Ehl-i Beyt(a.s)'ın Yarenleri, Makaleler

Hz. Masume (a.s) ve Kum Şehrİ

ki: Cafer b. Muhammed’in kızı Fatıma bize rivayet etti, bana Ali b. Hüseyin’nin kızı Fatıma rivayet etti, Hüseyin b. Ali’nin kızları Fatıma ve Sekine rivayet ettiler: Hz. Fatime-i Zehra’nın kızı Ümmü Külsüm; o da Resulullah’ın kızı Fatıma’dan (kendi annesinden)  şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Acaba siz, Resulullah’ın Gadir-i Hum’da dediği şu sözü unuttunuz mu:

Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.

Ve Resullah’ın şu sözünü unuttunuz mu:

(Ey Ali) senin bana nisbet mevkin,  Harun’un Musa’ya olan mevkisi gibidir.”

HZ. MASUME (A.S)’In MEZARININ YAPIMININ TARİHİ SEYRİNE BİR BAKIŞ

Daha önce değindiğimiz gibi, Hz. Masume'nin cenazesi Hicretin 201. yılında eski adı "Babolan" olan yere defnedildikten sonra mezarın üzerine hasırdan bir gölgelik yapılmış. Bir süre sonra da üzerine sade bir kubbe yaptırmışlardır. Tarihten anlaşıldığına göre Hz. Masume'nin kabri, Hicri 350. yılına kadar önemli bir değişiklik yapılmadan öylece kalmıştır. Hicretin 413. yılında Hz. Masume'nin mezarı güzel çinilerle süslendi. Hicri 525’de eski kubbeyi söktürüp yerine muhteşem bir kubbe yaptırıldı. Ve kubbe güzel çinilerle döşettirildi.

Hicretin 925. yılında da haremin kuzey kısmının eyvanı yaptırılarak, eski sahnin (avlunun) planı hazırlandı ve mezarın üzerine çiniden bir zarih (parmaklık) yaptırıldı.

Hicretin 1077. Yılında, Şah Abbas tarafından beyaz çelikten bir zarih (parmaklık) kabrin üzerine yaptırıldı; 1275 yılında çelik zarih gümüşle kaplatıldı. Şimdiki zarih ise, 1328 hicri kameri yılında tümü gümüşten yapılmış bulunmaktadır. Şöyle ki eski zarihte olan 5000 halis miskal gümüşe, Türbe’nin hazinesinde bulunan 43000 halis gümüş eklenerek bugünkü zarih yapılmıştır.

Hicri 1218'de kubbe altınla kaplatıldı. 1239 yılında Balaser mescidi (kabrin baş tarafındaki cami) yapıldı. 1276 yılında da eski bahçenin eyvanı altınla kaplatıldı.

Hicri 13. asrın sonlarında yeni avlunun planı hazırlandı ve yapımı Hicri 1303. yılında tamamlandı.

Hz. Masume’nin mukaddes mezarının bulunduğu muhteşem bina, birbirine bitişik ve büyük kapılarla birbiriyle ilişkili üç bahçeyle çevrilidir. Bu bahçelerin ikisi Hz. Masume’nin mezarlığına ait eski ve yeni bahçeler olup bunların etrafı medrese usulu: hücrelerle çevrilidir. Hücrelerin ön cebhesi çinilerle kaplı olup bu çinilerin  üzerine hat eseri olarak Ehl-i Beyt’in methinde çeşitli şiirler yazılıdır. Diğer bahçe ise, Hz. Masume’nin mezarına bitişik olan Mescid-i A’zam aittir. Büyük bahçe ve mescid-i Azam’ın bahçesinin ortasında iki büyük havuz bulunmakta,Bahçelerin diğer yerleri ise büyük düz siyah taşlarla kaplıdır.

Türbenin asıl bölümünün üzerinde altın kaplı büyük bir kubbe ve çini döşeli iki büyük minare bulunmaktadır. Mezarı içine alan gümüş kaplı parmaklık, altın kaplı büyük kubbenin altında yer almaktadır. Bu bölüme bitişik olan diğer üstü kapalı alanlar ziyaretçilerin çeşitli ibadi amellerini yerine getirebilmeleri için, gerekli sahayı sağlayan, Tabatabai, Mutahhari, Balaser ve A’zam mescitleridir. Tabatabai mescidinin iç duvarları alt kısmı mermerle ve yukarı kısımları ise alçı üzerine yerleştirilmiş ve güzel hendesi şekiller oluşturan küçük aynalarla döşelidir. Binanın iç duvarlarının yukarı bölümlerinde ise çiniler üzerine yazılmış bir çok hat eserleri mevcuttur. Bunlarda genelde Kur’an-i Kerim’den bazı sure ve ayetler veya Resulullah (s.a.a)’ın Ehl-i beyt hakkındaki hadisleri yazılıdır.

