Düşünce ve Araştırma, Makaleler

Nehc’ul Belağa’yı Tanıyalım

Dr. Seyyid Cevad Mustafavi/Ehli Beyt Öğretisi 3

Bendeniz Nehc’ul Belağa’nın çok çeşitli konularını 22 temel konuya ayırdım. Allah-u Teala’nın yardım ve ina­ye­tiyle bu konulardan her biri hususunda bu sonsuz ilahi marifet okyanusundan kendi nakıs aklımla anladığım ka­darıyla bir veya bir kaç makale halinde yazı yazmak isti­yorum. Yaklaşık otuz makaleyi bulacaktır. Allah’ın yar­dımıyla asıl konuya geçmeden bizzat bu kitabı (Nehc’ul Belağa’yı) kısaca bir tanıtmak istiyorum.

Nehc’ul Belağa Hz. Ali’nin kısa hilafeti döneminde irad ettiği 239 hutbeden 79 mektuptan ve 480 hikmet ve kısa sözden oluşan bir kitaptır. Seyyid Razi[1] diye meşhur olan ve büyük Şii alimlerinden biri sayılan Muhammed b. Hasan Musevi (359-406) ise söz konusu hutbe, mektup ve kısa sözleri biraraya toplayarak değerli bir eser oluşturmuş ve bu eseri Nehc’ul Belağa olarak adalndırmıştır. O bu değerli kitabı H. 400 yı­lında kaleme almıştır. Nehc’ül-Belağa yazarı Seyyid Razi, bu eseri oluşturma hedefi hususunda kitabın ön­sözünde şöyle demektedir: “Ömrümün baharındayken ve ömür dalım henüz ta­zeyken İmamların (a.s) özellikleri ve hususiyetleri hak­kında bir kitap yazmaya başladım. (Hasais’ul Eimme kitabı) Bu kitapta o zatların güzel ve değerli sözleri vardı. Elbette bu kitabın başında da belirttiğim gibi bu işe belli bir hedef ve niyetle giriş­tim. Ama Hz. Ali’nin özgün hususiyetlerini yazdıktan sonra bu kitabı devam ettirmedim. Bu kitabı bölümlere ve kısımlara ayırdım. Son bölümünde uzun hutbeler ye­rine, öğütlerini hikmetlerini, örneklemelerini ve kısa edebi sözlerini bir araya topladım.

Bazı dostlarım bu kitabı okuyunca çok beğenip öv­dü­ler, fesahat ve belagatı ile eşsizlik ve özgünlüğüne hayran oldular. Bu yüzden benden Hz. Ali’nin çeşitli dallarda ve hususlardaki seçkin sözlerini bir araya ge­tirmemi istedi­ler. Hz. Ali’nin öğüt, yazı, hutbe ve hik­metli sözlerini toplamamı talep ettiler. Zira onlar Hz. Ali’nin bu sözleri­nin fesahat ve belagatını, Arapça’nın incileri, dini-dün­yevi sözlerin nuru olduğunu çok iyi biliyorlardı çünkü böylesi özellikler hiçbir beşeri söz ve kitapta bir araya gelmemiştir. Hz. Ali, fesahatin kapısı, belagatın kökü ko­numundadır. Fesahat ve belagatın gizlilikleri onun sözle­rinde tecelli etmiş ve onunla bir düzene girmiştir. Her ha­tip onun örneklendirmelerini almış, her vaiz onun sözle­rinden yardım görmüştür. Buna rağmen o herkesten iler­dedir ve onlar Hz. Ali’den geri kalmışlardır. Zira onun sözlerinde ilahi ilmin izi ve Peygamberin kokusu vardır. Ben de bu isteklerine icabet ettim ve telif ettiğim bu eserin adını da Nehc’ul-Belağa koydum.”[2]

Nehc’ül-Belağa kitabı 1000 yıl boyunca sürekli ilim, edep ve ilahi öğretiler semasında nurlu bir güneş gibi parlamış; ışık saçmış; İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça, Orduca ve Türkçe dillerine tercüme edilip basıl­mıştır. İslam bilginleri bu kitap için sayısız şerhler, talika­ler, lügat açıklamaları lafız beyanları, seçmeler, özetler, Nehc’ül Belağa’da gezintiler ve Nehc’ül Belağa’dan dersler adı altında sayısız kitaplar kaleme al­mışlardır.

