Ahlak ve İrfan, Makaleler

Duâ Âdabı


M. Mehdi ASİFİ

 

İmam Sadık (a.s)’a ashabından biri: ‘Kur’an-ı Kerim’de te’vilini bilmediğim iki ayet vardır’ dedi.

İmam: Hangi ayetlerdir? diye buyurdu.

-Biri, “Beni çağırın (dua edin) size icabet edeyim”[1] ayetidir; oysa ben Allah’ı çağırmama rağmen duam kabul olmuyor.

-Allah’ın, vaadine aykırı davrandığını mı sanıyorsun?

-Hayır.

-Öyleyse ne demek istiyorsun?

-Bilmiyorum.

-Diğer ayet hangisidir?

“Siz Allah için ne verseniz, Allah onun yerine başkasını verir.”[2] ayetidir.

-Allah’ı vaadine sadık kalmadığını mı sanıyorsun?

-Hayır.

-Öyleyse ne demek istiyorsun?

-Bilmiyorum.

-İnşaallah bu konuyu sana açıklayacağım. Eğer Allah’ın emrettiği şeye itaat ettikten sonra O’nu çağırsaydın sana icabet ederdi. Ama sen Allah’a muhalefet ve isyan etmektesin, o da sana icabet etmiyor.

İnfak ettiğin şeyin yerini başka bir şeyin doldurmadığı sözüne gelince; eğer helal yolla kazanarak yerinde infak etmiş olsaydın bir dirhem olsaydı dahi Allah onun yerine bir başkasını verirdi.

Eğer O’nu dua etmek için gerekli olan yöntemle çağırsaydın, günahkâr olsaydın da yine sana icabet ederdi.

-Dua yöntemi nedir nedir?

-Farızayı edâ ettiğinde Allah’ı ta’zim edersin O’nu översin, Peygamber’e (s.a.a) salât gönderirsin, ona çok salât gönderisin, risaletini tebliğ ettiğine şehadet edersin, hidayet İmamlarına salât gönderirsin. Allah’a hamd-u sena, Peygamber’e salâttan sonra Allah’ın sana iyiliklerini, güzel ihsanıyla imtihanlarını, sana verdiği nimetlerini, sana yaptığı lutüfünü hatırlayarak bunlara karşı Allah’a hamd ve şükredersin. Daha sonra hatırladığı günahlarına bir bir, hatırlamadığın günahlarına ise genel olarak itiraf edersin. Bütün günahlarından Allah’a tövbe ederek, tekrar günaha dönmeyeceğine karar verirsin. O günahlardan pişmanlık duyarak, doğru bir niyet, korku ve ümitle Allah’tan bağışlanma diler ve şunları söylersin: “Allah’ım! Ben günahlarımdan dolayı senden bağışlanma diliyorum, sana tövbe ediyorum. Öyleyse beni itaatine yönelt, beni bana farz kıldığın, yani seni hoşnut eden her şeye muvaffak kıl. Şüphesiz ben, kendisini nimetlendirmediğin halde sana hakkıyla muvaffak olan hiç kimse görmedim. Öyleyse, bana öyle bir nimet ver ki, onunla rızana ve cennetine ulaşayım.”[3]

Daha sonra hacetlerini iste; ümit ederim ki Allah seni mahrum etmez inşaallah.

Kısaca Duanın Şart ve Kuralları

1- Allah’ı tanımak

Duanın kabul olmasının en önemli şartlarından biri Allah’ı tanımak, O’nun mutlak egemenlik ve kudretine iman etmektir. Dürr-ül Mensur kitabında, Muaz ibn-i Cebel Resulullah’dan (s.a.a) şöyle nakletmiştir: “Eğer Allah’ı (c.c) hakkıyla tanısaydınız, duanız hürmetine dağlar yerinden oynardı.”

