Dua Adabı
[29] ayetinin ne demek istediğini sorduğumda, şöyle buyurdu: "(Boyun eğmek) ise elleri kaldırarak yalvarmaktır."[30]
Bazıları dua üslûbu hakkında, "Niçin elimizi göğe doğru kaldırıyoruz, Allah'ın gökte olduğundan dolayı mı-dır?" diye insanları şüpheye düşürüyorlardı. Ehlibeyt İ-mamları (a.s) da bu konuda halkı aydınlatıyor ve "Allah her yerdedir, duadaki bu üslûptan (elleri göğe doğru kaldırmaktan) maksat Allah'ın huzurunda huzu ve huşu içerisinde ve muhtaç olduğumuzu sadece dilde değil, amelen de bildirmektir." buyuruyorlardı.
Böyle bir üslûbun, kalbin yumuşamasında, katılığının giderilmesinde ve insanın Allah'ın karşısında halis ve hazır olmasında büyük bir rolü vardır.
Tabersî "el-İhticac" kitabında şöyle naklediyor: Ebu Kurre'nin İmam Rıza'ya (a.s): "Dua ettiğinizde niçin elinizi göğe doğru kaldırıyorsunuz?" diye arz etmesi üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu:
"Allah-u Teala yaratığından çeşitli ibadetler istemiştir… Dua, talep ve tazarru (yakarış) anlarında da elleri göğe doğru açmakla yaratığının kul olmasını istemiştir. Çünkü yalvarış-yakarış (huzu ve huşu içerisinde olmak) kulluk nişanesi ve Allah'a boyun eğmektir."[31]
Kalbin yumuşak olduğu anlar rahmetin iniş anlarıdır. İnsan bu anları, Allah'a teveccüh etmekle ganimet saymalıdır, bu anlarda Allah'ın rahmeti hadsiz hesapsız olarak inmektedir. Allah'ın rahmetinin inmesinin özel ve sınırlı bir vakti yoktur, ama bu rahmete yönelmenin özel ve sınırlı bir vakti vardır. Bu vakit de kalbin yumuşadığı ve içli olduğu vakittir. Ancak insanın kalbi yumuşadığında onun bu rahmete yönelmesi mümkün olur.
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Kalp yumuşadığında duayı ganimet bilin. Çünkü o (yumuşama) rahmettir."[32]
İmam Cafer Sadık (a.s) da şöyle buyurmuştur:
"Kalbiniz yumuşadığında dua ediniz. Çünkü kalp halis olmadıkça yumuşamaz."[33]
Yine İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle nakledilmiştir:
"Bedenin (Allah korkusundan) titrediğinde ve gözlerden yaş aktığında Allah'tan isteğini duayla al çünkü kastın dikkate alınmıştır."[34]
Hadis çok dakiktir, duanın kabul olmasıyla dua edenin hâli birbirine bağlı sayılmıştır. Kalbin yumuşadığı an duanın icabete en yakın olduğu zamandır, katılaştığı an ise icabetten en uzak olduğu zamandır.
Hadislerde kalbin yumuşadığı anlardan yararlanmak ve bu dünyada insana ulaşan bazı musibet ve üzüntülerin sırf dua ve yakarışla Allah'a teveccüh etmek (yaklaşmak) için olduğu önemle vurgulanmıştır.
Bu anlar insanı, Allah'a yönelmek ve O'nun rahmetine yüz çevirmek için hazırlamaktadır. Kalp ancak ve ancak yumuşak olduğu hallerde bu yönelişe muvaffak olabilir. Allah'ın rızasını ve O'na yönelmeyi isteyen bir kimse, dua anında bu yumuşaklığı oluşturması gerekir.
İshak b. Ammar'dan şöyle naklolunmuştur: İmam Cafer Sadık'a (a.s):"Dua ettiğimde ağlamak istediğim hâlde ağlayamıyorum; ama ailemizden ölen birisini hatırladığımda kalbim yumuşuyor, ağlıyorum. Acaba bu durum caiz midir?" diye sorduğumda İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdu:
"Evet caizdir, kalbin yumuşadığında ağla ve Rabbine dua et (yalvar-yakar)."[35]
Eğer kalbinin yumuşaması için ağlayamazsa, ağlar görünmeye çalışmalıdır. Çünkü ağlar görünmeye çalışmak insanı ağlamaya sevk eder, ağlamak da kalbin yumuşamasına sebep olur, kalbin yumuşaması da Allah-u Teala'ya açılmasına yol açar.