 “Merhum Seyyit Rezi’nin Hesais’ul Eimme” kitabının, Merhum Muhaddis Nuri’nin dediği üzere bir nüshası Şeyh Hadi Al-i Kaşif’ul Gıta kütüphanesinde ve bir nüshası da Hindistan Rambor kütüphanesinde mevcuttur. Aynı zamanda H. 1369 yı­lında da Necef-i Eşref’te basılmıştır.[3]

Yazılan her kitap hususunda yazıldığı ilk yıllarda doğru dürüst bir hüküm verilmemesi normaldir. Zira şahsi sevgi ve kinler, aceleden kaynaklanan  hükümler, zayıf ve güçlü noktaların gizli kalması ve benzeri sebepler kitabın gerçeğinin gizli kalmasına veya değişik gösterilmesine sebep olabi­lir. Ama bin yıldır bilginlerin fikirlerini üzerinde yoğunlaştırdıkları, ince görüşlü dü­şünürlerin bilgisine ve basiretli insanların görüşüne su­nulan bir kitapta bu tür ihtimaller düşünülümez. Bütün bunlara rağmen bir kitap değerini korunuş ve diıkkatleri kendi üzerinde odaklandırmışsa bu o kitabın önem ve yüksek değerini gösterir.

Bilginlerin İtirafları

Farklı İslam mezheplerinden bir çok edebiyatçı ve ilim erbabı kimseler Nehc’ul Belağa kitabını çok dakik bir şe­kilde incelemiş hakkında değişik görüşler belirtmişlerdir. Araştırmalarının sonunda kısaca şu itiraflarda bulunmuş­lardır:

1- İbn-i Ebil Hadid şöyle demektedir: “Nehc’ul Belağa’nın bir tek satırı İbn-i Nubate’nin bin satırına be­deldir. Oysa İbn-i Nubate bilginlerin ortak görüşü esa­sınca kendi asrının yegane hatibi ve usta konuşmayıcı­sıydı.”[4]

2- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Başka çaresi yok, açık bir şekilde itiraf etmeliyiz ki Nehc’ul Belağa muteber bir kaynağa sahiptir. Aksi taktirde ise şöyle dememiz gerekir: Şiiler yeryüzünde belagat ve fe­sahat şaheseri sözler söylemekte, insanların en üstünü­dürler.”[5]

3- Alusi ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib’in hutbele­rini içeren Nehc’ul Belağa ilahi kelam nurunun bir ışığı­dır ve nebevi mantık fesahati ile parlayan bir güneştir.”[6]

4- Üstad Halil Hindavi şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa gibi farklı bölümlere, bir tek üsluba ve bir tek yazara da­yanan bir başka kitap göremiyorum. Bu yüzden önemle vurguluyor ve tekrar ediyorum ki Nehc’ul Belağa bir tek şahıstan ortaya çıkmış ve ona bir tek nefes üflenmiştir.”[7]

5- Mersefi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa Kur’an’ın fesahat, mucize, hidayet, ilim ve hikmet nuru için canlı bir örnektir. Bu kitap deha sahibi bilginlerin, seçkin filo­zofların ve büyük hikmet sahibi kimselerin kitapla­rında görülmeyen nurlu öğütler, siyasi kanunlar ve yüce hik­metlerle doludur.”[8]

6- Yazıcı ise şöyle diyor: “Eğer ilim, edep ve yazı açısından rakiplerine üstün gelmek istiyorsan Kur’an ve Nehc’ul Belağa’yı ezberlemen gerekir.”[9]

7- Alusi-i Bağdadi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa Müminlerin emiri Hz.Ali (a. s)’ın hutbelerini içermekte olup, yaratıkların sözünün üstünde ve Allah’ın sözünün altında bir kitaptır. Mucize rütbesine çok yakındır. Haki­kat ve mecaz yollarını ortaya koyan bir eserdir.”[10]

