Şehitler Efendisi İmam Hüseyi’nin Mekkeden Kerbela’ya Yolculuğu
Tacettin ULUÇ
Şehitler efendisi Hz. Hüseyin, Hicri altmış yılında, Şaban ayının üçünde, Mekke’ye varmıştı. Şaban, Ramazan, Şevval ve Zi’l Kâde aylarını Mekke’de yaşayarak Allah’a ibadet ediyordu.
Hicaz ve Basra Şiâları, İmam (a.s)’ı ziyaret ediyorlardı. Zi’l Hicce ayı olunca, Hac hazırlıklarını yaptı. Ne yazık ki Zi’l Hicce ayının sekizinci günü As oğlu Sâid oğlu Amr, Hac bahanesi ile bir grup arkadaşlarıyla Mekke’ye geldiler. Onlar, Hz. Hüseyni tutuklayıp Yezid'e götürmek için görevlendirilmişlerdi; yahut da öldürmekle….
Hz. Hüseyin Amr ve adamlarının kötü niyetlerini bildiğinden, Ümre ziyaretini yapmaya karar verdi. Kâbe’yi tavaf etti, Sefa ile Merve arasında gezdi; sonra Irak’a doğru hareket etti.
Abdulla Bin Abbas:
“Hz. Hüseyin, Irak’a hareket etmeden önce, Kâbe’nin önünde durmuştu. Cebrail (a.s), onun elinden tutmuştu ve: -helimmu ila beyâtillah- Allah’ın biatine koşun diye insanları sesliyordu.”
Seyyid Bin Tavus:
“Hz. Hüseyin, Irak’a çıkmağa karar verince, ayağa kalktı. Allah’a hamd-u sena etti. Resulullah (s.a.a)’a salat-u selam gönderdi. Sonra şöyle buyurdu:
“Ölüm, Adem oğlunun gerdanlığıdır; hanımların gerdanlığına (takılarına) benzer. Yakub’un oğlu Yusuf’u arzuladığı gibi, ben de ölenlerimi (Dedem Muhammed’i (s.a.a), Annem Fatıma’yı (s.a), Babam Ali’yi (a.s) ve kardeşim Hasan’ı (a.s)arzuluyorum.)”
Öldürülmem için seçilen yerde, bedenlerimizi parça- parça edecek kurtları (düşman askerlerini) görüyorum. Kaderin kalemi yazdığı şeyi değiştirmek mümkün değildir. Biz Ehl-i Beyt, Allah’ın kaderine razı olanlardanız; musibetlere karşı sabırlıyız. Resulullah (s.a.a)’ın et parçası, ondan ayrı yaşayamaz.
Biz, Hatire’i Kuds’ta (Berrin cennetinde) onunla birlikteyiz. O, bizimle sevinecektir. Şimdi, bizim için canını feda etmek isteyenler ve Allah’a kavuşmak için canından geçenler, benimle birlikte göç etmeğe hazırlansınlar. Zira Sahur vakti göç edeceğiz.”
Yine Seyyid Bin Tavus:
Hz. İmam Cafer-i Sadık buyurmuştur ki: “Şehitler efendisi Hz. Hüseyin, Mekke’den çıkmağa karar aldığı gün Muhammed-i Hanefi’ye, onun yanına geldi ve: “Küfe halkı, bildiğin gibi babana ve kardeşine hile yaptılar. Onlara yaptıklarını sana da yapabileceklerinden endişeleniyorum. Allah’ın saygın kıldığı Mekke’de kalmaya karar verirsen, aziz olursun, sevgi görürsün. Hiç kimse sana dokunmaz.” dedi.
Hz. Hüseyin:
“Yezidin (adamlarının) beni, Mekke’de terör ederek Allah’ın saygın kıldığı eve (Kâbe’ye) saygısızlık etmelerinden endişeleniyorum.” buyurdu. Muhammed b. Hanefi’ye: “Öyleyse Yemen’e veya Badiye’ye taraf göç et. Oralarda, sana zarar dokunmaz.”dedi.
Hz. Hüseyin:
“Bu konuda düşünmem gerekir” buyurdu. Sabah olunca Muhammed, Hz. Hüseynin Mekke’den çıkışını işitti; koşarak geldi ve: “Ey kardeş! Dün akşam, sana söylediklerim hakkında düşüneceğine söz vermedin mi?” diye sordu. Hz. Hüseyin: “Evet” dedi. Muhammed b. Hanefi’ye: “Öyleyse, Mekke’yi terk etmenizin sebebi nedir?” dedi.
