İhtilaftan İtilafa İslami Mezhepler
İslam’ın en önemli özelliği müspet anlamda gerçekçi olmasıdır. Yani İslam insanın ontolojik gerçeğini resmi bir şekilde tanıyıp tekâmülü için olası programları düzenler.
İslami Realizm
İslam’ın en önemli özelliği müspet anlamda gerçekçi olmasıdır. Yani İslam insanın ontolojik gerçeğini resmi bir şekilde tanıyıp tekâmülü için olası programları düzenler. İlahi ilmin yol göstericiliği ile ihtiyaç ve sorunlarını itidale riayet ederek çözmeye çalışır ve bütün yeteneklerini ortaya çıkarır. Gerçekçiliğin olumsuz anlamı ise mevcut duruma teslim olmak, bunu olduğu şekliyle kabul etmek ve gerçeklikten uzak idealizmin hayalci idelerini benimsemektedir
İslam’ın diğer umumi özellikleri olan fıtri, dengeli, esnek, kapsayıcı, evrensel vs. olması bu ilkenin bir nevi tefsiridir.
İslam; dinlerin sonuncusu, bunların tekmil edicisi ve kıyamet gününe kadar insanlık yolunun son programıdır. Bu yüzden İslam’ın programı ümmet fertlerinin teorik ve pratik ilişkilerini tanzim etmektir.
Beşeri düşüncenin tabiatı, fıtratın umumi çerçevesi ve bunun sabit ilkeleri ile kesin gereksinimleri dışında bilhassa insani düşüncenin –istisnai bazı durumlar haricinde- tafsilatında ve cüz’iyatında vahdet ve teklik ile belli bir uyumu yoktur. Bunun mukabilinde ümmetlerin esaslı konulardaki pratik tutumları hiçbir şekilde zayıflık ve ayrılık kabul etmez. Bundan ötürü İslam’ın programları pratik zeminlerde reel vahdeti dillendirmektedir.
Vahdetin Temelleri
Bu konuyu ele almadan önce bu hususta etkili birçok unsurun olduğu bilinmesi gerekir. Bu unsurlar şunlardır:
1- Teorik ilkeler ve yukarıda dillendirilen İslam’ın umumi özellikleri hususunda uyumluluk.
2- Kur’an’ın ve nebevi kelamın dile getirdiği vahdet, hiçbir farklılık olmadan ümmetin bütün fertlerini kapsar.
3- Vahdet; içtimai konuların idaresinde Müslümanlar arasındaki ortak sorumluluktur.
4- Hayatın gereksinimleri ve kanunların birliği; İslam ümmetinin hüviyet birliğinin ihsası için hukuki, iktisadi ve içtimai tekâmül hedef ve yönelimler ile ibadet sloganlarında vahdet gibi gerekli programları kapsar.
5- Duygusal, ahlaki ve insani davranışlarda vahdet; gönüllerin birbirlerine yakınlaşmasına, nefret duygularının ortadan kalkmasına, insanlar arasındaki itimadın artmasına, birbirlerinin haklarına riayet etmelerine, iman kardeşliğinin umumileşmesine, şahsi menfaatlerinin ikinci plana itilmesine, işbirliği ve fedakârlık duygularının gelişmesine vesile olur.
6- Neticede ümmete, siperde bekleyen düşman tehlikesi ve onların Müslümanların hüviyetini yok edip mevcudiyetini ortadan kaldırmak için fırsatlar peşinde olduğunu bu yüzden devamlı Müslümanların hareketlerini kontrol ettiklerini hatırlatmaktadır. Bu düşman hedeflerine ulaşmak için hiçbir ilke ve değere bağlı değildir. Bütün iç sorun ve ihtilaflarını bu kirli hedefe ulaşmak için unutmuş ve İslam ümmetini yok etmek için kutsiyetten uzak bir ittihada sarılmıştır. Eğer Müslümanlar müttehit olmazlarsa büyük bir fitne ve komplo kendilerini beklemektedir.
