Zilhicce Ayının Amelleri
Bu ay mübarek aylardan biridir. Bu ay girince salih sahabe ve tabiin bu ayın ibadetine çok fazla önem verirlerdi. Bu ayın ilk on günü Kur'an-ı Kerim'de Hac Suresinin 28. ayetinde "Belli günlerde Allah'-ın adını ansınlar" şeklinde zikri geçen malum günler olup çok faziletli ve bereketlidir.
Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Allah Teala katında hiçbir günde yapılan hayır amel ve ibadet bu on günde yapılan amel ve ibadetlerden daha sevimli değildir." Bu ayın ilk on gününün amelleri şöyledir:
1- Bütün ömür boyu tutulan orucun sevabına sahip olan bu ayın ilk dokuz gününde oruç tutmak.
2- İlk onu günün her gecesinde akşamla yatsı namazı arasıda iki rekat namaz kılmak, her rekatta Fatiha Suresinden sonra bir defa İhlas Suresini ve sonra da şu ayeti okumak:
«وَواعَدْنا مُوسى ثَلاثينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْناها بِعَشْرٍ فَتَمَّ ميقاتُ رَبِّهِ اَرْبَعينَ لَيْلَةً وَقالَ مُوسى لاَِخيهِ هارُونَ اخْلُفني في قَوْمي وَاَصْلِحْ وَلا تَتَّبِعْ سَبيلَ الْمُفْسِدينَ»
* "Musa ile otuz gece (bana ibadet etmesi için) sözleştik ve ona on gece daha ilave ettik; böylece Rabb'inin tayin ettiği vakit, kırk geceyi buldu. Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslah et, bozguncuların yoluna uyma." (A'raf, 142)
Kim bu şekilde yaparsa hacıların sevabına ortak olur.
3- Birinci günden Arefe (dokuzuncu) gününün ikindi vaktine kadar sabah namazından sonra ve akşam namazından önce Şeyh Tusi ve Seyyid İbn Tavus'un İmam Cafer Sadık'tan (a.s) rivayet ettikleri şu duayı okumak:
اَللّـهُمَّ هذِهِ الأَيّامُ الَّتي فَضَّلْتَها عَلَى الأَيّامِ وَشَرَّفْتَها، وقَدْ بَلَّغْتَنيها بِمَنِّكَ وَرَحْمَتِكَ، فَاَنْزِلْ عَلَيْنا مِنْ بَرَكاتِكَ، وَاَوْسِعْ عَلَيْنا فيها مِنْ نَعْمآئِكَ.
اَللّـهُمَّ اِنّي اَسْأَلُكَ اَنْ تُصَلِّيَ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَاَنْ تَهْدِيَنا فيها لِسَبيلِ الْهُدى وَالْعِفافِ وِالْغِنى وَالْعَمَلِ فيها بِما تُحِبُّ وَتَرْضى.
اَللّـهُمَّ اِنّي اَسْأَلُكَ يا مَوْضِعَ كُلِّ شَكْوى، وَيا سامِعَ كُلِّ نَجْوى، وَيا شاهِدَ كُلِّ مَلاَءٍ، وَيا عالِمَ كُلِّ خَفِيَّةٍ اَنْ تُصَلِّيَ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَاَنْ تَكْشِفَ عَنّا فيهَا الْبَلاءَ، وَتَسْتَجيبَ لَنا فيهَا الدُّعآءَ، وَتُقَوِّيَنا فيها وَتُعينَنا وَتُوَفِّقَنا فيها لِما تُحِبُّ رَبَّنا وَتَرْضى وَعَلى مَا افْتَرَضْتَ عَلَيْنا مِنْ طاعَتِكَ وَطاعَةِ رَسوُلِكَ وَاَهْلِ وَلايَتِكَ.
اَللّـهُمَّ اِنّي اَسْأَلُكَ يا اَرْحَمَ الرّاحِمينَ اَنْ تُصَلِّيَ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ،
وَاَنْ تَهَبَ لَنا فيهَا الرِّضا اِنَّكَ سَميعُ الدُّعاءِ، وَلا تَحْرِمْنا خَيْرَ ما تُنْزِلُ فيها مِنَ السَّماءِ، وَطَهَّرْنا مِنَ الذُّنوُبِ يا عَلاّمَ الْغُيوُبِ، وَاَوْجِبْ لَنا فيها دارَ الْخُلوُدِ.
اَللّهمَّ صَلِّ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَلا تَتْرُكْ لَنا فيها ذَنْباً اِلاّ غَفَرْتَهُ، وَلا هَمّاً اِلاّ فَرَّجْتَهُ، وَلا دَيْناً اِلاّ قَضَيْتَهُ، وَلا غائِباً اِلاّ اَدَّيْتَهُ، وَلا حاجَةً مِنْ حَوائِجِ الدُّنْيا وَالآخِرَةِ اِلاّ سَهَّلْتَها وَيَسَّرْتَها اِنَّكَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ.
اَللّـهُمَّ يا عالِمَ الْخَفِيّاتِ، يا راحِمَ الْعَبَراتِ، يا مُجيبَ الدَّعَواتِ، يا رَبَّ الأَرَضينَ وَالسَّماواتِ، يا مَنْ لا تَتَشابَهُ عَلَيْهِ الأَصْواتِ، صَلِّ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَاجْعَلْنا فيها مِنْ عُتَقائِكَ وَطُلَقائِكَ مِنَ النّارِ، وَالْفائِزينَ بِجَنَّتِكَ وَالنّاجينَ بِرَحْمَتِكَ يا اَرْحَمَ الرّاحِمينَ، وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنا مُحَمَّدٍ وَآلِهِ اَجْمَعينَ.
"Allah'ım! Bugünler, diğer günlerden faziletli kıldığın ve üstün ettiğin, kendi lütfün ve rahmetinle beni onlara ulaştırdığın günlerdir. O halde kendi bereketlerinden bize indir ve bugünlerde bize nimetlerini artır.
Allah'ım! Senden diliyorum ki: Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle, bugünlerde bizi hidayet, iffet, ihtiyaçsızlık yoluna, senin sevdiğin ve hoşnut olduğun şeyleri yapmaya yönelt.
Allah'ım! Senden diliyorum ey bütün şikayetlerin mercii, ey bütün fısıltıları duyan, ey bütün topluluklara tanık olan, ey bütün gizlileri bilen! Senden istiyorum ki: Muhammed'e ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle, bugün-lerde bizlerden belayı gider, bugünlerde bizlerden duayı kabul et, bugünlerde bizleri güçlendir ve bize yardım et; Rabb'imiz, bizi, senin sevdiğin ve hoşnut olduğun şeyleri yapmaya, sana, Resulün'e ve senin velayet ehline itaatten ibaret olan bize farz kıldığın şeyleri yerine getirmeye muvaffak eyle.
Allah'ım! Ey merhametlilerin en merhametlisi; senden istiyorum ki: Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle ve bugünlerde bizlere rıza ve hoşnutluk makamı bağışla; doğrusu sen duayı duyansın; bugünlerde gökten indirdiğin hayır şeylerden bizi mahrum eyleme, bizi günahlardan temizle, ey gaypları çok iyi bilen; bugünlerde ebediyet yurdunu (cenneti) bize farz kıl.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle, bugünlerde bizden bağışlamadığın bir günah, gidermediğin bir sıkıntı, ödemediğin bir borç, ulaştırmadığın bir gayıp, kolaylaştırmadığın ve reva etmediğin bir dünya ve ahiret ihtiyacı bırakma; doğrusu senin her şeye gücün yeter.
Allah'ım! Ey gizlileri bilen, ey göz yaşlarına merhamet eden, ey duaları kabul eden, ey yerlerin ve göklerin Rabbi, sesler kendisine karışmayan! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle, bugünlerden beni, ateşten kurtardıklarından, serbest bıraktıklarından, cennetine ula-şanlardan ve merhametinle kurtuluşa erenlerden eyle; ey merhametlile-rin en merhametlisi; efendimiz Muhammed ve onun bütün evlatlarına rahmet eyle."
4- Bu ayın ilk on gününde, Hz. Cebrail'in bu on günde okuması için Allah Teala'dan Hz. İsa'ya (a.s) hediye olarak getirdiği şu beş duayı her gün okumak:
(1) اَشْهَدُ اَنْ لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ، بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ
(2) اَشْهَدُ اَنْ لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ، اَحَداً صَمَداً لَمْ يَتَّخِذْ صاحِبَةً وَلا وَلَداً
(3) اَشْهَدُ اَنْ لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ اَحَداً صَمَداً لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ
(4) اَشْهَدُ اَنْ لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيى وَيُميتُ وَهُوَ حَيٌّ لا يَمُوتُ، بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ
(5) حَسْبِيَ اللهُ وَكَفى سَمِعَ اللهُ لِمَنْ دَعا، لَيْسَ وَراءَ اللهِ مُنْتَهى، اَشْهَدُ للهِ بِما دَعا وَاَنَّهُ بَريءٌ مِمَّنْ تَبَرَّأَ وَاَنَّ لِلّهِ الآخِرَةَ وَالأُولى.
1- "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; saltanat ve hamd ona hastır; hayır onun elindedir ve onun her şeye gücü yeter."
2- "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; birdir; ihtiyaçsızdır; kendisine eşi ve çocuk edinmemiştir."
3- "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; birdir, ihtiyacı yoktur, doğmamış ve doğrulmamıştır; hiçbir şey onun dengi değildir."
4- "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; saltanat ve hamd ona hastır; diriltir ve öldürür; O ölmeyen diridir; hayır O'nun elindedir; O'nun her şeye gücü yeter."
5- "Allah bana yeter ve kafidir, Allah dua edenin duasını duymak-tadır; Allah'ın ötesinde nihayet yoktur. Allah için davet ettiği şeye şehadet ederim; O teberri edenlerden beridir; ahiret ve dünya Allah'a hastır."