Hz. Hüseyin, ona:
“Sen, yanımdan ayrıldıktan sonra, Peygamber (s.a.a) yanıma geldi ve: “Ey Hüseyin! Mekke’den çık. Zira Allah seni, kendi yolunda öldürülmüş olarak görmek istiyor” buyurdu.
Muhammed Hanefi’ye:
“Ey Hüseyin! Madem kendin gidiyorsun, âileni niçin götürüyorsun?” diye sordu.
Hz. Hüseyin:
“Yüce Allah, âilemin esir olmasını dilemiştir.” dedi. Muhammed b. Hanefi’ye gönlü yaralı ve ağlayarak Hz. Hüseyin’le vedalaştı.
Bazı sağlam kaynaklara göre:
“Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Ömer, her üçü de Hz. Hüseynin yanına gittiler; onun Irak’a gitmesine engel olmaya çalıştılar ve bu konuda çok ısrar ettiler. Hz. Hüseyin, onlara yanıt verdi; onlar da geri döndüler.” deniliyor.
Ebul Ferec ve bazılarına göre:
“Abdullah b. Abbas, Hz. Hüseynin Mekke'de kalmasını, Irak’a gitmemesini istedi. Ve: “Ey Hüseyin! Küfe halkı, babanı şehit ettiler, kardeşini de yaraladılar; sana hile yapacaklarını sanıyorum. Onlar, sana yardım etmezler ve seni yalnız bırakırlar.” diyerek Küfelilerin iyi insan olmadıklarını bildirdi.
Hz. Hüseyin Abdullah’a:
“Bu Mektuplar, Küfelilerindir. Bu mektupta Müslim’indir. Müslim, onların bana biât ettiklerini, yazmıştır” dedi.
Abdullah b. Abbas:
“Kendin git, çocuklarını ve âileni götürme. Osman'ı öldürdükleri günü hatırlıyor musun? Onu, âilesi ve çocuklarının gözü önünde öldürmüşlerdi. Onun âilesinin perişan olduklarını görmedin mi?. Ey Hüseyin! Seni de, âilenin ve çocuklarının gözü önünde şehit edebilirler.” dedi.
Hz. Hüseyin, Abdullah’ın nasihatini kabul etmedi; âilesiyle birlikte Kerbela’ya gitti.
Hz. Hüseyin, Aşura günü olunca hanımların ve çocukların çadırlara girip- çıktıklarında ağladıklarını, cenazelere feryat ettiklerini, perişan hallerini görünce: “Allah’a and olsun ki, Abdullah b. Abbas doğru söylemişti.” buyurdu. Abdullah b. Abbas, Hz. Hüseyn'in Irak’a gitmesine engel olmayınca, ağlayarak vedalaştı. Sonra Abdullah b. Zübeyr’le karşılaşınca:
“Ey Zübeyr oğlu! Hüseyin, Mekke’yi terk etti. Hicaz yurdu sana kaldı. Artık hedefine kavuşursun.” diyerek onun vefasızlığını bildirdi.
Hz. Hüseyin, Mekke’den yeni ayrılmıştı. As oğlu Sâid oğlu Amr, kardeşi Yahya’yı onun gitmesine engel olmak için gönderdi. Yahya ve adamları, onun yanına vardılar ve: “Nereye gidiyorsunuz? Geri dönün.” diye ısrar ettiler. Hz. Hüseyin, onların isteklerini kabul etmedi. Yahya ve adamları, aşırı davrandılar; sonunda muharebe olmasından korktular ve geri döndüler.
Şeyh Müfid’in rivayetine göre:
Şehitler sultanı Hz. Hüseyin Mekke’den ayrıldıktan sonra, amcası oğlu Abdullah b. Cafer mektup yazdı, oğulları Avn ve Muhammed’le Hz. Hüseyin’e gönderdi.
Mektupta:
“Bu yolculuktan dönmeniz için sizi Allah’a yemin veriyorum. Sizin için bu yolculuktan endişeleniyorum. Senin şehit olmandan ve âilenin de perişan olmalarından korkuyorum. Siz ölürseniz, yeryüzünün ışığı sönecektir. Çünkü siz bu gün, inananların önderi ve sığınağısınız. Hidayete erenlerin yol göstericisi ve dayanağısınız. Mektubun ardından ben de sizin yanınıza geleceğim.” yazılmıştı.
