İslami Açıdan Eğitim Alanında Cinsel Farklılıklar
Dr. Hüseyin Bostan
Talim ve terbiye (eğitim ve öğretim) alanında cinsel eşitsizlikten, toplumlarda en köklü ve en etkili cinsel eşitsizliklerden biri şeklinde söz edilir. Talim ve terbiye, ister aile kurumu veya din kurumu tarafından uygulanan geleneksel şekli ve ister günümüz talim ve terbiye resmî kurumlarınca uygulanan yeni ve modern şekli ile olsun, sürekli cinsiyet eksenli ilişkilerin şekillenmesi ve pekişmesi için uygun bir zemin oluşturmuştur.
Feministler sosyoloji ve talim ve terbiye felsefesi alanındaki yazılarında, eğitim sisteminde cinsel eşitsizlikleri masaya yatırmıştır. Eğitimde fırsatlara ve ilerlemelere kavuşma imkanında eşitsizlik, cinsiyete göre ders programları, ders kitaplarında ve yardımcı kitaplarda cinsiyetle ilgili kavramların yer alması, öğretmenlerin ve eğitimle ilgilenen kişilerin cinsiyet ayrımcılığı ekseninde bakış açıları ve davranışları, eğitim kurumlarında yürütme ve yönetimde cinsiyete dayalı ayrımcılık, cinsiyete göre iki cinsin karışık ve karışık olmadığı ortamlara göre eğitim yöntemleri, ilerleme sınavları ve akademik istişareler ve meslekî durumlar, feminist uzmanların üzerinde durduğu en önemli konulardır.
Bu makalede İslam’ın bu konuya nasıl baktığına aşağıdaki soruları göz önünde bulundurarak açıklık getirmeye çalışacağız:
1– İslam, kadın ve erkeğin bilimsel ilerlemesine aynı ağırlığı mı veriyor, yoksa bu alanda eşit olmayan bir model mi sunuyor?
2– İslam, eğitim maddeleri konusunda, cinsiyete dayalı özel bir tutumu mu savunuyor?
3– İslam’ın cinsiyetten bağımsız talim ve terbiyeye bakış açısı nedir?
4– İslam açısından ahlakî ve cinsiyete dayalı talim ve terbiye arasında ne gibi bir bağlantı söz konusudur?
5– İslam’ın iki cinsin karma bir ortamda eğitim görmesine bakışı nedir?
1. Cinsiyet ve Bilimsel İlerleme
1-1. Kadınların Aklî Eksikliği Tezi
Bilimsel ilerlemede cinsiyetin rolü hakkında her şeyden önce kadın ve erkeğin zihnî ve idrak gücü farklılığı ile ilgili tutumumuza açıklık getirmemiz gerekir.
Eğer bu iddia doğru ise, yani kadınlar erkeklere nazaran fikrî ve zihnî açıdan doğal olarak daha zayıf ise, bu durumun kaçınılmaz sonucu, kadın ve erkek arasında bazı bilimsel ve eğitimsel açılardan eşitsizliğin haklı olduğu olacaktır.
Bu iddianın çeşitli kültürlerde derin bir mazisi olup, bazı Müslüman ve gayri müslim düşünür tarafından onaylanmışsa da; daha yeni araştırmalar bu iddianın doğruluğu konusunda bazı kuşkuları gündeme getiriyor.
Her halükarda bu konu, halen kanaat önderleri arasında üzerinde görüş birliği sağlanmamış konulardan biridir dahası; dinî belgeler de bu görüşü İslam>a isnat etmek için gerekli şeffaflıktan yoksundur.
Bu alanda özel olarak kadınların aklî eksikliğinden söz eden hadisler dikkat çekicidir[1]. İslam dini bu rivayetlere göre, kadın ve erkek arasında zihnî ve idrak gücü farklılığını varsaysa da; bu farklılıkların kesin olarak idrak gücünün hangi yönleri (akıl, zeka, hafıza, teorik idrak, pratik idrak, …) ile ilgili olduğu açık bir şekilde beyan edilmemektedir. Oysa bu ihtimallerden bazılarına, hele kadınların zeka veya hafıza eksikliği gibi zayıf ihtimallere dayanarak, kadın ve erkek arasında eğitim eşitsizliğini izah etmek mümkündür.