Ayyaşi kendi tefsirinde İmam Sadık (a.s)’dan,: “Çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler…”[4] ayetinin tefsiriyle ilgili şöyle rivayet etmiştir: “Bilsinler ki ben istedikleri şeyleri onlara vermeye kâdirim”

İmam Sadık (a.s): “Yoksa darda kalana dua ettiği zaman icabet eden…”[5] ayetini okuduğunda oradakilerin; “Niçin  dualarımız icabete erişmiyor?” diye sormaları üzerine şöyle buyurdular: “Çünkü siz tanımadığınız birisini çağırıyorsunuz ve anlamadığınız bir şeyi istiyorsunuz.”

İmam Sadık (a.s) Resulullah’tan (s.a.a) şöyle rivayet eder: “Allah Teala buyurur ki: Kim yarar ve zarar vermenin benim elinde olduğunun farkında olarak benden bir şey isterse, isteğini kabul ederim.”[6]

2- Allah’a hüsn-ü zan

Allah’a hüsn-ü zan O’nu tanımanın semerelerindendir. Allah Teala, kullarının kendisine olan hüsn-ü zannı, rahmet ve kereminin genişliğine güvenleri miktarınca onlara bağışta bulunur.

Hadis-i kudsi’de şöyle geçiyor: “Ben kulumun bana olan zannına göre ona davranırım o haldehayırdan başkabenden bir şey ummayın.”[7]

Resulullah’dan (s.a.a) şöyle naklolunmuştur: “Duanızın icabet edileceğine kesin güveniniz olduğu halde Allah’ı çağırın (dua edin).”[8]

Allah Teala Hz. Musa’ya (a.s) şöyle vahyetti:

Beni çağırdığın ve bana ümit ettiğin müddetçe duanı duyarım (icabet ederim).”[9]

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Dua ettiğinde kalbinle (Allah’a) yönel ve istediğin şeyin kapının eşiğinde olduğunu düşün.”[10]

Yine şöyle buyurmuştur: “Dua ettiğinde kalbinle (Allah’a) yönel, sonra duanın kabul olacağına inan.”[11]

Allah’ın rahmetinden ve duanın icabetinden ümidi kesmemek gerekir. Bazen insan dua eder, fakat Allah Teala bazı maslahatlardan dolayı o duanın icabetini geciktirir; insan kendi yaranın ne olduğunu bilmediği için Allah’a kötü zanda bulunur ve Allah’ın  rahmetinden ümidini keser, bu ümitsizlik onu Allah’ın lütuf ve rahmetinden uzaklaştırır.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle naklolunmuştur:

“Kul acele etmediği müddetçe Allah’dan daima bir hayır, ve rahmet içerisindedir. Acele ettiğinde ise ümitsizliğe kapılır ve duayı terkeder.”

Nasıl acele edilir? diye sorduklarında İmam; “Filan zamandan beri dua ediyorum ama duama icabet edilmiyor” demesiyle buyurdular.[12]

Ahmed b. Muhammed b. Ebi Nasr şöyle diyor: İmam Rıza’ya (a.s): “Canım sana feda olsun, ben filan seneden beridir Allah’dan istemekte olduğum şeye icabet edilmediği için kalbime şüphe düştü.” dedim

İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Ya Ahmed; Sakın şeytan musallat olup da seni ümitsizliğe düşürmesin! Eeğer sana bir söz söylersem sözüme güvenir misin?”

Ben : “Canım sana feda olsun, senin sözüne güvenmeyip de kimin sözüne güveneyim; oysa ki sen Allah’ın yaratıklarına hüccetisin.” dedim.

