Düşünce ve Araştırma, Makaleler

Hz. Hatice Allah Resulü’nden Başkasıyla Evlenmiş midir?

uuml;!!

Öte yandan Mısırlı büyük yazar Tevfik Ebu İlm'in "Tarihu Ehl'il-Beyt" isimli kitabında naklettiği bir rivayet de dikkatimizi çekmiş ve yukarıda bahsettiğimiz görüşlere daha bir şüpheli bakmamıza vesile olmuştur. O şöyle diyor: "…Rukayye'ye gelince, o Utbe b. Ebî Leheb ile evlenmiş ve henüz onun eşiyken vefat etmiştir."(18)

Bu rivayet gereği Ebu Leheb'in oğlunun Rukeyye'yi boşadığı iddiası da şüpheli duruma düşmekle birlikte, buna gösterdikleri sebep (Mesed Suresi'nin inişi ve kızların Müslüman oluşu) de itibarını kaybeder ve surenin Şi'b-i Ebî Talip muhasarası zamanında nazil olduğu iddiası daha da güçlenmiş olur.

Bir Başka Çelişki:

Zübeyr b. Bekkar ve İbn-i Asakir, Cafer b. Muhammed'den, o da babasından şöyle rivayet etmektedir: "Resulullah'ın oğlu Kasım Mekke'de vefat etti. Allah Resulü, oğlunun defin merasiminden dönüşünde, Âs b. Vail ve oğlu Amr b. Âs'ın yanından geçerken, Âs Resulullah'ı gördüğünde, 'Şimdi ben şunu kızdıracağım." dedi ve şöyle devam etti: 'Hiç şüphesiz bu adam artık soyu kesik, ocağı sönük duruma düştü.' Bunun üzerine Allah-u Tealâ, 'Hiç şüphesiz soyu kesilen sana kin ve buğz besleyen düşmanındır.'(19) ayetini indirdi.

Bir diğer rivayette ise şöyle diyor: "Önce Resulullah'ın oğlu Kasım dünyaya geldi, sonra Zeynep, sonra Abdullah, sonra Ümmü Gülsüm, sonra Fatıma, daha sonra da Rukayye. Sonra önce Kasım, daha sonra da Abdullah vefat edince Âs b. Vail, 'Onun nesli kesildi; o ebterdir.' deyince söz konusu ayet nazil oldu."(20)

Bazıları ayetin, Âs b. Vail değil, oğlu Amr b. Âs hakkında nazil olduğunu rivayet etmişlerdir.(21) Süddî ve İbn-i Abbas'ın rivayetinde, Resulullah'ın bir oğlunun, bir diğer rivayette ise bir evlâdının vefatının ardından Âs b. Vail'in söz konusu sözü söylemesi üzerine indiği nakledilmektedir.(22) Meşhur sözü söyleyenin, Âs b. Vail değil, Ukbe b. Ebî Muayt(23) veya Ebu Leheb(24) veya Kureyş(25) olduğu da söylenmiştir.

Hatta bir rivayette, Resulullah'ın oğlu İbrahim'in vefatı münasebetiyle Ebu Cehl'in Resulullah hakkında söylediği sözler üzerine söz konusu ayetin nazil olduğu söylenmektedir.(26) Öte yandan tarihçiler arasında; Kasım'ın Resulullah'ın (s.a.a) en büyük evlâdı olduğu meşhurdur.(27) Önceden verdiğimiz rivayet ise, Kasım'ın bi'setten sonra vefat ettiğini, Abdullah'ın ise Kasım'dan bir ay sonra vefat ettiğini söylüyordu. Buna bir de, kesinlik kazanan Abdullah'ın bi'set sonrası doğup vefat ettiği gerçeğini eklersek, olay daha bir netlik kazanmış olacaktır.