Bunun dışında, bu farklılıkların doğal veya sosyal kaynaklı oluşu konusunda İslam’a kesin bir görüş atfedilemez ve ayrıca İslam açısından bu tür farklılıkların cebrî olduğunu ispat etmek, doğal olduğunu ispat etmeye nazaran daha zordur. Yani, bu farklılıkların doğal olduğunu ispat eden kesin deliller bulunsa bile, bu durum söz konusu farklılıkların cebrî olduğundan emin olmakla bir tutulmamalı, çünkü bir özelliğin doğal oluşu ile değişim yaratma yeteneğini bir arada kabul etmek mümkündür.
Dolaysıyla bu tür rivayetleri, kadın ve erkeğin eğitimde ilerlemesindeki farklılıklarını izah etmek üzere temel alamayız, nitekim bu rivayetlere istinat ederek, cinsiyet temeline dayalı farklı eğitim politikaları da üretemeyiz. Üstelik yeni bilimsel araştırmalar da kadın ve erkek arasında geniş zihnî farklılıkları inkar ediyor.
1-2. İslam’da Kadınların Bilimsel İlerlemesi
İslam’ın; kadınların erkeklere kıyasla bilimsel ilerlemelerine verdiği değer ve ağırlığı belirlemek için, bu alanla ilgili ayet ve rivayetleri irdelemek gerekir.
Genel olarak bu konuda iki tür dinî belge vardır: Kadın ve erkeği bir arada kapsayan genel belgeler ve sadece kadınlara özel olan belgeler.
İslam’ın bakış açısını beyan eden özel belgeler.
Aşağıdaki ayet ve rivayetler genel belgelere birer örnektir:
– (Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?[2]
– İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.[3]
– Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar.[4]
– Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir grup dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve (savaştan) döndüklerinde kavimlerini ikaz etmek için geride kalmalıdır.[5]
– “Bilim Çin’de (yani dünyanı en ücra köşesinde) olsa bile peşinden gidin (öğrenin).”[6]
– “Bilim peşinden gitmek, her Müslüman için farzdır.”[7]
Son hadisin tabirinde birçok nakillerde “Külli müslim” kaydedilmiştir ki erkek cinsine delalet ettiği halde, Arap dili kurallarına göre erkeklere özgü değildir ve kadınları da kapsar. Ancak daha az muteber olan nakillerde “Külli müslim ve müslime” yani her Müslüman erkek ve her Müslüman kadın şeklinde kayda geçmiştir[8], ki mevzu bahis nakillere göre hadis kadınlardan da açıkça söz etmiş ve bu açıdan özel belgeler kategorisinde yer alır[9].
Şimdi de özel belgeler bir kaç örnek verelim:
– İmam Cafer Sadık’tan (a.s) “Bir kadın, Hacc ibaretini yerine getirmemiş bir erkeğe naip olarak (onun yerine) Hacc ibadetini yerine getirebilir mi?” diye sorulduğunda Hazret şöyle karşılık verir: “Eğer o kadın daha önce Hacc ibaretini yerine getirmişse ve şer’i meseleleri biliyorsa, naip olabilir. Nice Müslüman kadınlar vardır ki, dinî meselelerde erkeklerden daha bilgili ve daha alimdir.”[10]
– Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva’nın (a.s) yaratılışı ile ilgili rivayetin bir yerinde şöyle geçer: Adem: “Ya Rabbim! Ben Havva’yı senden istiyorum” diye sorunca bunun için hangi amel seni hoşnut eder?” Yüce Allah: “Benim hoşnutluğum, ona benim dinimi öğretmendedir” buyurur. Bunun üzerine Adem: “Ya Rabbim! Bu şartını kabul ediyor ve bana belirlediğin bu kadere boyun eğiyorum.” der.[11]
– Ehl-i Sünnet kayanlarında İslam Peygamberi’nden (s.a.a) nakledilen bir rivayete göre, hazret; Ensar kadınları hakkında şöyle buyurmuştur: “Ensar kadınları iyi kadınlardır. Hicap ve utanma duygusu onların dinî meseleleri sormalarına ve bilim ve bilince ulaşmalarına mani olmuyor.”[12]