Bunun üzerine İmam (a.s) buyurdu ki: “Öyleyse Allah’a daha fazla güvenmelisin. Allah şöyle bir vaad vermiştir: “Kullarım beni sana soracak olursa, işte ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm.”[13]

Yine buyurmuştur: “Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin.”[14]

Yine buyurmuş ki: “Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vaadediyor.”[15]

Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kul hacetini isterken acele ettiğinde (yani dua etmek ve Allah’ın huzurunda durup hacetini istemekten vazgeçtiğinde) Allah (c.c) şöyle buyurur: “Kulum benim hacetleri yerine getiren olduğumu bilmiyor mu?”[16]

Hişam ibn-i Salim de İmam Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu naklediyor: “İkinizin (Hz. Musa ve Hz. Harun’a işarettir) duası kabul olundu”[17] vaadiyle Firavun’u cezalandırması arasında kırk yıllık bir zaman vardı.”[18]

İshak ibn-i Ammar şöyle diyor: İmam Sadık (a.s)’a: İnsanın duası kabul olduğu halde ertelenebilir mi? diye sorduğumda: “Evet yirmi yıl ertelenebilir”[19] buyurdular.

3- muztar olmak

Duada Allah’dan başka bir sığınağı olmayan bir muztar (her yerden ümidi kesilen, çaresiz kul olarak) Allah’a sığınmalıdır, ancak O’na ümit etmelidir. İnsanın, Allah’a ümit beslemesinin yanısıra kullara da ümit beslerse Allah’a hakkıyla sığınamaz, O’na sığınmaya tam ihtiyaç duymaz. Her şeyden ümid kesip Allah’a yönelmek duanın kabul olmasında temel şartlardandır.

Emir-ul Muminin Hz. Ali (a.s), oğlu Muhammed ibn-i Hanefiyye’ye vasiyetinde şöyle buyurmuştur: “ kurtuluş İhlasdadır, korku artınca ancak Allah’a sığınılır.”[20]

Çaresizlik halinde insanın ümidi her şeyden kesilir, gerektiği şekilde Allah’a sığınır ve sadece Allah’a ümid besler.

Allah Teala Hz. İsa’ya (a.s) şöyle vahyetmiştir: “(Ey İsâ!) Bir kurtarıcısı ve bir yardımcısı olmayıp da boğulmakta olan kimsenin duası gibi bana hüzünlü bir halle dua edin. Ey İsa! Benden iste, gayrisinden isteme; güzel dua senden olsun, icabet de benden.”[21]

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle rivayet etmişlerdir: “Rabbinden istediği şeyin mutlaka kendisine verilmesini isteyen kimse ümidini bütün insanlardan kesmelidir, O’ndan başka hiç kimseye ümid beslememelidir. Allah Teala bu ümidi onun kalbinde gördüğünde, istediği şeyi mutlaka ona verir.”[22]

4- Allah’ın emrettİğİ yoldan Ayrılmamak

Bu hususta şöyle bir rivayet nakledilmiştir:

İsrailoğulların’dan olan bir kişi kırk gece Allah’a ibadet ettikten sonra dua etti, fakat Allah Teala duasını icabet etmedi. Adam, bu burumdan İsa ibn-i Meryem’e şikayet etti, bunun üzerine İsa ibn-i Meryem bunun sebebini sordu. Allah Teala cevabında şöyle buyurdu: “Ya İsa! Bana dua edince kalbinde senin hakkında şüphesi vardı.”[23]

5- kalbİn Allah’a yönelmesİ

Kalbin Allah’a yönelmesi de duanın kabul olmasının en önemli şartlarındandır. Duanın hakikatı kalbin Allah’a yönelmesidir. İnsanın kalbi Allah’dan başkasıyla (dünya işleriyle) meşgul olursa, insan hakkıyla dua edebilmez.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Allah Teala, gafil kalbin duasını kabul etmez.”[24]

Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Dua ettiğinde kalbinle (Allah’a) yönel, sonra duanın kabul olacağına yakin et.”[25]

Bir Kudsi hadiste Allah Teala şöyle buyuruyor: “Ey Musa! Temiz bir kalp ve doğru bir dille beni çağır.”[26]

İmam Sadık (a.s) buyuruyor ki: “Allah Teala, gafil kalbin duasını kabul etmez dua edince kalbinle Allah’a yönel ve duanın icabet edileceğine kesin bir şekilde inan.”[27]

Duada, kalbin Allah’a yönelmesi, O’na teveccüh etmesi gerekir, gaflet ve katı kalplilik Allah’a yönelmeye mani olan engellerdendir. Rivayet edilen duları okurken onları yakarış şeklinde okumalıdır, kalbin dilden uzak olmasından, yani dil dua okurken kalbin dünya işleriyle meşgul olmasından kaçınmalıdır.