Aşağıdaki rivayetleri de göz ardı etmemeliyiz; diyorlar ki:

"Kasım vefat ettiği zaman iki yaşındaydı."(28)

"Kasım yürüme çağına gelinceye kadar yaşadı."(29)

Belâzurî ise ikisinin arasını toplamış ve şöyle demiştir: "Kasım iki yaşına geldiği ve yürüdüğü bir sırada vefat etmiştir."(30)

Bazı diğer rivayetler, Resulullah'ın evlâtlarının süt emdikleri bir çağda vefat ettiklerini kaydetmiş, bazısı "bi'set sonrası" tabirini eklemiş,(31) bazısı ise şu ifadeyi kullanmıştır: "Çocuklarının hepsi de çok küçük yaşta vefat etmişlerdir."(32) Mücahid'in Kasım hakkındaki görüşü ise şudur: "O yedi gün (veya yedi gece) yaşadı."(33) Diğer bir rivayette de "On yedi ay yaşadı." tabiri kullanılmıştır.(34) Tarihçi Süheylî ise şöyle diyor konu hakkında: "Kasım yürüme çağına varmıştı, ancak henüz sütten kesilmemişti."(35)

Bu konuda üç ayrı rivayet ise şu şekildedir:

"Kasım ve Tayyib, henüz küçük yaşta iken Mekke'de vefat ettiler."(36)

"Kasım hayvana binecek ve at sürecek kadar büyüdü."(37)

"Kasım vefat ettiği sırada dört yaşında idi."(38)

Buraya kadar Kasım'ın küçük yaşta öldüğünü değişik rivayetlerin diliyle cüz'î farklarla aktardık. Şimdi Kasım'ın ne zaman dünyaya geldiğine bakalım:

Müsned-i Feryabî'de, Kasım'ın İslâm'dan sonra dünyaya geldiğini içeren bilgilere ilâveten, bunu teyit eden aşağıdaki iki rivayete de yer verilmiştir:

a) "Kasım vefat ettiğinde dört yaşındaydı. Ondan bir ay sonra da Abdullah, henüz sütten kesilmemişken vefat etti. Hz. Hatice: 'Ya Resulallah, keşke yaşasaydı da sütten kesseydim.' dediğinde, Allah Resulü: 'Onun süte doyup kesilmesi cennette gerçekleşecektir.' buyurdu."(39)

b) "Resulullah (s.a.a), Kasım'ın vefatından sonra Hatice'nin yanına geldiğinde onu ağlar şekilde buldu. Hz. Hatice: 'Ya Resulallah!' dedi, '(Göğsümde) Kasım'ın sütü çoğaldı; eğer yaşayıp da süt emme süresini tamamlasaydı, (ayrılığının) tahammülü daha kolay olurdu benim için.' Cevabında Allah Resulü şöyle buyurdu: 'Onun için cennette, süt emme süresini tamamlatacak süt annesi tahsis edilmiştir.' Hz. Hatice: 'Böyle olduğunu bilince daha kolay olur benim için.' deyince, Allah Resulü: 'İstersen cennetten sesini sana duyurabilirim.' buyurdu. Hz. Hatice ise: 'Ben Allah'ı ve Resulü'nü tasdik ediyorum.' cevabını verdi."(40)

Süheylî bu hadisi naklettikten sonra şöyle diyor: "Bu hadis, Kasım'ın cahiliyet zamanında ölmediğini gösteriyor."(41)

Bu iki rivayet, hem Kasım vefat ettiği sırada Allah Resulü'nün peygamberliğe eriştiğini, hem de henüz süt emdiği sırada vefat ettiğini, dolayısıyla da büyük ölçüde bi'setten sonra dünyaya geldiğini gösteriyor.

Kısacası bir yandan, Kevser Suresi'nin Kasım'ın vefatı üzerine bi'setten kaç yıl sonra nazil olduğunu, yine Kasım'ın doğumu ve vefatıyla ilgili verdiğimiz diğer rivayetleri, diğer taraftan Ümmü Gülsüm ve Rukayye'nin Kasım ve Abdullah'ın vefatından sonra dünyaya geldiklerini dikkate aldığımızda, bu iki kızın kesinlikle bi'setten kaç yıl sonra dünyaya geldiğini anlamış oluyoruz. Hâl böyle iken, onların cahiliyet zamanında Ebu Leheb'in iki oğlu ile evlenmeleri, onlardan boşandıktan sonra da Rukayye'nin Osman b. Affan ile evlenip bi'setin beşinci yılında Habeşistan'a hicret ederken gemide çocuk düşürmesi nasıl düşünebilir?!

Gerçi bu konuda Ebu Hilâl el-Askerî aykırı bir rivayet de nakletmiştir; ancak rivayetin içerisinde açık çelişki bulunmaktadır. O şöyle diyor: "Kasım ve Tahir, nübüvvetten önce vefat ettiler. Resulullah (s.a.a) Kasım'ın cenazesinden döndüğünde Âs b. Vail ve oğlu Amr'ın yanından geçerken Amr, 'Şimdi ben ona karşı düşmanlığımı sergileyeceğim.' dedi. Bunun üzerine Âs şöyle dedi: 'Hiç şüphesiz o ebter (soyu kesik) oldu.' Ardından Allah-u Tealâ, 'Şüphesiz sana düşmanlık besleyen var ya, işte odur asıl ebter olan.'(42) ayetini indirdi."