8- İbn-i Ebil Hadid şöyle diyor: “Fesahat ve belagat öğrenmek ve sözlerin üstünlüğünü bilmek isteyenler, Nehc’ul Belağa’daki hutbeler üzerinde düşünmelidir. Zira Allah ve Resulünün sözü dışında hangi sözle mukayese edilirse edilsin karanlık bir taş karşısında parlak bir yıldız gibi durmaktadır. Ayrıca bu kitaptaki aydınlığı nuraniyeti ve azameti görmeli; nasıl bir korku ve dehşet yarattığını algılamalıdır. Allah bu kitabın konuşmacısını (Hz. Ali’yi) en hayırlı mükafatlarla mükafatlandırsın. Hz. Ali bazen kılıcıyla İslam’ı savunmuş, bazen de dili beyanı, fikri ve kalbiyle İslam düşmanlarının karşısında durmuştur. Cihat hususunda o mücahitlerin efendisi, nasihatte vaz edenle­rin en yetkini; fıkıh ve tefsirde fakih ve müfessirlerin re­isi; adalet ve tevhitte adil ve muvahhidlerin önderidir.

“Allah’a hiç de zor değildir.

 Bütün alemi bir insanda toplaması.”[11]

9- İbn-i Ebil Hadid bir başka yerde ise şöyle demekte­dir: “Tevhid, adalet ve benzeri ilahi değerli konular bu ilahi şahsın sözleri olmaksızın asla anlaşılamaz. Zira; bü­yük sahabilerin hiçbirinin sözünde bu tür konuşmalar mevcut değildir. Belki bu konuşmalar akıllarından dahi geçmiyordu. Zira akıllarından geçmiş olsaydı beyan ederlerdi. Evet bu Ali (a. s)’ın en büyük faziletlerinden biridir.”[12]

10- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Ben öyle ina­nıyorum ki Nehc’ul Belağa kitabını okumak insandaki cesaret ruhunu, mertliği ve nefis azametini güçlendir­mektedir. Zira Nehc’ul Belağa kitabı zorluklara aslanlar gibi göğüs geren güçlü bir ruhtan ortaya çıkmıştır.”[13]

11- Muhammed Emin Nevavi ise şöyle diyor: “Ali (a. s) bütün Kur’an’ı ezberlemiş ve bütün sırlarından haber­dardı. Kur’an Ali’nin eti ve kanıyla karışmıştır. Bu ger­çeği sadece Nehc’ul Belağa’yı mütalaa edenler anlayabi­lir.”[14]

12- Üstad Emin Nahle ise şöyle ediyor: “Her kim nefis hastalığının iyileşmesini istiyorsa Hz. Ali (a. s)’ın Nehc’ul Belağa’daki sözlerine yönelmeli ve o kitabın ışı­ğında yü­rümeyi öğrenmelidir.”[15]

13- Muhammed Emin Nevavi İmam Yahya Ye­meni’den şöyle dediğini rivayet ettiğini nakletmektedir: “Her güçlü konuşmacı Ali (a. s)’ın sözlerinin manasından içmiş ve her belagat sahibi konuşmacı onun metoduyla konuşmaya çalışmıştır. Ali fesahat ve belagatın kaynağı; yüklü yağmurların bulutudur.”[16]

14- Abbas Mahmud Ukad şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa kitabında tevhit ayetlerinin ve ilahi hikmetlerin feyizleri vardır ve bu feyizler, ilahi öğretileri ve tevhidi ilkeleri öğrenmek isteyenlerin zihnini genişletmekte, ba­siret sahibi kılmaktadır.”[17]

15- Muhammed Abduh ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa’yı mütalaa edince fesahat devleti ve belagat aza­meti gözümde tecessüm etti. Bu yüzden yakin ettim ki bu devletin yöneticisi bu azametin kahramanı ve muzaffer bayraktarı hiç şüphe yok Ali b. Ebi Talib’tir. Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali(a. s)’ın sözleri olduğuna şüphe eden­lerin boş hayalleri gözlerimde yok oldu; bozuk düşünce­leri ve batıl hayalleri silinip gitti.”[18]

16-Corc Jardak ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib akıl açısından yegane bir insandı. Hz. Ali İslam’ın kutbu, İslami öğretilerin kaynağı ve Arap ilimlerinin çeşmesiydi. Araplar arasında varolan bütün ilimlerin temelini hiç şüphe yok Hz. Ali atmıştır ve ya en azından bu konuda büyük bir katkıya sahiptir.”[19]