Cafer oğlu Abdullah mektubu gönderdikten sonra, Said oğlu Amr’ın yanına gitti. Onun, Hz. Hüseynin dönmesini sağlamasını ve dönüşü için güven mektubu yazmasını istedi.
Amr, Hz. Hüseynin dönmesi hususunda güven mektubu yazdı. Hatta iyilik ve ikram edeceğini de yazmıştı. Amr’ın güven mektubunu kardeşi Yahya, Avn ve Muhammed’le birlikte götürdü.
Abdullah b. Cafer oğulları Avn ve Muhammed-i gönderdikten sonra kendisi de Hz. Hüseynin yanına vardı. Onun geri dönmesini istedi, O: “Rüyamda Peygamberi (s.a.a) gördüm. Bir şeyin peşinde koşmamı emir buyurdu.” Onlar Hz. Hüseyin’e: “Gördüğün rüya nasıldı? diye sordular. Hz. Hüseyin:
“Şimdiye kadar kimseye söylemedim, Rabbime kavuşuncaya kadar kimseye de söylemem.” buyurdu. Cafer oğlu Abdullah, onun geri dönmesinden ümitsiz olunca: “Ey Hüseyin! Oğullarım Avn ve Muhammed senin yanında kalsınlar, sana yardım etsinler; gerekirse senin yolunda cihat etsinler.” söyledi. Sonra Yahya'yla birlikte, üzüntülü bir halde geri döndü. Hz. Hüseyin yoluna devam etti.
Seyyid b. Tavus:
“Hz. Hüseyin yol esnasında, Küfe'den gelen Galib oğlu Bişr’le karşılaştı, ona: “Ey Bişr! Irak halkını nasıl buldun?” diye sordu. O: “Irak halkının gönülleri sizinle, kılıçları ise Ümeyye oğullarıyladır.” dedi. Hz. Hüseyin: “Doğru söyledin. Ancak Allah istediğini yapan ve dilediğine hüküm edendir.” buyurdu.
Şeyh Mufid’in rivayetine göre:
Hz. Hüseynin Irak’a çıktığını duyan Übeydullah b. Ziyad, onun yolunu kesmeleri için Hasin b. Numeyr’in komutasında büyük bir orduyu Kadsiye’ye doğru çıkarttı.
Hasin b. Numeyr’in ordusu, Kadisiye’den Hifan’a ve Kutkutaniye’ye kadar her tarafı kuşatmıştı.
Hz. Hüseyin zat-ı ârak adlı duraktan hareket ettikten sonra Kays b. Müsehher’le bir mektup Küfelilere gönderdi. Başka bir rivayete göre; süt kardeşi olan Abdullah b. Yakter’le göndermiştir. İmam (a.s) bu mektubu gönderirken, Akil oğlu Müslim’in (r.a) şehit edilmesinden habersizdi.
Mektupta:
“Bismillahirrehmanirrehim; Bu, Ali oğlu Hüseyn'in Müslüman ve inanan kardeşlerine mektubudur. Allah’a hamd, Peygamber (s.a.a)’e selamdan sonra. Akil oğlu Müslim’in mektubunu aldım, mektupta: “Bize yardım için birleştiğinizi, düşmanlarımızdan hakkımızı almamızda yardımcı olacağınızı.” yazmıştır.
Allah’tan bize ihsanını tamamlamasını, size de iyi niyet, güzel âmel ve en iyi mükafatları nasip buyurmasını arzuluyorum. Zi’l Hicce ayının sekizinde Salı günü Mekke’den ayrıldığımı ve size doğru geldiğimi biliniz. Mektubumu aldığınızda bize yardım için birlik ve beraberliğinizi sağlayın ki, bir kaç gün sonra yanınızdayım. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun” yazılıydı.
Müslim b. Akil (r.a) şehit olmadan yirmi yedi gün önce, Hz. Hüseyin’e mektup yazmıştı. Küfelilerin onun yanında olacaklarını bildirmişti. Hatta Küfelilerden bir grup da mektup yazıp gönderdiler. Mektupta: “Ey Hüseyin! Yüz bin tane silahlı (kılıçlı) adam, sana yardıma hazırlar. Şialarına yardım için koş.” Yazmışlardı. Bu nedenle Hz. Hüseyin, yukarıdaki mektubunu yazmıştı.
