259 sonuçtan 193-216 arası gösteriliyorEn yeniye göre sıralandı
Şîa ve İmâmet
Şîa (İmâmiyye) mektebi, târih boyunca, pek çok konuda çirkin iftirâlarla karşılaşmıştır. Şîa’nın bu türden iftira ve karalamalara maruz kaldığı konuların başında, kuşkusuz “imâmet” mevzuu gelir.
Şîa’nın, “imâmet” mevzuunu “inanç esasları” arasında ele alıyor olmasından hareketle; Şîa’nın “kendileri gibi düşünmeyen bütün Müslümanları tekfir ettiği” sonucu çıkarılmış ve bu “hayâlî” çıkarım Şîa’ya mal edilmiştir.
Elinizdeki kitap, hâssaten bu konuyu irdeleyen, sahasında ilk mütevâzı çalışmadır. Kitap, Şîa’nın imâmete inanmayan İslâmî kesimleri de “Müslüman” olarak gördüğünü; hadislerle ve ünlü Şiî âlimlerin beyanlarıyla gözler önüne sermektedir.
Bu arada, akla takılabilecek kimi soruların cevaplarını da bulabileceğiniz kitapta, Şîa açısından; “Yahûdî ve Hıristiyanların uhrevî durumları” da ele alınmaktadır.
Bazı Ana Başlıklar:
İmamiyye Şîası’nda İman Ve Küfür Kavramları
İmamiyye Şîası’nda İnsanların İnanç Bakımından Tasnifi
İtikâdî “Müstaz’af” Ne Demektir?
İmâmiyye Şîası, İmâmete İnanmayan Herkesi Tekfir Etmez
İmâmete İnanmayanlar Hakkında Şîa Âlimlerinin Görüşü
Akla Takılabilecek Bazı Sorular
İmâmiyye Şîası, Yahûdî Ve Hıristiyanlar Hakkında Ne Düşünüyor?
313 Derste Dinî Bilgiler
Dinin kemâli, ilim talep etmek ve onunla amel etmektir. Hz. Ali’nin (a.s) buyurduğu üzere ilim öğrenmeye gayret edenler Allah yolunda cihat edenler gibidir.
Şüphesiz Hz. Muhammed’i (s.a.a) ve onun getirdiği şeriatı tanımanın en iyi yolu, ilim öğrenip cehaleti alt etmekten geçer. İşte bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.a) savaşa giderken okuryazar kimselerden şehirde kalıp diğerlerine ilim öğretmelerini isterdi. Yine okuryazar savaş esirlerinin, Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında salıverileceğini buyururdu.
Hz. Peygamber’in (s.a.a) gayesi, ilim vasıtasıyla insanı Kur’ân’ın, peygamberlerin ve âkil insanların lanetine maruz kılan cehaletin karanlığını ve iğrenç tortularını ortadan kaldırıp ideal bir ümmet oluşturmak, herkesin ilimden yararlanmasını sağlamak ve böylece kemal ve olgunluk bahçesinde sefa sürmeleri için ortam hazırlamaktı. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.a) “İnsanların değeri ve kemâli, ilmi miktarıncadır.” buyurmuştur.
Bu hakir Allah kulu bendeniz, her ne kadar ilmin serin pınarlarından kana kana içmediysem de ilim pınarlarını kendilerine yönlendiren seçkin insanların asude hayat sürdüklerine, cehalete meydan okuduklarına, güvenle yere bastıklarına, bütün zorlukları ilim ile aşıp ferahlığa ulaştıklarına şahit oldum.
Dolayısıyla her Müslümanın ilahî hükümleri öğrenmesi ve onlarla amel etmesi zorunludur. Zira eyleme dönüşmeyen ilim, seraba benzer. Akıl sahipleri seraba değil, hakikate yönelirler.
Namazın Hikmeti
Nefsin tezkiyesinde, kötülük ve fenalıklardan uzak kalınmasında ve kemal derecesine ulaşmada şuurlu olarak kılınan namazın çok önemli bir yeri vardır.
Bu kitabın yukarıdaki hususu anlatma açısından paha biçilmez bir eser olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim kitabı okuduktan sonra namazın ehemmiyeti, toplumsal ve siyasal boyutlarını idrak edebileceğinizden şüpheniz olmasın!
İnsan-ı Kamil
Bu kitapta insan-ı kamil nasıl olunduğunu ve kimlerin insan-ı kamil olduğu gerçeklerini keşfedeceksiniz. Bu eserde şehit Mutahhari’nin mükemmel insan örneklerinden oluşan bir tablosu var adeta.
Muhtelif ekoller ve farklı dünya görüşleri bu muhteşem tablonun renklerini oluşturmaktadır. Bu farklı dünya görüşlerinin tanımladığı “kemal”, “insan”, “kamil ve mükemmel” kavramlar ise tabloda kullanılan bütün malzemelerdir.
İçindekiler:
İnsanın ruhsal kusurları.
İnsan olabilme sorun ve sorumlulukları.
İnsanın halka karşı sorun ve derdi.
İnsanda Allah’ı arama sorunu ve derdi.
Akıl ekolü üzerine inceleme ve eleştiri.
Ayrıntılarıyla irfan ekolü
İnsan- tabiat ilişkisi.
Batıda insani duygular.
Egzistansiyalizm teorisinin özeti.
Evlilik ve Cinsel Sorunlar
Bu kitapta İslam’ın evliliğe verdiği önem ve insanın cinsellik sorununu nasıl halletmeyi öngördüğü, ayet ve hadisler ışığında anlatılmaya çalışılmıştır. Çarpık ilişkiler insanı bireysel ve sosyal yaşamında, dünyevi ve uhrevi hayatında nasıl bir yozlaşmaya ve felakete sürüklediğini vurgulanarak bu alanda İslam’ın beşeri ideolojilerle mukayese dahi edilmeyecek metin görüşleri anlatılmaya ve aktarılmaya çalışılmıştır.
Esma-i Hüsnâ
Kur’an ve İrfan Açısından Esma-i Hüsna:
Varlık âleminde görülen her kemal, mutlak kemalden kaynaklanmıştır ve gerçekte her varlık, sahip olduğu kemal oranında o mutlak hakikati gösterir. Zira her varlık O’nun cilve ve tecellisidir ve her tecelli bir şekilde O’nu yansıtır. Bir başka tabirle şöyle diyebiliriz: Bir bakıma bütün varlıklar yüce Allah’ın güzel isimleridir. Zira bütün varlıklar, mukaddes Hakkın zatının kemallerinden bir kemal taşımaktadır. Aynı zamanda mümkinü’l-vücud olduklarından dolayı bir takım eksiklikleri ve noksanlıkları da vardır. Yüce Allah’ın isimleri, bir yandan bütün kemallere sahip olduklarından ve öte yandan da eksiklik ve noksanlığın her türünden münezzeh olduğundan dolayı esmâ-i hüsnadır (en güzel isimlerdir) ve hatta güzel isimler sadece yüce Allah’ın zatına münhasırdır.
Meşhur olan görüşe göre Yüce Allah’ın özel ismi Allah lafz-ı celali dışında Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’a yüz otuz iki isim nispet edilmiştir. Bu isimlerden her biri vasfî bir anlama sahiptir ve her biri, bir şekilde Allah’ı tanıtır. Biz burada bu isimleri alfabetik sıralamaya göre ele alacağız.
Duanın Anlamı
Dua çağrı demektir. Çağrılan Allah”tır. Yardıma, imdata çağrılır. Çağıran; Allah”ın Yarattığı ve yaratıcısına başvurma bilinci verdiği insandır. – Allah; yegâne mutlak varlıktır. Varlığını inkâr etmeye imkân yoktur. Varlğı; var olmak için başkasına ihtiyacı olmayan yegâne varlıktır. İnsan kendi varlığını inkar edemez. Böyle olunca Varlığı, dolayısı ile Allah”ı inkâr edemez. – Allah mutlak, sonsuz ve sınırsız nûr, sonsuz ve sınırsız iyidir. (Kitabın İçinden)
Hidayet Önderleri c.2
Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vâsileri, ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır.
Ehl-i Beyt, Peygamberimizin (s.a.a) Allah’ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir.
“Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ile benim Ehl-i Beyt’imdir. Bunlar Havuz’da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır.”
Ehl-i Beyt’in hayat çizgisi, Hz Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm’ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözler önüne serer.
Bu hususta Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı’nın, Şia’nın düşünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazırlattığı “Hidayet Önderleri” unvanıyla 14 ciltten oluşan ve konusunda kaynak olan dev çalışması şayan-ı teveccühtür.
Ehl-i Beyt hareketi hakkında bu inceleme, elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vâsilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî (a.s) ile son buluyor.
Elinizdeki bu kitapta, Ehl-i Beyt İmamları’nın birincisi ve hidayet önderlerinin ikincisi olan İmam Ali’nin (a.s) hayatı incelenmiştir.
Ben Bir Aleviyim
Bu kitabı yazarken bir takım hatalarımın olacağını düşünerek, önce Allah’ın affına, sonra da okuyucularımızın hoşgörüsüne sığınıyor, böylelikle Âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın emirlerinden bir kısmını yerine getirmiş olmayı ümit ediyorum.
Kitabımızda, Kur’ân’ın en büyük mucize olduğu vurgulanmıştır. Bu söz sadece benim sözüm değildir. 1400 yıldır “Ben Müslümanım” deyip Kur’ân üzerine araştırma yapan onca insanın hemen hepsinin aynı şeyi dediklerini görmekteyiz.
Bilimsel açıdan baktığımızda; ister Müslüman olsun isterse gayrimüslim, ilim adamları bu güne kadar Kur’ân’ın sırlarının tümünü çözememiş, Kur’ân üzerinde aklî ve ilmî açıdan araştırma yapanlar ister istemez “Kur’ân en büyük mucizedir” demişlerdir ve öyle görülüyor ki, dünya durdukça da bu durum böyle devam edecektir. Bazı Kur’ân üzerinde çalışma yapan ilim adamları demişlerdir ki: Kur’ân tıpkı bir sofra gibidir. Nasıl bir adam sofradan ancak midesinin alacağı kadar alıp yiyebiliyorsa, insan da Kur’ân’dan ancak kendi bilgi kapasitesince faydalanabilir. İşte bu açıdan bakıldığında; ben de Kur’ân üzerinde kendi kapasitemce yaptığım araştırmayı değerli okuyucularıma anlatmaya çalıştım. Kur’ân hakkında araştırma yapmak ve onu insanlara taşımak çok önemli ve ağır bir görevdir. Ben bunun sorumluluğunu üzerime almış değilim. Ancak mensubu bulunduğum biz Anadolu Alevîlerine Kur’ân hakkında çok yanlış bilgilerin verildiğini anladığım için, kendimi bu konuda vicdanen sorumlu hissettim. On sene gibi bir zaman zarfında, gerek Kur’ân üzerine ve gerekse bu konuda yazılan çeşitli eserler üzerine hiç durmadan çalıştım, Ehlibeyt’in Kur’ân’la ilişkisi hakkında kendi çapımda eserler okuyup âlimlerden bilgiler edindim. İşte bütün bunların neticesinde, Anadolu’da, Çorum’da Alevî bir anne babadan dünyaya gelen bir insan olarak, Kur’ân’ın en büyük mucize olduğunu ilmî olarak araştırdım ve bunun doğruluğuna kalben de inanarak bu eseri yazdım. Bu konuda, az da olsa, Allah rızası için insanlığa faydalı olabildiysem ne mutlu bana.
Allah’ın lutfü ve keremiyle kitabımızı dört bölüme ayırdık:
Birinci bölümde; Kur’ân’ın en büyük mucize oluşu çerçevesinde; “Besmele”nin 19 harfinin Kur’ân üzerinde bir mühür oluşunun aklî ve ilmî örneklerini vermeye çalıştık.
İkinci bölümde; Allah’ın lütfuyla, sevgili Peygamberimizin Ehlibeyti olan 12 İmamlarımızın nesilden nesile 300 küsur sene boyunca Kur’ân-ı Azimü’ş-Şan’ı korumayla memur olduklarını anlatmaya gayret ettik.
Üçüncü bölümde; halifeliğin nasıl başladığını, kimin daha üstün olduğunu, hakkın kime geçtiğini anlatmaya çalıştık.
Dördüncü bölümde ise yararlı olacağı düşüncesiyle Alemdar Gazetesi’nin benimle yaptığı bir mülakatı kitabın sonuna ekledim ve okuyucularımızın bu kitabı zevkle okuması için elimizden gelen gayreti gösterdim; bunu yaparken her zaman hakkı ve hakikati üstün tutmaya çalıştım. Şimdiden faydalı ve mübarek olması dileği ile.
Şunu anladım ki; Allah’a taraf olmadan, Peygamber’e (s.a.a) taraf olmadan, Kur’an-ı Kerim’i kabul etmeden İmam Ali (a.s) ve 12 İmam’a taraf olmak mümkün değildir.
Gözde Yetim
Ayetullah Hameneî “Nur Diyârı” adıyla hazırlanan radyo programının çalışma ekibiyle buluşmasında, program yapımcısına birçok iltifatta bulunarak şöyle demiştir: “Bu çalışma yirmi yıl uzarsa, sizin de yaptığınız iş sadece bu olsa, yine de çalışmaya değer!”
Başta Peygamberlere ve Masum İmamlara (a.s) dair Kur’ân Kıssaları Edebiyat Festivali olmak üzere İran’ın saygın edebiyat festivallerinde çeşitli ödüllere değer görülen yazar, kitabının bu denli ilgi görmesinin nedenini, “Kanaatimce kitaba gösterilen ilginin nedeni yazarının kabiliyeti değildir; aslında bizzat eserin sahibi, yani Hz. Peygamber (s.a.a) kitabın ilgi görmesine sebep olmuştur” sözleriyle açıklar.
Kur’ân ve Hadisler Işığında Hz. Fatıma (s.a)
Büyük alim şöyle diyor kitabıyla ilgili:
“…Ben bu kitabı, kendime sorulan şu sorunun cevap olarak yazdım: “İslam Peygamberinin kızı Hz. Fatıma’nın (s.a) İslam ümmeti içinde özel fazilet ve üstünlüğü var mıdır? Varsa Şia ve Ehlisünnet’in ittifak ettikleri deliller mevcut mudur?
Bu büyük İslam kadını Hz. Fatıma’nın (s.a) şahsiyeti ve üstün faziletini ispat için insanlığa kılavuz olan kitapların en yücesi Kur’an-ı Kerim ve Müslümanlarca ittifaken kabul edilmiş peygamberin hadislerini ele alacağız. Bu hususta hiçbir şek ve şüpheye yer kalmayacaktır. Biz bu işi iki bölümde sunmaya çalıştık. Birinci bölümde Kur’an-ı Kerim’de yer alan ayetler; ikinci bölümde ise, özellikle bütün İslam aleminin ittifak ettikleri hadisler üzerinde duracağız.”
Peygamberimizin Ahlakından Esintiler
“Şüphesiz, sen yüce bir ahlâka sahipsin.” (Kalem Sûresi / 4)
Kur’an-ı Kerim, açık bir şekilde İslam Peygamberi’ni (s.a.a), bütün asırlarda alemdeki varlıkların en kamil örneği ve Müslümanlar için en güzel örnek olarak tanıtmıştır. Ne mutlu ki Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) değerli yaşamı ve hadisler hazinesi, onun hayatının en detaylı konularını bile gözler önüne sermiştir.
Bu kitap da, bu değerli hazineden ilham alarak Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) hayat ve yöntemi hususunda kısa ve hızlı bir seyirde bulunmuştur.
Ya Zillet Ya Hürriyet
İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdu ki:
“Her kim İmam Hüseyin (a.s) hakkında şiir okur, ağlar ve başkalarını da ağlatırsa, Allah Teâla bundan dolayı cenneti ona hak kılar ve onu bağışlar.”
Bu kitapta, İmam’ın bu hadisi düstur edinilmiş, Kerbela Olayı günümüz Türkçesi ile yalın ve akıcı bir üslupla anlatılmıştır.
Kur’ân İlimleri
Kur’ân İlimleri veya Kur’ânî İlimler tabiri; Kur’ân’ın tanınması ve muhtelif yönlerinin bilinmesine yardımcı olan ilimler için kullanılan bir kavramdır. Kur’ânî ilimler ile Kur’ânî maarif arasındaki fark şudur: Kur’ânî ilimler, Kur’ân dışındaki ve Kur’ân’ın anlaşılmasına yardımcı olan ilimlerdir ve Kur’ân’ın muhtevası ve tefsiriyle doğrudan ilişkisi yoktur. Kur’ânî maarif veya bilgiler ise, Kur’ân’ın içeriği ve tefsiriyle doğrudan alakalıdır. Başka bir ifadeyle, Kur’ânî ilimler, Kur’ânî maarifin mukaddimesidir.
Kur’ânî İlimler: Kur’ân’ın bilinmesi ve muhtelif yönlerinin anlaşılması için hazırlık mahiyeti taşıyan ilimlerdir. Vahiy, Kur’ân’ın nüzul şekli, nüzulün tertip ve süresi, Kur’ân’ın toplatılması ve çoğaltılması, vahiy kâtipleri, mushafların denkleştirilmesi, kıraatin oluşumu, kıraatler arasındaki ihtilafın kaynağı, Kur’ân’ın tahrif edilmemiş olması ve delil oluşu, nasıh ve mensuh, muhkem ve müteşabih ayetler, Kur’ân’ın mucize oluşu, esbab-ı nüzul ve benzeri konular, Kur’ânî ilimlerin kapsamına girmektedir.
Elinizdeki mevcut kitap altı ciltlik “et-Temhid Fi Ulumi’l-Kur’ân” ile “Siyanetu’l-Kur’ân Mine’t-Tahrif eserlerinin özeti ve yeniden kaleme alınmasından meydana gelmiş bulunmaktadır.
Tuhefu’l-Ukûl An Âli’r-Resûl
Bu eser, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları’nın özellikle insanın manevi kemaliyle ilgili olan sözlerinden bir kısmını içermektedir; Şia mektebinin hicri 4. asırdaki büyük âlimlerinden olan ve Şeyh Saduk ile ayni dönemde yaşayan Hasan b. Şu’be el-Harrani tarafından yazılmıştır.
Sahibu’r-Revzat, onun hakında şöyle diyor: “Hasan b. Hüseyin b. Şu’be el-Harrani (veya el-Halebî) ilimde yüce mertebeye ulaşmış büyük bir şahsiyettir. Onun esersi olan Tuhefu’l-Ukul an Ali’r-Resul kitabı Şia ulemasının itimat etikleri bir eserdir.”
Merhum Allame Meclisi de şöyle diyor: “Tuhafu’l-Ukul’un eski bir nüshasını ele geçirdim. Bu kitaptaki düzen, müellifinin ilmi makamını gösterir. Ve kitabın birçok konuları, senede ihtiyacı olmayan öğütler ve kesin olan temel ilkeler hakkındadır.”
Müellif, Ehlibeyt’in her birinden nakledilen hadisleri ayrı ayrı bölümlerde sırasıyla nakletmişler. Sonuna da kitabın üslubuyla bağdaşan tavsiye ve öğüt niteliğinde dört ek ilave etmişler: Allah’ın (c.c) Hz. Musa (a.s) ile konuşması, Hz. İsa (a.s) ile konuşması, Hz. İsa’nın (a.s) nasihatleri ve (İmam Cafer Sadık’ın -a.s- ashabından olan) Mufazzal ibn Ömer’in tavsiyeleri.
İmam Rıza’dan (a.s) Hadisler
İlahî hidayetten yoksun bilginin, manevî ve ahlakî değerlerden mahrum teknolojinin içinde bulunduğumuz üzücü durumdan başka bir getirisi olmamıştır. Bu yüzden manevî eğilimler düşünce hayatımızdaki yerini almalı ve insanî/ahlakî değerlerin bütün insanlar tarafından içselleştirilmesi sağlanmalıdır. İlahî önderlerin öğretisinden ders alınmalı ve yaşam koşullarının iyileştirilmesinde peygamberlerin ölçütlerinden faydalanılmalıdır. Kaosun ve zulmün hüküm sürdüğü, insan olmanın önemini kaybettiği çağımızda ilahî önderlerin öğretisini yaymak değerli ve kalıcı bir iştir. Böylelikle insanların erdeme yönelmelerinin önü açılır ve insan onuru hak ettiği değeri bulur. Biz bu küçük kitabımızda, bilinçli ve mütefekkir nesillerin temiz insanî hakikatlere aşina olmasını sağlamak amacıyla İmam Ali b. Musa er-Rıza’nın (a.s) hadislerini zikretmek istedik. Umarız bu kitapçıkta yer alan hadisler, düzensiz ve nursuz hayatların yaşandığı günümüz dünyasında gençlere yol gösterici olur.
Aşkın Şehrinde Bir Gezinti
Bu kitap, yuvasız kuşların yuvası, göçmen kuşların vatanını anlatan edebî dilde bir yakarıştır. Kısaca aşktır, gözyaşıdır, feryattır. Allah’tan başkasına kulluktan kurtuluştur. İbrahim’in İsmail’i, Hicaz’ın Hacer’i, Kerbelâ’nın kanıdır. Başı ve sonu yoktur bu kitabın. Her bölümü kendine özgü bir bölüm ve derstir.
Kısacası çıkmaz sokakların çıkışı, ilâçsız dertlerin devasıdır. Aşkı ve aşk oduyla yanan gönlün öyküsünü anlatmaktadır kendine has bir üslûbuyla… Hem de Dostu ve Sırdaşı olan Gece’yle dertleşerek… Çünkü hep gece yaşanır hayatlar, gece yapılır gözyaşı ile tövbeler, ıslatılır seccadeler, kaleme dökülür sırlar. Gece, gizemdir örtüye bürünmüş. Sırlarla dolu… Gece olunca insan, ruhu ile arasındaki dünyevî engellerden mümkün olduğu kadar sıyrılmakta ve yüreğinin sesini dinleyebilmektedir… Ve gecede ya-zılan bir başkadır, tıpkı Gece’ye yazılan bu kitap gibi…
İnsan ve Yakarış
Dua; kimi insanın yanında ihtiyaçlarını gidermek için güçlü birine arzuhal yazmak gibidir.
Kimi insanlar dua denilince bir takım kuru kelimelerden ibaret ezkar ve evradı hatırlarlar.
Bazı insanlar da vardı ki benliğini hiçe sayıp her şeyini sevgiliye feda etme yolunda yalvarış-yakarışı, dua ve münacatı yaşam tarzı ve felsefesi edinirler.
Kimi insanlar, “Tur dağına varınca, ‘Kendini göster’ demeden geç, değmez bu temenna ‘göremezsin’ cevabına” derken, kimileri ise “Tur dağına varınca, ‘Kendini göster’ demeden geçme, sen sevgilinin sesini duy, ister ‘göremezsin’ desin ister ‘görürsün’ desin” derler.
İşte dua ve münacatın doruk noktası budur ve merhum Muhammed Taki Caferi bu küçük ama içerik açısından zengin kitapta duanın doruğunu tefsir etmektedir. Bu derinlik ve doruk ise Kerbela kahramanı, aşk meydanının eri Hz. Hüseyin’in (as) duasında tecelli etmektedir. Hz. Hüseyin’in (as) Kerbela’da ki kahramanlığının yanında aşk sahrasındaki, Arafat çölündeki yakarışının bir bölümünü üstadın eşsiz şerhiyle siz değerli okurlarımıza takdim ediyoruz.
Kızıl Gül Olmayaydı
Gergin gecenin camlarının ardında, iki atı yaylıya bağlamışlardı; biri beyaz, öbürü siyah. Atların ağzından çıkan buğu, bir gri bulut gibi, koyu mavi atmosferde yok oluyordu.
Atlar yorgundu. Sık ve kesik soluyorlardı. Belli ki, uzun bir yol kat etmişlerdi…
Nereden gelmişti? Onu ne zamandan beri buraya getirmişlerdi?! Sesi, bir haftadan beridir, yaşlı kadınların sesleriyle dolu mekânda, huzurevinde, yankılanıyordu. Buğulanmış camlarda, gri ve soğuk duvarlarda yankılanan eski, Türkçe bir türkü, hüzünlü bir ahenkle terennüm edilmekteydi:
Kızıl gül olmayaydı;
Sararıp solmayaydı…
İnsanın dünyevi yaşamından kabrine kadar gelişen süreci işleyen sosyopolijik roman.
Şerh-i İsim
Bu eser, İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin soyu, veladetinden çocukluk ve gençlik çağlarına kadar geçen yılları ve yine ilk sosyal ve siyasi faaliyetlerinden İslam İnkılabı’nın zafere kavuştuğu güne dek geçen günlerin özet bir kitabıdır ve bu konuda yazılan ilk eserdir.
Ayetullah Hamenei; İslam İnkılabı’nın zafere kavuşmasından sonra İran’da seçkin konumu ve rolü bir yana, hiç kuşkusuz İran İslam İnkılabı’ndan kaynaklanan siyasi İslam düşüncesinin beyanı ve yayılmasında en etkili âlimlerden biri sayılır. Dolayısıyla böyle bir araştırma aslında İran milletinin mücadele tarihinin bir bölümünü bir kez daha okumak ve beyan etmek demektir.
Bu eserin, İran’da gerçekleşen İslam Devrimi’nin yanı sıra, bu devrimin kökleri, nitelikleri ve Şah rejimine başkaldırıların sosyal, siyasi ve kültürel nedenleriyle o günün İran’ının sosyal, siyasi ve kültürel yapısını aktarması açısından bir kaynak belge olacağında da şüphe yoktur.
İslâm’da Usûl-u Din
Bu kitap, ilhadî düşüncelerin karanlığında, yolunu kaybeden insanların hayat yoluna ilâhî ışık yansıtacak İslâmî inanç temellerini içeren bir eserdir. Özellikle genç nesile hitap eden bu kitap, hakkın ve aklın yolunu tanıtacak, hakkı batıldan ayırt edecek, inanç alanında ortaya atılan soruları yanıtlayacak ve zihinlerde oluşturulan şüpheleri giderecek zengin bir içeriktedir. Kendi alanında uzman ve otoriter birçok düşünür ve sosyal bilimcinin zahmetlerinin ürünüdür.
Bu kitap otuz ders hâlinde hazırlanmış, öğretim açısından kolaylaştırıcı bütün hususlar dikkate alınmıştır. On dört ders “tevhid” ve “adâlet” hakkındadır. Dokuz ders “nübüvvet” hakkındadır. Beş ders “imamet ve hilafet”le ilgilidir. Son iki ders de “meâd ve berzah” konusu hakkındadır.
40 Derste Ehl-i Beyt İnançları
Her ilmin önem ve değeri onun konusuna bağlıdır. Bütün ilimlerin içinde inanç bilimi en kutsal ve en değerli konuya sahiptir. Her insanın maddî ve manevî hareketlerinin esası ve temeli, sahip olduğu akait usulleri ve inanç prensipleridir, eğer bunlar sağlam ve doğru, kuvvetli ve kusursuz olursa onun amel ve hareketleri, farklı düşünce ve görüşleri de doğru olacaktır.
1- Eser hazırlanırken eski ve yeni birçok kitaptan faydalanılmıştır. Ancak anlaşılmaz tabirlerin kullanılmamasına ve yararlanılan eserlerin ayrıcalıklarına haiz olmasına özen gösterilmiştir.
2- Dersler sade ve herkesin anlayabileceği bir düzeyde hazırlanmıştır.
3- Kitabın içeriği yıllarca ders kitabı ve tecrübe ürünü olduğundan bu konuda ders vermek isteyenlerin faydalanabileceği bir kaynaktır.
4- Bu eserde imanın beş şartı konusunda sorulabilecek bütün sorulara cevap verilmeye çalışılmış ve konunun iyice kavranılabilmesi için de her dersin sonunda o dersle ilgili sorular hazırlanmıştır.
Recep Ayı
İmam Cafer Sâdık (a.s): Kıyamet günü olduğunda Arş’ın bağrından bir münadi şöyle seslenecektir: “Recep ehli nerede?!” Yüzleri insanlara parlayan ve başlarında inci ve yakutla süslü padişahlık tacı bulunan bir grup ayağa kalkacaktır. Her birisinin sağında bin ve solunda bin melek ona eşlik ederek şöyle hitap ederler: “Ey Allah’ın kulu! Kutlu olsun sana Allah’ın bu ikramı-lütfu!”
Online Sports Nutrition and Natural Dietetics.
Chances are there wasn't collaboration, communication, and checkpoints, there wasn't a process agreed upon or specified with the granularity required. It's content strategy gone awry right from the start. Forswearing the use of Lorem Ipsum wouldn't have helped, won't help now. It's like saying you're a bad designer, use less bold text, don't use italics in every other paragraph. True enough, but that's not all that it takes to get things back on track.
The villagers are out there with a vengeance to get that Frankenstein
You made all the required mock ups for commissioned layout, got all the approvals, built a tested code base or had them built, you decided on a content management system, got a license for it or adapted:
- The toppings you may chose for that TV dinner pizza slice when you forgot to shop for foods, the paint you may slap on your face to impress the new boss is your business.
- But what about your daily bread? Design comps, layouts, wireframes—will your clients accept that you go about things the facile way?
- Authorities in our business will tell in no uncertain terms that Lorem Ipsum is that huge, huge no no to forswear forever.
- Not so fast, I'd say, there are some redeeming factors in favor of greeking text, as its use is merely the symptom of a worse problem to take into consideration.
- Websites in professional use templating systems.
- Commercial publishing platforms and content management systems ensure that you can show different text, different data using the same template.
- When it's about controlling hundreds of articles, product pages for web shops, or user profiles in social networks, all of them potentially with different sizes, formats, rules for differing elements things can break, designs agreed upon can have unintended consequences and look much different than expected.
This is quite a problem to solve, but just doing without greeking text won't fix it. Using test items of real content and data in designs will help, but there's no guarantee that every oddity will be found and corrected. Do you want to be sure? Then a prototype or beta site with real content published from the real CMS is needed—but you’re not going that far until you go through an initial design cycle.