17-255 yılında vefat eden Cahiz ise Hz. Ali (a. s)’ın bir tek cümlesi hakkında şöyle demektedir: “Allah-u Teala bu kısa cümleye, sahibinin temiz niyeti ve takva­sıyla uyum arz eden azametten bir elbise hikmet nurun­dan bir perde giydirmiştir.”[20]

Peygamber (s. a. a)’in ashabı arasında bir grup kimse ilahi ve manevi yüce makamların ve iyi bir adım sahibi olmuşlardır. Ama onlardan hiç birinden Nehc’ul Belağa gibi canlı ve olumlu bir eser bıraktığı görülmemiştir. Hatta nicelik açısından Nehc’ül Belağa’nın onda biri ni­telik açısından ise binde biri dahi başkalarından miras kalmamıştır. Bu yüzden gerçekçi olan bir araştırmacı başkaları hakkında nakl edilen o makam ve dereceler hu­susunda şüpheye düşer ve bu nakl edilenler hususunda bir takım bağnazlıkların, taraftarlığın, uydurma ve tahrifin rol oynadığını muhtemel görür. Ama Nehc’ül Belağa gibi aydın ve canlı bir eserin varlığı bir ışığın güneşin varlı­ğına delaleti gibidir. Zira ilim ve sanat uydurulacak bir şey değildir. Marifet ve ilimleri Ali b. Ebi Talib’in derece­sine ulaşamayan bir insan Nehc’ül Belağa gibi bir kitab asla yazamaz. Nitekim hat sanatı bu makaledeki hat dere­cesine ulaşamayan kimselerde bunun bir benzerini vü­cuda getiremezler.

Dünyada bu üstünlük ve deha elde eden kimseler hiç şüphesiz insanların dar görüşlülüğü, haset, it­ham ve kö­tülüklerinden emanda kalamaz

Deha sahibi insanların ve hatta ilahi peygamberlerin hiç birisi de bu kaideden müstesna değildir. Dolayısıyla Nehc’ül Belağa’yı telif eden ve beyan eden kimse de bu kınama ve eleştirilerden korunamamıştır. Ama yaptığım araştırmalarda da gördüğüm gibi hiç kimse Nehc’ül-Belağa’nın fesahat ve belagatı açısından da bir şek ve şüpheye asla düşmemiştir. Nitekim gördüğümüz gibi dünyada bir çok edebiyatçı ve belagat sahibi kimseler de Nehc’ül-Belağa’yı övmüş, yüce saymıştır. Kur’an ve Nebiyy-i Ekrem (s. a. a) sözünden sonra ve eşsiz benzer­siz olduğunu kabul etmişlerdir. Arap edebiyat ve belagat­çılarının Nehc’ül-Belağa kitabının belagatı hususunda hiçbir şüphe ve ithama düşmemelerinin nedeni, belki de onun bir benzerini getirmekten aciz ve güçsüz kalışları­dır. İşte bu yüzden de Nehc’ül Belağa’nın üstünlüğünü ifade etmek zorunda kalmışlardır.

Daha önce de beyan ettiğimiz gibi bir şey hakkında bin yıl sonra verilen bir hüküm her türlü sapmadan ve kusur­dan uzaktır. Bu sözün daha iyi anlaşılması için değerli okuyucuların hatta Şii olmayan bir çok eleştirmen ve ede­biyatçıların sözlerine dikkat etmelerini istiyorum.

Ali (a. s)’ın Sözünün Değerlendirilmesi

Bazı edebiyat ve belagat bilginleri Hz. Ali (a. s)’ın sözlerinin dünyadaki diğer edebiyatçıların sözleri ile mu­kayese etmek, yorum ve tahlile tabi tutmak istemişlerdir ve bu yolda oldukça zarif ve derin araştırmalar yapmış­lardır. Burada işte bunlardan bazısına yer vermek istiyo­ruz:

1- İbn-i Ebil Hadid Mu’tezili Nehc’ül Belağa’nın hut­belerinden birini şerh edip açıkladıktan sonra “İmam Ali’nin sözü ile İbn-i Nubate’nin sözünün mukayesesi adı altında bir bölüm açmış ve şöyle demiştir: [21] “Burada bü­yük hatip Abdurrahim b. Nubate’nin hutbelerinden bir bölümüne yer vereceğiz. Bu hutbeleri bazı açılardan diğer hutbelere daha incelikli ve üstündür. İnsanlar İbn-i Nubate’nin hutbelerinin aşığı olmuşlardır. Bütün uzman­ların ittifak ettiği üzere İbn-i Nubate’nin öğütleri son de­rece güzel ve çekicidir.”

