, 15 Şaban 329’da bitmiştir.
2- Gaybet-i Kubra (Büyük Gizlilik)
Gaybet-i Suğra dönemi ve özel naipler vasıtasıyla sağlanan mektuplaşma döneminin bitmesinden sonra Gaybet-i Kubra dönemi başlamış, günümüze dek de sürmektedir. Bu gaybetin özelliklerini ileride daha geniş şekilde ele alacağız.
İki Gaybet Hakkında Önceden Verilen Haberler
Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamlarından nakledilen birçok hadis, İmam Mehdi (a.s)’ın gaybetinin iki şekilde olacağını haber vermektedir.
Bu hadisler, bu konuda ileri sürülmüş olan bazı soru ve şüphelere de cevap olabileceği için bazılarını aşağıda zikrediyoruz:
1- İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur ki:
“Kıyam edecek olan İmam’ın, biri kısa, diğeri uzun iki gaybeti olacaktır. İlkinde yalnızca has Şiiler onun yerini bileceklerdir. İkincisinde ise, sadece onun hizmetinde olan özel şahıslar yerlerini bileceklerdir.”[7]
2- Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur ki:
“Kıyam edecek olan İmam’ın iki gaybeti olacaktır. Onların birinde (Büyük Gaybette) her yıl hacca gelecek ve halkı görecektir; ama halk onu göremeyecektir.”[8]
3- Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Mehdi’nin iki gaybeti vardır. Onlardan birisi uzun olacaktır. Bazılar “O öldü” diyecekler; bazıları, “Öldürüldü”, bazıları da, “Gitti” diyecekler. Ashabından çok azının dışında kimse onun emrinde kalmayacaktır. Onun hizmetinde olan en yakın şahıstan başka evlatları veya diğerlerinden kimse onun yerini bilmeyecektir.”[9]
İki çeşit gaybet hakkında birçok hadis nakledilmiştir. Sadece Gaybet-i Nu’mani’ adlı eser de 9 tane hadis vardır. Sözkonus eserin yazarı olan Muhammed b. İbrahim Nu’mani H. 4. yüzyılda yaşan şia alimlerdendir. O bu hadisleri naklettikten sonra şöyle diyor: “Kaim (a.s)’ın iki çeşit gaybetini beyan eden Hadisler, sahih Hadislerdir.”
Niyabet (Vekillik)
İster büyük olsun, ister küçük, gaybetin hiç bir çeşidinde, 12. İmam Hz. Mehdi (a.s)’ın insanlarla ilişkisi tamamıyla kesilmemiştir. Çünkü her iki gaybette de niyabet müessesesi söz konusudur. Naiplerin vasıtasıyla İmam (a.s)’ın halkla irtibatı devam etmiştir.
İmam (a.s)’ın gaybetinin iki merhalesi olduğu gibi niyabetin de iki merhalesi olmuştur: Küçük Gaybette “Özel Niyabet” , Büyük Gaybet’te “Genel Niyabet.” var olmuştur.[10]
Özel ve Genel Niyabet
Özel Niyabet şudur: İmam (a.s), belirli ve müşahhas şahısları kendisine naip eder ve onları isimleriyle tanıtır. Nitekim İmam Hasan Askeri (a.s) da aynı işi yapmış ve şöyle buyurmuştu:
“Amri (Osman b. Said) ve oğlu (Muhammed b. Osman) güvenilir insanlardır. Size ne getirseler, benden getirmişlerdir, size ne söyleseler, benden taraf söylüyorlar.”[11]
Başka bir yerde de şöyle buyuruyor:
“Şahid olun, Osman b. Said Amri (Birinci Naip) benim vekilimdir. Onun oğlu Muhammed b. Osman (İkinci Naip) da benim oğlum ve sizin Mehdi’nizin vekilidir.”[12]
Genel Niyabet ise şudur: İmam (a.s) birtakım genel şart, sıfat ve özellikleriyle naiplerini belirler. Dolaysıyla her asırda bu sıfat ve özelliklere sahip olanlar, Hz. Mehdi (a.s)’ın Genel Naipleri olurlar. Bu genel şart ve özellikler Hadislerde belirtilmiştir.
Orneğin şu hadislerde genel naiblerin taşımaları gereken bu genel şartlara işaret olunmuştur.
Hz. Mehdi (a.s), İshak b. Yakub’a gönderdiği mektupta şöyle buyuruyor:
“Gelecekte vuku bulacak olaylar için Hadislerimizi nakleden alimlere başvurun. Çünkü onlar benim sizlere olan hüccetlerimdirler. Ben de Allah’ın onlara hüccetiyim.”[13]
İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Avam (Fakih olmayan ve dini hükümleri çıkaramayanlar), günahlardan kendisini koruyan, dini hıfzeden, heva ve hevesine muhalefet eden ve Mevlasina itaat eden fakihleri taklit etmeleri gerekir.”[14]
Dolaysıyla, Küçük Gaybet döneminde, Hz. Mehdi (a.s)’ın isim ve özellikleriyle tanıtılan naiplere özel Naiplerine “Nuvvab-ı hassa” (Özel Naipler)[15] ve “Nuvvab-ı Erbaa” (Dört Naip) denilmektedir. Bu makalenin yazılmasındaki asıl amaç da, bu muhterem naiplerin yaşantılarını açıklayıp anlatmaktır. Bu hususu mekalenin devamında genişçe ele alacağız.