Hz. Hüseynin mektubunu götüren elçisi, Kadisiye’ye ulaşınca Hasin b. Numeyr tarafından yakalandı. Numeyr oğlu, onu Ubeydullah’a teslim etti. Übeydullah, ona: “Sen kimsin”? diye sordu. O: “Ali Şialarından ve onun evlatlarındanım” dedi. Übeydullah: “Mektubu niçin yırttın”? diye sordu. O: “Mektubu okumaman için yırttım”dedi.
Ubeydullah: “Mektup kimindi? Ve kime götürüyordun”? diye sordu. O: “Hüseynin mektubudur. İsimlerini bilmediğim Küfelilerden bir kaç kişiye götürüyordum.” Deyince, Übeydullah sinirlendi ve: “Ya mektubu götürdüğün insanların isimlerini söyleyeceksin ya da minbere çıkıp Hüseyin’e, babasına ve kardeşine küfür edeceksin. Yoksa seni, parça-parça ederim”diyerek tehdit etti.
Hz. Hüseynin elçisi:
“Mektubu götürmek istediğim insanların isimlerini söylemem. Fakat ikincisini kabul ediyorum” dedi. Bu nedenle onu camiye götürdüler. O, halka hitaben: Allah’a hamd-u senadan sonra, inananların âmiri Hz. Ali’ye, Hz. Hasana ve Hz. Hüseyin’e selam gönderdi. Ubeydullah’a, babası Ziyada ve Ümeyye oğullarının yandaşlarına lânet okudu. Ve sonra: “Ey Küfe halkı! Ben, Hüseynin size elçisiyim. Hüseyin’e yardım etmek isteyenler hazır olsunlar.” Dedi. Durumu Ubeydullah b. Ziyad’a bildirdiler. Ubeydullah, onun Kasrın üzerinden aşağı atılmasını emretti. O, şehitlik makamına ulaştı.
Başka bir rivayete göre: “Kasr dan aşağı atılınca kemikleri kırılmıştı. Abdulmelik b. Umeyr isimli bir melûn, onu şehit etti.” Deniliyor.
Şeyh Abbas Kummi:
“Hz. Hüseynin bu elçisi, soylu ve yiğit insandı. Ehlibeyt yolunda hizmeti çoktu. Onun şehit olmasını duyan Hz. Hüseyin ağladı, göz yaşı döktü ve: “Fe minhum men kaza nahbehu ve minhum men yentezir” ayetini okudu.” Diyor.
Şeyh Müfidin rivayetine göre:
Hz. Hüseyin Hacir’den Irak’a hareket ediyorlardı ki Arap sularından (güzel) bir suya yaklaştılar. Abdullah b. Mutiâ Hz. Hüseyin’in geldiğini görünce, onu karşılamaya gitti. Hz. Hüseyin’e :
“Babam ve annem sana feda olsun. Bu memlekete gelmenin sebebi nedir?” diye sordu.
Hz. Hüseyin : “Muaviye ölünce, Irak halkı bana mektup gönderdiler. Beni dâvet ettiler” buyurdu.
Abdullah b. Mütiâ:
“Ey Hüseyin! Ölümle karşı karşıya gelerek İslam’ın, Kureyş’in ve Arapların saygınlığının yitirilmesine sebep olmaman için seni, Allah’a yemin veriyorum. Çünkü sana hürmet, İslam’a hürmettir.
Allah’a and olsun ki, Ümeyye oğullarının saltanatını ellerinden almak istersen, seni öldürürler. Seni öldürürlerse, Müslüman kanı akıtacaklar ve Müslüman kanını akıtmaktan da sakınmayacaklar. Küfeye gitme; Ümeyye oğullarına da bulaşma.” Dedi.
Hz. Hüseyin, Abdullah’ın sözlerini dinledikten sonra: “LEN YUSİBENA İLLA MAKEBELLAHU LENA” âyetini okudu.
Übeydullah Küfe’ den Şam’a ve Basra’ya kadar, yolları kontrol altına almıştı. Küfe, Basra ve Şam yolları kapatılmıştı; giriş çıkışlar yasaktı; hiç bir haber sızdırılmıyordu. Bu nedenle Hz. Hüseyin, Küfede ki olaylardan habersizdi. Yollarına devam ediyordu. Yol esnasında bir grupla karşılaştı, onlara: “Küfeden haberiniz var mı?” diye sordu. Onlar:
“Allah’a and olsun ki, Küfeden haberimiz yoktur. Fakat yollar kapatılmıştır. Giriş, çıkışlar yasaktır.” Dediler.