Daha sonra İbn-i Nubate’nin şöyle başlayan öğüt dolu hutbelerinden birini nakl etmektedir: “Ey insanlar hazır­lıklı olun aranızda göç zili çalınmıştır. Önce çıkın şüphe­siz ki teslim alınacağınız an yaklaşmıştır.”

Daha sonra bu hutbenin bazı kelimelerini inceleyerek şöyle demektedir: “Bir yerde “kahkari” kelimesi bir satı­rın yarısında tekrarlanmıştır ve bu edebi açıdan çok çir­kindir. İçindeki bu hutbelerden bazı kelimelerin duyul­ması kulağa asla hoş gelmemekte ve şehir görmemiş köylülerin sözlerini andırmaktadır.”

Diğer cümleleri hakkında ise şöyle diyor: “Bu cümle­lerin ne zarif bir anlamı vardır ve ne de lafız açısından tatlı ve akıcıdır.”

Evet eğer bu kelimelerden bir teki Nehc’ül-Belağa’da görülmüş olsaydı biz onu övmezdik ve dolayısıyla da bu kitap sıradan normal bir kitap sayılırdı.

2- Kalakşendi, Subh’ul A’şa adlı kitabında şöyle di­yor:[22] “Müminlerin Emiri Hz. Ali (a. s) şöyle buyurmuş­tur: “Her insanın değeri övdüğü şeyledir. Şairin biri de Hz. Ali’nin bu sözündeki anlamı aynısıyla şu şiirine yan­sıtmıştır:

“Ey beni kınayan bırak beni de değerim artsın

“insanların kıymeti övdüğü şeyledir.”

Sadece bu şiirin ikinci mısrası bir çok kusurlarıyla Ali (a. s)’ın sözünün anlamını içermektedir. Ama burada “kullu imrein” (herkes) lafzı yerine “kullunnas” (bütün insanlar) kelimesi kullanılmıştır ve iki “nun”, aralarında bir tek sakin harf yer alacak şekilde bir araya getirilmiştir. Cümlenin başındaki “fa” harfi ise çirkin ve faydasızdır. (dolayısıyla iki cümle aynı anlam içerdiği halde şairin sözü edebi açıdan bir çok eksiklikler içermektedir.)

3-Corc Cordak şöyle diyor:[23] “Ali b. Ebi Talib hürri­yet hakkında şöyle demiştir: “Asla başkasının kulu olma ve şüphesiz ki Allah seni hür yaratmıştır.” Ömer b. Hattab da bu anlamda şöyle demiştir: “İnsanları nasıl köle edersiniz. Oysa anneleri onları hür yaratmıştır.

Burada görüldüğü gibi Ali b. Ebi Talib’in sözü ile Ömer b. Hattab’ın sözü arasında temelde çok büyük farklılıklar vardır. Zira ilk olarak Ömer’in sözünde yer alan hürriyet kelimesi diğer çağdaşlarının kullandığı gibi kölelik kavramının karşıtı olarak kullanılmıştır, zira o zamanlar insanlar köle ve cariye olarak alınıp satılıyordu, ama Al b. Ebi Talib’in sözü geniş anlamda bir hürriyet ve özgürlüğü kapsamaktadır ve insan varlığının önemli bir boyutunu içermektedir. İkinci olarak Ömer sadece köle sahiplerine seslenmiş ve insanları neden köle ettikle­rini sormaktadır. Oysa onlara nasihat etmenin hiç bir fay­dası yoktur. Ali b. Ebi Talib ise burada bizzat kölelere seslenmekte, onlara özgürlük ruhunu hissettirmektedir. Onlara, kendilerine dayanmalarını ve yaratılış düzeninin aksine kendilerini köle edinenlere karşı kıyam etmele­rini söylemektedir. Hz. Ali (a. s) bu kısa sözüyle kölelerin kalbine heyecan tohumu ve sömürgecilerin boyunduru­ğundan kurtuluş ümidini ekmektedir. Üçüncü olarak Ömer insanların özgürlüğünü annelerinden doğuşuna bağlamıştır, oysa Ali b. Ebi Talib, özgürlüğün kökenin ilahi bir taktire, sünnete ve yaratılış alemine dayandır­mıştır. Bu da şüphesiz ki anneden doğuştan kaynaklanan özgürlükten çok daha geniş ve köklü bir anlam ifade et­mektedir.

