Hüseynî Kıyam
Muaviye, Yezid için biat toplamak istiyordu, bu amaçla Medine'ye gitti; İmam Hüseyin'i (a.s) ve "İbn-i Abbas"ı çağırttı. Önce İmam Hasan-ı Mücteba'nın (a.s) çocuklarının durumunu sordu, Hazret cevabını verdiler. Muaviye Hz. Resul-ü Ekrem'i (s.a.a) övdükten sonra şöyle dedi: "Siz Yezid'i daha önceden tanırsınız ve yaptığı işleri bilirsiniz. Benim Yezid'i veliaht olarak seçmemin nedeni Allah'ın da bildiği gibi adaletsizliği ortadan kaldırması içindir. Böyle bir girişim iyi ve yerinde olup basiretli insanların bunu kabulleneceğinden eminim. Ben Yezid'i çeşitli denemelerden geçirdim, onda sizde olmayan özellikler buldum. O peygamber sünnetini bilmekte ve Kurân-ı Kerim'i anlamaktadır! O sabırlı biridir! Peygamber-i Ekrem (s.a.a) "Zatoselasel Gazvesi"nde ordunun komutanlığını Kureyş kabilesiyle hiçbir bağı olmayan birine verdi ve onu diğer ashaba tercih etti ve Peygamber bizim iyilik örneğimizdir. Şimdi ben sizden insafla davranmanızı ve bu konudaki görüşlerinizi almak istiyorum…"
Muaviye'nin sözleri sona erdiğinde İbn-i Abbas cevap vermek için hazırlandı. Fakat İmam ona bir işaretle Muaviye'nin kastettiği kişinin kendisi olduğunu ve onun susmasını bildirdi. İbn-i Abbas sustu. Daha sonra İmam Hüseyin (a.s) Allah Teala'ya hamd ve tesbih ile Hz. Resul-ü Ekrem'e (s.a.a) övgüde bulunduktan sonra şöyle buyurdular: "Ey Muaviye, hiçbir konuşmacının Allah Resulü'nün (s.a.a) özelliklerini hakkıyla, saymaya gücü yetmez, sözü ne kadar uzasa da onun iyi özelliklerinden sadece bir kısmını beyan edebilir. Ben İslâm ümmetinin Peygamberin rıhletinden sonra nasıl bir yol izlediğini biliyorum. Bu ümmet, peygamberin övgülerini zayi etti ve onun yerine geçecek şahısa biat etmedi.
Sen dünya malını istemekte aşırı gittin, liyakati olmayanlara üstünlük vererek haksızlık ettin, hakları ödemekten kaçındın ve cimrilikte bulundun, zulüm ve haksızlıkta bulundun, insanların hakkını çiğnedin, böylece şeytan en güzel şekilde faydalandı bundan.
Yezid hakkında söylediklerine gelince: Sen insanları Yezid hakkında yanılgıya düşürüyorsun. Ondan şahsiyetli ve hayalı bir insanmış gibi söz ediyorsun…
Yezid kendi kendisini çok iyi tanıtmaktadır zaten. Yezid'in sıfatlarını saymak istiyorsan av köpekleri yetiştirdiğini, güzel yüzlü kızlarla eğlendiğini, çalgıcı cariyelerin onun içki meclisini şenlendirdiğini de söylesene…
İşlediğin bunca günah, Allah Teala'yla görüştüğün zaman senin için yetmez mi ki şu biat günahını da onun üstüne ekliyorsun?!
Allah'a andolsun ki sen daima doğru olmayan işler yapmaktasın, kötü ve zulümden başka bir iş görmedin, caniliklerin her yeri doldurdu… Çok kısa zamanda kıyamet kopacak ve kaçacak hiç bir yer bulamayacaksın!
Sen bize saldırdın ve bizim hakkımıza tecavüz ettin, babamızın en doğal hakkından bizi mahrum bıraktın. Halifelik iddiasına girişenlerin yaptığı gibi sen de bizim hakkımızı gasbetme hususunda kof ve geçersiz deliller öne sürdün daima.
İnsanları müsrif ve, dünya perest bir gence müptela edip hata ve yanlış yola mı sürüklemek istiyorsun?! Bu iş ahirette sana bedbahtlık ve zulümden başka bir şey kazandırmayacaktır."
İmamın sözleri Muaviye'yi pek kızdırdı, fakat bu sözler onu aldığı çirkin karardan vazgeçiremedi.