Bazı Rivayetlere göre:
Fazara ve Buceyle kabilelerinden bir grup insan: “Zuheyr b. Kays’ın rehberliğinde Mekkeden dönüşümüzde Hz. Hüseyin’le karşılaşmak için onun durduğu vakit, biz hareket ediyorduk. Onun hareket ettiği vakit, biz dinlenmek için duruyorduk. Nihayet duraklardan birinde o bir tarafta, bizlerde başka bir tarafta dinleniyorduk.
Hz Hüseyin’in elçisi geldi ve: “Ey Zuheyr! Hz. Hüseyin, seni sesliyor” dedi. Biz yemek yiyorduk. Zuheyr ve bizler şaşkın -şaşkın ne yapacağımızı düşünüyorduk… Zuheyr’in hanımı Dilham, Zuheyr’e:
Subhanâllah, Peygamber (s.a.a)’in oğlu, seni davet ediyor. Ve sen düşünüyor sun! Kalk, git. Hüseyin’in buyruğunu öğren.” Dedi.
Zuheyr, Hz. Hüseyin’in huzuruna vardı. Kısa bir müddet sonra sevinçli bir halde, güler yüzle döndü. Çadırının çıkartılıp Hz. Hüseyin’in çadırının yanına kurulmasını emretti. Sonra hanımına dönerek: “Sana zarar gelmemesi için, geri dön. Yakınlarının yanına git. Benim vasıtamla sana zarar gelmemesini istiyorum. Bu hususta özgürsün.” Dedi.
Seyid b. Tavus’un Rivayetine göre:
Zuheyr, hanımına: “Hüseyin’in yanında olmaya karar verdim. Onun yolunda canımı feda edeceğim” dedikten sonra hanımının mihrini ödedi ve onu yakınlarına ulaştırmak için, amca zadelerinden birine teslim etti…
Zuheyr’in hanımı Dilham vedalaşırken ağlıyordu ve “Allah senin işini kolay kılsın. Kıyamet günü Hüseyin’in ceddi’nin (Hz. Muhammed’in) yanında beni hatırla.” Diyordu.
Zuheyr, arkadaşlarıyla vedalaşırken: İsteyen benimle gelebilir, isteyen de kalabilir.” Dedi; onlardan ayrılıp Hz. Hüseyin’in yanına gitti.
Tarihçilerin bazıları: “Zuheyr’in amcası oğlu Selman b. Mezarib b. Kays; onunla birlikte Hz. Hüseyin’in safına katılmıştır. Kerbala da Aşura günü öğle vaktinde şehit olmuştur. (Allah her ikisine de rahmet eylesin). Diyorlar.
Şeyh Müfid’in (r.a) Rivayetine Göre:
Abdullah b. Salman ve Münzir b. Müşmiâl: “Biz, Hac farizalarını yaptıktan sonra, Hz. Hüseyin’e kavuşmak için aceleyle döndük. Onun sonunun nasıl olacağını merak ettiğimizden, onunla birlikte olmak istiyorduk. Sâlebiye’ye yakın Zarud adlı bir yerde, Hz. Hüseyin’le karşılaştık. Küfe’den gelen birini gördük. O, Hz. Hüseyin’i görünce yolunu değiştirdi. Hz. Hüseyin, bir miktar onu bekledi, sonra yoluna devam etti.
Biz: “Bu adamı görelim, Küfe olaylarını ondan öğrenelim.” Dedik. Hızlı bir şekilde gittik, onun yanına vardık, selam verdik. Ona: “Hangi kabileden sin?”diye sorduk.
O: “Beni Esat kabilesindenim” deyince biz: “Aynı kabiledeniz” dedik. Tanıştıktan sonra, Küfenin olaylarını sorduk. O:
“Gelmeden önce Müslim b. Akil ve Hani b. Urvenin öldürülmüş olduklarını gördüm, onların ayaklarından tutarak sokaklarda gezdiriyorlardı.” Dedi. Biz, o adamın yanından ayrıldık; Hz. Hüseyin’in ordusuna katıldık. Akşam olunca Salabiye’ye vardık. Hz. Hüseyin, dinlenmek için orada durakladı.
Biz, Hz. Hüseyin’in yanına vardık. Ve: “Sana bir şey söylemek istiyoruz. Herkesin yanında mı söyleyelim? Yoksa yalnızca size mi söyleyelim? Diye sorduk.