– Rivayete göre, bir kadın Hz. Fatıma’nın (a.s) huzuruna çıktı ve bir meseleyi sordu. Hz. Fatıma (a.s) kadına cevap verdi. Algılama yeteneği sorunlu olan kadın, soruyu bir kez daha tekrarladı ve Hz. Fatıma (a.s) da tekrar cevap verdi. Kadın aynı soruyu yeniden tekrarladı ve bu soru cevap, on kez tekrarlandı. Bu durumdan utanan kadın şöyle arz etti: “Ey Resulüllah’ın (s.a.a) kızı! Seni daha fazla rahatsız etmeyeceğim.” Hz. Fatıma (a.s) şöyle karşılık verdi: İstediğini sorabilirsin. Ağır bir yükü yüz bin dinar karşılığında dama çıkarmak için ücret alan kimse, yükün ağırlığından rahatsız olur mu? Kadın, “hayır” deyince Hz. Fatıma (a.s) şöyle buyurdu: “Benim her meseleye vereceğim cevabın manevi mükafatı, yerden yüce Allah katına kadar olan mesafeyi dolduracak değerli mücevherlerden daha fazladır. Babam’dan (s.a.a) şöyle duydum: Bizi izleyen alimler kıyamet gününde mahşur olduklarında bilimleri ve Allah’ın kullarına yol gösterme bağlamında sarf ettikleri çabaları ile orantılı olarak üzerlerine keramet elbiseleri giydirilir…[13].
Son hadiste dikkat çeken nokta şudur: Hz. Fatıma (a.s) bir kadın olarak, İslam Peygamberi’nin (s.a.a) din alimleri hakkında beyan ettiklerinin kendisi için de geçerli olduğunu ifade ediyor ve bu da, İslam dininin ilim ve alime değer verirken, kadın ve erkek arasında her hangi bir fark tanımadığına delalet ediyor.
Bu delillerden hareketle, eğer içeriği kadınların bilimsel ilerlemesine karşı olan bir rivayete rastlayacak olursak, ya bu rivayete kuşku gözü ile bakmak, ya da bu durumu bir nevi izah etmek gerekir.
Mesela özel olarak bir rivayetin görece manası bazen şöyledir: “Kadınların gönlünü Ali’nin (a.s) sevgisi ile tanıştırın ve onları bilinçsizlik (bilgisizlik) içinde bırakın.”[14]
Rivayetin Ali’nin (a.s) sevgisine vurgu yapması ve başka rivayetlerde[15] bilinçsiz anlamına gelen “buhle” sözcüğünün insanların mutlak bilinçsizliği değil de, inanç alanında ihtilaflara karşı bilinçsiz olan insanları kastetmesinden hareketle, mevzu bahis rivayetin anlamını şöyle açıklayabiliriz: Kadınları (yani o dönemde bilim ve marifet açısından düşük seviyelerde bulunan birçok kadını) inançla ilgili meselelerle uğraştırmayın ve sadece kalplerinde Ali’nin (a.s) sevgisini filizlendirmekle yetinin.
Ayrıca İslam Peygamberi’nden (s.a.a) görecede kadınlara kitabet işinin öğretilmesini tenkit eden bir rivayet nakledilmiştir[16]. Bu rivayetin dayandırıldığı belge, Ehl-i Sünnet alimlerine göre zayıftır[17] ve Şii kaynaklarda da bu rivayet için zikredilen belge de Nufeli ve Sukuni adlarında iki raviyi kapsadığından, özellikle geçmişteki Şii alimler başta olmak üzere birçok Şii fakihe göre zayıftır[18], ama birçok alim, bu belgeyi geçerli sayar.
Her halükarda, eğer bu rivayette kitabetten maksat, yazmanın genel anlamı ise, rivayetin içeriğini onaylamakta sorunla karşılaşırız. Zira okuma yazmanın bilimsel gelişmede ifa ettiği tartışılmaz rolünden hareketle, İslam’ın kadınlar için bilimsel ilerlemeyi bir değer olarak gündeme getirmekle birlikte onlar için okuma yazmayı uygunsuz gördüğünü kabul etmek mümkün değildir. Bunun dışında, bazı rivayetler ve tarihî deliller, Asr-ı Saadet’te başta İslam Peygamberi’nin (s.a.a) Ehl-i Beyti’nden (a.s) bazı kadınlar olmak üzere, kadınların arasında okuma yazmanın nisbî ölçüde yaygın olmaya başladığını gösteriyor[19].