Muaviye hicretin altmışıncı yılında cehennemi boylayıp yerine Yezid'ı bıraktı. Yezid babası Muaviye'ye uyarak kendisine Emir-el müminin lakabını vermişti. Saltanatını sağlamlaştırmak için İslâmi şahsiyetlere ve meşhur kimselere mektup gönderip biat almak istiyordu. Bu amaçla, Medine valisi olan amcası oğlu "Velid"e bir mektup yazarak şöyle dedi: …"Hüseyin'den (a.s) bana biat etmesini iste, bunun için ona zaman tanı. Kabul edecek olursa hedefimize varmış oluruz, kabul etmeyecek olursa derhal başını kesip bana gönder!"
Mektubu alan Velid Mervân-ı Hakem'le meşveret etti. Mervan:"O, Yezid'e asla biat etmeyecektir, ben senin yerinde olsam onun boynunu hemen vururdum." dedi.
Velid "Keşke" dedi, "dünyaya gelmeseydim de böyle bir durumla karşılaşmasaydım." Daha sonra adamlarından birini imam Hüseyin'i (a.s) çağırması için gönderdi. İmam bu davetin nedenini anlamıştı, akraba ve dostlarından otuz kişiyle birlikte hükümet merkezine doğru yola çıktı. İmamla birlikte gelenlerin hepsi imamı savunmak için silahlanmışlardı.
Velid, Yezid'in mektubunu İmama okudu. İmam Hüseyin (a.s) biati konusunda bir şey söylemeyip sessizce oradan ayrılmayı düşündüğünden şöyle buyurdular: "Benden gizlice biat almayı düşünmediğinizden eminim. Benden halkın gözü önünde biat almayı tercih edersiniz herhalde"?…
Velid: "Evet, elbette öyledir." diye cevap verdi.
Hazret şöyle buyurdular: "O halde, yarın halkın önünde bu teklifi aç bana!"
İmam Hüseyin (a.s) bunları söyledikten sonra oradan ayrıldı. Velid'in yanında duran Mervan Velid'e dönerek haykırdı:
– Hüseyin buradan şimdi ayrılacak olursa asla biat etmeyecektir ve sen onu asla ele geçiremeyeceksin artık! Ancak aranızda savaş olursa onu görebilirsin belki!.. Onu şimdi hapse at ve biat al, aksi takdirde boynunu vurdur hemen!
Bilahare İmam evine döndü. O günün sabahı İmam halkın arasına girip cemaatin görüşünü öğrenmek istedi. Yolda Mervan'la karşılaştı. Mervan: "Ey Ebu Abdullah! Sana bir nasihatim var, uyacak olursan hayrını görürsün!" dedi.
İmam "Söyle, seni dinliyorum." buyurunca;
Mervan: "Yezid'e biat ederek hem dünyanı hem ahiretini kurtar." dedi. Bunun üzerine İmam şöyle buyurdu: "Yezid gibi içkici kumarbaz, imansız ve hatta İslam'ın dış görünüşüne bile uyma gereği duymayan alçak insanlar iktidara geçerse, İslam'ın fatihasını okumak gerekir." –İslam'ın işi bitmiş- demektir! (Çünkü böyle sahtekarlar Müslüman'mış gibi görünecek ve İslam adını kullanarak İslam'a en büyük darbeyi indireceklerdir).
Bu gelişmeler üzerine İmam Hüseyin (a.s) gizlice Medine'den ayrılmaya karar verdi. İmamın üvey kardeşi Muhammed Hanefiyye onun bu kararını öğrenir öğrenmez hemen yanına koşmuş ve kendisini tehlikeye atmamasını öğütleyerek Medine'den ille de ayrılması gerekiyorsa, bu durumda Mekke veya Yemen'e gitmesini rica etmiş, buralarda da insanlardan vefa ve sadakat görmeyecek olursa, başını alıp dağlık bölgelere veya çölün ıssız yerlerine çekilmesini istemişti.
İmam, kardeşinin bu tavsiyelerini sabırla dinledikten sonra "Kardeşim" demişti, "Allah'a yemin ederim ki şu dünyada başımı sokacak bir yer bulamaz ve yapayalnız kalacak olsam bile yine de Yezid'e biat etmem asla!"
İmam'ın bu kararlılığı karşısında onun şehadete yürüdüğünü sezen Muhammed Hanefiyye başını yere eğip ağlamaya başladı. İmam da dayanamamış ve kardeşi Muhammed'i kucaklayarak ağlamıştı.
Onun kendisini ne kadar sevdiğini bilen İmam, kardeşi Muhammed'den Medine'de kalmasını ve son gelişmelerden kendisini haberdar etmesini istedi.