Örneğin: Hz. Masume'nin kabrinin çevresindeki çinilerin yukarıdan aşağıya kadar, Kufi hattıyla Kur'ân'ın Yasin, Tebareke Gaşiye ve Kadir sureleri yazılmıştır. Mezarın mihrab şeklinde olan üst kısmının etrafında Ayet'el Kürsi yazılı olup, ortasında ise şu söz yer almıştır:

"Musa b. Cafer'in kızı Fatime, H. 201. yılında vefat etmiştir. Mübarek zarihi ise, Muzaffer b. Ahmed b. İsmail yaptırmıştır. Bu yazıyı Muhammed b. Tahir 2 Recep H. 652. yılında yazmıştır."

Küçük bahçeye açılan altın eyvanın duvarındaki çivit renkli çininin üzerine, Ehl-i sünnet alimleri tarikiyle naklolunan bir hadis süls hattıyla yazılıdır. Bu hadisi burada nakletmekte yarar görüyoruz:

Ehl-i Sünnetin alimlerinden olan Zemahşeri "Keşşaf" tefsirinde ve "Sa'lebi"' "Keşf'ül Beyan" tefsirinde, Resulullah (s.a.a)’ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar:

"Bilin ki, kim Âl-i Muhammed (Ehl-i Beyt)'in sevgisi üzere ölürse, şehid olarak ölmüştür. Bilin ki, kim Âl-i Muhammed'in sevgisi üzere ölürse, günahları bağışlanmış olarak ölmüştür.

Bilin ki, kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, kamil imana sahip bir mümin olarak ölmüştür.

Bilin ki, kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, ölüm meleği ve daha sonra da Nekir ve Münkir onu cennetle müjdelerler.

Bilin ki, kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, süratle cennete gider.

Bilin ki, kim Muhammed ve Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, Allah-u Teala onun kabrinden cennete iki kapı açar.

Bilin ki, kim Muhammed ve Âl-i Muhammed'in buğzu üzere ölürse, kıyamet günü iki gözünün arasına "Allah-ın rahmetinden ümitsiz" yazılmış olduğu halde gelir.

Bilin ki, kim Âl-i Muhammed’in buğzu üzere ölürse, kafir olarak ölmüş olur.

Bilin ki, kim Âl-i Muhammed’in buğzu üzere ölürse, cennet kokusunu alamaz." Şüphesiz Resulullah (s.a.a) doğru buyurmuştur.

Hz. MASUME’NİN MUKADDES MEZARININ BULUNDUĞU KUM ŞEHRİ’nİn TARİHİ HAKKINDA KISA BİLGİ

Kum beldesi, Hicret'in 23. yılında Müslümanların İran’a yaptıkları sefer sırasında, Müslümanlar tarafından fethedilmiştir.

Kum'un fethedilmesiyle, Arap Müslümanları bu bölgeye ilgi duymaya ve gidip gelmeye başlamışlardı.

Abdulmelik b. Mervan'ın hilafeti döneminde, (Hicri birinci asrın ikinci yarısında) Ehl-i Beyt’e bağlılıklarıyla tanınmış olan Eş'âr oğulları, Abdülmelik'in zalim hükümetinin egemenliği altından kaçıp, Kum bölgesine sığınmış ve yavaş yavaş Kum'u kendi egemenlikleri altına geçirmişlerdir.

Eş'arilerden Kum'a gelen ilk şahıslar şunlardır: Abdullah b. Sa'd, Abdullah, Ahvas, Abdurrahman, İshak ve Naim. Bunların başlarındaki şahsiyet Abdullah b. Sad-i Eş'ari idi.

Sonra bunların akraba ve yakınları da Irak'dan gelip Kum'a yerleşmişlerdir.

Zalim halifeler, tarih boyunca, bu kente fazla ilgi duymayıp onun kalkınmasına önem vermemişlerdir. Bu yüzden Kum, hicri ikinci asrın sonlarına kadar İsfahan'a bağlı kalmış ve bağımsız bir hâkimi olmamış.

Bu durum Harun Reşid zamanına kadar devam etmiştir, Harun'un hilafeti döneminde, Kum'un tanınmış şahsiyetlerinden olan, Hamza İbn-i Yesa, Harun'dan Kum'un İsfahan'dan ayrılıp müstakil olmasını istedi. Harun, bu öneriyi kabul edip, bu hususta ona gereken yetkiyi verdi. O da çok çaba sarf ederek Kum'un sınırını, ziraat yerlerini ve onların vergilerini belirledi.