Görüldüğü gibi bu rivayet, önce Kasım'ın nübüvvetten önce öldüğünü, ardından bu münasebetle Kevser Suresi'ndeki ayetin indiğini söylüyor. Oysa hepimiz bilmekteyiz ki, Allah Resulü'ne ayetler nübüvvetten sonra nazil olmaya başlamıştır. Bazıları ayetin olayın hemen ardından değil, birkaç yıl sonra nazil olup, önce yaşanan bir olaya değindiğini ileri sürebilir belki; ancak bu oldukça uzak bir ihtimaldir ve bildiğimiz gibi genellikle ayetler olayların yaşandığı sırada inmiştir.

Elbette bu yanlışlığın bir kalem hatasından kaynaklanarak "nübüvvetten sonra" yerine "nübüvvetten önce" yazılmış olması mümkündür.

RESULLAH'IN EN KÜÇÜK KIZI KİMDİR?

Cürcanî diyor ki: "Benim yanımda sahih olan görüş şudur ki Rukayye, Resulullah'ın en küçük kızı idi; hatta Fatıma'dan (a.s) da küçüktü."(43)

Bazıları ise Ümmü Gülsüm'ün hepsinden küçük olduğunu söylemişlerdir.(44)

Ebu Ömer de şöyle demiştir: "Fatıma ve bacısı Ümmü Gülsüm, Resullah'ın en küçük kızlarıdır; ancak bu ikisinden hangisinin daha küçük olduğunda ihtilâf edilmiştir. İbn-i Serrac demiştir ki: "Ben Ubeydullah el-Haşimî'nin şöyle dediğini duydum: 'Fatıma, Resulullah kırk bir yaşındayken dünyaya gelmiştir.' "(45)

el-İstîab kitabında bu rivayete, "Rukayye'nin Fatıma'dan daha küçük olduğu söylenmiştir." cümlesi de ilâve edilmiştir.(46)

Bazıları ise Hz. Fatıma'nın, kızların en küçükleri olduğunu ileri sürmüş ve bu görüşü sahih bilmişlerdir.(47)

Her hâlükârda eğer biz Rukayye ve Ümmü Gülsüm'ün Hz. Fatıma'dan küçük olduğunu kabul edersek, sonuca varabilmemiz için bu sefer Hz. Fatıma'nın doğum tarihine bakmamız gerekecek.

Yine kaynaklara baktığımızda, bazıları Hz. Fatıma'nın bi'setten önce,(48) bazıları bi'set yılında,(49) bazıları Resulullah kırk bir yaşında iken,(50) bazıları ise bi'setin ikinci yılında(51) doğduğunu iddia etmişlerdir. Biz ise, sonradan vereceğimiz delillere dayanarak Hz. Fatıma'nın bi'setin beşinci yılında dünyaya geldiğine inanıyoruz.

Şimdi bu görüşlerin hangisini alırsanız alın, bi'setten biraz önce veya bi'setten sonra dünyaya gelen Hz. Fatıma'dan daha küçük kızların Ebu Leheb'in iki oğluyla evlenmeleri, boşandıktan sonra da Rukayye'nin Osman b. Affan ile evlenip bi'setin 5. yılında Habeşistan'a hicret ederken yolda çocuk düşürmesi makul bir ihtimal olabilir mi?!

Şimdi Hz. Fatıma'nın bi'setin 5. yılında dünyaya geldiğini gösteren delillerimizi vermeye çalışalım:

Bizimle aynı görüşü (hicretin 5. yılında doğduğunu) paylaştıklarını açıkça ortaya koyanların(52) yanı sıra şu delilleri zikredebiliriz:

a) Hatırlayacağınız gibi bahsimizin başlarında birçok ravi ve tarihçiden(53) nakletmiştik ki, Resulullah'ın bütün çocuklarının (bazıları sadece Abdumenaf'ı istisna etmişti) bi'setten sonra dünyaya geldiklerini ileri sürmüşlerdi. Bu da Hz. Fatıma'nın bi'setten sonra dünyaya geldiğini gösteriyor.