İmamın bu kararını duyan "Abdulmuttaliboğlu" kadınları onun evinde toplanmış ve ağıtlar yakarak ağlamaya başlamışlardı.
İmam, onlara yemin verdirip sakin olmalarını ve vuku bulacak her hadiseye karşı Allah'a dayanıp sabır göstermelerini tavsiye etti.
Ertesi gün gece yarısı İmam, sessizce Medine'den ayrılmaya hazırlanıyordu.
İlk işi, mazlum annesinin yine kendisi kadar mazlum kalmış olan mübarek makberine gidip dua etmek ve annesiyle vedalaşmak oldu.
Sonra da, Peygamber Ehl-i Beyt'inin bir diğer mazlumu olan sevgili ağabeyi İmam Hasan'ın mezar-ı şerifini ziyaret edip onunla da vedalaştı ve ardından, ailesiyle bir grup yakın şiasını da yanına alarak sessizce şehri terketti. Geceyarısı Medine'den çıkarken, İmam sürekli şu ayet-i kerimeyi tilavet etmedeydi:
"Böylece -Hz. Musa- oradan korku içinde -çevreyi- gözetleyerek çıkıp gitti "Rabbim, zalimler topluluğundan beni kurtar!" dedi" [1]
Yolda, Muti'nin oğlu Abdullah'ı gördüler; Abdullah İmam'a Mekke'de kalmasını ve Kufe'ye asla gitmemesini tavsiye etti. Zira Kufe ahalisi sözünden çabucak cayan dönek bir cemaatti; nitekim yakın bir süre önce müminlerin emiri Hz. Ali'yle (a.s) yaptıkları ahdi çiğnemiş, görülmedik bir ihanet sergileyerek o Hazreti en zor anlarında yalnız bırakıp geriye çekilmiş, daha sonra Hz. İmam Hasan'a da (a.s) aynı şeyi yapmışlardı.
İmam Hüseyin (a.s) yaklaşık dört ay Mekke'de kaldı. Onun Mekke'de bulunması, herkesten çok Zübeyroğlu Abdullah'ı rahatsız etmedeydi. Çünkü Zübeyr'in oğlu Abdullah da epey bir zamandır Medine'den kaçıp Mekke'ye sığınmış ve iktidarı ele geçirebilmek için Mekke halkından biat alabileceği bir fırsat kollamaya başlamıştı. İmam Hüseyin (a.s) gibi biri varken Mekkelilerin kendisine biat etmeyeceğini biliyordu. Zira İmam Hüseyin (a.s) takva, cesaret ve bilgide kimseyle kıyaslanamayacak kadar güzide bir şahsiyet ve üstün bir iman ve kişiliğe sahipti; bu yüzden de bütün Müslümanlar tarafından pek sevilmede, sayılmadaydı.
Muaviye'nin ölüm haberini alan Kufe halkı "Sored Hozai'nin oğlu Süleyman"ın evinde toplandılar ve gelecekleri için karar almayı tasarladılar. Süleyman yürekli ve değerli bir Şia idi, halka karşı şöyle konuştu: "İmam Hüseyin'i (a.s) desteklemek ve ona yardım etmek ve onun düşmanıyla savaşmak istiyorsanız ona mektup yazın ve Kufe'ye çağırın. Fakat kendi gevşeklik ve güçsüzlüğünüzden korkuyorsanız o Hazreti aldatmayın ve düşmanı ona musallat etmeyin".
Oradakiler hep birden "Biz onun düşmanıyla savaşacak ve canımızı onun yüce hedefi uğruna feda edeceğiz." dediler.
Daha sonra ardarda şehitler serverine mektup yazdılar ve onu Kufe'ye davet ettiler, bu mektupların sayısı kısa zamanda on iki bine ulaştı.
Mektuplardan birinde şöyle yazıyordu: "Ey büyük İmam! Bir an önce kendinizi Kufe'ye ulaştırın, halk sizi beklemekte, sizden başkasını önder olarak kabul etmemektedirler. O halde acele edin. Acele edin. Acele edin, Vesselam."
Diğer bir mektupta şöyle yazıyordu: "Yüz bin kılıç sizin emrinizi beklemektedir. O halde bir an önce Kufe'ye gelin".
Bu durumda halkın çağrısına uymak ve onlara lebbeyk demek imama farz olmuştu. Bu davetlerin doğruluğunu anlaması için amcası oğlu "Müslim bin Akil"i Kufe'ye gönderdi.