Kum halkının Ehl-i Beyt mektebine tabi olmaları, gasıp Harun Reşid hükümetinin Kum halkına sert davranmasına sebep olmuş ve neticede halk ile devlet güçleri arasında, bir çok kez çatışmalar çıkmıştır. Ama; Harun'un bütün çabalarına rağmen Kum halkı, Ehl-i Beyt mektebine olan bağlılıklarını korumuşlardır. Çünkü, Ali (a.s) ve Ali evlatlarının (a.s) sevgisi, onların gönüllerinin ta derinliklerine yerleşmişti.

Kum kenti takriben iki asır boyunca (İkinci asrın yarısından dördüncü asrın yarılarına kadar) günden güne genişleyip halkı gittikçe artmış. Ama o dönemden sonra muhaliflerin baskısı neticesinde Kum, onarım bakımından günden güne gerilemiş, halkı zalim halifelerin şiddetli saldırılarına maruz kalmıştır.

Ama bütün bunlara rağmen Kum Şehri, daima Ehl-i Beyt (a.s) mektebinin izleyicilerinin merkezi olmuş ve bu konumunu bugüne kadar da sürdürmüştür. Ehl-i Beyt dostlarından Kum'a gelen herkes, tam bir güvenlik ve izzet içerisinde yaşamıştır.

Kum’un bu konumu yüzünden; Hz. Masume (a.s), İmam Muhammed Taki (a.s)'ın bir kaç evladı ve diğer masum İmamların torunlarından bir kısmı Kum'a gelip yerleşmişlerdir.

Şah Abbas-ı Kebir döneminin ünlü yazarlarından olan "Ahmed Razi", Kum hakkında geniş bir kitap yazmış ve kitabında Kum toprağının, masum imamların evlat ve torunlarından yaklaşık 444 kişiyi kendi bağrında bulundurduğunu kaydetmiştir.

Kum Şehrİ’nİn Önem ve fazİletİ HakkInda BazI Hadİsler

Günlerin ve gecelerin bir olmadığı, ayların birbirinden farklı olduğu, günlerden biri bayram ve şenlik günü, diğeri ise uğursuz sayıldığı gibi, yer ve şehirlerden bazıları da özel bir değer ve saygıya sahiptir.

Kutsal mekanlardan biri de, eski zamanlardan beri özel bir değer ve üstünlüğe sahip olan ve daima dini özelliğini koruyan Kum kentidir. Bugün de bu mukaddes şehir iki nur kaynağı ile aydındır. Biri Hz. İmam Musa Kazım (a.s)’ın değerli kızı Hz. Fatıma-i Ma'sume (a.s)’ın mutahhar türbesi, diğeri ise İmam Cafer Sadık (a.s) mektebini temsil eden mukaddes ilmiye havzası, yani dini medreseler. ilim madeni olan bu kentten kaynaklanan nur, diğer bölge ve ülkelere ışık saçıp, ilim ve maneviyat aşığı olan gönülleri aydınlatmaktadır.

Burada Kum kenti ve halkının faziletleri hakkında Ehl-i Beyt (a.s)’dan nakledilen hadislerden bir kısmına değinmekte yarar görüyoruz:

1-İmam Sadık'tan (a.s) nakledilmiştir ki: Kum’un toprağı mukaddestir; ve Kum  ehli bizdendir ve biz de onlardanız.

2-Yine İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

Allah’ın selamı, Kum ehline olsun. Allah, şehirlerine bol yağmur yağdırsın; bereketini onlara indirsin ve kötülüklerini iyiliğe dönüştürsün. Onlar, rüku, secde ve kıyam (ibadet) ehlidirler. Onlar, düşünen fakih ve alimlerdirler. Onlar, İmamların söz ve rivayetlerini iyice anlarlar ve Allah’a hakkınca ibadet ederler.

3- Hz. İmam Musa Kâzım (a.s)’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

"Kum, Muhammed Ehl-i Beyt'inin (a.s) yuvasıdır; onların şiasının meskenidir; fakat onların gençlerinden bir grup, babalarına karşı çıkacaklar, büyüklerini küçümseyip alay etmelerinden dolayı helak olacaklardır. Bununla birlikte Allah-u Teala, düşmanların şerrini ve her çeşit kötülüğü Kum ehlinden uzaklaştıracaktır."

4- Yine İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"Bir bela ve zorluğa uğradığınızda, Kum'a gidin. Zira Kum, Fatimi'lerin (Fatıma evlatları) ikametgâhı ve müminlerin rahat ettiği yerdir…

5- Hz. İmam Rıza (a.s)’dan da şöyle bir rivayet nakledilmiştir:

"Cennetin sekiz kapısı vardır; onlardan biri Kum halkına aittir." Sonra İmam (a.s) üç defa: "Ne mutlu onlara buyurdu."