**********************6- huzu – huşu ve kalp yumuşaklığı

Duasının icabete erişmesini isteyen kimse, içli ve duygulu olmalı ve kalbini yumuşatmaya gayret etmelidir. Kalp yumuşak ve içli olursa şeffaf olur, onunla Allah arasındaki olan engeller ortadan kalkar ve Allah’a yakın olur. İsteme ve dua etme üslubunun kalbin yumuşamasında önemli etkisi vardır. İsteme ve dua etme anında tazarru ile yalvarmak hususunda gelen hadisler, bu hedefi taşımaktadır.

Ahmed ibn-i Fehd el Hillî, “Uddet-ud Daî” kitabında şöyle rivayet etmiştir: “Resulullah (s.a.a), bir fakirin birisinden yiyecek birşey istemesi gibi Allah’a dua edip yakarıyordu”.

Yine aynı kitapta şöyle nakl olmuştur: “Allah Teala Hz. Musa’ya (a.s) şöyle vahyetti: Efendisini çağırdığında bir köle nasıl davranıyorsa sen de benim huzurumda zelilane bir halde elini aç; böyle yaptığında acınırsın. Ben keremlilerin en kâdiriyim.”[28]

Muhammed ibn-i Müslim şöyle diyor: Eba Cafer (İmam Bâkır) (a.s)’dan: “Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp- yalvarmadılar.”[29] ayetinin ne demek istediğini sorduğumda şöyle buyurdular: (Boyun eğmek) ise elleri kaldırarak yalvarmaktır.”[30]

Bazıları dua üslubu hakkında, niçin elimizi göğe doğru kaldırıyoruz, Allah’ın gökte olduğundan dolayı mıdır? diye insanları şüpheye düşürüyorlardı. Ehl-i Beyt İmamları (a.s) da bu konuda halkı aydınlatıyor ve “Allah her yerdedir, duadaki bu üsluptan (elleri göğe doğru kaldırmaktan) maksat Allah’ın huzurunda huzu ve huşu içerisinde ve muhtaç olduğumuzu sadece dilde değil amelen de bildirmektir.” buyuruyorlardı.

Böyle bir üslubun, kalbin yumuşamasında, katılığın giderilmesinde ve insanın Allah’ın karşısında halis ve hazır olmasında büyük bir rolü vardır.

Tabersî “İhticac” kitabında şöyle naklediyor: Ebu Kurre, İmam Rıza (a.s)’a: “Dua ettiğinizde niçin elinizi göğe doğru kaldırıyorsunuz” diye arzetmesi üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdular: “Allah Teala yaratığından çeşitli ibadetler istemiştir… Dua, talep ve tazarru (yakarış) anlarında da elleri göğe doğru açmakla yaratığının kul olmasını istemiştir. Çünkü yalvarış yakarış (huzu ve huşu içerisinde olmak) kulluk nişanesi ve Allah’a boyun eğmektir.”[31]

Kalbin yumuşak olduğu anlar rahmetin iniş anlarıdır. İnsan bu anları, Allah’a teveccüh etmekle ganimet saymalıdır, bu anlarda Allah’ın rahmeti hadsiz hesapsız olarak inmektedir. Allah’ın rahmetinin inmesinin özel ve sınırlı bir vakti yoktur, ama bu rahmete yönelmenin özel ve sınırlı bir vakti vardır. Bu vakit de kalbin yumuşadığı ve içli olduğu vakittir. Ancak insanın kalbi yumuşadığında onun bu rahmete yönelmesi mümkün olur.

adam camiye girip iki rekat namaz kı

Resulullah şöyle buyurmuştur: “Kalp yumuşadığında duayı ganimet bilin. Çünkü o (yumuşama) rahmettir.”[32]