Fikri İhtilaflar
Fikir ve düşünce alanında İslam farklı görüşleri kötülememiş ve bunların doğal şeyler olduğunu söylemiştir. Kur’an peygamberler arasındaki fikri ihtilafları zikretmektedir:
?????????? ????????????? ???? ??????????? ??? ????????? ???? ???????? ????? ?????? ????????? ???????? ???????????? ????????????????????????? ??????????? ???????? ???????? ??????? ????????? ???????????? ???? ???????? ?????????? ??????????? ??????????? ???????? ??????????
Davut ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk. Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Davut ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan bizdik.[1]
Bazen ilmi hakikatlerin keşfi Hz. Musa ile Salih kulun olayında olduğu gibi ihtilafla sonuçlanabilir.
Caiz Olan Fikri İhtilaflar ve Bunun Kaideleri
Caiz olan fikri ihtilafların kaide ve kuralları vardır. Bunlar aşağıda zikredilmiştir:
1- Sabit fıtri ilke ve temeller ile kesin delillerle ispatlanmış konulara zarar vermemesi gerekir. Zira verilmesi muhtemel söz konusu zarar İslam’ın aslından şüpheye neden olur ve insanı İslam dairesinin dışına çıkarır.
2- Delil ve burhana dayalı olup lağvedilmekten ırak olmalıdır. Hakeza son dönemlerde ortaya çıkan ve mukaddes İslam şeriatını nefsanî istekler, maddi arzular ve şahsi menfaatler doğrultusunda yorumlayan beyanlardan uzak olmalıdır.
3- İlkeli ve ilmi bir ortamda mantıklı ve sonuç verici diyalog ekseninde olmalıdır. Diyalog tarafları her türlü hile, desise ve entrikadan uzak ilmi yeterliliğe sahip karşılıklı saygı esasına dayanarak konuşmalı ve aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir.
a- İlmi yeterliliği olmayanlar tartışmaya girmemelidirler.
b- Cedel, hile ve entrikadan sakınılmalıdır.
c- Diyalog ortamı itham, tehdit, tekfir ve suçlamalardan ırak olmalıdır.
d- Fikri çatışmayı reel hayata taşımamalıdırlar.
e- Sadece karşı tarafın dile getirdiği sözleri ona nispet vermelidir. Ancak –her ne kadar bu gereksinimleri inkâr da etse- sözlerinin gereksinimlerinden dolayı kendisinden cevap istenmemelidir.
f- Pratik semereleri olmayan sonuçsuz mevzulara girmemelidirler.
3- Öncelikle diyalog tarafları arasındaki ortak noktalar dile getirilmeli ardından da ortak zeminlerin geliştirilmesine çalışılmalıdır. Akabinde ortak noktaların icra ve tahakkuku için işbirliği yapmalı ve sonunda da geri kalan ahlaki hususlar hakkında birbirlerinden özür dilemelidirler.
Bu diyalog sürecinin İslami dairenin ötesine geçip diğer dinlerin taraftarlarını ve hatta daha geniş bir alanda insanlığın bütün medeniyet ve kültürlerini kapsayacağı açıktır.
Mezhebi İhtilaflar
Yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde mezhebi ihtilafları ele aldığımızda bunun çok doğal bir şey olduğu görülecektir. Nitekim birçok muhakkik de karmaşık ilmi araştırmalarında geniş bir şekilde bu konuyu ele almış ve aşağıdaki mülahazalardan dolayı şeriatta içtihat ilkesinin daima devam etmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
1- Dini hükümlerin temel taşı kitap ve sünnettir. Lakin bu hükümler ve belki de bütün dini ilimler herkesin anlayacağı sadelikte beyan edilmemiştir. Bunların iyi bir şekilde anlaşılması ve sonucun öncüllerden istinbat edilmesi için uzun bir ilmi çaba gerekmektedir.