b) Çeşitli mezheplere mensup hadisçi ve tarihçilerin naklettiği birçok rivayete göre, Hz. Fatıma'nın nutfesi, Cebrail'in (a.s) miraç gecesinde Resulullah'a (s.a.a) cennetten getirdiği meyveden bağlanmıştır. Miraç olayı ise en doğru görüşe göre, bi'setin ikinci veya üçüncü yılında gerçekleşmiştir.(54)

Bu rivayetler, Sa'd b. Vakkas, Ümm'ül-Müminin Âişe, Ömer b. Hattab, Sa'd b. Malik ve diğer bazı meşhur şahsiyetlerden, aynı şekilde İmam Cafer-i Sadık'tan nakledilmiştir.(55) Bu rivayetlerin bazısı üzerinde tartışılabilir belki; ancak bunlardan birçoğu tartışma götürmez derecede sahihtirler. Zikrettiğimiz kaynaklara başvurup dikkat eden herkes bunu görebilir.

c) Yine Hz. Fatıma'nın bi'setten sonra dünyaya geldiğini gösteren bir diğer delil şudur: Önceden de değindiğimiz gibi, Hz. Hatice Resulullah ile evlendikten sonra Kureyş kadınları onu kınamış ve ona küsmüşlerdi. Sonradan Hz. Hatice Hz. Fatıma'ya hamile kalınca, henüz annesinin karnındayken onunla konuşuyor ve ona teselli veriyordu. Hz. Hatice, bunu Peygamber'den saklıyordu. Bir gün Resulullah (s.a.a) içeri girdiğinde Hatice'nin (karnındaki bebeği) Fatımay'la konuştuğunu gördü ve, "Ey Hatice, kiminle konuşuyorsun?" diye sordu. Hatice, "Karnımdaki bebekle; o benimle konuşuyor ve beni yalnızlıktan çıkarıyor." dedi. Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurdu: "Ey Hatice, işte Cebrail bana onun kız çocuğu olduğunu haber veriyor…"(56)

Bu hadisten anlaşılan şu ki, Hz. Hatice'nin Hz. Fatıma'ya hamile kalması, Hz. Resulullah'ın Cebrail (a.s) ile görüştüğü sıralarda gerçekleşmiştir; bu ise, Resulullah peygamberliğe seçildikten sonra başlamıştır. Yine aynı hadis, bu hamileliğin bi'setten kaç yıl sonra gerçekleştiğini gösteriyor; zira rivayetten bu hamileliğin Kureyş'in Resulullah'a karşı eziyetlerinin başladığı ve Kureyşli kadınların Hz. Hatice'ye küstükleri sırada olduğu anlaşılmaktadır. Bu ise bi'setten kaç yıl sonra, yani gizli davet süresi sona erip, açık davetin başlamasıyla başlamıştır.

d) Hz. Fatıma'nın bi'setten kaç yıl sonra dünyaya geldiğini gösteren bir delilimiz de şudur: Ebu Bekir Hz. Fatıma'ya talip olduğunda, Allah Resulü onu reddetmiş, ardından aynı talepte bulunan Ömer'e de ret cevabı vermiş ve gerekçe olarak da Hz. Fatıma'nın küçüklüğünü göstermişti. Sonra Hz. Ali (a.s) talip olunca Hz. Fatıma'yı ona nikâhlamıştı.(57) Buna gücenenlere de Allah Resulü şu cevabı vermişti: "Allah'a andolsun ki size engel olup da ona nikâhlayan ben değilim, Allah'tır."(58)

Öte yandan şunu da kesin bir şekilde biliyoruz ki, Hz. Fatıma'nın nikâhlanması hicretin ikinci yılında gerçekleşmiştir. Buradan da anlaşılıyor ki eğer Hz. Fatıma, bi'setten önce (meselâ bazılarının iddia ettiği gibi 5 yıl önce) dünyaya gelmiş olsaydı, o zaman söz konusu şahıslar talip olduklarında Hz. Fatıma'nın takriben 20 yaşlarında olması gerekirdi. O zaman da, 20 yaşındaki birisi için Allah Resulü'nün, henüz küçüktür deyip, gelenleri reddetmesi makul ve mantıklı olabilir mi?!

HZ. HATİCE, RESULULLAH (S.A.A) İLE NE ZAMAN EVLENDİ?

Üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise şudur: Rukayye ve Ümmü Gülsüm'ün Ebu Leheb'in iki oğlu ile evlenmeleri iddiası, MUSA AYDIN

Derginin geçen sayısında da hatırlattığımız gibi, bu bölümde Hz. Hatice'nin Resulullah'tan başkasıyla evlenmediği görüşünü ispatlamaya çalışacağız.*

Bazı tarihçiler, Allah Resulü'nün evlendiği hanımlarının -Aişe hariç- hepsinin dul olduğunu, Hz. Hatice'nin ise, Peygamber'den önce, "Atik b. Abid el-Mahzumî" ve "Ebu Hâle et-Temimî" isimli iki şahısla evlendiğini, hatta bunlardan evlât sahibi olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Ancak biz bu rivayetlerin doğruluğundan şüpheliyiz ve bunların uydurulmasında, daha çok siyasî emellerin yattığını ve bazıları için fazilet ve üstünlük üretmenin amaçlandığını düşünmekteyiz. Bu konudaki bazı delillerimizi kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Her şeyden önce bu rivayetleri inceleyen bir kimse, onların arasında birçok çelişki ve ihtilâfın bulunduğunu açıkça görebilir. Örneğin, bazı rivayetlerde "Ebu Hâle" künyesini taşıyan şahsın isminin "Nebbaş b. Zürare", bazısında "Zürare b. Nebbaş", bazısında "Hind", bazısında ise "Malik" olduğu geçmektedir. Bazı rivayetler onun sahabî olduğunu, bazısı ise olmadığını ileri sürmektedir. Bazısı onun Atik'ten önce, bazısı ise sonra Hz. Hatice'yle evlendiğini söylüyor. Sonra rivayetler, Hz. Hatice'nin bu kişilerden "Hind" isminde bir çocuğunun olduğunu ileri sürmüş, ancak bazısı bu çocuğun kız çocuğu olup Atik'e ait olduğunu, bazısı ise erkek çocuğu olup diğer kocasına ait olduğunu söylemiştir. Yine erkek olduğunu iddia eden rivayetlerin bazısında bu çocuğun taun hastalığından öldüğü, bazısında ise Cemel Savaşı'nda Hz. Ali'nin cephesinde şehit düştüğü iddia edilmiştir.(1)

2) Bu iddiaların aksini iddia ve rivayet eden âlimler ve tarihçiler de vardır. Örneğin; İbn-i Şehraşub, Menakıb-ı Âl-i Ebî Talib adlı kitabında şöyle diyor: "Ahmed Belâzurî, Ensab'ul-Eşraf adlı kitabında, Ebu'l-Kasım el-Kûfî, el-İstiğase adlı kitabında, büyük Şia âlimi Seyyid Murtaza eş-Şafî adlı kitabında, Şia'nın bir diğer büyük âlimi Ebu Cafer et-Tusî, Telhis'üş-Şafî adlı kitabında, Allah Resulü'nün Hz. Hatice'yle bakire olduğu hâlde evlendiğini rivayet etmişlerdir. Ayrıca, el-Envaru ve'l-Bide' isimli kitapta, Rukayye ve Zeyneb'in Hz. Hatice'nin kız kardeşi Hâle'nin kızları olduğu ileri sürülmüştür. Bu görüş de, bizim naklettiğimiz rivayeti güçlendirmektedir."(2)

3) Ebu'l-Kasım el-Kûfî, yine aynı kitabında şunları kaydetmektedir:

"Gerek Sünnî, gerekse Şiî, eser sahipleri ve haber nakilcilerinin (tarihçilerin) hepsi icmaî bir şekilde şöyle rivayet etmişlerdir: "Kureyş eşrafı, büyükleri ve zenginlerinden, Hatice'yle evlenmek için ona talip olmayan kalmadı. Ancak o, onların hepsini reddetti ve hiçbirisiyle evlenmedi. Sonradan Resulullah (s.a.a) ile evlendiğinde, Kureyş kadınları ona öfkelenerek küstüler ve şöyle dediler: 'Kureyş'in eşrafı ve emirleri sana talip oldular; fakat sen onların hepsini reddedip Ebu Talib'in parasız, malsız, yetim ve fakir yeğeniyle evlendin?!' "(3)

Şimdi, böyle bir konuma sahip olan Hatice'nin, Kureyş büyüklerini ve eşrafını bırakıp da Temimli bir bedevîyle evlenebileceğine hangi akıl sahibi ihtimal verebilir?! Görüş ve teşhis sahibi kimseler bunu en muhal, en itibarsız sözlerden saymazlar mı?!