5- Bu on günde her gün Hz. Ali'den (a.s) rivayet edilen ve çok sevabı olan şu duayı okumak; ancak günde on defa okumak daha iyi-dir:
لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ عَدَدَ الّلَيالي وَالدُّهُورِ، لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ عَدَدَ اَمْواجِ الْبُحُورِ، لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ و رَحْمَتُهُ خَيْرٌ مِما يَجْمَعُونَ، لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ عَدَدَ الشَّوْكِ والشَّجَرِ، لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ عَدَدَ الشَّعْرِ وَالْوَبَرِ، لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ عَدَدَ الْحَجَرِ وَالْمَدَرِ، لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ عَدَدَ لَمْحِ الْعُيُونِ، لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ فِي الّلَيْلِ اِذا عَسْعَسَ وَالصُّبْحِ اِذا تَنَفَّسَ، لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ عَدَدَ الرِّياحِ فِى الْبَرارى وَالصُّخُورِ، لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ مِنَ الْيَوْمِ اِلى يَوْمِ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ .
"Allah'tan başka ilâh yoktur geceler ve zamanların sayısınca; Allah'tan başka ilâh yoktur denizlerin dalgalarının sayısınca; Allah'tan başka ilâh yoktur ve O'nun rahmeti onların topladıklarından daha hayırlıdır; Allah'tan başka ilâh yoktur dikenler ve ağaçların sayısınca; Allah'tan başka ilâh yoktur tüyler ve kılların sayısınca; Allah'tan başka ilâh yoktur taşlar ve keseklerin sayısınca; Allah'tan başka ilâh yoktur göz kırpışların sayısınca, Allah'tan başka ilâh yoktur geçtiği vakit gecede ve ortaya çıktığı vakit sabahta; Allah'tan başka ilâh yoktur çöldeki ve kayalardaki rüzgarların sayısınca, Allah'tan başka ilâh yoktur bugünden Sur'a üfürülecek güne kadar."
Birinci Gün:
Bu ayın ilk günü çok mübarek bir gündür; bugünün birkaç ameli vardır:
1- Bugünde oruç tutmak seksen ayın sevabını taşır.
2- Hz. Fatıma'nın (s.a) namazını kılmak. Şeyh Tusî diyor ki: Bu namazın dört rekat olduğu rivayet edilmiştir. Hz. Ali'nin (a.s) namazı gibi iki selamla kılınır. Her rekatta bir defa Fatiha ve elli defa İhlas Suresi okunur. Selamdan sonra da Hz. Fatıma'nın (s.a) tesbih zikri yapılır ve peşinden de şu dua okunur:
سُبْحانَ ذِي الْعِزِّ الشّامِخِ الْمُنيفِ، سُبْحانَ ذِي الْجَلالِ الْباذِخِ الْعَظيمِ سُبْحانَ ذِى الْمُلكِ الْفاخِرِ الْقَديمِ، سُبْحانَ مَنْ يَرى اَثَرَ الَّنمْلَةِ فِى الصَّفا، سُبْحانَ مَنْ يَرى وَقْعَ الطَّيْرِ فِي الْهَواءِ، سُبْحانَ مَنْ هُوَ هَكَذا وَلا هَكَذا غَيْرُهُ .
"Münezzehtir yüce izzet ve büyük makam sahibi (Allah), münezzehtir ulu ve yüce celal sahibi, münezzehtir ezeli ve iftihar kaynağı sal-tanat sahibi, münezzehtir kayanın üzerinde karıncanın ayak izini gören, münezzehtir kuşun gökte kanat çırpmasını gören; münezzehtir böyle olan ve O'ndan başka böyle olan yoktur."
3- Öğleden yarım saat önce iki rekat namaz kılmak; her rekatta bir defa Fatiha Suresi, her biri on defa olmak üzere İhlas Suresi, Ayete'l-kursi ve Kadir Suresi okunur.
4- Kim bir zalimden korkar da bugünde şu zikri söylerse, Allah Teala onu o zalimin şerrinden korur:
حَسْبي حَسْبي حَسْبي مِنْ سُؤالي عِلْمُكَ بِحالي.
"(Allah'ım!) Senin halimi bilmen, senden istemekten yeter, yeter, yeter bana."
Bugün, Halil-i Rahman Hz. İbrahim'in (a.s) doğum günü ve Şey-heyn'in rivayetine göre Hz. Fatıma-i Zehra'yla (s.a) Ali b. Ebutalib'in evlilik günüdür.
Yedinci Gün:
Hicri yüz on dört yılında, bugünde İmam Muhammed Bâkır (a.s) Medine'de şehid olmuştur; bu nedenle Şia aleminin hüzün günüdür.
Sekizinci Gün:
Tevriye günüdür; bugünde oruç tutmak çok faziletlidir; bugünde oruç tutmak altmış yılın kefareti olduğu rivayet edilmiştir. Şeyh-i Şehid bugünde gusletmeyi müstehap bilmiştir.
Dokuzuncu Gece (Arefe Gecesi):
Bu gece mübarek gecelerdendir; hacetleri reva eden Allah Teala'yla münacat gecesidir. Bu gecede tövbe kabul olur ve dua müstecap olur. Bu geceyi ibadetle geçiren kimse, yüz yetmiş yıllık ibadet sevabı alır. Bu gecenin birkaç ameli vardır:
1- Aşağıdaki duayı okumak. Bu konuda şöyle rivayet edilmiştir: "Kim bu duayı Arefe gecesi veya Cuma geceleri okursa, Allah Teala onun günahlarını affeder:
اَللّـهُمَّ يا شاهِدَ كُلِّ نَجْوى، وَمَوْضِعَ كُلِّ شَكْوى، وَعالِمَ كُلِّ خَفِيَّةٍ، وَمُنْتَهى كُلِّ حاجَةٍ، يا مُبْتَدِئاً بِالنِّعَمِ عَلَى الْعِبادِ، يا كَريمَ الْعَفْوِ، يا حَسَنَ التَّجاوُزِ، يا جَوادُ يا مَنْ لا يُواري مِنْهُ لَيْلٌ داجٍ، وَلا بَحْرٌ عَجّاجٌ، وَلا سَماءٌ ذاتُ اَبْراجٍ، وَلا ظُلَمٌ ذاتُ ارْتِتاجٍ، يا مَنِ الظُّلْمَةُ عِنْدَهُ ضِياءٌ، اَسْأَلُكَ بِنوُرِ وَجْهِكَ الْكَريمِ الَّذي تَجَلَّيْتَ بِهِ لِلْجَبَلِ فَجَعَلْتَهُ دَكَّاً وَخَرَّ موُسى صَعِقاً، وَبِاِسْمِكَ الَّذي رَفَعْتَ بِهِ السَّماواتِ بِلا عَمَدٍ، وَسَطَحْتَ بِهِ الأَرْضَ عَلى وَجْهِ ماءٍ جَمَدٍ.
وَبِاِسْمِكَ الَْمخْزوُنِ الْمَكْنوُنِ الْمَكْتوُبِ الطّاهِرِ الَّذي اِذا دُعيتَ بِهِ اَجَبْتَ، وَاِذا سُئِلْتَ بِهِ اعَطْيَتْ، وَبِاِسْمِكَ السُّبوُحِ الْقُدُّوسِ الْبُرْهانِ الَّذي هُوَ نوُرٌ عَلى كُلِّ نُورٍ وَنوُرٌ مِنْ نوُرٍ يُضيىُ مِنْهُ كُلُّ نوُرٍ، اِذا بَلَغَ الأَرْضَ انْشَقَّتْ، وَاِذا بَلَغَ السَّماواتِ فُتِحَتْ، وَاِذا بَلَغَ الْعَرْشَ اهْتَزَّ، وَبِاِسْمِكَ الَّذي تَرْتَعِدُ مِنْهُ فَرائِصُ مَلائِكَتِكَ، وَاَسْأَلُكَ بِحَقِّ جَبْرَئيلَ وَميكائيلَ وَاِسْرافيلَ.
Allah'ım! Ey bütün fısıltıların tanığı, bütün şikayet ve yakarışların mercii, bütün gizlileri bilen ve bütün hacetlerin amacı; ey kulları istemeden onlara nimet veren, ey keremiyle affeden, güzellikle hatalar-dan geçen, ey cömert; ey karanlık gece, tufanlı deniz, direksiz gökyüzü ve örten karanlıklar hiçbir şeyi kendisinden gizleyemeyen; ey karanlıklar kendisine aydınlık olan! Dağa tecelli ederek darmadağın edip Musa'yı baygın düşüren kerim veçhinin nuru hürmetine; gökleri direksiz olarak yükselttiğin ve yeryüzünü katılaşmış su üzerinde yaydığın ismin hürme-tine.
Dua edildiğinde duayı kabul ettiğin ve vasıta kılınarak istendiğinde verdiğin gizli, saklı, yazılmış ve pâk ismin hürmetine; yere ulaştığında yerin yarıldığı ve göklere ulaştığında göklerin açıldığı, arşa ulaştığında arşın titrediği bütün nurların üstündeki nur, nurdan olan bir nur ve bütün nurların kendisiyle aydınlandığı bir nur olan subbuh, kuddus ve burhan ismin hürmetine; kendisiyle -onu duymakla- meleklerin cüsselerini titre-yen ismin hürmetine senden diliyorum ve -yine- Cebrail, Mikail ve İsrafil'-in hakkı hürmetine.