Ali (a. s)’ın Sözlerinin Toplanması

Ali (a. s)’ın ashabı arasında büyük bir aşk ve tutkunlu­ğun yanı sıra basiret ilim sahibi olan , aynı zamanda rical alimlerinin de ifade ettiği gibi, doğru sözlü doğru inançlı ve güvenilir olan bir grup vardı. İbn-i Abbas Kumeyl b. Ziyad, Haris A’ver, Reşit Hicri, Meysem-i Temmar, Hicr b. Adiyy, Esbağ b. Nubate, Sa’saa b. Suhan, Nuf’i Bekkali, Zirar b. Zamere, Zeyd b. Veheb gibi yüce makama ve büyük bir üne sahip kimselerdi bunlar. Ha­yatlarının da tanıklık ettiği gibi aydın kalpli olan bu in­sanlar bizzat kendi zamanlarında artık bundan böyle hila­fet makamına Ali b. Ebi Talib gibi birinin  geçemeyece­ğini anlamışlardı. Artık gökyüzü Ali gibi birinin sesini asla duymayacaktır. İşte bu yüzden sürekli Hz. Ali ile birlikte bulunuyor can-u gönülden sözlerini dinliyorlardı.

Sabırsız aşıklar Cuma, Bayram, Camiler, savaş mey­danları, genel toplantılar, ve özel oturumlarda Hz. Ali (a. s)’ın buyurduğu sözlerini Arapların yaygın adeti olduğu üzere hafızalarına kaydediyor, başkaları için naklediyor ve yavaş yavaş yazı, mecmua  ve kitap haline gelmesini sağlıyorlardı. Hatta Hz. Ali (a. s)’ın bulunduğu savaşlara katılmış olan ve herkesten daha çok Hz. Ali (a. s)’ı sözle­rinin aşığı bulunan Zeyd b. Veheb Kitab’ul-Huteb adında ilk kitabı yazdı. H. 96 yılında vefat etti ve kitabı beşinci asra kadar da ulaşmıştır. Zira Şeyh Tusi kitabının fihristinde o kitaptan rivayette bulunmaktadır.[24]

Ondan sonra yazılan, zahiren şuanda örneği bulunma­yan, sadece rical ve tercüme alimlerinin aslarını zikrettiği diğer kitaplar ise şunlardır:

1- Mus’ade b. Sadaka’nın yazmış olduğu “Huteb-i Emir’el Mü’minin” kitap ki İmam Sadık (a. s)’dan da bir takım hadisler rivayet etmiştir. Bu kitabın bir nüshası Seyyid b. Tavus’un eline ulaşmıştır ve Şeyh Hasan Hilli de Muntehab’ul Besair kitabında ondan bir takım na­kil­lerde bulunmuştur. Bu kitap veya Mes’ade’nin diğer bir kitabı Seyyid Haşim Behrani’nin eline ulaşmıştır ve o da Burhan tefsirinde ondan bir takım hususlar nakletmiştir.[25]

2- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İsmail b. Mehran yazmıştır ve bu şahıs ta İmam Rıza (a. s)’ın as­habındandır.[26]

3- Huteb-i Ali (a. s) adlı kitabı ise İbrahim b. Hakem Fezzari aslı şahıs yazmıştır ve de ikinci asrın yazarların­dan sayılmaktadır.[27]

4- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise Seyyid Abdulazim Hasani adlı şahıs yazmıştır ve de İmam Ha­san (a. s)’ın evlatlarındandır. Bu şahsın kabri Rey şeh­rinde Ehl-i Beyt aşıkları tarafından ziyaret edilmektedir. Bu şa­hıs sekizinci, dokuzuncu ve onuncu imamların za­manını da derk etmiştir.[28]

5- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise on bir, on iki ve on üçüncü imamların zamanlarını derk eden  salih b. Hammad adlı şahıs yazmıştır. [29]

6- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise üçüncü as­rın sonlarında yaşayan İbrahim b. Süleyman adlı kimse telif etmiştir.[30]

7- Huteb-i Ali adlı kitabı ise H. 206 yılında vefat eden[31] Hişam b. Muhammed b. Saib-i Kelbi yazmıştır.

8- Huteb-i Ali ve Kutubuhu ila Ummalihi adlı kitabı ise H. 225 yılında vefat eden Ali b. Muhammed Medaini adlı kimse telif etmiştir.[32]

9- el-Hutbet’uz Zehra adlı kitabı ise H. 157 yılında ve­fat eden Ebi Mahnef, Lut b. Yahya adlı kimse yazmıştır. [33]

10- Huteb-i Emir’el Mü’minin adlı kitabı ise H. 332 yılında vefat eden Ebu Ahmed Celludi adlı kimse yaz­mıştır. Bu kitap Hz. Ali’nin hutbelerini mektuplarını, şi­irleri, öğütlerini güzel sözlerini, dualarını ve şurada beyan ettiği sözlerini içermektedir.[34]

11-14 Vakidi, İbrahim b. Hilal, Kadı Nu’man Mısri ve Nasr b. Müzahim adlı kimselerin kitabı ki açıklaması ri­cal kitaplarında yer almıştır.[35]

Nehc’ül Belağa’nın Telifi

Seyyid Razi asil ve nefis kitaplara ulaşma açısından çok şanslı biriydi. Zira onun asrında ve yaşadığı yer Bağ­dat’ta iki büyük ve zengin kütüphane mevcuttu ve bundan istifade etme imkanına sahipti. Bu iki kütüphane şunlardı:

1- Seyyid Razi’nin kendi kardeşinin kütüphanesi ki seksen binden fazla kitap bulunduruyordu. Bu veya başka sebeplerden dolayı Seyyid Murtaza’ya “Semanini” veya “Ebu’s-Semanin” diyorlardı.[36]

2- Beyt’ul-Hikme adıyla bilinen kütüphane. Bu kütüp­haneyi de Bahauddevle İbn-i Babeveyh Deylemi’nin ve­ziri olan Şapur b. Erdeşir, H. 381 yılında Memun’ur-Reşid’in Beyt’ul-Hikme’sine benzer bir şe­kilde tesis et­mişti. Şapur, bu kütüphaneyi Bağdat Kerh beldesinde, Beyn’us-Sureyn adlı mahallede tesis etmişti. Bu kütüpha­nede on binden fazla İran ve Irak’tan getirilmiş asıl ki­taplar ve Hindistan, Çin ve Rum’dan aslı üzerinden ya­zılmış nüshalar mevcuttu. Bu kütüphane de Şiilere mah­sus bir kütüphaneydi.[37]

Yakut Hamevi şöyle diyor: “Bu kütüphaneden daha iyi bir kütüphane yeryüzünde yoktur.”[38]

Bu kütüphane yaklaşık yetmiş yıl baki kalmıştır. Daha sonra H. 447 veya 450 yılında Tuğrul Bey’in Bağdat’a saldırısının ardından kötü ve dinsiz insanların eliyle yakı­larak yıkılmıştır.”[39]

Seyyid Razi bu iki kütüphanede mevcut olan kitap­larda gördüğü Hz. Ali (a. s)’ın hutbeler, mektuplar veya kısa sözlerinden fesahat ve belagat açısından beğendikle­rini seçmiş ve bunun bütününü bir kitap haline getirip Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır. Kitabı seçilmiş sözlerden oluştuğu ve daha çok edebi boyuta sahip ol­duğu için de rivayetlerin senedini zikretmemiştir. Hatta bazen bir hutbenin bazı cümlelerini çeşitli yollardan bir araya getirmiş ve birbiri ardınca zikretmiştir. Öyle ki ba­zen aralarında manevi bir bağ bile gözükmemektedir. 37, 38, 85, 106 ve 120. Hutbeler ile 10. Mektup gibi.

Ez-Zeria adlı kitabın sahibi şöyle diyor: “Seyyid Razi bir gün kütüphanesinin ateşe verileceğini ve binlerce yıl sonra insanların Ali (a. s)’ın sözlerini işitmeye muhtaç olacaklarını nereden bileceklerdi. Bu sözler şüphesiz İlam ümmetinin islahı ve hidayeti için beyan edilmiş sözlerdir. Seyyid Razi bilmediğinden dolayı elbette maruzdur. En azından bu Nehc’ul Belağa’yı bizlere hatıra bıraktığı için kendisine teşekkür borçluyuz.”[40]

Ez-Zeria kitabının yazarı bazı bilgisiz bağnazların bu konuda şüphelerinin Şii bilginlerinin Nehc’ul Belağa’nın hatta Şıkşıkiye hutbesinin kaynaklarını baki kalan kitap­lardan da çıkarabileceğini bilemiyordu. Öyle ki Nehc’ul Belağa’nın dört katı içindeki sözlerinin kaynaklarını be­lirten kitaplar yazılmıştır.

Nehc’ul Belağa’daki Mevcut Kaynaklar

Seyyid Razi on altı yerde Nehc’ul Belağa’nın kayna­ğını bizzat itiraf etmiştir. Bu yerler şunlardır:

1- 32. hutbeyi Cahiz’in el Beyan ve’t-Tebyin kitabın­dan nakletmiştir.

2- 89. hutbeyi Mes’ada b. Sadaka yoluyla İmam Sa­dık (a. s)’dan nakletmiştir. Nitekim İbn-i Ebil Hadid nüs­ha­sında da mevcuttur ve bu hutbe “Eşbah” olarak adlandı­rılmıştır.

3- 180. hutbeyi Nevf-i Bekkali’den nakletmiştir.

4- 54. Mektubu Ebu Cafer İskafi’nin “Mekamat” kita­bından nakletmiştir.

5- 74. Mektubu Hişam Kelbi’nin “Hat” kitabından  nakletmiştir.

6- 75. Mektubu Vakidi’nin Cemel kitabından naklet­miştir.

7- 78. Mektubu Said b. Yahya el-Emevi’nin “Meğazi” kitabından nakletmiştir.

8- 88. mektubu İmam Muhammed Bakır’dan rivayet etmiştir.

9-  77. Hikmetli sözü “Zirar-i Zebbai’den nakletmiştir.

10- 104. Hikmetli sözü Nevf-i Bekkali’Den rivayet et­miştir.

11- 147. Hikmetli sözü Kumeyl b. Ziyad-i Neh’i’den nakletmiştir.

12-  373. Hikmetli sözü Tarih-i Taberi’den nakletmiş­tir.

13-  375. Hikmetli sözü Ebi Cuheyfe’den nakletmiştir.

14- 434. Hikmetli sözü Saleb, İbn-i A’rabi’den nak­letmiştir.

15- 466. Hikmetli sözü Müberred’in “el-Muktezeb” kitabından nakletmiştir.

16- 4. Hikmetli sözü ise Ebu Ubeyd Kasım b. Se­lam’dan nakletmiştir.

Nehc’ul Belağa’nın Müstedrekleri

Daha öncede dediğimiz gibi Müminlerin Emiri Ali (a. s)’ın ashabı onun sözlerinin aşığıydı. Ali (a. s) da böyle­sine susuz insanlar görünce ilahi marifetleri gerçekleri ve dini ilkeleri onlara beyan etmeyi bir görev biliyordu. El­bette itiraf etmek gerekir ki Hz. Ali’nin buyurup da bize ulaşmayan sözleri mevcut sözlerden çok daha fazladır. Zira doğal olarak Hz. Ali(a. s)’ın tüm sözleri yazılmamış, yazılanların bir miktarı da tarihte yer alan bazı olaylar neticesinde ortadan kaybolmuştur. Ama ne mutlu, demek gerekir ki bugün elimizde var olanlar sadece Nehc’ul Belağa’ya özgü değildir. Bildiğimiz gibi Seyyid Razi, Hz.ali (a. s)’ın sadece edebiyat ve belagat özelliği taşıyan sözlerini ve mektuplarını k