Dolaysıyla, kitabeti kadınlar için uygunsuz gören rivayeti doğru varsaymakla birlikte, rivayetin püf noktasını, rivayetin gündeme geldiği dönemin özel durumunda aramak gerekir. Örneğin, şu ihtimalden söz edebiliriz: O dönemin birçok kadını ahlakî açıdan uygun olmayan düzeydeydi[20] ve bu yüzden okuma yazma becerisi onların sapma ihtimalini veya ahlakî fesadını arttırmaya sebep olabilirdi. Böylece, kadınlara kitabet öğretmenin tenkit edilmesi ikinci dereceden bir hüküm şeklinde telakki edilebilir ve bu tenkit, temel bir ilke olarak İslam’a atfedilemez. İslam’da temel ilke, okuma yazmanın öğretilmesidir ve bazı rivayetlerde de bu konuya vurgu yapılmıştır. Söz konusu rivayetlere göre, insanların ihtiyacı olan başta okuma yazma olmak üzere her türlü teknik veya sanat, cinsiyet gözetmeksizin herkes için caizdir, ama ahlakî, itikadî ve sosyal fesada yol açmaması şartıyla… Yine bu hüküm insanların amelinin değerlendirilmesinin bu tekniklerin veya sanatın maslahat mı, yoksa fesat doğrultusunda mı kullanıldığına göre söz konusu olur[21].
Sonuçta, İslam’ın kadın ve erkeğin bilimsel ilerlemesine eşit düzeyde değer verdiği söylenebilir, gerçi son noktadan hareketle, yani ahkamın değişmesinde ikinci dereceden başlıkların tesiri göz önünde bulundurularak, özel şartlarda ve durumlarda bazı cinsiyet farklılıklarını da kabul eder. Örneğin, kadınların ve kızların geniş çapta eğitimsel ve meslekî alanlara girmesinin iş fırsatlarının kısıtlanması ve erkeklerin geniş çapta işsiz kalmasına yol açtığı durumlarda, kadınların kayıtsız şartsız eğitiminin ideal olmasından kuşku duyulmaya başlar ve eğitim politikalarının öncelikleri, erkeklerin istihdam önceliğine göre ayarlanması gerekir[22].
1-3. Kadınların Bilimsel İlerlemesi Yolundaki Engeller
Bazıları, değersel boyut itibarı ile İslam’ın eğitime yönelik eğilimi cinsiyetten bağımsız ve eşitlik ilkesine dayalı olduğu halde, ideal cinsiyet tertibatı kadınlar için oluşturduğu kısıtlamalarla -istemeyerek de olsa- bir nevi cinsiyet eşitsizliğini beraberinde getirdiğini söyleyebilir.
Bu kesime göre, İslam’ın kadın ve erkeğin bir ortamda bulunmasına yönelik kısıtlamaları, kadınların tesettürü, kadınların eşi veya bir mahremi yanında olmaksızın yolculuk etme yasağı ve yine evlilikten doğan kayıtlar ve ayak bağları, kaçınılmaz olarak kadınları eğitimde ilerleme açısından erkeklere nazaran daha geride bırakıyor.
Bu iddiaya cevap verirken iki noktayı hatırlatmakta yarar var. İlkin, eğitim hakkında eşitsizliğin İslam ahkamından kaynaklandığının doğruluğunu varsaysak bile, bu durum, mevzu bahis hükümlerin ideal amaç ve değerlerini sorgulamadan, başlı başına bu ahkamı reddetmeye delil oluşturamaz. Örneğin, tesettürün vacip kılınması veya kadınların yolculuk etmelerine getirilen bazı kısıtlamalar, kadınların cinsel güvenlik derecesini arttırmak ve sonuçta toplumun ahlakî sağlığını korumak amacı ile gündeme gelmiştir. Şimdi eğer birileri çıkıp da bu amacın değerini inkar edecek veya ona karşı duyarsız kalacak olursa, İslam ahkamına cinsiyet eşitsizliğini desteklediği için itirazda bulunabilir ve feministlerin İslam ahkamına yönelik eleştirileri de bu açıdan yapılır.