Kufe halkı Müslim'in gelişini duyunca hemen koşup ona biat ettiler ve birkaç gün zarfında onse kiz binden fazla biat toplanmış oldu.
Müslim Hz. İmam Hüseyin'e (a.s) bir mektup göndererek bir an önce Kufe'ye doğru yola çıkmasını bildirdi.
Bu haber Yezid'e ulaştığında Kufe valisini hemen görevinden uzaklaştırıp "Ziyadoğlu Ubeydullah'ı (ki hunhar, cani ve pek acımasız biri idi) Kufe valiliğine atadı.
Ubeydullah Kufe'ye doğru yola çıktı, gizlice şehre girip valilik konağına gitti. O günün sabahı halkı cemaat namazına çağırdı. Halk camide toplanınca minbere çıktı ve emrini dinlemedikleri takdirde onları nelerin beklediğini açıklayıp emrini dinleyenleri ödüllendireceğini söyledi. Daha sonra Kufe'nin tanınmış büyüklerini tutuklama emrini vererek şöyle dedi:
"Bir an önce Ali'nin (a.s) taraftarları ile yabancıları bana bildirin. Bu emri çiğneyenlerin can ve malları tehlikededir. Ali'nin (a.s) taraftarlarını evinde barındıran kimse evinin önünde idam edilecek ve onun akrabaları tüm haklarından mahrum edileceklerdir."
Halk Ubeydullah'ın konuşmasını duyunca korkuya kapılmış, Müslim bin Akil'i yalnız bırakıvermişlerdi. Müslim Kufe'nin ileri gelenlerinden "Urve"nin oğlu "Hani"nin evine sığındı. Ubeydullah casusları vasıtasıyla bunu anlayınca Hani'yi tutuklatıp işkence altında şehid etti.
Bu olayı duyan Müslim halkı kıyama çağırdı. Halk yine Müslim'in etrafında toplandı ve sarayı kuşattılar. Ubeydullah casuslarıyla münafıklar vasıtasıyla halkın arasında ikilik yarattı. Sonuçta kimi korkusundan, kimi de ödüllendirileceği vaadiyle Müslim'i terk ettiler. Müslim akşam namazında artık çok az sayıda bir grupla yalnız kalmıştı. Namazı onlarla kıldı ve arkasına döndüğünde bu defa hiç kimseyi göremedi! Şimdi yapayalnızdı artık…
Çaresiz kalan Müslim ihtiyar bir kadının evine sığınmak zorunda kaldı. İhtiyar kadının oğlu durumu anlayınca vaadedilen yüklüce ödülü alabilmek umuduyla Ubeydullah'a Müslim'in evlerinde saklandığı haberini verdi. Ubeydullah Müslim'i tutuklamaları için askerlerini gönderdi. Müslim yiğitçe çarpışarak onların birçoğunu öldürdü fakat kendisi de çok ağır şekilde yaralandı, çok miktarda kan kaybettiği için ayakta duramayacak bir haldeydi.
"Eş'esoğlu Muhammed" Kufe'nin ileri gelenlerindendi. Müslim'in yanına gidip teslim olmasını, kendisinin Ubeydullah'tan ona dokunmaması konusunda söz alacağını söyledi. Eş'es ailesinin hepsi hain ve münafıktı. babası -Eş'es- Emirülmüminin Hz. Ali'nin (a.s) katledilmesinde, kız kardeşi -Cuvde- İmam Hasan'ın (a.s) zehirlenmesinde rol almışlardı.
Artık direnemeyeceğini anlayan ve susuzluktan takati kesilen Müslim teslim oldu, ama Ubeydullah verdiği sözde durmadı; Müslim'in sarayın çatısına götürülüp orada başının kesilmesini ve cesedinin binadan aşağı atılmasını emretti.
Bu sırada Yezid, kendi akrabası olan "Said bin As oğlu Amr'ı Mekke valiliğine atadı. Ona İmam Hüseyin'i (a.s) gizlice tutuklamasını, bunu yapamadığı takdirde bir karışıklık çıkararak İmamı gizlice şehit etmesini emretti.
Hac merasiminde kan dökülmesini uygun görmeyen İmam Mekke'yi terk edip Kufe'ye doğru yola çıkmıştı. İmam Hüseyin (a.s) Müslim'in şehadetinden henüz haberdar değildi.