4) Maddî manevî hiçbir değer, şan ve şöhrete sahip olmayan bir bedevîyle evlenmesi, kendilerini reddeden Hatice'yi yermek, onu küçümseyip alay etmek için Kureyşlilerin elinde en iyi bir koz ve en güzel bahane değil miydi? Resulullah'la evlendiğinde olduğu gibi. Halbuki hiçbir kaynakta böyle bir şeye rastlanmamıştır.

Bazıları, Haris b. Ebî Hâle isimli birisinden bahsederken, onun Hatice'nin oğlu olduğu ve Mekke'de Allah Resulü davetini ilk açığa vurduğunda, Müslümanların verdiği ilk şehit olduğunu iddia etmiş ve bunu, Hz. Hatice'nin önceden başka birisiyle evlendiğine delil olarak göstermeye çalışmışlardır.(4)

Buna vereceğimiz cevap şudur: Evvelâ; bu şahsın Hz. Hatice'nin oğlu olduğu iddiası hiçbir delile dayanmamaktadır ve zahiren Hz. Hatice'nin Ebu Hâle isminde birisi ile evlendiği rivayetine dayanmaktadır. Biz de zaten bunun yanlış olduğunu ispatlamayaa çalışmaktayız.

Saniyen; "Haris" denen bu şahsın ilk İslâm şehidi olduğu iddiası da doğru değildir; zira bu iddiayla çelişen birçok meşhur rivayet mevcuttur. Örneğin, İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Ammar'ın babası ve annesi öldürüldüler ve o ikisi Müslümanlardan ilk şehit düşen kimselerdir."(5)

Yine sahih bir senetle şöyle rivayet edilmiştir:

"İslâm'da ilk şehit Sümeyye'dir. Allah ona rahmet eylesin."(6)

Aynı şey Mücahid'den de nakledilmiştir.(7)

Bazıları, Sümeyye'nin ilk kadın şehit, Haris'in ise ilk erkek şehit olduğunu iddia etmek istemişlerse de, bu iddia da geçersiz bir iddiadır. Zira: Evvela; İbn-i Abbas'ın rivayeti gereği, ilk erkek şehit de Ammar'ın babası Yasir'dir. Saniyen; "şehid" kelimesi birçok diğer kelime gibi Arapça'da kadın erkek arasında müştereken kullanılan bir kelimedir. Nitekim yukarıda naklettiğimiz rivayette Sümeyye için de "şehid" tabiri kullanılmıştır.

HZ. HATİCE'DEN OLDUĞU SÖYLENEN RESULULLAH'IN KIZLARI

Ebu'l-Âs b. Rebî' ve Osman b. Affan ile evlendikleri söylenen Zeynep, Rukayye ve Ümmü Gülsüm isimli kızlara gelince; bunların da yine birçokları tarafından Resulullah'ın Hz. Hatice'den dünyaya gelen kızları olduğu, birisinin Ebu'l-Âs b. Rebî' ile, diğerlerinin de Osman b. Affan ile evlendikleri iddia edilmiş ve daha çok bu görüş şöhret kazanmıştır. Fakat bize göre, bu iddia da doğru değil ve söz konusu kızlar Resulullah'ın gerçek kızları değillerdir.

Bu görüşümüzün delillerini de aşağıda kısaca açıklamaya çalışacağız:

Evvela; bu görüşü reddeden ve başka bir görüş ileri süren tarihçiler de vardır. Ebu'l-Kasım el-Kûfî ve diğer bazıları şöyle kaydetmişlerdir: "Hatice'nin 'Hâle' isminde bir kız kardeşi vardı. Benî Mahzum kabilesinden birisi onunla evlenince, onun için 'Hâle' isminde bir kız çocuğu doğurdu. Hatice'nin kız kardeşi bu adamdan ayrıldıktan sonra bu sefer Benî Temim kabilesinden 'Ebu Hind' isminde birisiyle evlendi; onun için de 'Hind' isminde bir çocuk doğurdu. Benî Temim'den olan bu adamın Hâle'den başka bir eşi daha vardı ki, ondan da 'Zeynep' ve 'Rukayye' isminde iki kız çocuğu oldu. Sonra Zeynep ve Rukayye'nin anneleri, ardından da babaları vefat etti. Bunun üzerine Hâle'nin o adamdan olan 'Hind' isimli çocuğu babasının kabilesine döndü. Ortada kalan Hâle ve kocasının iki çocuğu Zeynep ve Rukayye'yi de Hz. Hatice kendi yanına aldı. Sonradan Hz. Hatice Resulullah'la evlenip, Hâle de vefat edince Zeynep ve Rukayye isimli çocuklar, Hz. Hatice ve Resulullah'ın kefaleti altına girdiler… Öte yandan Araplar, üvey evlâdı da gerçek evlât telakki ettikleri için bu iki kız da Resulullah'ın kızları olarak anılmaya başlandı. Halbuki bunlar, Peygamber'in değil, Hâle'nin kocası Ebu Hind'in kızları idiler…"(8)

Görüldüğü gibi Hz. Hatice'ye isnat edilenler, kız kardeşi hakkında söylenenlere birçok açıdan benzerlik arz etmektedir. Belki de Hz. Hatice hakkında -kasıtlı veya kasıtsız- yapılan yanlışların birçoğu da buradan kaynaklanmaktadır.

Saniyen; söz konusu kızların Peygamber'in (s.a.a) kızları olduğunu iddia edenlerin kendilerinin naklettikleri rivayetler arasında akıl almaz çelişkiler mevcuttur; meselâ bir taraftan şöyle rivayet ediyorlar: "Rukayye ve Ümmü Gülsüm cahiliyet zamanında 'Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu da.' ayeti nazil olduğunda, Ebu Leheb ve eşi, babalarının dinine girdiklerini gerekçe göstererek çocuklarına Resulullah'ın kızlarını boşamalarını emrettiler; onlar da henüz cinsel bir ilişkide bulunmadan eşlerini boşadılar. Ardından Osman b. Affan Rukayye ile evlenip onunla birlikte bi'setin beşinci yılında Habeşe'ye hicret etti. O sırada hamile olan Rukayye, geminin içerisinde çocuğunu bir kan pıhtısı hâlinde düşürdü. Daha sonra Habeşe'den döndüklerinde Medine'de vefat etti.(9)

Diğer taraftan aynı adamlar yine şöyle rivayet ediyorlar. Meselâ Makdisî diyor ki: "Hatice cahiliyet zamanında, Abdumenaf isminde bir erkek çocuk, İslâm'dan sonra ise iki erkek ve dört kız çocuk olmak üzere şu isimlerdeki çocukları doğurmuştur: Kasım; -ki bu çocuğa atfen Allah Resulü'ne 'Ebu'l-Kasım' deniyordu- bu çocuk büyüyünceye kadar yaşadı, sonra vefat etti.

Küçük yaşta vefat eden Abdullah, Ümmü Gülsüm, Zeyneb, Rukayye ve Fatıma."(10)

Veya Kastalânî ve Diyarbekrî şöyle diyorlar: "Allah Resulü'nün bi'setten önce Abdummenaf isminde bir çocuğu oldu ve bununla birlikte Resullah'ın çocuklarının sayısı on ikidir; Abdumenaf hariç hepsi İslâm'dan sonra dünyaya gelmişlerdir."(11)

Zübeyr b. Bekkar ve diğer birçoğundan ise şu bilgiler rivayet edilmiştir: "Abdullah, sonra Ümmü Gülsüm, sonra Fatıma, daha sonra da Rukayye, hepsi sırayla İslâm'dan sonra dünyaya gelmişlerdir."(12)

Tarihçi Süheylî de Resulullah'ın bütün çocuklarının İslâm zamanında doğduğunu kaydetmektedir."(13)

Yine bazıları, Rukayye'nin hepsinden, hatta Hz. Fatıma'dan küçük olduğunu söylemişlerdir."(14)

Şimdi bütün bunlardan sonra, Rukayye ve Ümmü Gülsüm'ün cahiliyet zamanında Ebu Leheb'in çocuklarıyla evlendiğini nasıl iddia edebiliyor ve bu açık çelişkiyi göremiyorlar?!

Yine İslâm'dan sonra dünyaya gelen Rukayye'yi hemen Osman'la evlendirebiliyorlar; halbuki bütün tarihlerin yazdığına göre Habeşe'ye birinci hicret, bi'setin 5. yılında gerçekleşmiştir. Hatta eğer İslâm'ın ilk yılında dünyaya geldiğini kabul etsek dahi beş yaşındaki bir çocuğun nasıl evlendiğini ve hemen hamile kalıp gemide çocuk düşürdüğünü söyleyebiliriz?! Kaldı ki onlar daha da ileriye gidip, önce onu Ebu Leheb'in çocuklarıyla evlendiriyorlar; sonra da boşatıp, Osman b. Affan'la evlendiriyorlar!!

Yine diyorlar ki: "Ebu Leheb ve eşi, "Mesed Suresi" indiğinde, çocuklarına, Resulullah'ın kızlarını boşamalarını emrettiler. Onlar da boşadıktan sonra, Osman b. Affan Rukayye ile evlendi."(15)

Bu da yine birçok rivayetleriyle çelişmektedir; zira:

a) Birçok rivayete göre (ki doğrudur da) bu sure, Müslümanlar Şi'b-i Ebî Talib'de muhasara altında tutuldukları sırada inmiştir.(16) Bu ise önceki söyledikleriyle çelişmektedir. Zira söz konusu muhasara bi'setin altıncı yılında gerçekleşmiştir. Yani Habeşe'ye hicretten bir yıl sonra. Gördüğünüz gibi iki rivayet arasında yılların fasılasını gerektiren bir çelişki söz konusudur.

Bazıları bu surenin, "Yakın akrabalarını korkut." (Şuarâ, 214) ayeti indikten sonra gerçekleştirilen toplantıda, Ebu Leheb'in Resulullah'a hakaret etmesinin ardından nazil olduğunu söylemişlerse de, bu doğru değildir. Zira hem ayetlerin siyakı, hem de bu konudaki rivayetler(17) bu surenin ayetlerinin toplu bir şekilde nazil olduğunu göstermektedir. Bu surenin son ayetlerinde Ebu Leheb'in eşi Ümmü Cemil'in Allah Resulü'ne ettiği eziyet dile getirilerek şiddetli bir şekilde kınanmıştır.

Açıktır ki Kureyşlilerin Resulullah'a eziyetleri, biraz önce verdiğimiz "İnzar Ayeti" indikten sonra, Resulullah'ın onların ilâhlarına ve düşüncelerine açıkça karşı çıkmasının ardından başlamıştır.

Bu sure (Mesed Suresi) hakkında nakledilen diğer bir rivayet de bizim bu sözümüzü teyit etmektedir; şöyle ki: "Allah Resulü'nü görmek için gelen elçi heyetler, Resulullah'ı amcası Ebu Leheb'e sorar ve; 'Sen onu daha iyi bilirsin.' diye Peygamber (s.a.a) hakkındaki görüşlerini almak isterlerdi. O da onlara, 'Bu adam sihirbazdır.' cevabını verir; onlar da Resulullah ile görüşmeden geri dönerlerdi. Yine bir gün gelen bir heyete aynı cevabı verdi; fakat ne hikmetse bunlar, öncekilerin aksine, 'Şu adamı görmeden geri dönmeyeceğiz.' dediler. Ebu Leheb bu sefer, 'Biz uzun zamandır, onu delilikten kurtarmaya çalışıyoruz; kahrolası adam!' dedi. Ebu Leheb'in bu sözleri Resulullah'a ulaşınca, Hazret buna üzüldü ve (Allah Resulü'ne teselli amacıyla) bu sure nazil oldu."

Öte yandan biliyoruz ki çeşitli temsilci heyetlerin Mekke'ye gelerek Resulullah ile görüşmeleri, İnzar Ayeti'nin inmesinden yıllar sonra gerçekleşmeye başlamıştır. Bu da gösteriyor ki Mesed Suresi'nin İnzar Ayeti'yle ilintili olarak inmesi yersiz bir iddiadan ibarettir.

Burada üzerinde durulması ereken bir diğer husu ise şudur: "Eğer Rukayye ve Ümmü Gülsüm'ün Mesed Suresi'nin inmesi ve müşriklerin eziyetlerinin başlamasının ardından boşanmalarının gerçekleştiğini söylersek, o zaman şu sorunun cevabını vermemiz ger kecektir: Neden o uzun zamana kadar, Ebu Leheb'in çocukları hiçbir mazeret ve engel bulunmadığı hâlde eşleriyle cinsel ilişkide bulunmamışlardı? Halbuki yine aynı rivayetlerin açık iddiasına göre Osman onlardan birisiyle evlenir evlenmez cinsel ilişkiye girerek hemen hamile bırakmış ve eşi Habeşe'ye giderken gemide çocuk dü ürmüşt&