İmam Sadık (a.s) da şöyle buyurmuştur: “Kalbiniz yumuşadığında dua ediniz. Çünkü kalp halis olmadıkça yumuşamaz.”[33]

Yine İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Bedenin (Allah korkusundan) titrediğinde ve gözlerden yaş aktığında Allah’dan isteğini duayla al çünkü kastın dikkata alınmıştır.”[34]

Hadis çok dakiktir, duanın kabul olmasıyla dua edenin hali birbirine bağlı sayılmıştır. Kalp yumuşadığında duanın icabete en yakın olduğu zamandır, katılaştığında ise icabetten en uzak olduğu zamandır.

İslamî naslarda (hadis ve rivayetlerde), kalbin yumuşadığı anlardan yararlanmak ve bu dünyada insana ulaşan bazı musibet ve üzüntülerin sırf dua ve yakarışla Allah’a teveccüh etmek (yaklaşmak) için olduğu önemle vurgulanmıştır.

Bu anlar insanı, Allah’a yönelmek ve O’nun rahmetine yüz çevirmek için hazırlamaktadır. Kalp ancak ve ancak yumuşak olduğu hallerde bu yönelişe muvaffak olabilir. Allah’ın rızasını ve O’na yönelmeyi isteyen bir kimse, dua anında bu yumuşaklığı oluşturması gerekir.

İshak ibn-i Ammar’dan şöyle nakl olunmuştur: İmam Sadık (a.s)’a :”Dua ettiğimde ağlamak istediğim halde ağlıyamıyorum, ama; ailemizden ölen birisini hatırladığımda kalbim yumuşuyor, ağlıyorum; acaba bu durum câiz midir?” diye sorduğumda İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdular: Evet câizdir, kalbin yumuşadığında ağla ve Rabbine dua et (yalvar-yakar)”.[35]

Eğer kalbinin yumşaması için ağlayamazsa, ağlar görünmeye çalışmalıdır. Çünkü ağlar görünmeye çalışmak insanı ağlamaya sevkeder, ağlamak da kalbin yumuşamasına sebeb olur, kalbin yumuşaması da Allah Teala’ya açılmasına yol açar.”

Sa’d ibn-i Yesar şöyle diyor: İmam Sadık (a.s)’a: Ben duada ağlayamadığımdan ağlar görünmeye çalışıyorum, (acaba böyle yapmam caiz midir?) diye arzettiğimde, İmam (a.s): “Evet câizdir” buyurdular.

Ebu Hamza’dan şöyle nakledilmiştir: İmam Sadık (a.s) Ebu Besir’e şöyle buyurdular: “Eğer bir işin olacağından korkar veya bir hacetin karşılanmasını dilersen Allah’ın adıyla başla, O’nu ulula, O’na senada bulun, Peygamber’e (s.a.a) salavat getir, (sonra) hacetini iste ve ağla… (Ve bu konuda) Babam şöyle buyuruyordu: Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde ettiği ve ağladığı andır.”[36]

7- sıkıntı ve rahatlıkta söreklİ dua etmek

Sıkıntı ve rahatlıkta sürekli dua etmek, rahatlıkta dua etmeyi sıkıntı halinde dua etmekten öne geçirmek İslamî naslarda (hadislerde) önemle vurgulanmıştır.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Rahatlıkta Allah’ı tanısan O da seni sıkıntı halinde tanır.”[37] [NI1] 

İmam Sadık (a.s) da şöyle buyurmuştur: “Kim duaya yaklaşırsa (sürekli dua ederse) bela geldiğinde duası kabul olur (ve gökyüzünde onun sesi için) tanış bir sestir denir ve o duanın göğe yükselmesi engellenmez. Kim de duaya yaklaşmazsa, bela indiğinde artık duası kabul olmaz ve melekler: Bu sesi biz tanımıyoruz, derler.”[38]

Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır: “Sıkıntıya düşmeden önce dua etmek, bela anında duaların kabul olmasına sebeb olur.”[39]

Diğer bir hadiste İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakl olunmuştur: “Sıkıntı anında duasının kabul olmasını isteyen sıkıntıya düşmeden önce çok dua etmelidir.”[40]

Bir hadiste de şöyle buyurmuştur: “Ceddim şöyle buyuruyordu: “Duaya koşun. Çünkü kul çok dua ederse başına bir bela geldiğinde dua eder ve “bu tanış bir sestir” denilir; ama çok dua eden olmazsa başına bir bela geldiğinde dua etmeğe kalkışınca: “Daha önce nerdeydin” denilir.”[41]

Bu hadisler çok dakik ve ince bir manaya işaret etmektir. Şüphesiz dua Allah’a yöneliştir. Duanın en etkili ve icabete en yakın olanı, en çok Allah’a yönelik olanıdır. Eğer kalp halis ve tam manasıyla Allah’a yönelmiş olursa artık hiç bir şey duanın icabet edilmesine engel olmaz. Eğer yöneliş zayıf olursa, icabet de o mikdarda zayıf olur. Allah’a tam manasıyla yönelmek ise çok dua etmekle mümkün olur. İnsan duayı ne kadar çoğaltırsa Allah’a yönelmesi de o mikdarda çoğalır.

Fazl ibn-i Abbas şöyle diyor: Resulullah (s.a.a) buyurdular ki: “Sen Allah’ı gözet (gözönünde bulundur) O seni gözetir. Allah’ı gözetirsen O’nu karşında bulursan, rahatlıkta kendini Allah’a tanıt ki sıkıntıya düştüğünde O da seni tanısın.”[42]

Ali ibn-i Hüseyn (a.s) şöyle buyuruyor: “Duaya (sürekli) koşmak gibi (güzel bir şey) görmedim. Çünkü kulun her saatta duası kabul olmaz.”[43]

İmam Bâkır (a.s) da şöyle buyurmuştur: “Müminin rahatlık anındaki duası sıkıntıya düştüğünde ettiği dua gibi olmalıdır. Bir şey verildiğinde gevşeklik yapmamalıdır. Dua etmekten usanmayın; çünkü duanın Allah indinde özel bir yeri vardır.”[44]

8- Allah’ın ahdİne vefâ etmek

Tefsir-i Kummî’de şöyle rivayet olunmuştur: İmam Sadık (a.s)’a, “Allah Teala: “Beni çağırın size icabet edeyim” buyuruyor, fakat biz çağırdığımız halde icabet olunmuyor” dediklerinde şöyle buyurdular: “Çünkü siz Allah’ın ahdine vefâ göstermiyorsunuz. Allah Teala buyuruyor ki: Vefa edin ahdime vefâ edeyim ahdinize”[45] Vallahi Allah’a vefa etseydiniz, O size vefa ederdi.”[46]

9- duanın amelle bİrlİkte olması

Duanın kabul olmasının şartlarından biri de onun amel ile birlikte olmasıdır. Amelsiz duanın faydası olmadığı gibi duanın da amelsiz faydası yoktur.

Resulullah (s.a.a) Ebuzer’e vasiyetlerinde şöyle buyurdu: “Ya Ebazer, amelsiz dua eden, bağsız yayla ok atan kimseye benzer.”[47]

Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Üç kişinin duası kabul olmaz: (Onlardan biri) evinde oturup, ey Rabbim bana rızık ver, diyen kimsenin duasıdır. O zaman bu adama, rızık kazanmak için sana bir yol karar kılmadım mı? diye hitap edilir.”[48]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Aynı ameli yapan iki kişi cennete girecek onlardan biri arkadaşının makamını kendininkinden yüksekte olduğunu görünce Ey Rabbim, neden ona (bu makamı) bağışladın oysa ikimizin ameli de birdi? diyecek, bunun üzerine Allah Teala cevabında şöyle buyuracak: O dua etti fakat sen dua etmedin”. Resulullah (s.a.a) da daha sonra şöyle buyurdular: “Allah’dan fazlını (lütuf ve ihsanını) isteyin; büyük istekte bulunun. Çünkü hiç bir şey O’na büyük gelmez.”[49]

Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah Teala’nın öyle kulları vardır ki amel ederler, Allah da onlara bağışta bulunur; bazı kulları da vardır ki, doğru istekde bulunurlar, onlara da bağışta bulunur. Daha sonra cennette onları bir araya toplar.” Bunun üzerine amel edenler şöyle derler: “Ey Rabbimiz, biz amel ettiğimiz için bize bağışta bulundun, ama (amel etmedikleri halde ) onlara bağışta bulunmanın sebebi nedir?”

Allah Teala cevaplarında şöyle buyurur: “Bunlar benim kullarımdır; sizin amelinizin karşılığını verdim, amellerinizden bir şey eksiltmedim. Bunlar ise benden istediler, ben de onlara bağışta bulundum. Onları müstağni kıldım, o benim lütuf ve ihsanımdır, onu istediğime veririm”

10- dua İilahİ sünnetlerİn dahİlİnde olmalıdır

Dua, tabiat, kâinat, toplum ve tarihdeki ilahî sünnetleri yıkmak ve onlara aykırı bir şeyi istemek değildir. Allah’ın sünnetleri hiçbir zaman değişmez. Duada toplum, tarih, tabiat ve kâinattaki ilahî sünnetlerle veya Allah’ın teşriî hükümleriyle muhalif olan şeyler istenilmemelidir.

Emir-ul Muminin Hz. Ali’ye (a.s), “Hangi dua icabete erişmez? diye sorduklarında: “Olmayacak şeyi istemek” buyurdular.[50]

Yine Emir-ul Muminin Ali (a.s) dua eden kimseye hitaben şöyle buyurmuştur: “Olmayacak ve helal olmayan şeyleri isteme”.

“Olmayacak şeyler”, toplum, tarih, tabiat ve kâinattaki ilahî sünnetlerin değişmesini istemektir. “Helal olmayaj şeyler” de Allah Teala’nın insan hayatındaki teşriî nizamına aykırı hareket etmektir.

Bu hususta Allah Teala şöyle buyurur: “Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz.”[51]

11- günahlardan kaçınmak

Duanın icabete erişmesinin diğer bir şartı da günahdan kaçınmak ve tövbe etmektir. Duanın hakikatı Allah’a yönelmektir. Allah’a karşı günah işleyen, O’nun emir ve nehyinden yüz çeviren, Allah’a tövbe etmeyen… O’na nasıl yönelebilir?

Muhammed ibn-i Müslim, Ebu Cafer (İmam Bâkır) (a.s)’dan şöyle nakledir: “Bazen kul Allah’dan bir şey ister, Allah’ın rahmeti o isteğin kısa veya uzun bir zamanda yerine getirilmesini gerektirir. Ama, insan günah işleyince Allah meleğine; “Onun hacetini karşılama, onu mahrum bırak. Çünkü; o benim gazabıma sebeb olan şeye yöneldi, (böylece) benden (duasına icabet etmemden) mahrum olmaya layık oldu.” diye hitab eder.[52]

Resulullah (s.a.a)’den şöyle nakl edilmiştir: “Musa (a.s) secde halinde olan bir kişiye rastladı, adam biran duayı keserek Hz. Musa’ya teveccüh etti. Hz. Musa ona: “Eğer hacetin benim elimde olsaydı onu sana verirdim” dedi. Bu esnada Allah Teala Hz. Musa’ya şöyle vahyetti: Ya Musa, o adam boynu kopuncaya kadar secde etse de, sevmediğim şeyden elçekip sevdiğim şeye dönmedikçe duasını kabul etmem.”[53]