Büyük Gaybet’in başlamasından bu yana Masum İmamlar (a.s) tarafından belirlenen genel kaideye göre hareket ederek naip olanlara da “Nuvvab-ı Âmme” (Genel Naipler) denmektedir.
Gaybet-i Suğra Dönemindeki Abbasi Halifeleri
Gaybet-i Suğra döneminde Hz. Mehdi (a.s)’ın özel naibi olup, yaklaşık 70 yıllık bir dönem boyunca naiplik sorumluluğunu yüklenen Dört Naib’in niyabet dönemi, Abbasi haliferinden el Mu’temid Billah (256-279 h.), el-Mu’tazad Billah (279-289 h.), el-Muktefi Billah (289-295 h.), el-Muktedir Billah (295-322 h.), el-Kahir Billah (320-322 h.) ve er-Razi Billah’ın (322-329 h.) saltanatlarına rastlar.
Abbasilerin ilk halifesi Seffah (Kan dökücü) diye tanınan Ebu-l Abbas,[16] H.K. 132 yılının Rebiussani ayının 12. gününde Kufe’de başa geçti.
O, minbere çıkıp bir hutbe okudu. Bu hutbede kendisini ve ailesini Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’i, yakınları ve akrabaları olarak tanıtıp, Ehl-i Beyt hakkındaki ayetlerin ve onlara ait hakların kendkileri için olduğunu iddia etti.
Abbasiler, kendilerini Âl-i Muhammed diye tanıtarak hareketleri ve kargaşalıkları kendi lehlerini çevirmeyi becerebilmişlerdi.[17]
Sonunda Beni-l Abbas, Ehl-i Beyt (a.s) adına Benî Ümmeye’yi yıkıp, halifeliği ellerine geçirdiler. İlk zamanlarda halka ve Hz. Ali’nin soyundan olan Seyyidlere iyi davranıyor, Ehl-i Beyt (a.s)’ın intikamını alma adına Benî Ümeyye’yi katliam ediyorlardı. Beni Ümeyye halifelerinin kabirlerini açıp bulduklarını ateşte yakıyorlardı.[18]
Ama uzun bir zaman geçmeden Benî Ümeyyen’nin yöntemini yani Ehl-i Beyt’e karşı zulüm ve düşmanlık yolunu tutmaya başladılar. Zulümde ve fesatta ellerinden geleni yapmaktan geri durmadılar. Hz. Ali’nin soyundan olanları çeşitli zulümleri reva görüp grup grup katlediyorlardı; bir kısmının başlarını kesiyor, bir kısmını da diri diri toprağa gömüyorlardı.[19]
Abbasi halifelerinin bir takım ortak özellikleri vardır: Onlar kendi dönemlerin en ayyaş insanlarından sayılıyor, şarap içiyor, hatta geceleri sabahlara kadar sazla sözle eğleniyorlardı, halkın sorunlarıyla ilgilenmiyorlardı. Bu hususlar tarihi açıdan isbatı gerektirmeyecek derecede açıktır.
Abbasi halifelerinin bir diğer özelliği, Ehl-i Beyt’e düşmanlık etmek, onlara karşı nefret duymak, onları sürgün etmek, zindana atmak, öldürmek ve baskı yapmaktı. Bu konuda halifeyle, Abbasilerin ileri gelenleri, ordu komutanları ve vezirleri arasında fark yoktu. Bu düşünce şekli, Abbasi halifelerinin hemen hepsinde göze çarpmaktadır. Ama bu düşünceyi uygularken bazen metodları değişik olmuştur.
Bu baskı ve zorbalıklar Gaybet-i Suğra dönemine yaklaştıkça artmaktadır. İmamlarımız (a.s), özellikle Küçük Gaybet’e yakın zamanlarda çok yaşamamış ve birbiri ardınca şehit edilmişlerdir. İmam Cevad (a.s) Şia kaynaklarına göre H.K. 220 yılında Abbasi halifelerinden Mu’tasım’ın tahrikiyle, kendi karısı ve Me’mun’un kızı tarafından zehirletilerek 25 yaşında şehid oldu.[20] İmam Ali Naki (a.s) da H.K. 254 yılında Abbasi halifelerinden Mu’taz tarafından zehirletilerek 41 yaşında şehid edildi.[21] İmam Hasan Askeri (a.s) da H.K. 260 yılında 28 yaşında iken Abbasi halifelerinden Mu’temid tarafından zehirletilerek şehid edildi.[22] İmamların çok yaşamamaları; halifelerin, İmamlar’ı ortadan kaldırma hedeflerinde ne derecede ciddi olduklarını göstermektedir.
Böylesi baskılara rağmen Şia mektebi ümmetin parlayan yıldızlarının rehberliğinde bu buhranlardan sağlam olarak çıkıp, en küçük bir sapma olmadan kendisini koruyabilmiştir.
Şia mektebinin tarih boyunca kudret ve hükümet sahiplerinin geniş çaplı muhalefet ve düşmanlıklarına rağmen ayakta kalmasının sırrı, her şeyden önce bu mektebin hakkaniyeti, sonra da bu mektebin rehberlerinin zamanın şartlarına uygun akıllıca ve hekimane tedbirlerinde yatmaktadır. Bu tedbirlerden birisi, niyabet ve vekalet müessessisinin Küçük Gaybet döneminde sistemli bir şekildeki çalışmasıydı.
Niyabetin Asıl Hedefleri
Hz. ehdi (a.s)