وَبِحَقِّ مُحَمَّدٍ الْمُصْطَفى صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَعَلى جَميعِ الأَنْبِياءِ وَجَميعِ الْمَلائِكَةِ، وَبِالاِسْمِ الَّذي مَشى بِهِ الْخِضْرُ عَلى قُلَلِ الْماءِ كَما مَشى بِهِ عَلى جَدَدِ الأَرْضِ، وَبِاِسْمِكَ الَّذي فَلَقْتَ بِهِ الْبَحْرَ لِموُسى، وَاَغْرَقْتَ فِرْعَوْنَ وَقَوْمَهُ وَاَنْجَيْتَ بِهِ موُسَى بْنَ عِمْرانَ وَمَنْ مَعَهُ، وَبِاِسْمِكَ الَّذي دَعاكَ بِهِ موُسَى بْنُ عِمْران مِنْ جانِبِ الطُّورِ الأَيْمَنِ فَاسْتَجَبْتَ لَهُ وَأَلْقَيْتَ عَلَيْهِ مَحَبَّةً مِنْكَ، وَبِاِسْمِكَ الَّذي بِهِ اَحْيى عيسَى بْنُ مَرْيَمَ الْمَوْتى، وَتَكَلَّمَ فِي الْمَهْدِ صَبِيّاً وَاَبْرَأَ الأكْمَهَ وَالأَبْرَصَ بِاِذْنِكَ. وَبِاِسْمِكَ الَّذي دَعاكَ بِهِ حَمَلَةُ عَرْشِكَ وَجَبْرَئيلُ وَميكائيلُ وَاِسْرافيلُ وَحَبيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَمَلائِكَتُكَ الْمُقَرَّبوُنَ وَاَنْبِياؤُكَ الْمُرْسَلوُنَ وَعِبادُكَ الصّالِحوُنَ مِنْ اَهْلِ السَّماواتِ وَالأَرَضينَ، وَبِاِسْمِكَ الَّذي دَعاكَ بِهِ ذوُ النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغاضِباً فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنادى فِي الظُّلُماتِ اَنْ لا اِلـٰهَ اِلاّ اَنْتَ سُبْحانَك اِنّي كُنْتُ مِنَ الظّالِمينَ فَاسْتَجَبْتَ لَهُ وَنَجَّيْتَهُ مِنَ الْغَمِّ وَكَذلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِنينَ، وَبِاِسْمِكَ الْعَظيمِ الَّذي دَعاكَ بِهِ داوُدُ وَخَرَّ لَكَ ساجِداً فَغَفَرْتَ لَهُ ذَنْبَهُ.
وَبِاِسْمِكَ الَّذي دَعَتْكَ بِهِ آسِيَةُ امْرَأَةُ فِرْعَوْنَ اِذْ قالَتْ رَبِّ ابْنِ لي عِنْدَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّني مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ، وَنَجِّني مِنَ الْقَوْمِ الظّالِمينَ، فَاسْتَجَبْتَ لَها دُعاءَها وَبِاِسْمِكَ الَّذي دَعاكَ بِهِ اَيُّوبُ اِذْ حَلَّ بِهِ الْبَلاءُ فَعافَيْتَهُ وَآتَيْتَهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدَكَ وَذِكْرى لِلْعابِدينَ، وَبِاِسْمِكَ الَّذي دَعاكَ بِهِ يَعْقوُبُ فَرَدَدْتَ عَلَيْهِ بَصَرَهُ وَقُرَّةَ عَيْنِهِ يوُسُفَ وَجَمَعْتَ شَمْلَهُ، وَبِاِسْمِكَ الَّذي دَعاكَ بِهِ سُلَيْمانُ فَوَهَبْتَ لَهُ مُلْكاً لا يَنْبَغي لاَِحَدٍ مِنْ بَعْدِهِ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهّابُ.
وَبِاِسْمِكَ الَّذي سَخَّرْتَ بِهِ الْبُراقَ لُِمحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَسَلِّمَ اِذْ قالَ تَعالى: سُبْحانَ الَّذي اَسْرى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحرامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصى، وَقَوْلُهُ: سُبْحانَ الَّذي سَخَّرَ لَنا هذا وَما كُنّا لَهُ مُقْرِنينَ وَاِنّا اِلى رَبِّنا لَمُنْقَلِبوُنَ، وَبِاِسْمِكَ الَّذي تَنَزَّلَ بِهِ جَبْرَئيلُ عَلى مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، وَبِاِسْمِكَ الَّذي دَعاكَ بِهِ آدَمُ فَغَفَرْتَ لَهُ ذَنْبَهُ وَاَسْكَنْتَهُ جَنَّتَكَ.
Muhammed Mustafa'nın -salat ve selamın onun ve Ehl-i Beyt'inin, bütün peygamberlerin ve meleklerin üzerine olsun- hakkı hürmetine; kendisiyle Hızır'ın düz yeryüzünde yürüdüğü gibi suyun dalgalarının üzerinde yürüdüğü ismin hürmetine; kendisiyle denizi Musa'ya yardığın, Firavun ve kavmini boğduğun, Musa b. İmran'ı ve onunla birlikte olanları kurtardığın ismin hürmetine; Musa b. İmran'ın Eymen dağında kendisiyle seni çağırdığı, senin de kendisine icabet ettiğin ve ona kendi sevgini ilkâ ettiğin ismin hürmetine; İsa b. Meryam'in kendisiyle ölüleri dirilttiği, beşikteki bir bebekken konuştuğu, senin izninle anadan doğma köre ve çiçek hastasına şifa veren ismin hürmetine; arşını taşıyanların, Cebrail, Mikail, İsrafil, habibin Muhammed'in -Allah'ın selat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt'ine olsun-, mukarreb meleklerinin, gönderilmiş elçilerinin, göklerdeki ve yerlerdeki salih kullarının kendisiyle seni çağırdıkları ismin hürmetine.
Kavmine kızarak giden ve bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi sanan, nihayet karanlıklar içinde, senden başka ilâh yoktur, senin şanın yücedir, ben zalimlerden oldum diye yalvaran ve sen de duasını kabul edip onu tasadan kurtardığın, inananları böyle kurtardığın Zünnun'un -balık karnına girmiş Yusun b. Mutta- kendisiyle seni çağırdığı ismin hürmetine; Davud'un kendisiyle seni çağırdığı ve senin için secdeye kapandığı ve böylece kusurunu bağışladığın ismin hürmetine.
* Firavun'un eşi Asiye'nin, kendisiyle, "Rabb'im! bana katında, cen-netin içinde bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden kurtar. Ve beni şu zalimler topluluğundan kurtar!" diye çağırdığı ve sen de duasını kabul ettiğin ismin hürmetine; Eyyub'un belaya tutulduğu zaman, kendisiyle seni çağırdığında ona kendi tarafından bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olarak kendisine ailesini ve onlarla beraber bir katını daha verdiğin ismin hürmetine; Yakub'un kendisiyle seni çağırdığı ve sen de gözünü ve gözünün nuru Yusuf'u ona geri verdiğin ve perişan gönlünü yatıştırdığın ismin hürmetine; Süleyman'ın kendisiyle seni çağırdığı ve böylece ona ondan sonra kimseye vermediğin mülk ve saltanatı verdiğin ismin hürmetine ki gerçekten sen çok bağışta bulunansın.
Kendisiyle Burak'ı Muahmmed'in -Allah'ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt'inin üzerine olsun- hizmetine geçirdiğin ve sonra "eksiklikten uzaktır o ki geceleyin kulunu Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürdü" buyurduğun ve yine "Bunu bizim hizmetimize veren (Allah)ın şanı yücedir, yoksa biz bunu (hizmetimize) yanaştıramazdık. Biz elbette Rabb'imize döneceğiz" buyurduğun ismin hürmetine; Cebrail'in kendisiyle Muhammed'e -Allah'ın salatı Muhammed'in ve Ehl-i Beyt'inin üzerine olsun- indiği ismin hürmetine; Adem'in kendisiyle seni çağırdığı ve böyle-ce onun kusurunu bağışlayıp cennetine yerleştirdiğin ismin hürmetine senden istiyorum.
وَاَسْأَلُكَ بِحَقِّ الْقُرْآنِ الْعَظيمِ، وَبِحَقِّ مُحَمَّدٍ خاتِمَ النَّبِيّينَ، وَبِحَقِّ اِبْرهيمَ، وَبِحَقِّ فَصْلِكَ يَوْمَ الْقَضاءِ، وَبِحَقِّ الْمَوازينَ اِذا نُصِبَتْ، وَالصُّحُفِ اِذا نُشِرَتْ، وَبِحَقِّ الْقَلَمِ وَما جَرى، وَاللَّوْحِ وَما اَحْصى، وَبِحَقِّ الاِسْمِ الَّذي كَتَبْتَهُ عَلى سُرادِقِ الْعَرْشِ قَبْلَ خَلْقِكَ الْخَلْقَ وَالدُّنْيا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ بِاَلْفَيْ عام، وَاَشْهَدُ اَنْ لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ، وَاَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسوُلُهُ، وَاَسْأَلُكَ بِاِسْمِكَ الَْمخْزُونِ فى خَزائِنِكَ الَّذي اسْتَأثَرْتَ بِهِ في عِلْمِ الْغَيْبِ عِنْدَكَ لَمْ يَظْهَرْ عَلَيْهِ اَحَدٌ مِنْ خَلْقِكَ لا مَلَكٌ مُقَرَّبٌ وَلا نَبِيٌّ مُرْسَلٌ وَلا عَبْدٌ مُصْطَفىً، وَاَسْأَلُكَ بِاِسْمِكَ الَّذي شَقَقْتَ بِهِ الْبِحارَ، وَقامَتْ بِهِ الْجِبالُ، وَاخْتَلَفَ بِهِ اللَّيْلُ وَالنَّهارُ، وَبِحَقِّ السَّبْعِ الْمَثاني، وَالْقُرْآنِ الْعَظيمِ، وَبِحَقِّ الْكِرامَ الْكاتِبينَ، وَبِحَقِّ طـٰهٰ وَيٰسۤ وَكۤهٰيٰعۤصۤ وَحٰمۤعۤسۤقۤ، وَبِحَقِّ تَوْراةِ موُسى وَاِنْجيلِ عيسى وَزَبوُرِ داوُدَ وَفُرْقانِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَعَلى جَميعِ الرُّسُلِ وَِباهِيّاً شَراهِيّاً.
Yüce Kur'an'ın hakkı hürmetine, peygamberlerin sonuncusu Mu-hammed'in hakkı hürmetine, İbrahim'in hakkı hürmetine, kaza (kıyamet) günündeki faslın (hakkı batıldan ayırma) hakkı hürmetine, kurulduğunda terazilerin, açıldığında Suhufların hakkı hürmetine, kalemin ve cereyan ettiği şeyin, Levh'in ve saydığı şeylerin hakkı hürmetine, varlıkları, dünyayı, güneşi ve ayı yaratmadan iki bin yıl önce arşın gölgeliklerine yazdığın isim hürmetine senden diliyorum: Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir ortağı yoktur, Muhammed onun kulu ve elçisidir; seçip kendi yanındaki gaybî ilminde sakladığın ve yaratıklarından ne mukarreb meleğin, ne gönderilmiş peygamberin ve ne de seçilmiş kulun, hiç kimsenin bilmediği (yüce) ismin hürmetine senden diliyorum; kendisiyle denizleri yardığın, kendisiyle dağların ayakta durduğu, geceyle gündüzün hareket ettiği ismin hürmetine ve Fatiha't-ul Kitab ve Kur'an-il Azim'in hakkı hürmetine, Kirame'l-Katibin'in hakkı hürmetine, Tâ Hâ, Yâ Sîn, Kaf Hâ Yâ Ayn Sad, Hâ Mîm Ayn Sîn Qâf'ın hakkı hürmetine, Musa'nın Tevrat'ı, İsa'nın İncil'i, Davud'un Zebur'u, Muhammed'in -Allah'ın salatı onun, Ehl-i Beyt'inin ve bütün peygamberlerin üzerine olsun- Furkan'ı ve senin yüce sürekliliğinin hakkı hürmetine senden dili-yorum.
اَللّـهُمَّ اِنّى اَسْأَلُكَ بِحَقِّ تِلْكَ الْمُناجاةِ الَّتي كانَتْ بَيْنَكَ وَبَيْنَ موُسَى بْنِ عَمْرانَ فَوْقَ جَبَلِ طوُرِ سَيْناءَ، وَاَسْأَلُكَ بِاِسْمِكَ الَّذي عَلَّمْتَهُ مَلَكَ الْمَوْتِ لِقَبْضِ الأَرْواحِ، وَاَسْأَلُكَ بِاِسْمِكَ الَّذي كُتِبَ عَلى وَرَقِ الزَّيْتوُنِ فَخَضَعَتِ النّيرانُ لِتِلْكَ الْوَرَقَةِ فَقُلْتَ يا نارُ كوُني بَرْداً وَسَلاماً، وَاَسْأَلُكَ بِاِسْمِكَ الَّذي كَتَبْتَهُ عَلى سُرادِقِ الَْمجْدِ وَالْكَرامَةِ يا مَنْ لا يُحْفيهِ سائِلٌ، وَلا يَنْقُصُهُ نائِلٌ، يا مَنْ بِهِ يُسْتَغاثُ، وَاِلَيْهِ يُلْجَأُ، اَسْأَلُكَ بِمَعاقِدِ الْعِزِّ مِنْ عَرْشِكَ وَمُنْتَهَى الرَّحْمَةِ مِنْ كِتابِكَ، وَبِاِسْمِكَ الأَعْظَمِ وَجَدِّكَ الأَعْلى وَكَلِماتِكَ التّامّاتِ الْعُلى.
اَللّـهُمَّ رَبَّ الرِّياحِ وَما ذَرَتْ، وَالسَّماءِ وَما اَظَلَّتْ، وَالأَرْضِ وَما اَقَلَّتْ، وَالشَّياطينِ وَما اَضَلَّتْ، وَالْبِحارِ وَما جَرَتْ، وَبِحَقِّ كُلِّ حَقٍّ هُوَ عَلَيْكَ حَقٌّ، وَبِحَقِّ الْمَلائِكَةِ الْمُقَرَّبينَ وَالرَّوحانِيّينَ وَالْكَروُبِيّينَ وَالْمُسَبِّحينَ لَكَ بِاللَّيْلِ وَالنَّهارِ لا يَفْتَروُنَ، وَبِحَقِّ اِبْرهيمَ خَليلِكَ، وَبِحَقِّ كُلِّ وَلِيٍّ يُناديكَ بَيْنَ الصَّفا وَالْمَرْوَةِ وَتَسْتَجيبُ لَهُ دُعاءَهُ يا مُجيبُ اَسْأَلُكَ بِحَقِّ هذِهِ الأَسْماءِ وَبِهذِهِ الدَّعَواتِ اَنْ تَغْفِرَ لَنا ما قَدَّمْنا وَما اَخَّرْنا وَما اَسْرَرْنا وَما اَعْلَنّا وَما اَبْدَيْنا وَما اَخْفَيْنا وَما اَنْتَ اَعْلَمُ بِهِ مِنّا اِنَّكَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ بِرَحْمَتِكَ يا اَرْحَمَ الرّاحِمينَ.
Allah'ım! Tur-i Sina dağının başında seninle Musa b. İmran'ın ara-sındaki bu münacatların hakkı hürmetine senden niyaz ediyorum, ruhları alması için ölüm meleğine öğrettiğin ismin hürmetine senden istiyorum, zeytin yaprağına yazılmış olan ve ateşin bu yaprak karşısında huzu ve huşu ettiği ve "ey ateş soğuk ve esenlik ol" diye buyurduğun ismin hürmetine senden istiyorum; yücelik ve keramet perdelerine yazdığı is-min hürmetine senden niyaz ediyorum, ey sail-in istemesi- kendisini incitmeyen, bağışta bulunmakta eksilmeyen, ey kendisinden yardım istenilen ve kendisine sığınılan; arşının izzet mekanları, Kitabının rahmet amacı, en yüce ismin, ulu makamın, yüce ve mükemmel kelimelerin hürmetine senden niyaz ediyorum.
Allah'ım! Ey rüzgarların ve -rüzgarların esişiyle aleme- dağılan, göğün ve -göklerin- gölge düşürdüğü, yerin ve -yerlerin- kapsadığı şey-lerin, şeytanların ve -onların- saptırdıkları kimselerin, denizlerin ve onların üzerinde hareket eden şeylerin Rabb'i! Üzerinde hakkın olduğu bütün hakikatlerin hakkı hürmetine, gece gündüz yorulmadan seni tesbih eden kerrub, ruhani ve mukarreb meleklerin hakkı hürmetine, Halilin İbrahim'in hakkkı hürmetine, Safa'yla Merve arasında seni çağıran, dualarını icabet ettiğin bütün velilerinin hürmetine; ey kulların duasına icabet eden zat! Bu isimler ve bu dualar hürmetine senden niyaz ediyorum: Geçmişteki ve gelecekteki, batındaki, zahirdeki, açığa vurduğumuz ve gizlediğimiz ve senin bizden daha iyi bildiğin günahlarımızı bağışla; doğrusu senin her şeye gücün yeter; rahmetin hürmetine ey merhametlilerin en merhamet-lisi.
يا حافِظَ كُلِّ غَريبٍ، يا موُنِسَ كُلِّ وَحيدٍ، يا قُوَّةَ كُلِّ ضَعيفٍ، يا ناصِرَ كُلِّ مَظْلوُمٍ يا رازِقَ كُلِّ مَحْروُمٍ، يا موُنِسَ كُلِّ مُسْتَوْحِشٍ، يا صاحِبَ كُلِّ مُسافِرٍ، يا عِمادَ كُلِّ حاضِرٍ، يا غافِرَ كُلِّ ذَنْبٍ وَخَطيئَةٍ، يا غِياثَ الْمُسْتَغيثينَ، يا صَريخَ الْمُسْتَصْرِخينَ، يا كاشِفَ كُرَبِ الْمَكْروُبينَ، يا فارِجَ هَمِّ الْمَهْموُمينَ، يا بَديعَ السَّماواتِ وَالأَرَضينَ، يا مُنْتَهى غايَةِ الطّالِبينَ، يا مُجيبَ دَعْوَةِ الْمُضْطَرّينَ، يا اَرْحَمَ الرّاحِمينَ.
Ey bütün garipleri koruyan, ey bütün yalnızların enisi-dostu, ey bütün zayıfların güç ve kuvveti, ey bütün mazlumların yardımcısı, ey bütün mahrumları rızıklandıran, ey bütün dehşete düşenlerin dostu, ey bütün yolcuların arkadaşı, ey bütün hazırda olanların -yolcu olmayan-ların- dayanağı, ey bütün günah ve hataları bağışlayan, ey yardım dileyenlerin yardımına koşan, ey inleyenlerin iniltisine koşan, ey sıkıntıya düşenlerin sıkıntısını gideren, ey üzüntüsü olanları neşelendiren, ey gökleri ve yerleri yaratan, ey talep edenlerin son amacı, ey zora düşen-lerin duasını kabul eden, ey merhametlilerin en merhametlisi.
يا رَبَّ الْعالَمينَ، يا دَيّانَ يَوْمِ الدّينِ، يا اَجْوَدَ الأَجْوَدينَ، يا اَكْرَمَ الأَكْرَمِينَ، يا اَسْمَعَ السّامِعينَ، يا اَبْصَرَ النّاظِرينَ، يا اَقْدَرَ الْقادِرينَ، اِغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتي تُغَيِّرُ النِّعَمَ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتي توُرِثُ النَّدَمَ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتى توُرَثُ السَّقَمَ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتي تَهْتِكُ الْعِصَمَ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتى تَرُدُّ الدُّعاءَ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتي تَحْبِسُ قَطْرَ السَّماءِ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتي تُعَجِّلُ الْفَناءَ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتي تَجْلِبُ الشَّقاءَ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتي تُظْلِمُ الْهَواءَ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتي تَكْشِفُ الْغِطاءَ، وَاغْفِرْ لِيَ الذُّنوُبَ الَّتي لا يَغْفِرُها غَيْرُكَ يا اَللهُ، وَاحْمِلْ عَنّي كُلَّ تَبِعَةٍ لاَِحَدٍ مِنْ خَلْقِكَ، وَاجْعَلْ لي مِنْ اَمْري فَرَجاً وَمَخْرَجاً وَيُسْراً، وَاَنْزِلْ يَقينَكَ فى صَدْري، وَرَجاءَكَ في قَلْبي حَتّى لا اَرْجُوَ غَيْرَكَ.
Ey alemlerin Rabb'i, ey kıyamet gününün hakimi, ey cömertlerin en cömerdi, ey bağışta bulunanların en çok bağışta bulunanı, ey duyanların en iyi duyanı, ey görenlerin en iyi göreni, ey güçlülerin en güçlüsü! Nimetleri değiştiren günahlarımı bağışla, pişmanlık getiren günahlarımı bağışla, hastalıklara neden olan günahlarımı bağışla, masumiyet per-demi yırtan günahlarımı bağışla, duamı geri çeviren günahlarımı bağışla, gökyüzünün damlasını (yağmur yağmasını) önleyen günahlarımı bağışla, yok olmamızı yakınlaştıran günahlarımı bağışla, kalbimi katılaştıran günahlarımı bağışla, havayı siyahlaştıran günahlarımı bağışla, -kötülüklerimin üzerinden- perdeleri kaldıran günahlarımı bağışla, senden başkasının bağışlayamayacağı günahlarımı bağışla ey Allah; üzerimdeki kullarının hakkını omuzlarımdan kaldır, işimde kurtuluş, çıkış ve kolaylık kıl, göğsüme yakin ve kalbime kendi ümidini indir ki senden başkasına ümitlenmeyeyim.
اَللّـهُمَّ احْفَظْنى وَعافِني في مَقامي وَاصْحَبْني في لَيْلي وَنَهاري وَمِنْ بَيْنِ يَدَيَّ وَمِنْ خَلْفي وَعَنْ يَميني وَعَنْ شِمالي وَمِنْ فَوْقي وَمِنْ تَحْتي، وَيَسِّرْ لِيَ السَّبيلَ، وَاَحْسِنْ لِيَ التَّيْسِيرَ، وَلا تَخْذُلْني فِي الْعَسيرِ، وَاهْدِني يا خَيْرَ دَليل، وَلا تَكِلْني اِلى نَفْسي فِي الأُموُرِ، وَلَقِّني كُلَّ سُروُر، وَاقْلِبْني اِلى اَهْلي بِالْفَلاحِ وَالنَّجاحِ مَحْبوُراً فِي الْعاجِلِ وَالآجِلِ اِنَّكَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ، وَارْزُقْني مِنْ فَضْلِكَ، وَاَوْسِعْ عَلَيَّ مِنْ طَيِّباتِ رِزْقِكَ، وَاسْتَعْمِلْني في طاعَتِكَ، وَاَجِرْني مِنْ عَذابِكَ وَنارِكَ، وَاقْلِبْني اِذا تَوَفَّيْتَني اِلى جَنَّتِكَ بِرَحْمَتِكَ.
Allah'ım! Bu alemde beni koru, bana afiyet ver, gecemde, gündü-zümde, önümde, arkamda, sağımda, solumda, üstümde, altımda (her yerde) benimle birlikte ol, -ahiret ve kurtuluş- yolunu bana kolaylaştır, bu dünyanın işlerini kolay tutmayı bana güzelleştir, zorluklarda beni perişan ve yalnız etme; ey en hayırlı kılavuz, beni hidayet et -doğru yolu göster-, işlerde beni kendi başıma bırakma, beni bütün hoşnutluklara kavuştur, beni dünya ve ahirette, kurtuluş ve mutlulukla aileme döndür; senin her şeye gücün yeter; kendi lütfünden beni rızıklandır, tertemiz rızıklarını bana artır, beni kendi itaatine geçir, azabından ve ateşinden bana sığınak ver, beni öldürdükten sonra kendi rahmetinle cennetine yerleştir.
اَللّـهُمَّ اِنّي اَعوُذُ بِكَ مِنْ زَوالِ نِعْمَتِكَ، وَمِنْ تَحْويلِ عافِيَتِكَ، وَمِنْ حُلوُلِ نَقِمَتِكَ وَمِنْ نُزوُلِ عَذابِكَ، وَاَعوُذُ بِكَ مِنْ جَهْدِ الْبَلاءِ، وَدَرَكِ الشَّقاءِ، وَمِنْ سُوءِ الْقَضاءِ، وَشَماتَةِ الأَعْداءِ، وَمِنْ شَرِّ ما يَنْزِلُ مِنَ السَّماءِ، وَمِنْ شَرِّ ما فِي الْكِتابِ الْمُنْزَلِ.
اَللّـهُمَّ لا تَجْعَلْني مِنَ الأَشْرارِ، وَلا مِنْ اَصْحابِ النّارِ، وَلا تَحْرِمْني صُحْبَةَ الأَخْيارِ، وَاَحْيِني حَياةً طَيِّبَةً وَتَوَفَّني وَفاةً طَيِّبَةً تُلْحِقْني بِالاَبْرارِ، وَارْزُقْني مُرافَقَةَ الأَنْبِياءِ في مَقْعَدِ صِدْق عِنْدَ مَليكٍ مُقْتَدِرٍ.
Allah'ım! Nimetlerinin ve afiyetinin yok olmasından, hastalıklarının gelmesinden, azaplarının inmesinden sana sığınıyorum; belanın zorlu-ğundan, kalbimin katılaşmasından, kötü kazadan, düşmanların kınama-sından, gökten inen -belaların- şerrinden, nazil olan Kitab'ta geçen şeyle-rin şerrinden sana sığınıyorum.
Allah'ım! Beni kötülerden ve cehennem ehlinden kılma, beni iyilerle birlikte olmaktan mahrum eyleme; beni tertemiz bir hayatla yaşat, ter-temiz bir ölümle de öldür ve iyilere kavuştur; beni güçlü saltanat sahibinin yanında sıdk ve hakikat menzilinde peygamberlere arkadaşlık etmekle rızıklandır.
اَللّـهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ عَلى حُسْنِ بَلائِكَ وَصُنْعِكَ، وَلَكَ الْحَمْدُ عَلَى الاِسْلامِ وَاتِّباعِ السُّنَةِ، يا رَبِّ كَما هَدَيْتَهُمْ لِدينِكَ وَعَلَّمْتَهُمْ كِتابَكَ فَاهْدِنا وَعَلِّمْنا، وَلَكَ الْحَمْدُ عَلى حُسْنِ بَلائِكَ وَصُنْعِكَ عِنْدي خاصَّةً كَما خَلَقْتَني فَاَحْسَنْتَ خَلْقي، وَعَلَّمْتَني فَاَحْسَنْتَ تَعْليمي، وَهَدَيْتَني فَاَحْسَنْتَ هِدايَتي، فَلَكَ الْحَمْدُ عَلى اِنْعامِكَ عَلَيَّ قَديماً وَحَديثاً، فَكَمْ مِنْ كَرْبٍ يا سَيِّدي قَدْ فَرَّجْتَهُ، وَكَمْ مِنْ غَمٍّ يا سَيِّدي قَدْ نَفَّسْتَهُ، وَ كَمْ مِنْ هَمٍّ يا سيِّدي قَد كَشَفتَه، وَكَم مَنْ بَلاءٍ يا سيِّدي قَد صَرفَتَه وَكَمْ مِنْ عَيْبٍ يا سَيِّدي قَدْ سَتَرْتَهُ، فَلَكَ الْحَمْدُ عَلى كُلِّ حالٍ في كُلِّ مَثْوىً وَزَمانٍ وَمُنْقَلَبٍ وَمَقامٍ، وَعَلى هذِهِ الْحالِ وَكُلِّ حال.
اَللّـهُمَّ اجْعَلْني مِنْ اَفْضَلِ عِبادِكَ نَصيباً في هذَا الْيَوْمِ مِنْ خَيْرٍ تَقْسِمُهُ اَوْ ضُرٍّ تَكْشِفُهُ اَوْ سُوءٍ تَصْرِفُهُ اَوْ بَلاءٍ تَدْفَعُهُ اَوْ خَيْرٍ تَسوُقُهُ اَوْ رَحْمَةٍ تَنْشُرُها اَوْ عافِيَةٍ تُلْبِسُها، فَاِنَّكَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ وَبِيَدِكَ خَزائِنُ السَّماواتِ وَالأَرْضِ، وَاَنْتَ الْواحِدُ الْكَريمُ الْمُعْطِي الَّذي لا يُرَدَّ سائِلُهُ، وَلا يُخَيَّبُ آمِلُهُ، وَلا يَنْقُصُ نائِلُهُ، وَلا يَنْفَدُ ما عِنْدَهُ بَلْ يَزْدادُ كَثْرَةً وَطَيِّباً وَعَطاءً وَجوُداً، وَارْزُقْني مِنْ خَزائِنِكَ الَّتي لا تَفْنى، وَمِنْ رَحْمَتِكَ الْواسِعَةِ اِنَّ عَطاءَكَ لَمْ يَكُنْ مَحْظوُراً، وَاَنْتَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ بِرَحْمَتِكَ يا اَرْحَمَ الرّاحِمينَ .
Allah'ım! Güzel imtihanın ve tedbirinden dolayı sana hamdolsun, İslam ve -peygamberinin- sünnetine uymaktan dolayı sana hamdolsun; ey Rabbim! Onları -geçmiştekileri- kendi dinine hidayet ettiğin ve onlara Kitabını öğrettiğin gibi bizi de hidayet et ve bize de öğret; hakkımdaki güzel imtihanın ve tedbirinden dolayı sana hamdolsun; özellikle beni yarattığın ve yaratılışımı güzel yaptığın, öğrettiğin, öğrenimimi güzelleş-tirdiğin, hidayet ettiğin ve hidayet oluşumu güzelleştirdiğin için; o halde geçmişte ve şimdi beni nimetlendirmenden dolayı sana hamdolsun. Ey seyyidim, benim nice sıkıntılarımı giderdin! Ey mevlam, nice üzüntülerimi mutluluğa dönüştürdün! Ey mevlam, nice kederlerimi bertaraf ettin! Ey mevlam, nice belaları benden çevirdin! Ey mevlam, nice kusurlarımın üzerini örttün. O halde her durumda, her zaman ve her yerde, her mekanda ve makamda, bu halde ve her halde sana hamdoldun.
Allah'ım! Bugünde taksim ettiğin hayırdan, giderdiğin sıkıntıdan, çevirdiğin kötülükten, defettiğin beladan, gönderdiğin hayırdan, yaydığın rahmetten, giydirdiğin afiyetten yararlanmada en üstün kullarından olmayı nasip eyle; doğrusu senin her şeye gücün yeter; göklerin ve yerin hazineleri senin elindedir, sen öyle bir tek, kerim ve bağışta bulunansın ki kendisinden isteyeni reddetmez, kendisine ümit besleyenin ümidini boşa çıkarmazsın; kim ne isterse eksiksiz bulur, katındaki mülkün bağışla tükenmez; -rahmetin sonsuz olduğundan- çokluk, güzellik, bağış ve cömertlik bakımından sürekli artar; beni yok olmayan hazinelerinden ve geniş rahmetinden rızıklandır; doğrusu senin bağışın hiç kimseden engellenmez; senin her şeye gücün yeter; rahmetin hürmetine ey merha-metlilerin en merhametlisi."
2- Seyyid İbn Tavus'un zikrettiği ve Arefe Gününün Amelleri'nde değineceğimiz on tesbihat zikrini bin defa okumak.
3- Cuma günün amellerinde değindiğimiz Arefe gününde, ayrıca Cuma gecesi ve gündüzünde okunan, اَللّـهُمَّ مَنْ تَعَبَّأَ وَتَهَيّأَ duasını oku-mak.
4- O yılın şerrinden güvenden olmak için İmam Hüseyin (a.s) ve Kerbela'yı ziyaret etmek ve bayram gününe kadar orada kalmak.
Dokuzuncu Gün (Arefe Günü):
Zilhicce ayının dokuzuncu günü olan Arefe günü, her ne kadar bayram diye tanıtılmamışsa da büyük bayramlardan biridir. Bugünde, Allah Teala kullarını kendine ibadet ve itaate davet etmiş, onlara lütuf ve ihsan sofrası açmıştır; kovulmuş şeytan bugünde her zamankinden daha fazla hakir ve öfkeli olur.
Bir rivayette şöyle geçer: İmam Zeynulabidin (a.s) Arefe gününde bir dilencinin insanlardan hacet istediğini duyunca ona hitaben şöyle buyurdu: "Yazıklar olsun sana! Bugünde Allah'tan başkasından mı istiyorsun; halbuki bugünde anne rahminde olan bebeklerin de Allah'ın lütunun kapsamına girip saadete ermesi ümit ediliyor?!"
Bugünün birkaç ameli vardır:
1- Gusletmek.
2- İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmek. Bugünde İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmenin bin hac, bin umre ve bin cihad ve hatta bundan daha fazla sevabı vardır. Bugünde İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmenin ne kadar fazla sevabı olduğunu bildiren rivayetler mütevatirdir. Eğer insan bugünde İmam Hüseyin'in (a.s) türbesinin kubbesi altında olmaya muvaffak olursa, sevabı, Arafat'ta bulunan kişilerin sevabın-dan az değildir; hatta bunun sevabı daha fazla ve önceliklidir; İmam Hüseyin'in (a.s) nasıl ziyaret edilmesi gerektiğine ileride Ziyaretler Bölümü'nde değinceğiz inşallah.
3- İkindi namazından sonra Arafe dualarını okumaya başlamadan önce Arafat'ın sevabına ulaşmak ve günahlarının bağışlanması için açık havada iki rekat namaz kılıp Allah Teala'nın huzurunda günah-larını itiraf ve ikrar etmek. Daha sonra Arefenin amellerini yapıp Ehl-i Beyt İmamlarından (a.s) rivayet edilen Arefe dualarını okumak. Bu dualar bu özet kitabımızda kaydedemeyeceğimiz kadar fazladır. Fakat buna rağmen kitabımızın kapasitesinin aldığı kadarıyla onları naklede-ceğiz:
سُبْحانَ الَّذي فِي السَّماءِ عَرْشُهُ، سُبْحانَ الَّذي فِي الأَرْضِ حُكْمُهُ، سُبْحانَ الَّذي فِي الْقُبوُرِ قَضاؤُهُ، سُبْحانَ الَّذي فِي الْبَحْرِ سَبيلُهُ، سُبْحانَ الَّذي فِي النّارِ سُلْطانُهُ، سُبْحانَ الَّذي فِي الْجَنَّةِ رَحْمَتُهُ، سُبْحانَ الَّذي فِي الْقِيامَةِ عَدْلُهُ، سُبْحانَ الَّذي رَفَعَ السَّماءَ، سُبْحانَ الَّذي بَسَطَ الاَرْضَ، سُبْحانَ الَّذي لا مَلْجَأَ وَلا مَنْجى مِنْهُ إلاّ اِلَيْهِ.
"Münezzehtir arşı gökte olan -Allah-, münezzehtir hükmü yerde olan, münezzehtir kazası kabirlerde olan, münezzehtir denizde yolu olan, münezzehtir ateşte iktidarı olan, münezzehtir rahmeti cennette olan, mü-nezzehtir adaleti kıyamette olan, münezzehtir göğü yükselten, münez-zehtir yeri yayan, münezzehtir kendisinden başka bir sığınak ve kurtuluş olmayan -Allah-."
Bu duadan sonra yüz defa şu zikri söylemek:
سُبْحانَ اللهِ وَالْحَمْدُ للهِ وَلا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ.
Sonra yüz defa "İhlas" suresi, yüz defa "Ayete'l-Kürsi" okumak, yüz defa "Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine" salavat göndermek ve daha sonra da on defa şu duayı okumak:
لا اِلـٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيي وَيُميتُ وَيُميتُ وَيُحْيي وَهُوَ حَيٌّ لا يَموُتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ.
"Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir, ortağı yoktur; saltanat ve hamd O'na mahsustur; diriltir ve öldürür, öldürür ve diriltir; O ölmeyen bir diridir; hayır O'nun elindedir ve O'nun her şeye gücü yeter."
Sonra on defa:
«اَسْتَغْفِرُ اللهَ الَّذي لا اِلـٰهَ اِلاّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ وَاَتوُبُ اِلَيْهِ.»
"Kendisinden başka ilâh olmayan Diri ve Kayyım Allah'tan bağış-lanma diliyor ve O'na dönüş yapıyorum."
Ve yine şu zikirlerin her birini onar defa söylemek:
«يا اَللهُ»
«يا رَحْمنُ»
«يا رَحيمُ»
«يا بَديعُ السَّماواتِ وَالأَرْضِ يا ذَا الْجَلالِ وَالاِكْرامِ.»
"Ey gökleri ve yeri yaratan, ey celal ve ikram sahibi"
«يا حَيُّ يا قَيُّومُ.»
"Ey diri, ey Kayyım."
«يا حَنّانُ يا مَنّانُ.»
"Ey bağışlayan ve minnet bırakan."
«يا لا اِلـٰهَ اِلاّ اَنْتَ.»
"Ey kendisinden başka ilah olmayan".
«آمينَ.»
Sonra şu duayı okumak:
اَللّـهُمَّ اِنّي اَسْأَلُكَ يا مَنْ هُوَ اَقْرَبُ اِلَيَّ مِنْ حَبْلِ الْوَريدِ، يا مَنْ يَحوُلُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ، يا مَنْ هُوَ بِالْمَنْظَرِ الأَعْلى وَبِالأُفُقِ الْمُبينِ، يا مَنْ هُوَ الرَّحْمنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوى، يا مَنْ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّميعُ الْبَصيرُ، اَسْأَلُكَ اَنْ تُصَلِّيَ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ.
"Allah'ım! Ey bana şah damarımdan daha yakın olan, ey insanla kalbi arasında mesafe düşüren, ey en yüce yerde ve apaçık ufukta olan, ey arşa istiva eden Rahman, ey hiçbir şey kendisi gibi olmayan duyan ve gören -Allah-! Muhammed ve Muhammed'in Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle."
Sonra hacetler istenir. Yine İmam Cafer-i Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: Hz. Muhammed ve onun Ehl-i Beyt'ini hoşnut etmek isteyen, onların hakkında şu şekilde salavat göndersin:
اَللّـهُمَّ يا اَجْوَدَ مَنْ اَعْطى، وَيا خَيْرَ مَنْ سُئِلَ، وَيا اَرْحَمَ مَنِ اسْتُرْحِمَ.
اَللّـهُمَّ صَلِّ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِهِ فِي الأَوَّلينَ، وَصَلِّ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِهِ فِي الآخِرينَ، وَصَلِّ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِهِ فِي الْمَلاَءِ الأَعْلى، وَصَلِّ عَلى مُحَمَّدٍ وَآلِهِ فِي الْمُرْسَلينَ.
اَللّـهُمَّ اَعْطِ مُحَمَّداً وَآلَهِ الْوَسيلَةَ وَالْفَضيلَةَ وَالشَّرَفَ وَالرَّفْعَةَ وَالدَّرَجَةَ الْكَبيرَةَ.
اَللّـهُمَّ اِنّي آمَنْتُ بِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَلَمْ اَرَهُ فَلا تَحْرِمْني فِي الْقِيامَةِ رُؤْيَتَهُ، وَارْزُقْنى صُحْبَتَهُ وَتَوَفَّنى عَلى مِلَّتِهِ، وَاسْقِنى مِنْ حَوْضِهِ مَشْرَباً رَوِيّاً سائِغاً هَنيئاً لا اَظْمَأُ بَعْدَهُ اَبَداً اِنَّكَ عَلى كُلِّ شَيْء قَديرٌ.
اَللّـهُمَّ اِنّي آمَنْتُ بِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَلَمْ اَرَهُ فَعَرِّفْني فِي الْجِنانِ وَجْهَهُ.
اَللّـهُمَّ بَلِّغْ مُحَمَّداً صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ مِنّي تَحِيَّةً كَثيرَةً وَسَلاماً.
Allah'ım! Ey bağışta bulunanların en cömerdi, ey dilekte bulunu-lanların en hayırlısı ve ey merhamet dilenilenlerin en merhametlisi.
Allah'ım! Öncekiler arasında Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salat eyle, sonrakiler arasında Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salat eyle; en yüce makamlarda Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salat eyle, peygamberler arasında Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salat eyle.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine vesile, fazilet, şeref, yücelik ve büyük bir derece ver.
Allah'ım! Ben Hz. Muhammed'i görmediğim halde ona iman ettim. Kıyamet gününde onu görmeği ve onunla sohbet arkadaşı olmayı bana nasip et. Beni onun dini üzerine öldür ve bir daha asla susamamak üzere onun havuzundan bana içir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin.
Allah'ım! Ben Hz. Muhammed'i -Allah'ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt'ine olsun- görmediğim halde ona iman ettim. Onun yüzünü cennette bana tanıt.
Allah'ım! Hz. Muhammed'e -Allah'ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beytine olsun- benden çokça salat ve selam ulaştır."
Sonra Receb ayında kaydettiğimiz Ümm-ü Davud duasını oku; peşinden sayılmayacak kadar çok sevabı olan ve kısaca değinmek istediğimiz için burada ayrıntılı olarak sevabına yer vermediğimiz şu tesbih zikirleri söyle:
سُبْحانَ اللهَ قَبْلَ كُلِّ اَحَدٍ، وَسُبْحانَ اللهِ بَعْدَ كُلِّ اَحَدٍ، وَسُبْحانَ اللهَ مَعَ كُلِّ اَحَدٍ، وَسُبْحانَ اللهَ يَبْقى رَبُّنا ويَفْنى كُلُّ أحَدٍ، وَسُبْحانَ اللهِ تَسْبيحاً يَفْضُلُ تَسْبيحَ الْمُسَبِّحينَ فَضْلاً كَثيراً قَبْلَ كُلِّ اَحَدٍ، وَسُبْحانَ اللهِ تَسْبيحاً يَفْضُلُ تَسْبيحَ الْمُسَبِّحينَ فَضْلاً كَثيراً بَعْدَ كُلِّ اَحَدٍ، وَسُبْحانَ اللهِ تَسْبيحاً يَفْضُلُ تَسْبيحَ الْمُسَبِّحينَ فَضْلاً كَثيراً مَعَ كُلِّ اَحَدٍ، وَسُبْحانَ اللهِ تَسْبيحاً يَفْضُلُ تَسْبيحَ الْمُسَبِّحينَ فَضْلاً كَثيراً لِرَبِّنَا الْباقي وَيَفْنى كُلُّ اَحَدٍ، وَسُبْحانَ اللهِ تَسْبيحاً لايُحْصى وَلا يُدْرى وَلا يُنْسى وَلا يَبْلى وَلا يَفْنى وَلَيْسَ لَهُ مُنْتَهى، وَسُبْحانَ اللهِ تَسْبيحاً يَدوُمُ بِدَوامِهِ وَيَبْقى بِبَقائِهِ في سِنِيِّ الْعالَمينَ وَشُهوُرِ الدُّهوُرِ وَاَيّامِ الدُّنْيا وَساعاتِ اللَّيْلِ وَالنَّهارِ، وَسُبْحانَ اللهِ اَبَدَ الأَبَدِ وَمَعَ الأَبَدِ مِمّا لا يُحْصيهِ الْعَدَدُ وَلا يُفْنيهِ الأَمَدُ وَلا يَقْطَعُهُ الأَبَدُ، وَتَبارَكَ اللهُ اَحْسَنُ الْخالِقينَ .
"Münezzehtir herkesten önce olan Allah, münezzehtir herkesten sonra olan Allah, münezzehtir herkesle birlikte olan Allah; münezzehtir Allah, Rabbimiz bâki kalacak ve -O'ndan başka- herkes fani olacaktır; münezzehtir Allah, tesbih edenlerin tesbihinden çok daha üstün olan bir tesbihle herkesten önce; münezzehtir Allah, tesbih edenlerin tesbihinden çok daha üstün olan bir tesbihle herkesten sonra; münezzehtir Allah, tesbih edenlerin tesbihinden çok daha üstün olan bir tesbihle herkesle birlikte; münezzehtir Allah, tesbih edenlerin, bâki olan ve Ondan başka herkesin fani olacağı Rabbimiz için ettikleri tesbihinden çok daha üstün olan bir tesbihle; münezzehtir Allah, sayılmayan ve sayısı bilinmeyen, unutulmayan, eskimeyen, fani olmayan, sonu ve nihayeti bulunmayan bir tesbihle. Münezzehtir Allah, alemdekilerin yılları, zamanın ayları, dünya-nın saatleri, gece ve gündüzün saatleriyle kendisi devam ettikçe devam eden, bâki kaldıkça bâki kalacak bir tesbihle; münezzehtir sürekli ebedi olan, sürekliliği sayıyla sayılmayan, zamanın geçmesi sürekliliğini yok etmeyen ve ebediyetliğini kesmeyen Allah. En üstün yaratıcı olan Allah yücedir."
Sona şöyle de:
وَالْحَمْدُ للهِ قَبْلَ كُلِّ اَحَد وَالْحَمْدُ للهِ بَعْدَ كُلِّ اَحَد…
"Hamd Allah'a mahsustur herkesten önce, hamd Allah'a mahsustur herkesten sonra…"
Bu dua sonuna kadar okunur. Fakat "subhanallah" yerine "el-hamdulillah" denir ve "Ahsenu'l-halikin"e ulaşınca "la ilahe illel-lah-u kabl-e kulli ahad" söylenir ve sonuna kadar duayı böyle oku-nur; yani "subhanellah" yerine, "la ilahe illellah" ve sonra da "Vel-lah-u ekber-u kabl-e kulli ahed" söyle ve duanın sonuna kadar böy-lece "subhanellah" yerine, "ellah-u ekber" söyle. Bunun da peşin-den Cuma gecesinin amellerinde kaydettiğimiz "Allahumme men teabbee ve teheyyee" duasını oku ve sonra Şeyh Tusî'nin "Misbahu'l-Müteheccid" adlı kitabında kaydettiği "Allahumme entellah-u rab-bu'l-alemin" duasını oku.
Bu dua Arafat vakfesinde okunduğu için ve ayrıca çok uzun olması sebebiyle burada kaydetmedik.
Yine bugünde kalp huzuru, huzu ve huşu içerisinde İmam'ın "Sahife-i Seccadiye"deki dünya ve ahret hacetlerini içeren 47. duasını oku.
Arafe Duası
Bugünde okunan meşhur dualardan biri de Seyyid-i Şuheda İmam Hüseyin'in (a.s) duasıdır. Galib Esedî'nin Bişr ve Beşir adındaki iki oğlu şöyle rivayet etmişlerdir: Arefe günü -Arafat'ta- İmam Hüseyin'in (a.s) huzurundaydıdık; İmam (a.s), beraberinde ailesi, çocukları ve takipçilerinden bir grup olduğu halde gayet huşu ve vakar içerisinde çadırından dışarı çıkıp Arafat dağının sol tarafında durarak yüzünü Ka'be'ye çevirdi ve yiyecek isteyen bir sail gibi ellerini yüzünün hiza-sına kaldırarak şu duayı okumaya başladı:
اَلْحَمْدُ للهِ الَّذي لَيْسَ لِقَضائِهِ دافِعٌ، وَلا لِعَطائِهِ مانِعٌ، وَلا كَصُنْعِهِ صُنْعُ صانِع، وَهُوَ الْجَوادُ الْواسِعُ، فَطَرَ اَجْناسَ الْبَدائِعِ، واَتْقَنَ بِحِكْمَتِهِ الصَّنائِعَ، لا تَخْفى عَلَيْهِ الطَّلائِعُ، وَلا تَضيعُ عِنْدَهُ الْوَدائِعُ، جازي كُلِّ صانِع، وَرائِشُ كُلِّ قانعٍ، وَراحِمُ كُلِّ ضارِعٍ، وَمُنْزِلُ الْمَنافِعِ وَالْكِتابِ الْجامِعِ، بِالنُّورِ السّاطِعِ، وَهُوَ لِلدَّعَواتِ سامِعٌ، وَلِلْكُرُباتِ دافِعٌ، وَلِلدَّرَجاتِ رافِعٌ، وَلِلْجَبابِرَةِ قامِعٌ، فَلا اِلـٰهَ غَيْرُهُ، وَلا شَيءَ يَعْدِلُهُ، وَلَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيءٌ، وَهُوَ السَّميعُ الْبَصيرُ، اللَّطيفُ الْخَبيرُ، وَهُوَ عَلى كُلِّ شَيءٍ قَديرٌ.
اَللّهُمَّ اِنّي اَرْغَبُ إِلَيْكَ، وَاَشْهَدُ بِالرُّبُوبِيَّةِ لَكَ، مُقِرّاً بِاَنَّكَ رَبّي، اِلَيْكَ مَرَدّي، اِبْتَدَأتَني بِنِعْمَتِكَ قَبْلَ اَنْ اَكُونَ شَيْئاً مَذكوراً، وَخَلَقْتَني مِنَ التُّرابِ، ثُمَّ اَسْكَنْتَنِي الاَْصْلابَ، آمِناً لِرَيْبِ الْمَنُونِ، وَاخْتِلافِ الدُّهُورِ والسِّنينَ.
"Hamd Allah'a mahsustur; öyle bir zattır ki O'nun hükmünü geri çeviren, verdiğini engelleyen olmaz. Hiçbir zanaatçının yaptığı O'nun yaptığı şey gibi değildir. O, büyük cömerttir. Her çeşit mahluk yaratarak hikmetiyle yarattıklarını sağlam kıldı. Hiçbir sır O'na gizli kalmaz. Onun katında emanetler (ameller) asla zayi olmaz. Herkesi yaptığına karşılık mükafatlandıran; kanat edenin işini düzene koyandır; kendisine yakarana merhamet eden, -kullarına- yararlı şeyleri ve kapsamlı Kitab'ı (Kur'an'ı) yayılan nuruyla indirendir. Duaları duyan (kabul eden), kederleri gideren, dereceleri yükselten ve zorbaların kökünü kazıyandır. O'ndan başka ilâh yoktur. Hiçbir şey O'na denk olamaz. Eşi ve benzeri yoktur. İşitendir, görendir, latif ve habirdir (hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve her şeyin inceli-ğinden haberdardır, agâhtır).
Allah'ım! Ben sana yöneliyorum; rabbaniyetine şehadet ediyor ve ikrar ediyorum ki, Rabb'im sensin, dönüşüm sanadır; ben anılacak bir şey değilken kendi nimetinle beni var ettin. Beni topraktan yarattın; sonra beni sulplere yerleştirdin. Beni -var olmamı engelleyebilecek- her türlü vakıa, dönemlerin ve yılların değişimi ve olaylarından korudun.
فَلَمْ اَزَلْ ظاعِناً مِنْ صُلْبٍ اِلى رَحِمٍ، فى تَقادُمٍ مِنَ الأَيّامِ الْماضِيَةِ، وَالْقُرُونِ الْخالِيَةِ، لَمْ تُخْرِجْني لِرَأفَتِكَ بي، وَلُطْفِكَ لي، وَاِحْسانِكَ اِلَيَّ، فى دَوْلَةِ اَئِمَّةِ الْكُفْرِ الَّذينَ نَقَضُوا عَهْدَكَ، وَكَذَّبُوا رُسُلَكَ، لكِنَّكَ اَخْرَجْتَني للَّذي سَبَقَ لي مِنَ الْهُدى، الَّذي لَهُ يَسَّرْتَني، وَفيهِ اَنْشَأْتَني، وَمِنْ قَبْلِ ذلك رَؤُفْتَ بي بِجَميلِ صُنْعِكَ، وَسَوابِغِ نِعَمِكَ، فابْتَدَعْتَ خَلْقي مِنْ مَنِيّ يُمْنى، وَاَسْكَنْتَني فى ظُلُمات ثَلاث، بَيْنَ لَحْمٍ وَدَمٍ وَجِلْدٍ، لَمْ تُشْهِدْني خَلْقي، وَلَمْ تَجْعَلْ اِلَيَّ شَيْئاً مِنْ اَمْري، ثُمَّ اَخْرَجْتَني لِلَّذي سَبَقَ لي مِنَ الْهُدى اِلَى الدُّنْيا تامّاً سَوِيّاً، وَحَفِظْتَني فِي الْمَهْدِ طِفْلاً صَبِيّاً، وَرَزَقْتَنى مِنَ الْغِذاءِ لَبَناً مَرِيّاً، وَعَطَفْتَ عَلَيَّ قُلُوبَ الْحَواضِنِ، وَكَفَّلْتَنِي الاُمَّهاتِ الرَّواحِمَ، وَكَلأتَنى مِنْ طَوارِقِ الْجانِّ، وَسَلَّمْتَني مِنَ الزِّيادَةِ وَالنُّقْصانِ.
Böylece asırlar boyu beni baba sulbünden anne rahmine aktardın. Şefkat, lütuf ve ihsanınla beni, senin ahdini bozan ve peygamberlerini yalanlayan küfür ve dalalet önderlerinin saltanat sürdükleri bir zamanda dünyaya getirmedin. Sen beni, senden şefkat ve bana da lütuf olsun diye, hidayette benden öne geçenlerin (Hz. Muhammed'in -s.a.a-) zamanında dünyaya getirdin, hidayetini bana kolaylaştırdın ve bu hidayetle beni yoğurdun. Bundan önce de, güzel yaratılışın ve bol nimetlerinle bana şefkat gösterdin. Beni -ikinci merhalede- nütfeden yarattın. Et, kan ve deriden ibaret olan üç zulmet arasına yerleştirdin. Yaratılışımı bana göstermedin ve bu hususta bana hiçbir şey bırak-madın. Sonra beni, önceden gerçekleştirdiğin hidayet için tam ve mükemmel bir yaratılışla dünyaya getirdin. Beşikte küçük bir çocuk iken beni her türlü tehlikeden korudun. Beni, en temiz gıda maddesi olan anne sütüyle rızıklandırdın. Koruyucuların kalplerini bana şefkatli kıldın. Şefkatli anneleri beni korumakla görevlendirdin, her türlü tehlike ve cinlerin nüfuzundan beni muhafaza ettin. Beni kusur ve noksanlıktan salim kıldın.
فَتَعالَيْتَ يا رَحيمُ يا رَحْمنُ، حتّى اِذَا اسْتَهْلَلْتُ ناطِقاً بِالْكَلامِ، اَتْمَمْتَ عَلَيَّ سَوابِغَ الإنْعامِ، وَرَبَّيْتَنى زايِداً في كُلِّ عامٍ، حَتّى إذَا اكْتَمَلَتْ فِطْرَتى، وَاعْتَدَلَتْ مِرَّتي، اَوْجَبْتَ عَلَيَّ حُجَتَّكَ، بِاَنْ اَلْهَمْتَني مَعْرِفَتَكَ، وَرَوَّعْتَني بِعَجايِبِ حِكْمَتِكَ، وَاَيْقَظْتَني لِما ذَرَأتَ في سَمائِكَ وَاَرْضِكَ مِنْ بَدائِعِ خَلْقِكَ، وَنَبَّهْتَني لِشُكْرِكَ، وَذِكْرِكَ، وَاَوجَبْتَ عَلَيَّ طاعَتَكَ وَعِبادَتَكَ، وَفَهَّمْتَني ما جاءَتْ بِهِ رُسُلُكَ، وَيَسَّرْتَ لي تَقَبُّلَ مَرْضاتِكَ، وَمَنَنْتَ عَلَيَّ في جَميعِ ذلِكَ بِعَونِكَ وَلُطْفِكَ، ثُمَّ اِذْ خَلَقْتَني مِنْ خَيْرِ الثَّرى، لَمْ تَرْضَ لي يا اِلهٰي نِعْمَةً دُونَ اُخرى، وَرَزَقْتَني مِنْ اَنواعِ الْمَعاشِ، وَصُنُوفِ الرِّياشِ بِمَنِّكَ الْعَظيمِ الأَعْظَمِ عَلَيَّ، وَاِحْسانِكَ الْقَديمِ اِليَّ، حَتّى اِذا اَتْمَمْتَ عَلَيَّ جَميعَ النِّعَمِ، وَصَرَفْتَ عَنّي كُلَّ النِّقَمِ، لَمْ يَمْنَعْكَ جَهْلي وَجُرْأَتي عَلَيْكَ اَنْ دَلَلْتَني اِلى ما يُقَرِّبُني اِلَيْكَ، وَوفَّقْتَني لِما يُزْلِفُني لَدَيْكَ، فَاِنْ دَعْوَتُكَ اَجَبْتَني، وَاِنْ سَأَلْتُكَ اَعْطَيْتَني، وَاِنْ اَطَعْتُكَ شَكَرْتَني، وَاِنْ شَكَرْتُكَ زِدْتَني، كُلُّ ذلِكَ اِكْمالٌ لاَِنْعُمِكَ عَلَيَّ، وَاِحْسانِكَ اِلَيَّ، فَسُبْحانَكَ سُبْحانَكَ، مِنْ مُبْدِيءٍ مُعيدٍ، حَميدٍ مجيدٍ، تَقَدَّسَتْ اَسْماؤُكَ، وَعَظُمَتْ آلاؤُكَ.
Şanın yücedir ey Rahim ve Rahman; konuşmaya başladığımda bana bol nimetlerini tamamladın, her geçen yıl beni daha fazla eğittin; yaratılışım kemale ulaşıp aklım mutedil olunca, hüccetini bana farz kıldın; şöyle ki seni tanımayı kalbime ilham ettin ve beni kendinin ilginç hikmetlerine hayran bıraktın. Gökte ve yerde yarattığın varlıklar hakkında beni şuurlandırdın, bilinçlendirdin. Bana, şükrünü ve zikrini yerine getirmeği tembih ettin; sana itaat ve ibadet etmeği üzerime farz kıldın. Bana peygamberlerinin vasıtasıyla gönderdiğin hakikatleri anlama gücü verdin. Rıza ve teslim makamını kabullenmeyi (bu makama ulaşmayı) bana kolaylaştırdın. Bu hususlarda, bana yardım edip lütufta bulunarak üzerime minnet bıraktın. Sonra beni en üstün topraktan yaratınca, benim için sadece bir çeşit nimete razı olmadın; en yüce lütufla ve sonsuz ihsanınla çeşitli geçim vesileleri, nimet ve yiyeceklerle beni rızıklandırdın. Bana tüm nimetlerini tamam-layıp benden bütün belaları uzaklaştırdığında yine de cehaletim ve sana karşı cüretim, beni sana yaklaştıracak vesileyi bana göstermene ve beni, katına yaklaştıracak şeye muvaffak etmene engel olmadı. Seni çağırdığımda bana icabet ettin, hacet istediğimde hacetimi verdin, sana itaat ettiğimde beni mükafatlandırdın, şükrettiğimde bana nimetini artır-dın. Bütün bunların nedeni bana nimetini tamamlayıp lütufta bulunman-dır. Sen her türlü kusur ve noksanlıktan münezzehsin, münez