2- Asr-ı Saadet döneminden her ne kadar uzaklaşmış olsak da bu çabalara o kadar ihtiyaç duyulduğunu görürüz. Zira birçok hadis ipham perdeleri ardında kalmakta veya dile getirildiği şartlar unutulmakta ya da kendisi ile birlikte olan karineler bize ulaşmamaktadır. Buna ilave olarak izah yöntemi değişmekte ve birçok hata ve yanıltıcı şeyler komplocular tarafından hadislere ilave edilmektedir.
3- Yaşam tarzlarındaki değişiklikler, ihtiyaçlardaki karmaşıklıklar, insani münasebetler ve ilişkiler, nassın kendisine işaret etmediği sonradan çıkan meseleler… ve daha birçok konunun insanı şüpheden uzaklaştıracak temel veya ilmi kaideler çerçevesinde incelenmeye ve kendisine ait hükümlerin istinbat edilmesine ihtiyaç vardır.
4- Bütün bunlara ilave olarak, İslam’ın bütün boyutları göz önünde bulundurulduğu zaman İslami yönetim, icra, akide, ahlak ve duyguların birbirleri ile uyum içinde olmalarını sağlamak amacıyla daima uzman ve yardım sever insanlara ihtiyaç vardır.
Bu insanlar, ahkâmın icrasının gereksinimi olan ameli münazaalarda hakem olma salahiyetine sahip olmalıdırlar.
Bundan dolayı Müslüman âlimlerin de belirttikleri gibi içtihat, daima hayatın gereksinimlerinden biridir. İslam düşmanları bile İslam’ın esnekliği ve ümmetin korunmasında içtihadın rolünü derk etmişlerdir. Bu yüzden ulemanın toplum üzerindeki etkisiyle mücadele etmektedirler.
Müçtehidin İçtihat Sürecinde Benimsediği Öncüllerinin Zararları ve Bunu Engelleme Yolları
İçtihat fiili daima müçtehidin zihni düşüncelerinin etkisini benimsemesiyle paralel bir olgudur. Müçtehidin görüşleri ve düşünceleri, ilmi geçmişi, zevki ve geçmiş inançları ve düşünceleri dini metinlerdeki çıkarımlarında etkilidir. Hatta iki müçtehidin ortak bir konuda ve şer’i bir nasstan iki farklı ilmi sonucu çıkarması olasıdır. Her ne kadar şer’i nasslar ilahi ilimde tek bir hükme ve tek bir hakikate sahip olsa da bu, müçtehidin istinbatlarında şahsiyetinin etkisindendir. Buna rağmen müçtehitlerin elde ettikleri şeyler kendileri ve mukallitleri için hüccettir.
Buradan çıkarmamız gereken sonuç şudur: Müslüman düşünürlerin çıkarımlarının İslam’ın kendisi olarak ve değiştirilmesi imkansız ilkeler şeklinde algılanmaması gerekir. Tabii şer’i nassların senet ve delaletleri kesin olması bu beyanın dışında kalır. Zira bu hususlarda içtihat yapılamaz. İçtihat; zan ve ihtimalin olduğu yerde geçerlidir.
Ferdi ahkâmın istinbatı ile mukayese edildiğinde içtihat sürecinde müçtehidin geçmiş ilmi birikimleri, iktisadi veya siyasi nizamlar gibi İslami mektep, düzen veya sistemi keşfetme hususunda olduğu zaman tehlikesi daha açık bir şekilde görülür.
Ayetullah Şehit Muhammed Bakır Sadr bu olgunun köklerini bulma hususunda bazı nedenlere işaret etmiştir. Bunların en önemlileri şunlardır:
1- Müçtehidin istemeden içinde yaşadığı şartları tevcih etmesi
2- Dini nassları belli bir çerçevede görmek ve anlamak
3- Şer’i delilleri sadır olduğu zamanın şartlarından ve illetlerinden ayırması
4- Şer’i delil hususunda önceden hükümde bulunmak
İçtihada ve İslami düşünceye muhalif bazı insanlar bu hakikatten, içtihada itiraz etmek ve müçtehidin rolünü asgari seviyeye indirgemek amacıyla vesile olarak istifade etmişlerdir. Ama aslında –önceden de belirttiğimiz gibi- biz, muhaliflerin hiçbir halel getiremeyecekleri alanlara sahibiz. Bunlar da, suduru ve delaletleri kesin olan nasslar ile bunlardan alınmış hükümler ve kesin mefhumlardır. Aynı zamanda bunların hüccet olduklarını belirten kesin delillere de sahibiz. Bunlar, itirazdan masun kalan geniş bir alanı kapsamaktadır. Buna ilave olarak içtihattan başka yolun olmadığı ve ihtimallerin hâkimiyeti altında olan sınırlarda bile âlimler geçmişlerinden etkilenmemek için mümkün olduğu oranda ihtiyata riayet etmektedirler. Bu, her kanun veya metnin tefsiri için en doğal yoldur.