12- dua İçİn toplanmak ve mümİnlerden amİn demelerİnİ İstemek

Dua hususunda önemle vurgulanan bir nokta da müminler topluluğunda dua etmektir. Müminlerin Allah’ın huzurundaki toplanmaları Allah’ın rahmet, lütuf ve rızasına en yakın olan durumdur. İbn-i Halid İmam Sadık’tan (a.s) şöyle naklediyor: “Kırk kişi bir araya toplanarak bir iş için dua ederlerse Allah onların dualarını mutlaka kabul eder. Eğer kırk kişi olmazlarsa dört kişi toplanıp on defe Allah’ı çağırırlarsa Allah dualarını kabul eder. Eğer dört kişi olmazsa bir kişi kırk defa dua ederse Aziz-ul Cebbar olan Allah onun duasını kabul eder.”[54]

Başka bir yerde İmam Sadık (a.s)’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Babam zor bir işle karşılaştığında bütün aile fertlerini (toplanmaları için) çağırır, sonra dua ederdi, onlar da amin derlerdi.”[55]

13- duada teennİ

Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de teenni ile dua etmektir. Allah’dan bir şey isterken acele etmemelidir, teenni haletini korumalıdır. Çünkü; duanın hakikati ve özü, dua ve tazarru ile Allah’a yönelmektir. Hadislerde naklolunan duaları da teenni ile okumalıdır. Teenni ile dua okurken hiç bir zoluk çekmeden içinde Allah’a yöneliş hissi uyanır. İmamlardan bazen dua hakkında soru sorduklarında da aklınıza gelen şeyler için zorlanmaksızın teenni ile dua edin buyuruyorlardı; illa da naklolunan duaları okuyunuz, buyurmuyorlardı. Çünkü duadan maksad Allah’a yönelmektir.

Zurare, İmam Sadık (a.s)’a, bana dua öğretir misiniz, diye arzetmesi üzerine İmam (a.s): “En iyi dua diline döküleni istemektir.”  buyurdular.[56]

Yine başka birisi, bana dua öğret dediğinde: “En güzel dua diline döküleni söylemektir.” buyurdular.[57]

14- Hamd, salat ve mağfİretle duaya hazırlanmak

Dua Allah’a yöneliştir, bu yöneliş için hazırlanmak gerekir. İlk önce Allah’a hamd-u sena, nimetlerine karşı şükr, günahlardan dolayı mağfiret dilemek ve Resulullah ve Ehl-i Beyt’ine sâlât ve selam etmek gerekir. Duaya hazırlanmanın yolu budur. Bunlar; insanı Allah’a yönelmeye ve O’ndan bir şey istemeye hazırlar. Nitekim çoğu duaların girişinde hamd, sena, şükür, mağfiret dileme, Resulullah ve Ehl-i Beyt’ine salat ve selam etme zikredilmiştir.

Ays ibn-i Kasım, İmam Cafer-üs Sadık (a.s)’dan şöyle nakletmiştir: (Allah’dan) hacetini isteyeniniz Rabbine hamd-u sena etsin… Hacetinizi istediğinizde Aziz-ul Cabbar olan Allah’ı ululayın, O’nu medhedin, O’na sena edin ve şöyle deyin: “Ey bağışlayanların en cömerdi, ey kendisinden bir şey istenilenlerin en hayırlısı, ey kendisinden merhamet istenilenlerin en merhametlisi, ey ahad (tek), ey samed (ihtiyaçsız), ey doğurmaz ve doğmamış, ey istediğini yapan, ey irade ettiğini ve sevdiğini hükmeden, ey insanla kalbi arasına giren,… ey benzeri olmayan, ey duyan, ey görüp gözeten!”

Allah’ın isimlerinden çok söyleyin, Muhammed ve âl-i Muhammed’e salat ve selam gönderin (sonra) şöyle deyin. “Allah’ım, helal rızkından bana bol rızık ver ki onunla haysiyetimi koruyayım, emanetimi (vazifemi) edâ edeyim, sıla-ı rahimde bulunayım, hac ve umrede bana yardımcı olsun.”

İmam (a.s)  sonra şöyle buyurdular: Bir