Hz. Hüseyin:
“Ben, bu dostlarımdan gizli saklı bir şey yapmam. Apaçık söyleyin.” Buyurdu.
Biz, o korkunç haberi; Müslim ve Hani’nin öldürülmelerini anlattık. Hz. Hüseyin, bu haberi işitince hüzünlü-hüzünlü: “İNNA LİLLAH VE İNNA İLEYHİ RACİUN” ‘Biz Allah’tanız ve dönüşümüz de O’nadır.’ Âyetini okudu.
Biz, Hz. Hüseyin’e: “Ey Peygamber oğlu! Küfe halkının sizin yanınızda olması mümkün değil. Geri dönmenizi ve bu yolculuğu terk etmenizi rica ediyoruz.” Dedik.
Hz. Hüseyin, Akil oğullarına: “Geri dönmek için, ne düşünüyorsunuz? Müslim şehit olmuştur.” Diye sordu.
Onlar: “Biz, Müslim’in intikamını almayınca veya onun ulaştığı şehitlik makamına ulaşıncaya kadar dönmeyiz.” Dediler. Hz. Hüseyin, bize taraf döndü ve: “Bu olaylardan sonra, dünya yaşamının hayrı yoktur.” Buyurdu. Biz, Hz. Hüseyin’in gideceğini anladık ve: “Allah, sizin için hayırlı olanı nasip buyursun” dedik. Hz. Hüseyin, bizim için hayır duâsı etti.
Hz. Hüseyin’in Ashabı:
“Ey Hüseyin! Senin olayın, Akil oğlu Müslim’den farklıdır. Küfeye varırsan, sana yardım için onların koşmaları umulur.” Dediler. Hz. Hüseyin, sustu ve yanıt vermedi. Zira o, olacakları biliyordu.” Diyorlar.
Seyyid b. Tavus:
“Hz. Hüseyin, Müslim’in şehit edilmesini işitince ağladı ve: “Allah rahmet etsin Müslim’e. O Ravh, Reyhan, Cennet ve Rızvan’a doğru gitti. O, vazifesini yaptı. Bizim vazifemiz ise kaldı. “ buyurdu. Sonra dünya’nın vefasızlığı, ahiretin kalıcılığı, şehit olmanın üstünlüğü vs. hususunda şiirler okudu. Allah’ın rızasını kazanmak için canlarını feda ederek şehit olmanın üstünlüğünü hatırlattı.” Diyor.
Tarihçilerden Bazıları:
Müslim’in on üç yaşında kızı vardı. Hz. Hüseyin’in kızları ile yaşıyordu. Gece-gündüz onlarla beraberdi. Müslim’in şehit olmasını duyan Hz. Hüseyin, onun kızını sesledi; ona ilgi ve alaka gösterdi.
Kız: “Ey Peygamber oğlu! Babasızlara ve yetimlere yapılması gereken ilgiyi bana gösteriyorsun. Yoksa babam Müslim-i şehit mi ettiler? Deyince Hz. Hüseyin ağlayarak: “Üzülme, Müslim olmasa ben, senin babanın yerindeyim. Bacım Zeyneb senin annen, kızlarım senin kız kardeşlerin, oğullarım da kardeşlerindir.” Buyurdu.
Müslim’in kızı feryat ederek ağlıyordu. Oğulları başlarındaki sarıkları çıkarttılar ve ağladılar. Çadırda bulunan Ehlibeyt mensuplarının tamamı Müslim’in şehit olmasından hüzünlü idiler.”
Şeyh Kuleyni (r.a)nin rivayetine göre:
Hz. Hüseyin, Sâlebiye’ye varınca birisi onun yanına geldi. Hz. Hüseyin, ona: “Nerelisin? Diye sordu. O: “Küfe şehrindenim… diye yanıt verince Hz. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Medine de iken yanıma gelmiş olsaydın, Cebrail’in ayak izini sana gösterirdim. Cebrail’in nereden girdiğini ve ceddim (Hz. Muhammed)’e vahyi nasıl ulaştırdığını…. ilim- irfan çeşmesi olan ev sahibi bizleri Allah’ın dininden habersiz olmamız mümkün mü? Başkalarının İlâhi ilimlere sahip olmaları ve bizlerinde o İlahi ilimlerden uzak olmamız imkansızdır. Zira bizim evimizde vahiy olurdu.”