Usul İlminin Görevi
Fıkıh Usulü ilmi sahip olduğu dakik kaideleriyle aşağıdaki yollarla içtihat fiilini tanzim eder.
a- “Muhareze kanıtlar” konusu, gerçek şer’i hükümleri elde etmek için başvurulan bir yöntemdir. Lâfzî şer’i kanıt, konum hakkındaki geniş incelemeler, kelime çekimleri, delalet, zahirin hüccet olması ve bunun mısdakları gibi konuları kapsamakla beraber akli delaletlerin incelenmesi, ahkâmlar ve konular arasındaki içsel nispet, aidiyet ve bunun öncüllerini de ihata eder.
b- Muhareze kanıtların olmadığı yerde “İstishab konusu” gibi sorumluluk belirleyen kanıtların incelenmesi.
c- Öne sürülen deliller hakkındaki çelişkilerin geniş bir şekilde incelenmesi.
Usul ilmine ilave olarak fıkıh ilminde de içtihadın düzeni için kural ve kaideler mevcuttur.
Bazı âlimler de şeriatın hedeflerinden olduğu kesinleşen şeyleri içtihada sokmak için “şer’i maksatlar” meselesine olumlu yaklaşmışlardır.
Biz de İslam’ın aşağıda belirtilen genel ve umumi özelliklere teveccühünü yukarıdaki kaideye ilave edebiliriz.
İslam; gerçekçidir, insan fıtratı ile uyum içindedir, vasat yoldur, kapsayıcı ve ihata edicidir, ebedidir, mükemmeldir, eczalar ve hükümler arasındaki karşılıklı ilişkiyi gözetir, evrenseldir…
Bu özelliklerden dolayı İslam şeriatını tanıma ve uygulamada içtihadın rolünü asgariye indirmekten başka bir yol yoktur.
İslami Mezheplerin Ortaya Çıkması
Hayatta olduğu dönemlerde Allah Resulü (s.a.a)’e ulaşmak rahattı ve insanlar ilahi ahkâmı ve İslami mefhumları bilmek için doğrudan o hazrete müracaat ediyorlardı. Her ne kadar bazı sahabeler ahkâmda istinbat girişiminde bulunmuş ve peygamber tarafından teyit edilmişse de o dönemlerde içtihada ihtiyaç yoktu.[2]
O dönemlerde var olan ihtilaflar çok sade ve düşük seviyelerdeki ihtilaflardı. Nihayet İslami hâkimiyetin sınırları genişledi ve “???” ayeti de nazil olunca içtihadın esası belirlendi ve vahit haberin hüccet olmasının ilk temelleri atıldı. Allah’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
????? ????? ?????????????? ??????????? ???????? ????????? ?????? ??? ????? ???????? ????????? ????????? ???????????????? ??? ???????? ????????????? ?????????? ????? ???????? ?????????? ??????????? ???????????
(Ne var ki) müminlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.[3]
Allah Resulü (s.a.a)’in vefatından sonra doğal bir şekilde içtihat çok önemli bir unsur olarak ön plana çıktı. Tabiin döneminde & ouml;nemini koruyup devam ettirmekle beraber etkisini de artırdı. Nihayetinde İslami mezheplerin ortaya çıkmasına neden oldu.
Üstat Siyas, ikinci yüzyılın ilk yarısından dördüncü yüzyılın ikinci yarısına kadar İslam dünyasının 138 mektep ve fıkhi mezhebin tesisine şahit olduğunu hatta bazı şehirlerin kendilerine has mezhepleri bile olduğunu söylemektedir.[4] Üstat Esed Haydar ise o güne kadar İslami mezheplerin bazı açıdan sayılarının elliden fazla olmadığını söylemektedir.[5]
Bazı düşünürler tabiinden sonra tesis edilen mezhepleri iki gruba ayırmaktadırlar:
1- Başkaları tarafından benimsenmeyen ve ortadan kalkan ferdi mezhepler
2- Kurucuları ve taraftarlarının eserlerinin gölgesinde gelişip ilerleyen mezhepler[6]
Unutulmuş Mezhepler
1- Hasan Basri’nin mezhebi (h. 23–110)
2- İbni Ebi Leyla’nın mezhebi (h. 74–148)
3- Uzai’nin mezhebi (h. 88–157)
4- Süfyan Suri’nin mezhebi (h. 97–161)
5- Leys bin Sa’d’ın mezhebi (ö. h. 175)
6- Davut bin Ali İsfahani Zahiri’nin mezhebi (h. 202–270)
7- İbrahim bin Halit Kelbi’nin mezhebi (ö. h. 240)
8- Muhammed bin Cerir Taberi’nin mezhebi (h. 224–310)
9- Süleyman bin Mehran Ameş’in mezhebi (ö. h. 148)
10- Amir bin Şer Habil Şabi’nin mezhebi (ö. h. 105)
Ve diğer birçok mezhep…
Günümüze kadar varlıklarını sürdüren mezhepler ise şunlardır:
1- On iki imam Şiası
2- Zeydi mezhebi
3- Hanefi mezhebi
4- Şafii mezhebi
5- Maliki mezhebi
6- Hanbeli mezhebi
7- Ebazi mezhebi
Burada mezheplerin ortaya çıkış, yayılma ve yok oluş sebeplerini incelemeyeceğiz. Muhakkikler mezheplerin ihtilaf nedenleri konusunda yaptıkları ilmi araştırmalarında bu sebeplerin nedenlerine de değinmişlerdir.
Örneğin İbni Rüşt zahirin hüccet olmasının mebnası keza kıyasın hüccet olması hakkındaki araştırmasında bu konuya değinmiştir.[7] Seyyid Muhammed Taki Hekim de istinbatın usul ve temellerini buna ilave etmiştir.[8] Bize göre istinbat yöntemi ve merhalelerini de buna ilave etmek gerekir.
İlmi ve metodolojik amil ve illetlere ilave olarak, ilmi verilerin ölçüsü, ferdin şahsiyeti, müçtehidin psikolojik durumu ve konuları tahlil etme yeterliliği gibi epistemolojik amillerin etkileri de göz önünde bulundurulabilir. Tabii siyasi, tarihi, içtimai amillerin rolleri ve müçtehidin maslahatçı yaklaşımlarından da gafil olunmamalıdır.
Konu hakkında gözden ırak tutulmaması gereken önemli noktalar şunlardır:
1- İslami mezheplerin ortaya çıkması; İslami bilgi ve rasyonelliğin değişim ve tekâmülü ile peygamberin yokluğundan ve ilahi vahyin kesintisinden oluşan boşluğu doldurma isteğinin göstergesidir. Bir taraftan ihtiyaçların artması, olayların çokluğu ve içtimai münasebetlerin karmaşıklığı bir taraftan da fıkhi ilimlerin teksifi ve yeni konuların gündeme gelmesi bu değişim ve tekamüle neden olmuşlardır. Dolayısıyla bu süreç çok doğal, doğru ve medeni bir süreç sayılmaktadır.