İmam yanındakilere bir hutbe okuyarak şöyle dedi: "Bizim yolumuzda ölmek isteyen ve sadece Allah'ın rızasını dileyen varsa bize katılsın. İnşallah ben, yarın sabahleyin hareket edeceğim."
rmedim. Yüce Allah sizleri enBu sırada Mekke'nin ileri gelenleri Hazret’in yanına gidip Kufe'ye gitmekten vazgeçmesini bildirdiler. Ömer'in oğlu da Hazrete gelip Yezid'le barış yapmasını söyledi, sadece Zübeyr'in oğlu, İmam'ın Kufe'ye gitmesi gerektiğini söylemişti. Fakat imam mantıklı bir açıklamada bulunarak bu önerilerin tamamının yanlış ve sonuçsuz olduğunu bildirdi kendilerine.
İmam Seccad (a.s) babalarıyla birlikte oldukları bu dönemi şöyle anlatır: "Babam Hüseyin bin Ali'yle (a.s) Mekke'yi terk ettik; bu arada babam yol boyunca konakladığı ve terk ettiği her yerde Hz. Zekeriyya'nın oğlu Hz. Yahya'nın şehadetini zikrederdi."
Cafer'in oğlu Abdullah, aynı zamanda imamın amcaoğlu ve Hz. Zeyneb'in kocası idi, imamı konakladıkları bir yerde ziyaret etti ve Kufe'ye gitmemesini öğütledi. İmam cevaben ona şöyle buyurdular: "Rüyamda ceddim Resulullah'ı gördüm, o Hazret bana bazı öğütlerde bulundu, onun dediklerini yapacağım!"
Abdullah iki oğlu "Muhammed" ve "Avni"ye o Hazretle birlikte kalmalarını ve gerekirse onun düşmanlarıyla savaşmalarını emretti ve kendisi Mekke'ye döndü.
İmam, Kufe şehrinin ileri gelenlerine bir mektup yazdı, Mekke'yi terk ettiğini ve Kufe'ye doğru geldiğini bildirdi. "Musahharoğlu Kays bu mektubu Kufe'ye ulaştırması için görevlendirildi, fakat İbn-i Ziyad'ın adamları onu Kufe yakınlarında tutukladılar. Kays İmamın mektubunun düşmanın eline düşmemesi için ve imamın sırrının bilinmemesi için mektubu parça parça ederek ve çiğneyip yuttu. İbn-i Ziyad mektupta yazılı olanları anlatmasını istedi. Kays anlatmayınca, ağır işkencelere maruz kaldı ve sonunda İbn-i Ziyad Kays'a minbere çıkıp İmam Hüseyin'le (a.s) Emir-el Müminin'e (a.s) lanet eder ve onların aleyhine konuşursa ölümden kurtulabileceği teklifinde bulundu.
Kays, İbn-i Ziyad'ın teklifini kabul etmiş gibi görünerek mescide gidip minbere çıktı, Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) ve onun tertemiz soyunu öven sözlerinden sonra Yezid ve İbn-i Ziyad ve onun soyuna lanet etti, İbn-i Ziyad Kays'ın hemen minberden indirilip öldürülmesini emretti.
Bu arada İmam Hüseyin (a.s) yolda "Kaynoğlu Züheyr" ile görüştü "Osman'ın" taraftarlarından olan Züheyr Hacc ziyaretinden dönmekteydi. İmam'la görüşmek istemediğinden imamın konakladığı yerde konaklamamaya özen gösteriyordu. Fakat bir yerde çaresiz, beraber konakladılar. İmam Züheyr'i çağırması için adamlarından birini gönderdi. Züheyr İmamın yanına gitmekten çekiniyordu. Züheyr'in eşi samimi bir mümin olduğundan kocasını bu tutumundan dolayı şiddetle kınayıp: "Sübhanallah"! dedi, "Allah Resulü'nün (s.a.a) oğlu seni çağırıyor da sen gitmekte tereddüt mü ediyorsun?! Kalk git ve hemen onun huzuruna çıkıp söyleyeceklerini dinle." dedi.
Bilahare Züheyr isteksizce de olsa imamın çadırına gitti. Ve imamla yaptığı görüşmeden sonra eşinin yanına döndüğünde içi içine sığmıyordu. Pek neşeliydi, tamamen değişmişti. Eşine imamla birlikte Kufe'ye gitmeye karar verdiğini bildirdi. Ve bu belalı yolculukta eşine bir zarar gelmesini istemediğinden de büyük miktarda mal bağışında bulunarak eşini boşadı ve kendisi yalnız başına imamın ordusuna katıldı.
İmam Hüseyin (a.s)'in kervanının yolda konakladığı bir yerde, Hazrete Müslim ve Hani'nin şehadet haberi ulaştı. İmam bu haberi Müslim'in kardeşlerine bildirip onların görüşlerini almak istedi. Onlar: "Allah'a andolsun ki biz geri dönmeyeceğiz". dediler "Kanımız dökülmeden ve kardeşimizin içtiği şehadet şerbetini içmeden geri dönmeyiz asla!" diye görüşlerini bildirdiler.
İmam: "Bu azizlerin şehadetinden sonra yaşamın bir değeri kalmadı artık." buyurdu. Bu olaydan sonra İmam kervandakilere okunması için bir mektup yazarak geri dönmek isteyenlere yolun açık olduğunu bildirdi. "Kufe'deki taraftarlarımız bizi terk ettiler, şimdi kim isterse geri dönebilir, bundan sonra dönecek olanları kimse kınamaz artık!" buyurdu.
Ganimet toplamak ve makam elde etmek için imamın kervanına katılan ve sayıca binlerce olan gruplar bu mektubun okunmasından sonra kervanı terk ettiler. İmam ihlaslı ve sayıca çok az olan gerçek dostları ve akrabalarıyla yalnız kaldı. Cesur, kahraman ve meydanda düşmanla vuruşacak yiğit ve fedakâr insanlar kalmıştı sadece. Korkak ve mal mülk düşkünü olanlar ise Hazreti terk edip geçici dünya malı ve bitmez tükenmez arzularına kucak açtılar.
İmam Hüseyin (a.s) hiç çekinmeden yoluna devam etti, Kufe yakınlarında "Hür bin Yezid"in ordusuyla karşılaştılar. İbn-i Ziyad, Hür'ü bin atlıyla öncü olarak göndermişti. Amacı Hür'ün İmam Hüseyin'in (a.s) yolunu kesmesi ve böylece diğer ordu kuvvetlerinin de ona katılması için vakit kazandırmasıydı. Hür'ün askerleri İmam'ın kervanına yaklaştığında hepsi susuz ve yorgundular. İmam onlara ve atlarına su verilmesini emretti.
Hür'ün askerlerinden biri şöyle anlatır. "Ben Hür'ün ordusundaydım ve oraya herkesten geç gitmiştim. İmam benim ve atımın pek susadığımızı anladı ve "Yeğenim! Deveni yatır!" buyurdu.
Ben devemi yatırdım. İmam: "Su iç." buyurdular.
Ben ne kadar uğraştıysam da su içemedim çünkü su, tulumun ağzından dökülüyordu. Hazret "Tulumun ağzını çevir." buyurdular.
Bitkinlikten ne yapacağımı bilemiyordum. Bunu gören İmam bizzat kalkıp yanıma geldi, tulumun ağzını çevirip avcuna tuttu ve ben o Hazret’in elinden su içtim."
İmam Hüseyin (a.s) mertlik ve şeref dersini aziz babaları, müminlerin emirinden öğrenmişti, bu nedenledir ki düşmanının dahi susuz kalmasına gönlü elvermiyordu. Babaları Hz. Ali (a.s) de "Sıffin" savaşında Muaviye'nin ordusunun suyunu kesmemişti. Oysa daha önce Muaviye suyu Hz. Ali'nin (a.s) ordusuna kesmiş ve onları susuz bırakmıştı.
Hür, Ubeydullah'ın emri üzerine İmam Hüseyin'in hareketini engelledi. Mekke'ye dönmesine veya Yemen'e veya başka yerlere gitmesine engel oldu. İmam Hüseyin (a.s) çaresiz Kerbela'da konakladı. Burada yârenlerine şu konuşmayı yaptı:
"…Bu insanlar hakkı bırakıp batılın çevresinde toplanmışlardır. O halde Allah'a ve kıyamet gününe inanan herkesin dünyadan yüz çevirmesi ve rabbinin likasına koşması gerekmektedir. Ben Hak yolunda ölmeyi saadet bilmekte, zalimlerin yanında yaşamayı ise zillet, alçaklık ve bela olarak görmekteyim!."
Bu konuşma üzerine İmamın cesur ve fedakâr dostları, kanlarının son damlasına kadar Hazreti destekleyeceklerini ilân edip biatlerini tazelediler.
İbn-i Ziyad, "Sa'd oğlu Ömer"i dört bin atlıyla İmam Hüseyin'in (a.s) küçük ordusuyla savaşmaya gönderdi. Onun ardından birkaç gün sonra "Ziylcuşen oğlu Şimr"i dört bin atlıyla onlara katılmakla görevlendirdi. Onların ardından, birkaç bin kişilik bir ordu daha gönderdi. Kerbelâ asker kaynıyordu şimdi.