Seyyid b. Tavus’a göre:
“Hz. Hüseyin, ikindi vakti olunca Sâlebiye’ye ulaştı; azıcık uyuduktan sonra kalktı ve: “Rüyamda bir meleğin: “Siz, gidiyorsunuz. Oysaki ölüm sizi, cennete dâvet ediyor” diye nidâ ettiğini gördüm”dedi.
Hz. Hüseynin oğlu Zeynelabidin (a.s) : “Ey baba! Biz, hak üzere değil miyiz?”diye sordu.
Hz. Hüseyin: “Evet, biz hak üzereyiz. Bütün kulların dönüşü de Allah’adır” buyurdu.
Hz. Zeynelabidin: “Hak yolunda olduğumuza göre neden korkalım?” deyince Hz. Hüseyin: “Ey yavrum! Allah, sana iyilik versin. Canım sana kurban ey oğul!”buyurdu. sonra geceyi orada kaldılar.
Sabah olunca Küfe halkından Ebahire adlı birisi geldi, selam verdi ve: “Ey Peygamber oğlu! Allah’ın evinden (Kabeden) ve ceddin Hz. Muhammed (s.a.a) şehrinden (Medineden) ayrılmanıza ne sebep oldu?” diye sordu.
Hz. Hüseyin, Ebahire’nin sorusuna karşı: “Ümeyye oğullarının mallarımıza el koymalarına, bize saygısızlık yapmalarına sabrettik. Kanımızı akıtmak istediler, bizlerde kaçtık. Allah’a and olsun ki bu günah ehli ve zorba millet, benim kanımı akıtmak istediler. Yüce Allah bunlara, zillet ve perişanlık giysisini giydirecektir. İntikamımızı, onlardan alacaktır. Yüce Allah bunları perişan edecek grubu, bunlara musallat edecektir. Bunların mallarını yağma edecekler ve kanlarını akıtacaklar” buyurdu.
Şeyh Müfidin rivayetine göre:
Geceyi Sâlebiye de geçirdiler. Sahur vakti olunca Hz. Hüseyin, adamlarına:
“Yanınızda su bulundurun, suya ihtiyacımız olacaktır…” buyurdu. Yollarına devam ettiler. Zubale’ye varınca Abdullah b. Yakter’in şehit olmasını haber aldılar. Hz. Hüseyin, Abdullah’ın şehit olması üzerine dostlarının bir araya gelmelerini emretti, bir kağıt istedi. İmam (a.s) şöyle yazdı:
“Bismillahirrehmanirrehim: Akil oğlu Müslim’in, Urve oğlu Hâni’nin ve Yakter oğlu Abdullah’ın şehit olmalarını duyduk. Bizim dostlarımız, yardım ellerini çektiler….. İsteyen herkes ayrılıp gidebilir…”
Hz. Hüseyin’in bu beyanı üzere, dünya malında gözü olanlar ve menfaatçiler ayrılıp gittiler. Hz. Hüseyin’in âilesi, yakınları ve imanları kamil olanlar, onu terk etmediler. Sabah olunca Zubale’den ayrıldılar. Betn-i Akebe’ye vardılar. Akabe de dinleniyorlardı ki Akrame oğullarından birisiyle karşılaştılar.
O yaşlı adam Hz. Hüseyin’e: “Nereye gidiyorsunuz”? diye sordu. Hz. Hüseyin: “Küfeye gidiyoruz….” deyince o: “Ey Hüseyin! Ey Peygamber (s.a.a)’in oğlu! Geri dönmen için seni Allah’a yemin veriyorum. Allah’a and olsun ki mızraklara, kılıçlara ve oklara doğru gidiyorsun….” dedi.
Hz. Hüseyin, ona: “Senin söylediklerini biliyorum. Fakat Allah’ın emrine uymak farzdır. Yüce yaratıcı olan Allah’ın taktiratı olmalıdır….” buyurdu. Hz. Hüseyin devamen: “…Allah’a and olsun ki düşmanlarım beni terk etmezler. Nihayet kanımı akıtacaklar, beni şehit edecekler. Yüce Allah beni öldürenlere, onları perişan edecek insanları musallat edecektir.” Buyurdu.
HZ. HÜSEYİN HÜRR ŞEHİTLE KARŞILAŞMASI:
Şehitlerin efendisi Hz. Hüseyin ve dostları, Betn-i Akabeden çıktılar, Şerafa vardılar. Geceyi orada dinlendiler; sahur vakti olunca, oradan çıktılar, yanlarına bol miktarda su aldılar. Öğleye kadar yollarına devam ettiler.