2- İslami mezhepler, İslam medeniyetinin semeresi bol fikri serveti ve inkar edilemeyecek bir gerçekliği sayılmaktadır. Bu, İslami hâkime ve ahkâmın icrasında (taklidin farz olmadığına inanırsak) Müslümanlara ferdi ve içtimai alanda seçme kudreti veren ve ilmi içtihat sonucunda hasıl olan her görüşün resmi ve İslam’a nispet edilmesinin doğru olduğu kanısına izin veren bir fırsattır. Bu durum, İslami toplumun maslahat ve menfaatlerini temin etmek için devlet başkanına geniş olanaklar ve daha iyiyi seçmede kendisine farklı seçenekler sunmaktadır.
Devlet başkanı bu doğrultuda toplumun maslahatını temin edecek İslam’ın farklı düzen ve mekteplerinden değişik fetva ve görüşleri seçip bunlardan bir terkip oluşturduktan sonra birbirleri ile uyum içinde olan tek bir görüşü benimseyebilir. Bu, İslam’ın esneklik hakkındaki görüşünün en iyi beyanıdır.
3- Bu mezheplerin -önceden de belirttiğimiz gibi- İslami yaşam için çok önemli kazanımları vardır ve bunların ortaya çıkmamış olması temennisi gerçeklikten uzak bir temennidir. Ancak bunları İslam tarihinde olumsuz olgulara dönüştüren, dar görüşlü grupçuluğa doğru yönelmeleridir. Bu grupçuluk halet-i ruhiyesi Kur’an-ı Kerim’in tavsiye ettiği yapıcı diyalog ilkesinden her gün uzaklaşmalara ve İslam’ın uzlaşı politikalarının unutulmasına neden olmuştur. Hatta bazen semeresiz, ahlak ilkelerinden ırak nefret nedeni cidallere sebep olmuştur. Nitekim tarihin uzun dönemlerinde Şeyh Yusuf Kardavi’nin tabiriyle Müslümanlar arasında tekfir kapısını açmış ve hasılı kan, gözyaşı ve tefrika olan iç çatışmalara neden olmuştur.[9]
Biz bundan dolayı ciddi bir şekilde İslam’ın uzlaşıcı diyalog ruhunu yaymakla mezhepleri doğal yapılarına geri getirmeye çalışıyor ve bütün Müslümanları ortak unsurları tanımaya davet ediyoruz. Bizler buna “İslami Mezhepleri Yakınlaştırma Hareketi” adını verdik.
İslam Mezhepleri Yakınlaştırma Hareketi
Son dönemlerde kendisine “Yakınlaştırma Hareketi” denilen hareketin kökleri İslam’ın en eski dönemlerinde yatmaktadır. Bu hareket asalet ve yaşam sırrını İslam şeriatının derin ilkelerine borçludur. Söz konusu hareketin kökleri İslam medeniyetinde ne kadar fazla yayılırsa veya en azından İslam medeniyetinin ortaya çıkışında katılımı artarsa “mezhepleri yakınlaştırmaya” yönelimin zarureti de herkes için ayan olur.
Bu hareket son dönemlerde etkili bir stratejiye dönüşmüştür. Müslüman âlimler ve İslam dünyasının öncü şahsiyetleri bin dokuz yüz kırklı yılların sonlarında bu mübarek hareketin temellerini attılar ve bunun genel sınırlarını belirlemek için birçok zorluğa katlandılar. Onlar bu hareketin dini temellerini beyan etmek, gelişim zorunluluğunu açıklayıp bunu köklü kılmak ve Müslümanların vicdanlarında yer edinmesini sağlamak amacıyla birçok eser neşrettiler.
Biz bu hareketin yeşeren fidanının sürekli gelişim halinde olmasından ve Allah’u Teâlâ’nın “????????? ??????? ??????????? ??? ???????????????? ????????? ????? ????? ???????? ????????” “kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir” ayetinde belirttiği şeçere-i teyyibeye doğru tekamüle halinde olduğunu gördüğümüz için mutluyuz.