Sa'd b. Yesar şöyle diyor: İmam Cafer Sadık'a (a.s): "Ben duada ağlayamadığımdan ağlar görünmeye çalışıyorum. (Acaba böyle yapmam caiz midir?)" diye dediğimde, İmam (a.s): "Evet caizdir." buyurdu.
Ebu Hamza'dan şöyle nakledilmiştir: İmam Cafer Sadık (a.s) Ebu Basir'e şöyle buyurdu:
"Eğer bir işin olacağından korkar veya bir hacetin karşılanmasını dilersen Allah'ın adıyla başla, O'nu ulula, O'na senada bulun, Peygamber'e (s.a.a) salavat getir, (sonra) hacetini iste ve ağla… (Ve bu konuda) Babam şöyle buyuruyordu: Kulun Rabbine en yakın olduğu an, secde ettiği ve ağladığı andır."[36]
7- Sıkıntı ve Rahatlıkta Sürekli Dua Etmek
Sıkıntı ve rahatlıkta sürekli dua etmek, rahatlıkta dua etmeyi sıkıntı halinde dua etmekten öne geçirmek hadislerde önemle vurgulanmıştır.
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Rahatlıkta Allah'ı tanısan O da seni sıkıntı halinde tanır."[37]
İmam Cafer Sadık (a.s) da şöyle buyurmuştur: "Kim sürekli dua ederse, belâ geldiğinde duası kabul olur (ve gökyüzünde onun sesi için) 'Tanış bir sestir.' denir ve o duanın göğe yükselmesi engellenmez. Kim de sürekli dua etmezse, belâ indiğinde artık duası kabul olmaz ve melekler: 'Bu sesi biz tanımıyoruz.' derler."[38]
Diğer bir hadiste, böyle birisi dua ettiğinde: "Daha önce neredeydin?" denilir şeklinde bir ifade yer almıştır.[39]
Yine İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sıkıntıya düşmeden önce dua etmek, bela anında duaların kabul olmasına sebep olur."[40]
Diğer bir hadiste yine İmam Cafer Sadık'tan (a.s) naklolunmuştur ki: "Sıkıntı anında duasının kabul olmasını isteyen sıkıntıya düşmeden önce çok dua etmelidir."[41]
Bu hadisler çok dakik ve ince bir manaya işaret etmektedir. Şüphesiz dua Allah'a yöneliştir. Duanın en etkili ve icabete en yakın olanı, en çok Allah'a yönelik olanıdır. Eğer kalp halis ve tam manasıyla Allah'a yönelmiş olursa artık hiç bir şey duanın icabet edilmesine engel olmaz. Eğer yöneliş zayıf olursa, icabet de o miktarda zayıf olur. Allah'a tam manasıyla yönelmek ise, çok dua etmekle mümkün olur. İnsan duayı ne kadar çoğaltırsa, Allah'a yönelmesi de o miktarda çoğalır.
Fazl b. Abbas şöyle diyor: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: "Sen Allah'ı gözet (göz önünde bulundur) O seni gözetir. Allah'ı gözetirsen O'nu karşında bulursun. Rahatlıkta kendini Allah'a tanıt ki sıkıntıya düştüğünde O da seni tanısın."[42]
İmam Zeynülabidin (a.s) şöyle buyuruyor:
"Duaya (sürekli) koşmak gibi (güzel bir şey) görmedim. Çünkü kulun her saatta duası kabul olmaz."[43]
İmam Muhammed Bâkır (a.s) da şöyle buyurmuştur:
"Müminin rahatlık anındaki duası sıkıntıya düştüğünde ettiği dua gibi olmalıdır. Bir şey verildiğinde gevşeklik yapmamalıdır. Dua etmekten usanmayın; çünkü duanın Allah indinde özel bir yeri vardır."[44]
8- Allah'ın Ahdine Vefa Etmek
Tefsir-i Kummî'de şöyle rivayet olunmuştur: İmam Cafer Sadık'a (a.s): "Allah-u Teala: 'Beni çağırın size icabet edeyim.' buyuruyor; fakat biz çağırdığımız hâlde icabet olunmuyor." dediklerinde şöyle buyurdu:
"Çünkü siz Allah'ın ahdine vefa göstermiyorsunuz. Allah-u Teala buyuruyor ki: 'Vefa edin ahdime, vefa edeyim ahdinize.'[45] Vallahi Allah'a vefa etseydiniz, O size vefa ederdi."[46]
9- Duanın Amelle Birlikte Olması
Duanın kabul olmasının şartlarından biri de onun amel ile birlikte olmasıdır. Amelsiz duanın faydası olmadığı gibi duanın da amelsiz faydası yoktur.
Resulullah (s.a.a) Ebuzer'e vasiyetlerinde şöyle buyurdu: "Ey Ebuzer! Amelsiz dua eden, bağsız yayla ok atan kimseye benzer."[47]
Yine İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Üç kişinin duası kabul olmaz: (Onlardan biri) evinde oturup, 'Ey Rabbim, bana rızk ver!' diyen kimsenin duasıdır. O zaman bu adama, 'Rızk kazanmak için sana bir yol karar kılmadım mı?' diye hitap edilir."[48]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Aynı ameli yapan iki kişi cennete girecek. Onlardan biri arkadaşının makamını kendininkinden yüksekte olduğunu görünce: 'Ey Rabbim, neden ona (bu makamı) bağışladın, oysa ikimizin ameli de birdi?' diyecek. Bunun üzerine Allah-u Teala cevabında şöyle buyuracak: O dua etti, fakat sen dua etmedin."
Resulullah (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdu:
"Allah'tan fazlını (lütuf ve ihsanını) isteyin; büyük istekte bulunun. Çünkü hiçbir şey O'na büyük gelmez."[49]
Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Allah-u Teala'nın öyle kulları vardır ki amel ederler, Allah da onlara bağışta bulunur. Bazı kulları da vardır ki doğru istekte bulunurlar, onlara da bağışta bulunur."
"Daha sonra cennette onları bir araya toplar. Bunun üzerine amel edenler şöyle derler: 'Ey Rabbimiz, biz a-mel ettiğimiz için bize bağışta bulundun, ama (amel etmedikleri hâlde) onlara bağışta bulunmanın sebebi nedir?' Allah-u Teala cevaplarında şöyle buyurur: Bunlar benim kullarımdır; sizin amelinizin karşılığını verdim, amellerinizden bir şey eksiltmedim. Bunlar ise benden istediler, ben de onlara bağışta bulundum. Onları müstağni kıldım, o benim lütuf ve ihsanımdır, onu istediğime veririm."
10- Dua, İlâhî Sünnetlerin Dâhilinde Olmalıdır
Dua; tabiat, kâinat, toplum ve tarihteki ilâhî sünnetleri yıkmak ve onlara aykırı bir şeyi istemek değildir. Allah'ın sünnetleri hiçbir zaman değişmez. Duada toplum, tarih, tabiat ve kâinattaki ilâhî sünnetlerle veya Allah'ın teşriî hükümlerine muhalif olan şeyler istenilmemelidir.
Emir'ül-Müminin Hz. Ali'ye (a.s): "Hangi dua icabete erişmez?" diye sorduklarında, "Olmayacak şeyi istemek." buyurdu.[50]
Yine Emir'ül-Müminin Ali (a.s) dua eden kimseye hitaben şöyle buyurmuştur: "Olmayacak ve helâl olmayan şeyleri isteme."
"Olmayacak şeyler"; toplum, tarih, tabiat ve kâinattaki ilâhî sünnetlerin değişmesini istemektir. "Helâl olmayan şeyler" de, Allah-u Teala'nın insan hayatındaki teşriî nizamına aykırı hareket etmektir. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurur: "Onlar için yetmiş kere bağışlan-ma dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz."[51]
11- Günahlardan Kaçınmak
Duanın icabete erişmesinin diğer bir şartı da günahtan kaçınmak ve tövbe etmektir. Duanın hakikati Allah'a yönelmektir. Allah'a karşı günah işleyen, O'nun emir ve nehyinden yüz çeviren, Allah'a tövbe etmeyen… O'na nasıl yönelebilir?
Muhammed b. Müslim, İmam Bâkır'dan (a.s) şöyle nakleder:
"Bazen kul Allah'tan bir şey ister, Allah'ın rah-meti o isteğin kısa veya uzun bir zamanda yerine getirilmesini gerektirir. Ama insan günah işleyince Allah meleğine; 'Onun hacetini karşılama, onu mahrum bırak. Çünkü o benim gazabıma sebep olan şeye yöneldi, (böylece) benden (duasına icabet etmemden) mahrum olmaya layık oldu.' diye hitap eder."[52]
Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: "Musa (a.s) secde hâlinde olan bir kişiye rastladı, adam bir an duayı keserek Musa'ya teveccüh etti. Musa ona: 'Eğer hacetin benim elimde olsaydı, onu sana verirdim.' dedi. Bu esnada Allah-u Teala Musa'ya şöyle vahyetti: Ya Musa, o adam boynu kopuncaya kadar secde etse de, sevmediğim şeyden el çekip sevdiğim şeye dönmedikçe duasını kabul etmem."[53]
12- Dua İçin Toplanmak ve Müminlerden Âmin Demelerini İstemek
Dua hususunda önemle vurgulanan bir nokta da mü-minler topluluğunda dua etmektir. Müminlerin Allah'ın huzurundaki toplanmaları Allah'ın rahmet, lütuf ve rızasına en yakın olan durumdur. İbn Halid İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle naklediyor: "Kırk kişi bir araya toplanarak bir iş için dua ederlerse, Allah onların dualarını mutlaka kabul eder. Eğer kırk kişi olmazlarsa dört kişi toplanıp on defa Allah'ı çağırırlarsa, Allah dualarını kabul eder. Eğer dört kişi olmazsa bir kişi kırk defa dua ederse, Aziz ve Cebbar olan Allah onun duasını kabul eder."[54]
Başka bir yerde İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: "Babam zor bir işle karşılaştığında bütün aile fertlerini (toplanmaları için) çağırır, sonra dua ederdi, onlar da âmin
derlerdi."
İslâm'da önemle vurgulanan konulardan biri de duadır. Hatta bazı rivayetlerde dua ibadetin özü olarak tanımlanmıştır. Bu kadar önem taşıyan bir amelin, elbette birtakım şartları olacaktır. Bu şartlar gözetilmediği ve uy-gulanmadığı takdirde dua ruhsuz bir amele dönüşür.
İşte bu yüzden kısaca duanın şart ve kurallarına değinmeği gerekli gördük. Konuya girmeden önce duayla ilgili İmam Sadık'ın (a.s) ashabından birisinin İmam'a sorduğu soru ve İmam'ın verdiği cevabı naklediyoruz:
İmam Sadık'a (a.s) ashabından biri: "Kur'ân-ı Kerim'de tevilini bilmediğim iki ayet vardır." diye arz etti.
İmam: "Hangi ayetlerdir?"
– Biri, "Beni çağırın (dua edin) size icabet edeyim."[1] ayetidir; oysa ben Allah'ı çağırmama rağmen duam kabul olmuyor.
– Allah'ın, vaadine aykırı hareket ettiğini mi sanıyorsun?
– Hayır.
– Öyleyse ne demek istiyorsun?
– Bilmiyorum.
– Diğer ayet hangisidir?
– "Siz Allah için ne verseniz, Allah onun yerine başkasını verir."[2] ayetidir.
– Allah'ın vaadine sadık kalmadığını mı sanıyorsun?
– Hayır.
– Öyleyse ne demek istiyorsun?
– Bilmiyorum.
– İnşallah bu konuyu sana açıklayacağım. Allah'ın emrettiği şeye itaat ettikten sonra O'nu çağırsaydın, sana icabet ederdi. Ama sen Allah'a muhalefet etmektesin, dolayısıyla O da sana icabet etmemektedir.
İnfak ettiğin şeyin yerini başka bir şeyin doldurmadığı sözüne gelince; eğer helâl yolla kazanarak yerinde infak etmiş olsaydın, bir dirhem olsaydı dahi Allah onun yerine bir başkasını verirdi.
Eğer O'nu dua metoduyla çağırsaydın, günahkâr olsaydın da yine sana icabet ederdi.
– Dua metodu nedir?
– Farzı eda ettiğinde Allah'ı ulularsın, edebildiğin kadar O'nu methedersin, Peygamber'e (s.a.a) salât gönderirsin, ona çokça salât gönderirsin, risaletini tebliğ ettiğine şahadet edersin, hidayet İmamlarına salât gönderirsin. Allah'a hamd-u sena, Peygamber'e salâttan sonra Allah'ın sana iyiliklerini, güzel ihsanıyla imtihanlarını, sana verdiği nimetlerini, sana yaptığı güzel işlerini hatırlayarak bunlara karşı Allah'a hamd ve şükredersin. Daha sonra hatırladığın günahlarına bir bir, hatırlamadığın günahlarına ise genel olarak itiraf edersin. Bütün günahlarından Allah'a tövbe ederek, tekrar günaha dönmeyeceğine karar verirsin. O günahlardan pişmanlık duyarak, doğru bir niyet, korku ve ümitle Allah'tan bağışlanma diler ve şunları söylersin:
"Allah'ım! Ben günahlarımdan dolayı senden bağışlanma diliyor, sana tövbe ediyorum. Öyleyse beni itaatine yönelt, beni bana farz kıldığın, yani seni hoşnut eden her şeye muvaffak kıl. Şüphesiz ben, kendisini nimetlen-dirmediğin hâlde sana hakkıyla muvaffak olan hiç kimse görmedim. Öyleyse, bana öyle bir nimet ver ki, onunla rızvanına ve cennetine ulaşayım."[3]
Daha sonra hacetlerini iste; umarım ki Allah, seni mahrum etmez inşallah.
Duanın kabul olmasının en önemli şartlarından biri Allah'ı tanımak, O'nun mutlak egemen ve kadir olduğuna iman etmektir. Durr-ul Mensur kitabında, Muaz b. Cebel Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakletmiştir: "Eğer Allah'ı hak-kıyla tanısaydınız, duanız hürmetine dağlar yerinden oynardı."
Tefsir'ul-Ayyâşî'de İmam Sadık'tan (a.s), "Çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler…"[4] ayetinin tefsiriyle ilgili şöyle bir rivayet yer almıştır: "Bilsinler ki ben istedikleri şeyleri onlara vermeye kâdirim."
İmam Cafer Sadık (a.s), "Yoksa darda kalana dua ettiği zaman icabet eden…"[5] ayetini okuduğunda oradakilerin "Niçin ettiğimiz dualar icabete erişmiyor?" diye sormaları üzerine şöyle buyurdular: "Çünkü siz tanımadığınız birisini çağırıyorsunuz ve anlamadığınız bir şeyi istiyorsunuz."
Bu hadiste duanın kabul olmasında isteme ve istenilenin rolünün önemi vurgulanmaktadır.
İmam Cafer Sadık (a.s) Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet eder: "Allah-u Teala buyurur ki: Kim benim yarar ve zarar verdiğimin bilincinde olarak benden bir şey isterse, isteğini kabul ederim."[6]
Allah'a hüsn-ü zan, O'nu tanımanın semerelerindendir. Allah-u Teala, kullarının kendisine olan hüsn-ü zannı, rahmet ve kereminin genişliğine yakinleri miktarınca onlara bağışta bulunur.
Hadis-i kutside şöyle geçiyor: "Ben kulumun zannı yanındayım (beni nasıl düşünse öyle davranırım), o hâlde bana hayırdan başka zanda bulunmasın."[7]
Resulullah'tan (s.a.a) şöyle naklolunmuştur: "Duanızın icabet edileceğine kesin güveniniz olduğu hâlde Allah'ı çağırın (dua edin)."[8]
Allah-u Teala Hz. Musa'ya (a.s) şöyle vahyetti:
"Beni çağırdığın ve bana ümit ettiğin müddetçe duanı duyarım (icabet ederim)."[9]
İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle nakledilmiştir:
"Dua ettiğinde kalbinle (Allah'a) yönel ve istediğin şeyin kapının eşiğinde olduğunu düşün."[10]
Yine şöyle buyurmuştur: "Dua ettiğinde kalbinle (Allah'a) yönel, sonra duanın kabul olacağına inan."[11]
Allah'ın rahmetinden ve duanın icabetinden ümidi kesmemek gerekir. Bazen insan dua eder, fakat Allah-u Teala bazı maslahatlardan dolayı o duanın icabetini geciktirir; insan kendi yaranın ne olduğunu bilmediği için Allah'a kötü zanda bulunur ve Allah'ın rahmetinden ümidini keser, bu ümitsizlik onu Allah'ın lütuf ve rahmetinden uzaklaştırır.
İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle naklolunmuştur:
"Kul acele etmediği müddetçe Allah'tan daima bir hayır, ümit ve rahmet içerisindedir. Acele ettiğinde ise, ümitsizliğe kapılır ve duayı terk eder."
"Nasıl acele edilir?" diye sorduklarında, İmam: "Filan zamandan beri dua ediyorum ama duama icabet e-dilmiyor." demesiyle buyurdu.[12]
Ahmed b. Muhammed b. Ebî Nasr şöyle diyor:
İmam Rıza'ya (a.s): "Canım sana feda olsun, filan seneden beridir Allah'tan istemekte olduğum şeye icabet edilmediği için kalbime kuruntu düşmüştür." dedim.
İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Ey Ahmet! Sakın şeytan musallat olup da seni ümitsizliğe düşürmesin! Eğer sana bir söz söylersem, sözüme güvenir misin?"
Ben: "Canım sana feda olsun, senin sözüne güvenmeyip de kimin sözüne güveneyim; oysaki sen Allah'ın yaratıklarına hüccetisin." dedim.
Bunun üzerine İmam (a.s) buyurdu ki: "Öyleyse Allah'a daha fazla güvenmelisin. Allah şöyle bir vaatte bulunmuştur: 'Kullarım beni sana soracak olursa, işte ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm.'[13] Yine buyurmuştur ki: 'Alla-h'ın rahmetinden umut kesmeyin.'[14] "Yine buyurmuş ki: Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vaat ediyor."[15]
Yine İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Kul hacetini isterken acele ettiğinde (yani dua etmek ve Allah'ın huzurunda durup hacetini istemekten vazgeçtiğinde) Allah şöyle buyurur: Kulum benim hacetleri yerine getiren olduğumu bilmiyor mu?"[16]
Hişam b. Salim de İmam Cafer Sadık (a.s)'ın şöyle buyurduğunu naklediyor:
"Allah'ın ikinizin (Hz. Musa ve Hz. Harun'a işarettir) duası kabul olundu"[17] vaadiyle Firavun'u cezalandırması arasında kırk yıllık bir zaman vardı."[18]
İshak b. Ammar şöyle diyor: İmam Cafer Sadık'a (a.s): "İnsanın duası kabul olduğu hâlde ertelenebilir mi?" diye sorduğumda: "Evet yirmi yıl ertelenebilir." buyurdu.[19]
Duada İnsan Allah'tan başka bir sığınak bulamayan muztar (her yerden ümidi kesilen, çaresiz insan) Allah'a sığınmalıdır, ancak O'na ümit etmelidir. İnsanın, Allah'a ümit beslemesinin yanı sıra kullara da ümit beslerse Allah'a hakkıyla sığınamaz, O'na sığınmaya tam ihtiyaç duymaz. Her şeyden ümit kesip Allah'a yönelmek duanın kabul olmasında temel şartlardandır.
Emir'ül-Müminin Hz. Ali (a.s), oğlu Muhammed b. Hanefiyye'ye vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "İhlâstadır kurtuluş, korku artınca ancak Allah'a sığınılır."[20]
Çaresizlik hâlinde insanın ümidi her şeyden kesilir, gerektiği şekilde Allah'a sığınır ve sadece Allah'a ümit besler.
Allah-u Teala Hz. İsa'ya (a.s) şöyle vahyetmiştir:
"(Ey İsâ!) Bir kurtarıcısı ve bir yardımcısı olmayıp da boğulmakta olan kimsenin duası gibi bana hüzünlü bir hâlle dua edin. Ey İsa! Benden iste, gayrisinden isteme; güzel dua senden olsun, icabet de benden."[21]
İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:
"Rabbinden istediği şeyin mutlaka kendisine verilmesini isteyen kimse ümidini bütün insanlardan kesmelidir, O'ndan başka hiç kimseye ümit beslememelidir. Allah-u Teala bu ümidi onun kalbinde gördüğünde, istediği şeyi mutlaka ona verir."[22]
Bu hususta şöyle bir rivayet nakledilmiştir:
İsrailoğulların'dan olan birisi kırk gece Allah'a ibadet ettikten sonra dua etti, fakat Allah-u Teala duasına icabet etmedi. Adam, bu durumdan İsa b. Meryem'e şikâyet etmesi üzerine, İsa b. Meryem bunun sebebini Allah'a sordu. Allah-u Teala cevabında şöyle buyurdu:
"Ya İsa! Bana dua edince kalbinde senin hakkında şüphesi vardı."[23]
Kalbin Allah'a yönelmesi de duanın kabul olmasının en önemli şartlarındandır. Duanın hakikati kalbin Allah'a yönelmesidir. İnsanın kalbi Allah'tan başkasıyla (dünya işleriyle) meşgul olursa, insan duanın hakikatini gerçekleştirememiş olur.
İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Allah-u Teala, gafil kalpten gelen duayı kabul etmez."[24]
Yine İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
"Dua ettiğinde kalbinle (Allah'a) yönel, sonra duanın kabul olacağına yakin et."[25]
Bir kutsî hadiste Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
"Ey Musa! Temiz bir kalp ve doğru bir dille beni çağır."[26]
İmam Cafer Sadık (a.s) buyuruyor ki: "Allah-u Tea-la, gafil kalpten gelen duayı kabul etmez. Dua edince kalbinle Allah'a yönel ve duanın icabet edileceğine kesin bir şekilde inan."[27]
Duada, kalbin Allah'a yönelmesi, O'na teveccüh etmesi gerekir, gaflet ve katı kalplilik Allah'a yönelmeye mani olan engellerdendir. Rivayet edilen duaları okurken onları yakarış şeklinde okumalıdır, kalbin dilden uzak olmasından, yani dil dua okurken kalbin dünya işleriyle meşgul olmasından kaçınılmalıdır.
Duasının icabete erişmesini isteyen kimse, içli ve duygulu olmalı ve kalbini yumuşatmaya gayret etmelidir. Kalp yumuşak ve içli olursa şeffaf olur, onunla Allah arasındaki olan engeller ortadan kalkar ve Allah'a yakın olur. İsteme ve dua etme üslûbunun, kalbin yumuşamasında önemli etkisi vardır. İsteme ve dua etme anında tazarru ile yalvarmak hususunda gelen hadisler, bu hedefi taşımaktadır.
Ahmed b. Fehd el-Hillî, "Uddet'ud-Dâî" kitabında şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a), bir fakirin birisinden yiyecek bir şey istemesi gibi Allah'a dua edip yakarıyordu."
Yine aynı kitapta şöyle naklolmuştur: Allah-u Teala Hz. Musa'ya (a.s) şöyle vahyetti: "Efendisini çağırdığında bir köle nasıl davranıyorsa sen de benim huzurumda zelilane bir hâlde elini aç; böyle yaptığında acınırsın. Ben keremlilerin en kadiriyim."[28]
Muhammed b. M&uum ;slim şöyle diyor: İmam Bâkır'dan (a.s): "Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp yalvarmadılar."
Kısaca Duanın Şart ve Kuralları
1- Allah'ı Tanımak
2- Allah'a Hüsn-ü Zan
3- Muztar Olmak
4- Allah'ın Emrettiği Yollardan Girmek
5- Kalbin Allah'a Yönelmesi
6- Huzu, Huşu ve Kalp Yumuşaklığı