Birkaç gün sonra İbn-i Ziyad Fırat'ın suyunun İmam Hüseyin'in (a.s) kervanına kesilmesi ve kervandakilerin susuz bırakılmaları emrini verdi. Kervanda susuzluk baş gösterince imamın kardeşi Hz. Abbas ve yirmi kişi su tulumu taşımak ve otuz kişi ise onları korumak amacıyla Fırat nehrine doğru hareket ettiler. Su getirmeye giden atlıların önündeki "Hilal oğlu Nafe"nin elinde beyaz bir bayrak vardı. Fırat nehrinin yanına geldiklerinde düşman komutanı: "Buraya niçin geldiniz?" diye sordu. Nafe: "Su içmeye geldik" diye cevap verdi.
Düşman komutanı Siz içebilirsiniz, fakat çadırlarınıza götürme hakkınız yoktur." dedi.
Nafe: "İmamım Hüseyin bin Ali ve onun dostları susuzken, bu sudan bir damla dahi içmem ben!" deyince iki gurup arasında kıyasıya bir savaş başladı. Hz. Ebulfazl'ul Abbas ve arkadaşları düşmanı geri püskürtüp tulumlarını suyla doldurmayı ve çadırlara sağ salim dönmeyi başardılar. Ne var ki bir gün sonra bu su bitmiş ve yine susuzluk baş göstermişti. "Boreyr" İmamdan izin alarak düşman ordusuna gitti ve şöyle feryad etti: "Ey Müslüman olduğunu iddia eden cemaat! Şu Fırat nehrinden domuzlar ve köpekler dahi su içebiliyorken Allah Resulü'nün oğlunu bundan mahrum mu ediyorsunuz?!"
Gönül gözü iyice kararan düşman "Ey Boreyr! Kes sesini!" diye cevap verdi, "Hüseyin bin Ali (a.s) daha önce susuz kalarak ölenlere katılacak kadar susuz kalmalıdır."
Bu sırada İmamın kendisi ileri çıktı, kılıcının kabzasına yaslanmıştı, gür bir sesle vefasız Kufe halkına seslenerek şöyle dedi: "Ey topluluk Allahaşkına söyleyin, siz beni tanıyor musunuz?"
– Evet, sen Allah Resulü'nün oğlu ve onun ailesindensin!
– Ceddimin Allah Resulü olduğuna inancınız var mı?"
– Evet, bunun için Allah'ı şahid tutmuşuzdur! (Bunun üzerine İmam'la o azgınlar güruhu arasında, tarihten silinmeyecek ve her Müslüman'ı dehşetle titretecek şu konuşma geçti)
– Annem Fatıma'nın (a.s) Hz. Resulullah'ın kızı olduğunu biliyor musunuz?
– Evet, doğrudur!
– Büyükannem Hatice'nin (a.s) bu ümmetin ilk Müslüman kadını olduğunu da biliyor musunuz?!
– Evet, onu da biliyoruz!
– Şehitler efendisi Hz. Hamza'nın (a.s) babamın amcası olduğunu biliyor musunuz?
– Evet!
– Elimdeki kılıcın Allah Resulü'nün kılıcı olduğunu biliyor musunuz?
– Evet!
– Başımdaki sarığın Allah Resulü'nün sarığı olduğunu biliyor musunuz?
– Evet.
– Babam Ali'nin (a.s) Müslüman olan ilk erkek olduğunu; bilgi, cesaret ve sabırda herkesten üstün olduğunu, Allah'a ve Resulü'ne İman eden herkesin imamı, rehberi ve velisi olduğunu bilmez misiniz?
– Evet, bunların hepsini biliyoruz!
– O halde benim kanımı neden helal sayıyorsunuz? Kıyamet gününde babam kevser havuzunun başında durup da sizleri Kevserden kovunca ne yapacaksınız?!
– Bütün bu sözleri kabul ediyor ve seni susuz bir şekilde öldürmeden buradan gitmeyeceğimizi söylüyoruz!
İmamın konuşmasını duyan Ehl-i Beyt hanımları ağlamaya başladılar. Ağlama seslerini duyan imam, derhal Hz. Abbas (a.s) ve oğlu Hz. Ali-yi Ekber'i (a.s) çağırıp şöyle buyurdular: "Onları susturun. Kendi canıma yemin ederim ki ardarda gelen musibetlere bundan sonra daha çok ağlayacaklardır."