Yol esnasında Hz. Hüseyin’in Ashabından birisi: “Allahu Ekber” diyerek tekbir getirdi. Hz. Hüseyin de tekbir getirerek Ona: “Ne gördün?” diye sordu. O: “Uzaklarda hurma ağaçları mı var?” deyince diğer sahabeler:
“Allah’a and olsun ki buralarda hurma ağaçları olmaması gerekir.” Dediler. Hz. Hüseyin: “İyi dikkat edin. Bir şeyler görebilir misiniz?” buyurdu. Ashab:
“Allah’a and olsun ki atların başları görünüyor…” dediler. Hz. Hüseyin: “Evet, bende sizin gördüklerinizi gördüm” buyurdu. Sonra o bölgede Zu Hasm adlı bir dağ vardı; o dağın soluna doğru yön değiştirmelerini emir buyurdu.
Zira o atlılar, düşman askerleriydi. Hz. Hüseyin ve adamları o dağda dinlenmek için durdular; aynı zamanda o dağı kendilerine sığınak ve siper edindiler.
Bir müddet sonra Hürr b. Yezid-i Tamimî, bin tane atlı askerle birlikte Hz. Hüseyin’in yanına doğru geldiler. Hürr, adamları ve atlar çok susamışlardı.
Hz. Hüseyin ve adamları kılıçlarını çekerek onların karşılarında durdular. Cömertlik ve yiğitlik sembolü olan Hz. Hüseyin, onların ve atlarının susuz olduklarını görünce; dostlarına, onlara su vermelerini emir buyurdu. Hz. Hüseyin’in adamları, Hürr’e, adamlarına ve atlarına su verdiler…..
Ali b. Tâ’an-ı Muharib-i:
“Ben, Hürr’ün ordusunun sonun da idim. Devem de kendim de susamıştık. Hz. Hüseyin, benim ve devemin susuzluğunu görünce: “Ey kardeş oğlu! Deve’yi durdur” dedi. Sonra suyu bana verdi ve: “Al su iç” dedi. Ben yorgundum, suyu içince su dökülüyordu. Hz. Hüseyin, suyun zayi olmaması ve benim suyu rahat içmem için, kendisi suyu tuttu, bende suyu içtim…” diyor.
Hürr, Hz. Hüseyin’e muhalefet etmiyordu. Öğle namazı için Hz. Hüseyin Haccac b. Masruk’un ezan vermesini istedi. Haccac, ezan okudu. Hz. Hüseyin ezan ile ikamet arasında kısa bir konuşma yapmak için ayağa kalktı, her iki ordunun arasında durdu; önce Allah’a hamd-u sena etti ve:
“Ey insanlar! Sizler çeşitli, değişik mektuplar ve elçiler gönderdiniz. Mektuplarınızda: “Muhakkak gelmelisin…. Önderimiz ve yol göstericimiz yoktur. Sizin varlığınızla hak ve hidayet üzere toplanmanız umulur…” diye yazmıştınız. Ben, size gelmek için yola çıktım; şimdi sizin yanınızdayım…. Eğer sözünüzün üzerinde iseniz ahdinizi tazeleyin, beni de rahatlatın… Şayet sözünüzden dönmüş iseniz ve benim gelmemden hoşlanmadıysanız, o zaman geri dönmeme izin verin…” buyurdu.
Hürr ve adamları sustular, cevap vermediler. Hz. Hüseyin ikame söylenmesi için müezzini sesledi ve Hürr’e: “İstiyorsan sende adamlarınla birlikte namaz kıl” buyurdu. Hürr: “Ben senin arkanda namaz kılmak istiyorum….” dedi. Hz. Hüseyin, namaza durdu. Her iki ordunun adamları da onun arkasında namazlarını kıldılar. Sonra her ordu kendi yerine geçti.
Havanın aşırı sıcak olması sebebiyle her iki tarafın adamları, atların gölgelerinde oturmuşlardı. İlkindi vakti olunca, Hz. Hüseyin, göç etme hazırlığının yapılmasını emir buyurdu. Birisi: “Ey Hüseyin! İlkindi namazının vaktidir” diye seslendi. Hz. Hüseyin ayağa kalktı, aynı şekilde namazı kıldı. Namazı müteakiben Hürr ve adamlarına hitaben: “Allah’tan korkun. Allah’ın sizlerden razı olması için ha