6- Yine Eh-i Beyt İmamlarından şöyle rivayet edilmiştir:

"Eğer Kum'lular olmasaydı, din zayi olurdu  (yok olurdu.)"

Muhaddisi Kummi şöyle diyor: Ehl-i Beyt'in haremi, Al-i Muhammed'in yuvası, Cebrailin ayak bastığı yer ve dar-ül iman olan Kum beldemiz, mevlamız İmam Ebu’l- Hasan er-Rıza (a.s)’ın mübarek kademleriyle şeref buldu; izzet ve azameti daha da arttı. Sekizinci İmam Rıza (a.s)’ın Kum'a gelişi ceddi Resulullah (s.a.a)'ın Medine-i Münevvereye gidişi gibidir. Şöyle ki; Resulullah (s.a.a) Medine'ye girdiğinde, Medine halkı Hazret'in devesinin yularını tutup, her birisi Resululullah (s.a.a)'ı kendi evine götürmeye çalışıyordu. Resulullah (bu durumu görünce şöyle buyurudu): "Deveyi serbest bırakın. O deve kimin kapısının önünde diz çökerse, ben orada konaklayacağım." Devenin yularını serbest bıraktılar. Deve, Medine şehrine girip, halkın en fakiri olan Ebu Eyyub-i Ensarî'nin evinin önünde diz çöktü. Böylece Resulullah, (s.a.a) o eve teşrif ettiler. Kum halkı da İmam Rıza’yı evlerine davet ettiklerinde, İmam (a.s) da Peygamber (s.a.a) gibi davrandı.

Kum halkına onur vesilesi sayılacak şeylerden biri de, Ehl-i Beyt (a.s) adına çok tarla, su ve yer vakıf etmeleridir. Mallarının humuslarını, İmamlara göndermede asla ihmal etmemiş ve bu konuda önde gelmişlerdir. İmamlar da, onlardan bir çoğuna bir takım hediyeler göndererek onlara lütufta  bulunmuşlardır. Kum halkı, İmam Rıza (a.s)’ın gömleğini Di'bil'den geri almak için ona bin dinar altın vermeyi teklif etmişlerdir.

KUM'DAKİ İMAM EvlatlarI

Önceden değindiğimiz gibi Hz. Masume (a.s)'ın hareminde, Hz. Resulullah (s.a.a)'in dört torunu defin edilmiştir. Muhterem ziyaretçiler, Hz. Masume'yi ziyaret ederken, onlara da selam vermeyi unutmasınlar. Kur'an okuyup sevabını onlara hediye etsinler. Şu kısa cümleyle onlara selam vermeleri uygundur:

"Selam olsun size ey Resulullah'ın kızları, Allahın selamı, rahmet ve bereketi sizin üzerinize olsun."

Musa Muberka

Musa Muberka, dokuzuncu İmam Hz. Muhammed Taki (a.s)'ın oğludur. Hicri 256 veya 259’da Kum'a gelip yerleşen seçkin şahsiyetlerdendir. Rezevi seyitlerinden Kum'a gelen ilk şahıs, o olmuştur.

Kum'a geldiğinde, bu şehirde bulunan Arapların büyükleri ona hakarette bulunmuştur. Bunun üzerine Kaşân'a gitmiştir. O bölgenin büyükleri, Onu ağırlayıp mümkün olduğu kadar kendisine saygı göstermişlerdir.

Arapların reisleri, yaptıklarından pişmanlık duyup özür dilemek için, Musa Muberka’nın huzuruna vardılar. Onu ihtiram ve saygıyla yeniden Kum'a geri getirdiler. Musa Muberka, Kum'da kendisine bir tarla aldı. Daha sonra İmam Muhammed Taki (a.s)'ın kızı yani Musa’nın, bacısı Zeyneb, Ümmü Muhammed ve Meymûne, onun yanına geldiler. Sonradan kendi kızı Beriha da Kum'a gelmiştir. Daha önce değindiğimiz gibi bunların hepsi Kum'da vefat etmiş ve Hz. Masume (a.s)’ın mezarının yanına defin edilmişlerdir. Musa Muberka da Hicri 296’ da vefat etti ve şimdi mezarı olan  

 

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

 

“Kim hayatının, benim hayatım gibi olmasını ve Rabbimin yarattığı Adn cennetinde kalmayı istiyorsa, benden sonra Ali'yi sevmeli; Ali'nin sevdiğini sevmelidir ve benden sonraki imamlara tabi olmalıdır. