Ahmed’in Müsned’inde Şia’nın Yansımaları
Dr. S. Kazım Tababatai
Özet
Ahmed b. Hanbel, Ehl-i Sünnet’in meşhur dört fıkıh okulundan birinin kurucusu ve önderidir. Onun Kitabu’l-Müsned’i de Sünnilerin en kapsamlı ve en eski külliyatlarından biri sayılmaktadır. Yaklaşık otuz bin hadis içeren ve telif zamanı bakımından Ehl-i Sünnet’in sıhah-ı sittesinden (altı sahih) önce olan bu kitap, daima Sünnilerin önemli hadis kaynaklarından olmuştur ve olmaya devam etmektedir. İbn Hanbel’in Müsned’inin üstün özelliklerinden biri, Peygamber’in (s) Ehl-i Beyt’inin menkıbeleri hakkındaki dikkat çekici hadislerin müellifini o kitaba emanet etmiş olmasıdır. Şia bakışaçısının birçok meselede sahihlik mührü vurduğu bu rivayetler Ahmed’in Müsned’inde diğer hadis külliyatlarıyla karşılaştırıldığında o kadar barizdir ki şarkiyatçıları bile şaşırtmış ve onları bunun sebebini araştırmaya sevketmiştir. Bu makalenin yazarı bu açıdan Ahmed’in Müsned’ini ve müellifin şahsiyetini ele almış ve bu büyük mecmuada hızlı bir gezintiyle o hadislerden örnekleri kısa izahlar eşliğinde arzetmiştir.
Giriş
Ebu Abdullah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel Şeybani’nin[1] (hicri 164-241 / miladi 780-855) eseri el-Müsned[2] Ehl-i Sünnet muhaddislerden geriye kalmış ve elimize ulaşmış en kapsamlı, en büyük ve en eski hadis koleksiyonlarından biridir. Bu kitap telif edildiği zaman itibariyle Ehl-i Sünnet’in bilinen altı sahihinden öncedir. Çünkü bu altı koleksiyonun müellifinin ilk ismi, yani Muhammed b. İsmail Buhari hicri 256 yılında vefat etti ve sonuncusu olan Ahmed b. Şuayb Nesai de hicri 303 yılında dünyaya gözlerini yumdu.
Ehl-i Sünnet âlimleri tarih boyunca hep Ahmed’in Müsned’ine yöneldiler ve onu övmekten hiç geri durmadılar. Bunların arasında Hafız Ebu Musa Medini (vefatı hicri 581) şöyle der:
“Bu kitap hadis araştırmacıları için büyük bir kaynak ve sağlam bir başvuru merciidir. Onun müellifi kitabı çok sayıda hadis ve bol miktarda rivayet arasından ayıklamış ve insanlar münakaşa sırasında sığınsınlar, ona istinat etsinler diye kılavuz ve dayanak yapmıştır.”[3]
Şemsuddin Muhammed b. Ahmed Zehebi (vefatı hicri 748) şöyle der: “Bu kitap en fazla Nebevi (s) hadise sahip olan kitaptır. Sahihliği ispatlanmış ama onda mevcut bulunmayan hadis çok azdır.” Yine şöyle der: “… Müsned’in bahtiyarlıklarından biri de, sâkıt olmuş haberin en az bulunduğu kitap olmasıdır.”[4]
İbn Cezeri (vefatı hicri 833) şöyle der: “Yeryüzünde ondan daha üstün bir hadis kitabı rivayet edilmemiştir.”[5] Taceddin Sübki şöyle der: “Bu kitap, bu ümmetin sütunlarından biridir.”[6]
İbn Hacer Askalani, el-Bezzar’ın Tecridu Zevayidi Müsned kitabı hakkında şöyle yazar: “Eğer Ahmed’in Müsned’inde bir hadis varsa onu diğer müsnedlerle ilişkilendirmeyiz.”[7]
Heysemi Zevayidu’l-Müsned’de görüşünü şöyle açıklar: “Ahmed’in Müsned’indeki sahih hadisler, diğer sahih hadislerden çok daha sahihtir.”[8]
Celaleddin Suyuti, sözkonusu kitabın tüm rivayetlerini makbul bulmuş ve şöyle demiştir: “Onun zayıf hadisleri bile hasene[9] yakındır.”[10]
Bu sözlerde bir miktar abartı bulunsa bile bu kitabın Sünniler nezdindeki konumunu göstermektedir.[11] Âlimlerin, bir kısmına yer verilen övgü dolu sözlerine ilaveten eldeki başka bilgiler de şunu göstermektedir: Geçmişte, hadis arayanlar daima bu kitabı hadis erbabı üstatlarının huzurunda kıraat ederdi. Bazen de bu işi mukaddes mekanlarda yerine getirirlerdi. Nitekim dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında bir grup, sözkonusu kitabı Mescidu’l-Haram’da Şemsuddin Muhammed b. Muhammed Cezeri’nin huzurunda okumuş ve hicri 828 yılının Rebiülevvel ayında kıraatını tamamlamıştı.[12] Yine şöyle anlatılır: “Hicri onikinci yüzyılda (miladi onsekizinci) bir grup dindar, Peygamber’in (s) kabrinin kenarında 56 mecliste bu kitabı okumayı tamamladı.”[13] İşte bu önem nedeniyledir ki âlimler onun hakkında çok sayıda kitap ve eser kaleme almış, bu kitaptan seçkiler hazırlamışlardır.[14]
Sözkonusu kitabın üstün özelliklerinden, hatta belki de ayrıcalıklarından biri de, müellifin Allah Rasülü’nün (s) Ehl-i Beytine ait menkıbeler hakkında dikkat çekici hadisler nakletmiş olmasıdır. Halbuki pek çok mesanid, sıhah ve sünen yazarı bu hadisleri rivayet etmemişler veya çok az rivayet etmişlerdir. Anlaşılan o ki, bu hadisleri nakletmesi nedeniyle kötü niyetliler Mütevekkil nezdinde onun dedikodusunu yapmışlar ve sonuçta da evi, Alevileri desteklediği suçlamasıyla halifenin memurları tarafından teftişe uğramıştır.[15]
Ahmed b. Şuayb Nesai’nin Emirülmünin Ali b. Talib’in özelliklerini anlatan bir kitap hazırlamak için Ahmed b. Hanbel’in rivayetlerinden çoğundan yardım aldığı meşhurdur.[16] Hulasa, Ahmed’in Müsned’inde, Şia’nın birçok meseledeki görüşünü doğrulayan rivayetler, Ehl-i Sünnet’in diğer hadis koleksiyonlarıyla mukayese edildiğinde o kadar dikkat çekicidir ki şarkiyatçılar bunun sebebini bulmaya koyulmuş, Ahmed’i bir yana, Buhari ve Müslim’i de diğer yana koyup karşılaştırırken şöyle demişlerdir: Buhari ve Müslim Abbasilerden korktukları için bu hadisleri nakletmekten kaçındılar. Ama Ahmed, cesur ve güçlü bir psikolojisi olduğundan Ali’nin ve Ehl-i Beyt’in [aleyhimüsselam] faziletlerine özgü hadisleri nakletmekten korkmadı.[17]
İbn Hanbel, Peygamber (s) ailesinin faziletlerini kitaplarında açıkladığı gibi, çağdaşlarıyla karşılaştığında da daima bu ailenin faziletlerini dile getiriyordu. Bütün sahabeyi büyük kabul etmesine ve onlara kötü söz söyleyeni İslam dininden saymamasına rağmen[18] Peygamber (s) ailesinin düşmanları karşısında, özellikle de bu aileye düşmanlıkta elinden geleni ardına koymayan Mütevekil Abbasi’ye karşı bu ailenin üstünlüklerini sert biçimde savunuyordu. Ahmed’in oğlu Abdullah şöyle anlatır:
“Bir gün babamın karşısına geçip oturmuştum ki Kerhilerden[19] bir grup geldi. Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’nin halifeliği hakkında epeyce konuştular. Babam ayağa kalktı ve onlara dönerek şöyle dedi: Ey hazirun. Ali ve hilafet hakkında çok fazla şey söylediniz. Ama bilin ki hilafet Ali’ye değer kazandırmadı, aksine Ali hilafete kendi değerinden çok şey kazandırdı.”[20]
İbn Ebi’l-Hadid, Ahmed’in bu sözü üzerine şöyle der: “Mezkur sözün anlamı, halifelerin kendilerini hilafetle donattıkları ve hilafetin onların eksikliklerini giderdiğidir. Fakat Ali’de hilafetle telafi edilecek herhangi bir eksiklik yoktur.”[21]
Yine sözkonusu Abdullah, babasının şöyle söylediğini işittiğini nakletmektedir: “Fazilette hiçbir sahabeye ait rivayetin Ali’ninki kadar sahih senedi yoktur.”[22]
Aynı şekilde şöyle der:
Babama sordum: “Sahabenin fazileti hakkında inandığın şey nedir?” Cevaben dedi ki: “Hilafette Ebubekir, Ömer ve Osman hepsinden üstündür.” Dedim ki: “Peki ya Ali?” Cevap verdi: “Ey oğul! Ali b. Ebi Talib, hiçkimseyle mukayese edilemeyecek bir ailedendir.”[23]
Ahmed’in talebelerinden biri şöyle anlatır:
Ahmed b. Hanbel’in yanındaydım. Biri ona dedi ki: “Ey Abdullah, ‘Ali dedi ki: Ben cehennemi taksim edenim’ hadisi hakkındaki düşüncen nedir?” Ahmed şöyle cevap verdi: “Hangi sebeple buna inancın yok? Peygamber’in (s) Ali’ye şöyle buyurduğu bize nakledilmedi mi: Seni sadece mümin olmayan sevmez ve sana münafıktan başkası düşmanlık etmez.”
Dedim ki: Evet
Dedi ki: Müminin yeri neresidir?
Dedim ki: Cennet.
Dedi ki: Münafığın yeri neresidir?
Dedi ki: Cehennem.
Dedi ki: Öyleyse Ali cehennemin taksim edicisidir.[24]
Ahmed, bu konuda, Ali ve evlatlarının faziletlerini ve menkıbelerini rivayet eden, onları sevip sayan ama Ebubekir’in makamını üstün gören üstadı Şafii’ye benzemektedir.
Ahmed’e Ali ve Muaviye’nin savaşını sorduklarında şöyle dedi: “Onlar hakkında iyi bir haber veremeyeceğim.”[25] Fakat fıkhi mütalaa alanında Ali’yi hakka yakın kabul etmektedir. Mesela onun yanında Şafii’yi Şia olmakla suçlayıp “O, bâğilerin (sapkın isyancılar) ahkamını Ali’nin Muaviye ve Hariciler ile savaşından çıkarmaktadır.” dediklerinde Ahmed şöyle cevap verdi: “Sahabe arasında Ali, muhaliflerin isyan ve hurucuna maruz kalmış ilk önderdir.”
Bu cevapla aslında bâğilerin hükmünün Ali’nin Muaviye ile savaşından çıkarılmasının Şafii’yi sorgulamaya sebep olamayacağı açıklanmakta ve Şafii ile onu sorgulayanlar arasında yaptığı değerlendirmeyle zımnen Muaviye’nin bâği olduğuna hükmetmiş olmaktadır. Aslında bu hüküm, Peygamber’in (s), Yasir’in oğlu Ammar’a söylediği şu söze dayanmaktadır: “Seni bâği bir topluluk katledecek”[26] Bildiğimiz gibi Muaviye’nin ordusu Ammar’ı öldürdü ve sonuçta bu Nebevi (s) hadis-i şerifin yardımıyla Ali ve Muaviye’nin savaşında bâğinin anlamı ortaya çıkmış oldu.[27]
Ahmed’in masum imamlardan dördü ile, yani İmam Kazım (vefatı hicri 183), İmam Rıza (vefatı hicri 203), İmam Cevad (vefatı hicri 220) ve İmam Hadi (vefatı hicri 254) ile çağdaş olduğunu hatırlayalım. Ravzatu’l-Cennat sahibi, Deylemi’nin İrşadu’l-Kulub’üne istinaden şöyle yazar: “Ahmed, İmam Musa b. Cafer’in (a) talebesidir.”[28] Şeyh Tusi de onu İmam Rıza’nın ashabı arasında zikreder.[29] İmamiye’nin muasır araştırmacılarından biri de Ahmed’in Şia ricaliyle irtibatı bulunduğu, onlardan bir çoğundan ilim öğrendiği, İmam Sadık (a) mektebine mensup çok sayıda kimsenin onun üstatları ve şeyhleri arasında sayıldığı, kimi zaman da bu irtibatlar nedeniyle Şia düşmanlarının kınamasına maruz kaldığı noktası üzerinde durmuştur.[30]
Bu son söylenen gözönünde bulundurulduğunda denebilir ki, Ahmed, imamların (a) davranışının etkisi altında kaldığından veya onların talebesi olduğundan ya da cesaret ve insaf duygusuna sahip bulunduğundan Ehl-i Beyt’in (a) menakıbına dair pek çok hadise Müsned’inde yer vermiştir. Bu hadisler öylesine dikkat çekicidir ki, konuya vakıf kimilerinin ifadesiyle, çağdaş âlimlerden biri bu hadisleri “Müsnedu’l-Menakıb” adında müstakil bir kitap olarak düzenlemiştir.[31]
Bu satırların yazarı da bu büyük koleksiyona hızlıca bir gözatıp bu hadislerin bazı örneklerinden bir demet oluşturmuş ve onları Farsça’ya tercüme ettikten sonra kısa izahlarla okuyucuya sunmuştur.
1) Yakın Akrabalara Uyarı ve Ali’nin Halefliği
Esved b. Amir, Şerik’ten, o A’meş’ten, o Minhal’den, o İbad b. Abdullah Esedi’den bize (=Ahmed) Ali’nin şöyle dediğini rivayet etti:
“Yakın akrabalarını uyar”[32] ayeti nazil olduğunda Peygamber ailesini biraraya topladı. Otuz kişi geldi. Yediler, içtiler. Daha sonra Peygamber onlara dedi ki: “Cennette benimle birlikte bulunmak, ailemin arasına katılmak ve benim halefim olmak için kim benim borçlarıma ve taahhütlerime güvence verir.” Şerik’in adını söylemediği bir kişi şöyle dedi: “Ey Allah Rasülü, sen bir deryasın,[33] kim bu görevi üstlenebilir ki!” Daha sonra Peygamber, talebini tekrar etti ve ailesine sundu. Bunun üzerine Ali cevap verdi: “Ben onları üstlenebilirim.”[34]
Müsned şârihi Ahmed Muhammed Şakir bu hadisi hasen[35] kabul etmiştir.[36] Bu olay 1371 numaralı hadiste (el-Müsned, 2/352-353) daha fazla ayrıntıyla Hazret-i Emir’in dilinden aktarılmış ve Müsned şârihi o hadisin senedini sahih kabul etmiştir.[37]
2) Allah Rasülü’nün Medine’deki Vekili ve Menzilet Hadisi
Peygamber hicri dokuzuncu yılda Romalılarla savaş niyet etti. Düşmanların kötüniyetliliğinden çekindiğinden, Müfid ve Tabersi’nin anlattığına göre Ali’ye (a) şöyle dedi: “Medine’de benden veya senden başkasının kalması doğru değil.” Bu nedenle herkesten fazla güvendiği Ali’yi (a) Medine’’de bırakıp cihad için yola koyuldu. O sırada münafıklar Ali aleyhinde dedikoduya başladıklarından Ali’ye hitaben yaptığı konuşmada onun makamını, Harun’un Musa ile ilişkisindeki makama benzetti.[38] Herkes “menzilet hadisi” olarak meşhur olmuş bu sözü aynı şekilde nakletmektedir. Ahmed’in Müsned’inde de bu hadis yaklaşık yirmi kez Cabir b. Abdillah Ensari, Esma bint Umeys, İbn Abbas, Ebu Said Hudri, Saad b. Ebi Vakkas gibi sahabilerin dilinden (on kereden fazla) nakledilmiştir.[39] Bunlardan biri şöyledir:
Ebu Ahmed Zübeyri, Habib b. Ebi Sabit’in oğlu Abdullah’tan, o Hamza b. Abdillah’tan, o Saad’dan [b. Ebi Vakkas] şöyle dediğini bize aktardı:
Allah Rasülü (s) Tebük’e gitmek üzere Medine’den çıktığında Ali’yi kendi yerine vekil olarak Medine’de bıraktı. Ali Peygamber’e şöyle arzetti: “Beni kendi yerine mi bırakıyorsun?” Peygamber ona şöyle buyurdu: “Benimle ilişkinde sahip olduğun makamın, Harun’un Musa ile ilişkisindeki gibi olmasından hoşnut değil misin? Tek fark şu ki, benden sonra peygamber yoktur.”[40]
Ahmed Şakir bu hadisin senedini hasen kabul etmiştir.[41]
3. Ebubekir’in Hac Emirliğinden Azli ve Beraet Suresinin Ali Tarafından Tebliği
Vaki’, İsrail’den, o Ebu İshak’tan, o Zeyd b. Yüsey’i’den, o Ebubekir’den bize nakletti:
Peygamber ona (=Ebubekir) Beraat suresini Mekke’ye götürme ve Mekke ahalisine tebliğ etme talimatı verdi; müşrikler bu yıldan sonra artık hac yapamayacaklar, Kabe’yi çıplak tavaf edemeyecekler, Müslümanlardan başkası cennete giremeyecek, her kim Allah Rasülü ile anlaşma yapmışsa o anlaşma süresi bitene dek geçerli olacaktı ve Allah ve Rasülü müşriklerden beri idi. [Ebubekir’in hareketinden sonra] Ali’ye şöyle buyurdu: “Ebubekir’in peşinden git, ona yetiş ve yanıma gönder, sen de o sureyi tebliğ et.” Ali bu emri yerine getirdi. Ebubekir Peygamber’in yanına döndüğünde ağlıyordu. Sordu: “Ey Allah Rasülü, acaba hakkımda kötü bir hadise mi vuku buldu?” Peygamber cevap verdi: “Senden iyilikten başka bir şey sadır olmadı. Ama bana emredildi ki, bu düsturları ya ben tebliğ etmeliyim ya da benden olan biri.”[42]
Müsned’in şarihi bu hadisi sahih kabul etmiş ve Zeyd b. Yüsey’i hakkında şöyle demiştir: “O, tabiinden sika biridir. Babasına Üsey’i de denirdi.[43] Bu hadisenin hicri dokuzuncu yılın Zihicce ayında vuku bulduğunu bilmek gerekir.
Müsned’de, veda haccına şahit olmuş Habeşi b. Cünade Seluli’den, önceki hadisi teyit eden içerik bakımından aynı dört hadis göze çarpmaktadır. Zikredilen sahabi Allah Rasülü’nün (s) şöyle söylediğini nakletmektedir: “Ali bendendir, ben de ondanım. Sözümü ancak bizzat kendim veya Ali tebliği edebilir.”[44]
4. Peygamber’in Ali’nin Halefliğini Açıkça Ortaya Koyması
Yureyde [Eslemi] şöyle anlatır:
Peygamber (s) Yemen’e iki ordu sevketti. Birinin başına Ali b. Ebi Talib, diğerine ise Halid b. Velid’i komutan tayin etti ve şöyle buyurdu: “Eğer iki ordu buluşursa Ali kumandan olsun. Yok eğer iki ordu birbirinden ayrı kalırsa her birinin ayrı komutanı bulunsun.” Biz Yemen halkından Beni Zeyd’le karşılaştık ve savaşa tutuştuk. Sonunda Müslümanlar müşriklere karşı zafer kazandı. Erkeklerini öldürüp ailelerini esir aldık. Ali, esirler arasından bir kadını kendisi için seçti. Bureyde der ki: Halid b. Velid beni, bir mektupla birlikte bu meseleden haberdar etmek üzere Allah Rasülü’ne gönderdi. Peygamber’in huzuruna çıktığımda mektubu arzettim. Mektup ona okunduğunda öfkenin etkisini Allah Rasülü’nün (s) bütün çehresinde gördüm. Bunun üzerine dedim ki: “Ey Allah Rasülü, beni emir almamı buyurduğun bir adamla birlikte yolcu ettin. Dolayısıyla emredildiğim işi yaptım.” Allah Rasülü şöyle buyurdu: “Ali’yi sorgulamanız yakışık almaz. Çünkü o benden, ben de ondanım ve o benden sonra sizin önderiniz(veliniz)dir. O benden, ben de ondanım ve o benden sonra sizin önderiniz(veliniz)dir.”[45]
5. Peygamber’in İki Ağır Mirası
Esved b. Amir, Ebu İsrail’den, yani İsmail b. Ebi İshak Melayi’den, o Atiyye’den, o Ebi Said’den Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Aranızda, biri diğerinden daha büyük iki ağır emanet bırakıyorum. Allah’ın kitabıdır. O, gökten yeryüzüne sarkıtılmış bir halattır. Diğeri ise Ehl-i Beyt’im olan ıtretimdir. Bu ikisi, havzda bana gelene dek birbirinden asla ayrılmayacaktır.”[46]
6. Gadir Hadisi
Abdullah b. Ahmed, Ali b. Hakim Evdi’den, o Şerik’ten, o Ebi İshak’tan, o Said b. Vehb ve Zeyd b. Yüsey’i’den bu ikisinin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
Ali “Rahbe”de[47] haykırarak halka şöyle dedi: “Allah Rasülü’nün (s) Gadir Hum gününde söylediği sözü işitenler ayağa kalksın.” Ravi diyor ki: “Said’in tarafından altı kişi, Zeyd’in tarafından da altı kişi ayağa kalkıp Allah Rasülü’nün (s) Gadir Hum gününde Ali hakkında ‘Allah müminlere daha evla değil midir?” “Evet, öyledir” dediler. Hazret buyurdu ki: “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Allahım onun dostlarını sev, düşmanlarına düşman ol.”[48]
Gadir hadisi Ahmed’in Müsned’inde otuz kereden fazla, muhtelif senedlerle ve ashabtan onun üzerinde kişinin dilinden nakledilmiştir.[49] Burada aktarılan hadis, Ahmed’in oğlu Abdullah’ın evlatlarından rivayet edilmiştir. Müsned şârihi onun senedini sahih bulmuş ve Said b. Vehb Hiyvani hakkında şöyle yazmıştır: “Tabiinin sika isimlerindendir ve belli bir geçmişi vardır.”[50]
7. Peygamber’in Vasiyetini Yazmasının Engellenmesi
Ahmed şöyle der:
Vehb b. Cerir, babasından, o Yunus’dan, o Zühri’den, o Abdullah’tan, o İbn Abbas’tan rivayet ederek bize anlattı. Allah Rasülü’nün (s) rıhletinin vakti gelip çatmıştı. “Gelin, benden sonra sapmamanız için size bir mektup yazayım.” Orada, içlerinde Ömer b. Hattab’ın da bulunduğu epey insan vardı. Ömer dedi ki: “Ağrı Peygamber’e galebe çaldı. Kur’an elimizde. Bize Allah’ın kitabı yeter.” Orada bulunanlar bu konuda ayrılığa düştü. Bazıları şöyle diyordu: “Yaklaşın, Peygamber sizin için bir şey yazacak.” Başkaları ise Ömer’in sözünü tekrarlıyordu. Bağrışmalar ve ileri geri konuşmalar artınca Allah Rasülü (s) üzüldü ve onlara şöyle buyurdu: “Kalkın, yanımdan uzaklaşın.”
İbn Abbas bu sözün ardından şöyle diyordu: “Büyük musibet, ihtilaf ve bağrış çağrış arasında Peygamber’in onlar için o mektubu yazmasına izin vermemiş olmalarıdır.”[51]
Ahmed Şakir, zikredilen hadisin senedini sahih kabul etmektedir.[52] Bu hadis bazen aynen, bazen de özet olarak bu kitabın başka yerlerinde tekrar edilmiştir.[53]
8. Ali İçin Bir Hadiste Üç Fazilet
Kuteybe b. Said, Hatem b. İsmail’den, o Bukeyr b. Mismar’dan, o Amir b. Saad’dan, o da babasından [=Saad b. Ebi Vakkas] bize şöyle aktarmıştır:
Peygamber savaşlardan birine çıkarken Ali’yi kendi yerine bıraktı. Ali, “Beni kadınlar ve çocuklarla mı bırakıyorsun?” dediğinde Peygamber’in (s) ona şöyle dediğini işittim: “Ya Ali! Benimle ilişkinde sahip olduğun makamın, Harun’un Musa ile ilişkisindeki gibi olmasından hoşnut değil misin? Tek fark şu ki, benden sonra peygamberlik yoktur.” Yine Hayber gününde şöyle söylediğini işittim: “Bayrağı, Allah ve Rasülü’nü seven, Allah ve Rasülü’nün de onu sevdiği birinin ellerine vereceğim.” Hepimiz başımızı uzattık. [Baktık ki] şöyle buyurdu: “Ali’yi yanıma çağırın.” Bu talimatın ardından Ali’yi gözlerinde hastalık olduğu haliyle huzura getirdiler. Peygamber tükürüğünü gözlerine sürdü ve bayrağı eline tutuşturdu. Allah Hayber’i onun eliyle Müslümanlara açtı.
“Biz evlatlarımızı çağıralım, siz de evlatlarınızı” ayeti nazil olduğu zaman Allah Rasülü (s) Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve dedi ki: “Allahım, bunlar benim ailemdir.”[54]
Müsned şârihi bu hadisin senedini sahih kabul eder[55] ve şöyle yazar: “Bu hadisi Müslim ve Tirmizi, Kuteybe’den aynı senedle kendi kitaplarında rivayet etmişlerdir. O iki kitapta hadisin başında şöyle denmiştir: Muaviye, Saad’a Ali’ye sövme emri vermişti. Ona dedi ki: “Seni Ebu Turab’a[56] sövmekten alıkoyan nedir?” Saad cevap verdi: “Çünkü Allah Rasülü’nün (s) Ali’ye söylediği üç şey hatırımda. Bundan dolayı asla ona sövmem. Onlardan biri benden bulunsaydı benim için kırmızı tüylü develere sahip olmaktan daha sevindirici olurdu.”[57] Sonra o üç fazileti, zikredilen biçimde Muaviye’ye anlattı.
9. İbn Abbas’ın Dilinden Ali’nin Meziyetleri
Yahya b. Hammad, Ebu Avane’den, o Ebu Belc’ten, o da Amr b. Meymun’dan bana aktardı ve şöyle dedi:
İbn Abbas’ın yanında oturuyordum ki dokuz grup ona geldi ve şöyle dedi: “Ya kalkıp bizimle gel ya da meclisi bizim için boşalt.” İbn Abbas dedi ki: “Sizinle geleyim.” Ravi şöyle der: “O sırada henüz gözleri kör olmamıştı.” Ravi sözüne devam ederek şöyle der: “Onunla sessizce sohbete koyuldular. Sonuç itibariyle biz ne konuştuklarını bilmiyorduk. Sonra Abbas’ın oğlu geri döndü. Elbisesini silkeleyerek diyordu ki: Ah ah! Sorguladıkları adamın on üstünlüğü var:
a) [Hayber’in fethi sırasında] Peygamber buyurmuştu ki: “Öyle birini göndereceğim ki Allah onu asla hor hakir koymaz. Allah ve Rasülü’nü sever.” Sonra sordu: “Ali nerede?” Dediler ki: “Evinde ağrıdan kıvranıyor.” Dedi ki: “Asla sizden hiçbiri ağrıdan kıvranmaz.” Sonra göz ağrısıyla oraya geldi. O kadar ki neredeyse hiçbir yeri ve hiçbir şeyi görmüyordu. Peygamber gözlerine üfledi ve sonra bayrağı üç kere dalgalandırdıktan sonra Ali’nin eline verdi. [Ali muzaffer biçimde bu görevden döndü] ve Huneyy’in [İbn Ahtab] kızı Safiye’yi yanında getirdi.
b) Filan kişiyi [=Ebubekir] Beraet suresini tebliğ için göndermişti. Sonra Ali’yi, sureyi ondan alması için onun peşinden yola çıkardı. [Bu davranışın sebebi hakkında] şöyle buyurdu: “Sureyi, benden olan ve benim de ondan olduğum kimseden başkası götüremez.”
c) Amca çocuklarına şöyle dedi: “Hanginiz dünyada ve ahirette velayetimi kabul ediyor?” Cevap vermekten kaçındılar. Yanında oturan Ali dedi ki: “Ben, dünyada ve ahirette senin dostunum.” Peygamber dedi ki: “Sen, dünyada ve ahirette benim dostumsun.” Peygamber tekrar onlara döndü ve dedi ki: “Hanginiz dünya ve ahirette benim dostluğumu seçiyor?” Onlar bu soruya cevap vermekten kaçındılar. Ali cevap verdi: “Ben, dünya ve ahirette senin dostluğunu seçiyorum.”Allah Rasülü bunun üzerine Ali’ye cevaben dedi ki: “Sen dünya ve ahirette benim dostumsun.”
d) O, Hadice’den sonra Müslümanlığa giren ilk kişidir.
e) Peygamber (s) abasını çıkarıp Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’in üzerine attı ve dedi ki: “Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.”[58]
f) Ali, canını sattı. Peygamber’in (s) elbisesini giydi ve onun yatağında uyudu. Müşrikler tuzak kurup Allah Rasülü’nü hedef almışlardı. Ali tam uyumuştu ki Ebubekir geldi, onu Peygamber (s) sandı. Ali ona dedi ki: “Peygamber (s) Meymun kuyusuna doğru gitti. Ona yetiş.” Ebubekir gitti ve onunla birlikte Sevr mağarasına girdi. Müşrikler Ali’yi taş yağmuruna tuttular. Kendini toplamıştı ve acıdan haykırıyordu. Başını abasının içine kıvırmıştı ve dışarı çıkarmıyordu. Sabah olduğunda elbisesini başının üzerinden kenara çekti. Müşrikler dedi ki: “Sen aşağısın! Dostunu taşlıyoruz ama kendini toplamıyor ve feryat etmiyor. Ama sen iki büklüm oldun ve haykırıyorsun…!”
g) Peygamber (s) Tebük gazvesinde insanlarla dışarı çıktı. Ali ona dedi ki: “Seninle birlikte gelecek miyim?” Peygamber dedi ki: “Hayır.” Ali ağlamaya başladı. Peygamber ona dedi ki: “Benimle ilişkinde sahip olduğun makamın, Harun’un Musa ile ilişkisindeki gibi olmasından hoşnut değil misin? Tek fark şu ki, sen peygamber değilsin. Senin benim yerime vekil kalmadan benim gitmem yakışık almaz.”
h) Allah Rasülü (s) ona şöyle dedi: “Sen benden sonra tüm müminler arasında veli ve idarecisin.”
i) Peygamber (s) şöyle buyurdu: “Ali hariç, herkes mescide açılan kapıları kapatsın.” Sonuçta mescide cünüp giriyordu. Çünkü güzergahı burasıydı. Bu yoldan başka geçeceği yol yoktu.
j) Peygamber (s) dedi ki: “Ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlasıdır…”[59]
10. Ehl-i Beyt’in Şer’i Anlamı
a) Ahmed, Muhammed b. Mus’ab’tan, o Evzai’den, o Şeddad Ebi Ammar’dan şöyle söylediğini rivayet etmektedir:
Etrafında bir grup insanın bulunduğu Vasile b. Eska’nın yanına gittim. Ali’nin adını andılar. Kalkıp gittiklerinde Vasile dedi ki: “İster misin, seni Allah Rasülü’nden (s) gördüklerimden haberdar edeyim.” O “Evet” dedi. Vasile şöyle dedi: “Ali’yle buluşmak üzere Fatıma’nın (a) yanına gittim. Dedi ki: “Allah Rasülü’nün (s) yanına gitti.” Onu beklemek üzere o