İslami Mezhepleri Yakınlaştırmanın Temelleri
Biz aşağıda belirtilen ilke ve usuller göz önünde bulundurulduğunda istisnasız bütün İslami mezheplerin kabul ettiği vahdet düşüncesinin çok mantıklı olduğuna inanıyoruz. Bu usul ve ilkeler şunlardır:
1- İslam’ın itikadi usulüne iman: Tevhit (zatta, sıfatta, fiilde ve ibadette), Hatem-ul Enbiya Muhammed Mustafa’nın nübüvveti, bütün mefhum ve içeriği ile Kur’an-ı Kerim, mead ve kıyamet günü.
2- İslam’ın bütün erkan ve gereksinimlerine riayet: namaz, zekat, oruç, hac…
3- Kur’an-ı Kerim ve sünneti nebeviye riayet: farklı konularda dini maarifleri bilmek hususunda Müslümanlar için bu ikisi asıl kaynaktır. Varlık ve hayat mefhumları, insanın dünyada dünü, bugünü ve yarını ile ahiret hayatı ve insanın ferdi ve içtimai hayatını düzene koyan kanun ve hükümler buna örnektir. Lakin akıl, kıyas ve icma gibi diğer kaynakların hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Kur’an veya sünnette delilleri olması bundan istisnadır. Aslında diğer kaynaklar kaynak olma özelliklerini kitap ve sünnetten alırlar.
Eğer bir ilke veya teorinin bu iki kaynaktan delilleri olmadığı ispatlanırsa hiçbir geçerliliği kalmaz. Bu ilke veya teorilerin söz konusu kaynaklarla çatışma halinde olmaları durumunda ise onlar kesinlikle tekzip edilir.
Bütün İslami mezhep imamları açıkça bu kaynaktan yararlandıklarını dile getirmişlerdir.
Bu doğrultuda Ehl-i Beyt imamlarından birçok rivayet nakledilmiştir. Örneğin İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Bütün hükümler kitap ve sünnet ile son bulur.”[10]
Malik bin Enes de şöyle demektedir: “Ben bazen doğru bazen de yanlış görüşlere sahip bir insanım. Dediklerimi Kur’an ve sünnet ile karşılaştırın.”[11] İmam Şafii de buna benzer beyanlarda bulunmuştur.[12]
4- İslam’ın, içtihadı “şer’i hükümleri, kaynağından istinbat için insani gücün kullanımı” mahlasıyla ilahi dinin tanınması için istifade edilmesine izin verdiğini benimsemek. İçtihat, İslam’ın esnekliğini ayan kılıp belli başlı ilke ve kurallar çerçevesinde hayatın değişimlerini kapsayarak önemli roller ifa eder. Başka bir ifade ile İslam ile insanın içtihat vesilesiyle ulaştığı farklı sonuçlar arasında -her ne kadar bu sonuçlar müçtehitlerin farklı algılamalarından kaynaklanan ihtilafları içinde barındırsa da- zaruri bir ilişki vardır. Bu konu dini metinlerin eğitiminde “Esbab-ul Hilaf” mahlasıyla incelemeye tabi tutulur.
Bize göre İslam gerçekçi ve fıtri bir din olduğu için içtihat kapısını açık bırakmıştır. Zira resulü dünyadan göçen her şeriatın vahyi kesilir. Eğer bir şeriat asırlarca varlığını sürdürmek isterse -her ne kadar içtihadi istinbatlar bazen müçtehitlerin ön kabullerinden dolayı birbirlerine zıt görüşlerin doğmasına neden olsa da- içtihattan başka yolu yoktur.
İçtihat mantıklı bir yöntem mahlasıyla kullanıldığı zaman bütün mefhumlar ve akide ile ilgili konularda istinbatı kapsar. (Mefhumlar; bir taraftan itikadi ilkelerle ilgili tasavvur iken bir taraftan da insanın yeryüzünde Allah’ın halifesi olması gibi varlık aleminin gerçekliği ile doğrudan irtibat içindedir.) Bu, bazı ahkâmlar ve hatta İslam’ın bazı tabi’i kanunlar hakkındaki tutumu hususunda da geçerlidir.
5- İslami vahdet ilkesi: Bu, İslam ümmetinin çok bereketli ve önemli özelliklerinden biridir ve bu olmadan hüviyetin kemali iddiasında bulunulamaz.
İslam’ın Müslümanların vahdetinin tahakkuku için Allah’ın ipine sarılma ekseninde mükemmel bir programı vardır. Allah’ın ipinden kasıt; hatadan berî, insanı Allah’a ulaştıracak yoldur. İslam, insanın aslında vahdet, yaratılışta vahdet, hedefte vahdet, kanun ve şeriatta vahdet ve ilahi mesirde vahdet meselesine çok önem vermiştir. İnsanı topluca Allah’a teslim olmaya ve şeytana itaat etmekten kaçınmaya davet etmekte ve vahdetin bol semereli etkisini hatırlatmaktadır. Ahlak ile değeri olmayan ferdi ve grupsal menfaatlerden vazgeçme fidanını külli hedeflere ulaşmak için insanın canına eker. Dil, ırk, vatan, kabile ve renk gibi tefrika nedeni bütün unsurları kendi değer dairesinden silmiş ve ilim, takva ve cihat gibi insani değerlere tekit etmiştir. İnsanları ortak noktaların ortaya çıkarılmasına, akl-ı selim ile hareket edilmesine ve mantık çerçevesinde ilkeli ve sakin bir diyaloga davet etmiştir.
Vahdet ilkesine imanın sonradan izah edeceğimiz bazı gereksinimleri vardır. Bu ilkeye inanmak yakınlaşma hareketinin öncelikli ihtiyaçlarından biridir.
6- İslami kardeşlik ilkesi yukarıda işaret ettiğimiz programın bir parçasıdır. Lakin konunun önemine binaen bu meseleyi geniş bir şekilde burada ele almayı tercih etmekteyiz. Zira kardeşlik İslam’da bütün içtimai ilişkileri düzenler. Bize göre bunun etkisi sadece ahlaki konularla sınırlı değildir. Kanun koyma alanında da etkili olduğu gibi içtihatta dini kardeşlik ilkesine ters düşen hükümlerle karşı karşıya gelmeyi engellediği için içtihat meselesi hususunda da önemli etkilere sahiptir.
Bu ilkeler yakınlaşma hareketinin üzerine bina edildiği önemli ilkelerdir. Mantık dairesinde bunlara inanmak yakınlaşma hareketine inanmayı getirir.
Bu yüzden yakınlaşma söylem ve ahlaki boyutlarla sınırlı olmadığı gibi yasama çerçevesi ile de sınırlı değildir. Yakınlaşma bunlardan öteye geçip medeni ve fikri bütün alanları kapsar. Tam bir yaygınlık kazanması için fıkıh ve düşünce alanında çalışmaları olan bütün âlim ve düşünürlerin katılımı zorunludur. Halkı yakınlaştırma kültürü ile yetiştirmek lazım. Zira İslam yıkıcı olmayan farklı görüşleri doğal karşılamakla beraber tam bir esneklik içinde de bunları ele alır. Ancak hayati iç ve dış ameli meselelerde Müslümanların ihtilafları karşısında hiçbir şekilde susmayı caiz görmemektedir. Bundan dolayı devlet başkanına (İslam ümmetine yön verdiği için) muhalefeti Allah’a muhalefet ve ona itaati Allah’a itaat ile eşit saymaktadır.
Yakınlaştırma Hareketi Taraftarlarının Bağlı Olması Gereken Değer ve İlkeler
Yukarıda dillendirilen öncüllerden sonra yakınlaştırma hareketinin münadi ve âlimlerinin beyan ettikleri aşağıdaki değerleri, uyulması gereken genel sınırlar mahlasıyla izah edip yakınlaşma hareketinin hedeflerinin tahakkuku için başkalarını da bunlara uymaya davet ediyoruz.
1. Ortak İlkelerde İşbirliği
Farklı alanlardaki ortak noktalar çok fazladır. İslami mezhepler itikadi ilkelerde veya yasama alanında birçok ortak zeminlere sahiptirler. Hatta bazı âli