Bu arada Ömer Sa'd'a İbn-i Ziyad'dan şöyle bir mektup gelmişti: "Hüseyin (a.s) ve arkadaşları benim emrime itaat edecek olurlarsa onları hor ve zelil bir şekilde benim yanıma gönder. İtaatsizlikte bulunurlarsa hemen savaşı başlat ve hepsini öldür. Sonra ölenlerin kulak ve burunlarını kes, bu cezaya daha layıktırlar. Hüseyin'i (a.s) öldürdüğünde onun göğüs ve sırtını atlılarına çiğnet. Benim emrimi yerine getirecek olursan itaatkârların ödülünü alacaksın, ama eğer bunu yapmaktan çekinirsen makamından çekil ve ordunun komutanlığını Şimr'e bırak.
Bu mektup Muharrem ayının dokuzunda Sa'doğlu Ömer'in eline ulaştı ve Ömer savaşa hazırlandı. O günün ikindi vakti Şimr imamın çadırına doğru gelip şöyle bağırdı: "Hey! Benim yeğenlerim nerede? Ey kız kardeşimin çocukları (Hz. Abbas ve üç kardeşi anne tarafından Şimr'le aynı kabiledendiler) neredesiniz?"
Hz. Abbas (a.s) İmam Hüseyin'e (a.s) olan saygısından dolayı sustu, Şimr'in cevabını vermedi. İmam şöyle buyurdular: "O fâsık bir insandır, fakat çağrısına cevap verin. Çünkü sizinle akrabalık bağı vardır."
Hz. Abbas (a.s) Şimr'e öfkeyle "Ne diyorsun, ne istiyorsun?" dedi.
Şimr: "Sizin için Yezid'den özel bir aman mektubu getirdim, canınızı tehlikeye atmayın. Kardeşiniz Hüseyin (a.s) için kendinizi ölüme vermeyin, gelin Yezid'in emirlerine uyup canınızı kurtarın" dedi.
Kardeşler hep birden şöyle seslendiler: "Allah sana da, getirdiğin mektuba da lanet etsin! Bizleri serbest bırakıyorsun da Allah Resulü'nün oğlu'nu serbest bırakmıyorsun öyle mi?!"
Ebu'l Fazl'ul Abbas (a.s) şöyle buyurdular: "Dilerim Allah'tan ellerin kırılsın ve getirdiğin mektuba lanet olsun! Ey Allah düşmanı! Allah Resulü'nün (s.a.a) biricik kızı Hz. Fatıma'nın (a.s) oğlu kardeşimiz ve efendimizi yalnız bırakalım da lanet edilmişlerle lanet edilmişlerin çocuklarının mı emrine uyalım diyorsun sen?!"
Bu sırada İbn-i Sad -Sa'doğlu Ömer- hücum emrini verdi, düşman ordusu çadırlara saldırdı. Bu sırada uyumakta olan İmam gürültüden uyanarak Hz. Zeyneb'e (a.s) gördüğü rüyayı şöyle anlattı: "Şimdi ceddim, babam, annem ve ağabeyimi bir arada gördüm; bana çok geçmeden sen de bize katılacaksın dediler."
Bu sırada Kamer-i Beni Haşim, cesur ve yiğit Hz. Abbas (a.s) düşmanın hücuma geçtiği haberini verdi. İmam: "Düşmana git, eğer mümkünse bu gece için izin al ve yarın savaşı başlatabileceğimizi söyle. Bu geceyi namaz ve duayla geçirelim. Allah Teala'ya duada bulunup dergâhında tövbe edelim. Allah Teala benim namaz kılmayı ve Kur'an okumayı ne kadar çok sevdiğini bilir!" buyurdu.
Sa'doğlu Ömer, etrafındakilerin baskısı karşısında imamın sözünü kabul edip savaşı durdurdu. Böylece İmam Âşura gecesinde Allah Teala'ya dua etmek, namaz kılmak ve etr fındakilere gerekli mesajı vermek için fırsat bulmuş oldu. Akşam vakti girdiğinde, Hazret tüm dostlarını etrafında topladı. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) bu olayları şöyle anlatır: "Ben o günlerde hastaydım, yerimden kıpırdayacak halim yoktu. Sesini duyabilmek için babama yaklaştım. Babam şöyle diyordu: "… Ben şu dünyada sizden daha vefalı ve daha iyi dostlar, ve kendi ailemden daha cesa etli, saygılı ve sadık bir aile gö