sistemine tabi olmuştur. Bu yüzdenGerçekte bu eleştirilerde bulunanlar çağdaş düşünceye din karşıtı veya dinî olmayan bakışın galip olması yüzünden ilahi değerleri gözardı ediyor ve bazı dünyevi değerleri (bilimsel kalkınma gibi) ön plana çıkararak, bu tür dünyevi değerlerin gerçekleşmesine mani olan durumlarla muhalefet ediyor. Ancak ilahi değerlere bağlı olanlar kendi değerlendirmelerinde, dinî ve dünyevi değerler topluluğunu, öncelik sırasını da gözeterek göz önünde bulunduruyor. Dolaysıyla, eğer bu gerçekte bazı eşitsizlikler de ortaya çıkarsa, anti değer sayılmalarına karşın, beraberlerinde getirdikleri başka değerli amaçlara göre değerlendirilir. Kuşkusuz bu amaçların daha önemli olduğu varsayılarak, önemli olan değerden, yani eşitlikten vazgeçilebilir.
İkinci nokta, sözü edilen eşitsizliğin gerçekten İslam ahkamından mı, yoksa başka yerden mi kaynaklandığını daha titiz bir şekilde irdelemektir. Bunun için soru işaretlerini beraberinde getiren bazı hükümleri gözden geçireceğiz.
Görünen o ki günümüzde, İslamî kılık kıyafetin kadınların eğitim alanında ilerlemelerine engel oluşturduğu iddiasının pek taraftarı bulunmuyor. Nitekim İran’da, diğer bazı İslam ülkelerinde ve hatta Batılı ülkelerde başörtülü kadınların bilimin yüksek mertebelerine ermekte sergiledikleri başarı, bu iddianın yanlış olduğunu gün ışığına çıkarmıştır. Bu doğrultuda, İslam’ın kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunmasına karşı çıkmasının, kadınların bilimsel ilerlemesine engel oluşturduğu iddiası da yanlış bir iddiadır ve ortada bu iddiayı ispat edecek hiç bir delil yoktur. Bu bağlamda da karma eğitim tartışmasında, bu iddianın tam tersinin gerçeğe daha yakın olduğunu anlatacağız.
Kadının her hangi bir mahremi kendisine refakat etmeksizin yolculuk yasağı konusuna gelince, birçok Ehl-i Sünnet mezhebinde bu konuda ağır yasaklar belirlendiği halde, Şii imamlardan nakledilen rivayetlere göre, kadına güvenilmediği veya başkaları tarafından her hangi bir tehlike ile tehdit edildiği durumları dışında böyle bir yolculuğun başlı başına bir sakıncası yoktur ve bu iki durum dışında kadına bir mahreminin refakat etmesi elzem değildir, ama her halükarda birinin refakat etmesi önceliklidir[23].
Bu hükmün içeriğine iyice baktığımızda, hükmün kadınların bilimsel ilerlemesi için ciddi bir kısıtlama getirmediği anlaşılır ve birçok yerde de destek eksenli tedbirlerle bu tür engelleri ortadan kaldırmak mümkündür.
Bundan önceki iddialardan daha ciddi gözüken konu, evlilik ve ailevi yaşamın, eğitimine devam etmek isteyen kadınlara getirdiği kısıtlamalarla ilgili iddiadır. İslam düşüncesinde aile ocağının konumu ve kadının kocasının izni olmaksızın evden çıkma yasağı gibi hükümlere bakıldığında, mevzu bahis kısıtlamalar İslam toplumunda daha fazlaymış gibi görünebilir.
Bazı araştırmacılar evli öğrenci kadınlarla yaptıkları görüşmelerden hareketle, birçok kocanın ancak eşleri ev işlerini zamanında yaptıkları takdirde eğitimlerine devam etmesine katlandığını, ancak ailenin normal yaşam modelini değiştiren eğitimlerin yarıda kesildiğini belirtiyor. Ayrıca kadınların iktisadi açıdan kocalarına bağımlı olmaları da yüksek eğitimlerine devam etmeleri yolunda engel oluşturuyor. Zira erkeklere göre, ortak yaşamın bedelini onlar karşıladığından, kadınların mali imkanları kişisel gereksinimlerini değil, ailenin masraflarını karşılamak üzere harcamaları gerekir, oysa üniversite masrafları kadınların kişisel gereksinimleri ile ilgilidir. Ailevi görevlerini yerine getirmemekten dolayı duyulan suç duygusu da kadınları eğitimine devam etmekten alıkoyan bir başka etkendir[24].
Bu iddia hakkında şunu söylemek gerekir: İslam kadınlar için aile içindeki görevlerine öncelik tanımışsa da bu durum, eğitimde ilerlemede cinsiyete dayalı eşitsizliği İslam ahkamına isnat etmemiz anlamına gelmez. Gerçekte İslam’ın kadınları kocalarına itaat etmeye teşvik etmesi[25] ve kadının evden çıkmasını kocasının iznine bağlaması[26] kadınların eğitimlerine devam etmelerine engel oluşturmaz. Şii fakihlerin onayladığı nikah sırasındaki şer’i ve yasal şartlarla ilgili tedbirlerle beraber, eğitimine devam etmek isteyen kadınlar, bu açıdan her hangi bir sorun yaşamaz. Kuşkusuz kadının iktisadi açıdan kocasına bağımlı olma sorunu da aynı yöntemle çözümlenebilir; çünkü kadın çalışmak veya çalışmama konusunda özgürce karar verebilir. Dolaysıyla, izdivaçtan doğan karşılıklı hak ve görevleri bilmek, kadınların eğitimini nitelik ve nicelik bakımından geliştirme yolunda önemli bir adımdır.
Gerçekte yanlış ve kalıplaşmış zihniyetler cinsiyete dayalı eşitsizliklerin yaygınlaşmasında önemli rol ifa ettiğinden, bu tür yanlış zihniyetleri düzeltmek amacı ile kültürel hareketleri yaratmak, her türlü ifrat ve tefritten uzak bir şekilde atılması gereken bir başka önemli adımdır. Kuşkusuz, bazıları kadını sırf evde ve ev işleri ile uğraşması ve çocuklara bakması gereken ve çeşitli yeteneklerini göz ardı ettikleri biri olarak gördükleri gibi ortada duran gerçekler ve yine birçok erkeğin her türlü şartlar altında ev işlerinde eşlerine yardımcı olmaktan kaçınmaları, İslam ruhu ile bağdaşmayan ve çeşitli sosyal ve kültürel etkenlerden kaynaklanan durumlardır. İslam dininin kadınların sosyal katılımlarına yönelik modelleri ve yine dinin önde gelen büyüklerinin ev işlerinde[27] eşlerine yardımcı olmaları konusundaki pratik siyerini bilmek, bu konuda yaygın olan genel kanıyı değiştirmekte önemli etkisi olabilir ve özellikle yanlış kültürel algılamaların silinmesinde yardımcı olur.
Öte yandan günümüzde uygulanan eğitim sistemindeki mevcut yanlışları da gözden kaçırmamak gerekir. Gerçekte yüksek eğitim kurumları, kadınlara evlilikle birlikte eğitimlerini sürdürmeleri için pek fazla imkan sağlamamaktadır. Araştırmalar, kadın öğrencilere eğitimlerine yarım gün biçiminde devam etmeleri ve ailevi sorumlulukları ile ilgilenmelerine zaman tanımaları ve genel anlamda kişisel ve sosyal faaliyetlerini koordine etmeleri bağlamında verilen desteğin, kadınların bilimsel faaliyetlerinde daha başarılı olmalarına imkan sağladığını gösteriyor. Kadınların görevleri arasındaki bu dengeyi sağlamak ve geliştirmek, büyük ölçüde üniversitelerin görevidir. Bu alanda önerilen çözüm yollarından biri, kadın öğrencilere, daha düşük hızla ve daha uzun süreli olmak üzere yarım gün eğitim imkanı sağlamak ve yine serbest eğitimden yararlanmaları için fırsatlarını arttırmaktır[28].
Ve son olarak Enformasyon Teknolojisi’nin (IT) önemli bir getirisine işaret etmek gerekir ki bu da, serbest eğitim sistemini oluşturmasıdır. Bazı Batılı ülkelerde yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, bu sistem bütün kadınlara ve özellikle ev hanımlarına ve küçük yaşta çocuğu olan kadınlara ve yine işçi kadınlara aile işleri ve eğitimlerini devam etmeleri yolunda var olan engelleri ortadan kaldırmak ve yüksek bilimsel derecelere erişmek için emsalsiz ve çok değerli bir fırsat sunmuştur[29]. Kuşkusuz, bu sistemin kapasitelerinden İslamî toplumlarda doğru biçimde yararlanıldığı takdirde, sadece ailevi ve meslekî değil, kadınların bilimsel ilerlemeleri yolundaki her türlü engel ortadan kaldırılmış olacaktır.
Sözün özü şudur: İslam dininin ne kadınların eğitimine erkeklere nazaran daha az değer verdiğini, ne de mevcut gerçeklerden hareketle kadın ve erkek arasında eğitim açısından göze çarpan eşitsizliklerin İslam ahkamından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu konu, ilim ve fıkıhta önde gelen ailelerde yetişen örnek kadınların yaşamını gözden geçirdiğimizde, daha iyi anlaşılır.
Hicri Kameri 12. Yüzyılda yaşayan alimlerden merhum Abdullah Efendi İsfahani, Riyadu’l Ulema adlı eserinin bir bölümünü, çoğu bir numaralı ulema ailelerine mensup olan ve bizzat dinî derslerle uğraşan alime kadınlara ayırmıştır. Merhum İsfahani, Şeyh Muhammed Reydeşti İsfahani adlı büyük bir alimin kızı Hamide Hatun hakkında şöyle yazıyor:
Hamide faziletli, alime ve arife bir kadındı. Çağımızın kadınlarını eğitmekle uğraşan Rical ilminde bilge bir insandı. Kelamı çok iyi bilirdi ve fazilet ehli olan bir büyüğümüzün mirası ve halk arasında takvasıyla bilinen bir kadındı. İstibsar adlı eser başta olmak üzere bazı hadis eserlerine oldukça dakik açıklamalar ve dipnotlar yazmıştır ki bu da kendisinin özellikle Rical ile ilgili araştırmalarda gayet bilgili, titiz ve bilge biri olduğunu ispat eder[30].
Merhum İsfahani ayrıca Alleme Muhammed Takî Meclisi’nin kızı Amine Hatun hakkında şöyle yazıyor:
Amine faziletli, alime, salihe ve takvalı biriydi. Kendisi Molla Muhammed Salih Mazandarani’nin eşiydi. Duyduğumuza göre kocası fazilet ve ilimde en yüksek mertebelere ermiş olmasına karşın, bazen Allame Hilli’nin Kavaid adlı eserinde yer alan zorlu ibareleri anlamak için eşinden sorular sorar ve ondan yardım alırdı[31].
Çağımızda da müçtehide kadın Emine İsfahani de bilge ve arife bir kadındı ve imanı ve büyük çabası sayesinde yüksek ilmî derecelere nail oldu ve Kum Dini İlimler Merkezi’nin kurucusu Ayetullah Hac Şeyh Abdulkerim Hairi gibi büyük alimlerden içtihat için izin aldı ve böylece, Müslüman kadın öğrencilere ve bilginlere bir örnek oluşturdu.
2. Eğitim Malzemeleri
İslam açısından cinsiyetle eğitim malzemeleri arasındaki ilişkiye gelince, bu konuda iki düzeyde görüş beyan etmek mümkün.
Dinin elzemleri ile ilgili olan düzeyde, geniş çaplı bir cinsiyet ayrımının söz konunu olmadığı söylenebilir. Örneğin, “kadın doğum” gibi tıpta bazı ihtisas branşları ile ilgili eğitimde kadınlara özgü bir zaruret söz konusu olabilir. Zira İslam’da ilk kural, erkeğin namahrem kadınla fiziksel temasının yasak olmasıdır ve eğer kadın hekimler toplumun bu bağlamda gereksinimlerini karşılamaya yetiyorsa, bu durumda erkekleri bu tür branşlara yöneltmeye gerek kalmaz. Benzer bir gerekçe ile tıp alanında bazı ihtisas branşlarının erkeklere özgü olduğu söylenebilir. Öte yandan İslam’da kadınlar cihat görevinden muaf tutulduğundan, eğer toplumun askeri güce olan ihtiyacı erkeklerle karşılanabiliyorsa, bu durumda kadınların askeri bilimlerle ilgili branşlarda eğitim yapmaları için her hangi bir haklı gerekçe söz konusu olamaz.
Bu özel durumların dışında, sosyal gereksinimlere dayanan İslam’ın genel kuralı, toplumun ihtiyacını karşılamak üzere her türlü branşta eğitim görmek kadın-erkek; toplumun tüm kesimleri için caizdir.
İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilen bir rivayete göre, nazari, sanayi, hizmet, sanat ve genel olarak insanların ihtiyacı olan tüm branşlarda eğitim görmek, doğru yoldan sapmadığı ve verilen eğitim ve bu bilimlerden yararlanmanın fesada dönüşmediği müddetçe herkes için serbesttir[32].
Dinin öncelikleri ile ilgili olan ikinci düzeye gelince, cinsiyet ayrımı daha belirgin hale gelir.
Eğitim politikaları sürekli ve bütün toplumlarda her toplumun sosyal, iktisadi ve siyasi yapısına tabi olduğundan, doğal olarak İslami toplumda da eğitim politikaları, İslam’ın ideal sosyal, iktisadi ve siyasi nizamlarının yansımasıdır. Dolaysıyla söz konusu nizamlarda her türlü cinsiyet ayrımı, eğitim malzemeleri ile ilgili politikalarda da kendisini gösterir.
Kadın ve erkeğin sosyal görevleri üstlenmelerinde bazı dinî önceliklerin varlığı, bazı ders müfredatında bir dizi cinsiyet ayrımının öncelik kazanmasına sebep olur. Örneğin, İslam’ın sosyal nizamında iki cinsin karışmasının asgari düzeye indirilmesi temelli bir öncelik olarak gündeme geldiğinden, öğrencinin meslekî geleceğinde bu tür bir karışık eğitimi gerektirmeyen branşlarda eğitim görmek öncelik kazanır. Öte yandan İslam’da annelik görevinin önemi itibarı ile, liselerde ve üniversitelerde kızların çocuk yetiştirme yeteneğini geliştirmeye yönelik bazı ders müfredatı, eğitim programlarında öncelikler arasında yer alır. Nitekim kızların meslekî geleceklerinde eş ve çocuklarından uzun süre ayrı kalmalarını gerektiren branşlara teşvik edilmesi, dinî önceliklere aykırıdır.
Kuşkusuz bu dinî eğilim, Amerika gibi toplumlarda yaygın olan feministlerin eşitlik eğilimi ve kadın ve erkek arasında pilotluk, lokomotif sürücülüğü, kamyon şoförlüğü, maden işçiliği ve ordu komutanlığı gibi mesleklerde eşitlik talebi ile açıkça farklıdır. Bazı rivayetlere göre, Asr-ı Saadet’de sosyal yapı göz önünde bulundurularak kadınların iplik üretme tekniklerini öğrenmeye teşvik edilmelerini[33] bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Zira bu meslek mevzu bahis önceliklerle, yani kadının evinde eşi ve çocuklarının yanı başında bulunması ve iki cinsin karma bir ortamda bulunmasından sakınılması ilkesi ile uyumludur.
3. Cinsiyetten Bağımsız Talim ve Terbiye (Eğitim ve Öğretim)
Farklı sosyal görevleri paylaşmak üzere kadın ve erkeğin farklı biçimde talim ve terbiyesi, milletlerin tarihinde derin mazisi olan geniş kapsamlı bir sosyal olgudur. Talim ve terbiye sürekli, ister aile gibi kurumlarca uygulanan gayri resmi şekli olsun, ister eğitim kurumlarınca uygulanan resmi şekli olsun, büyük ölçüde sosyal iş paylaşımı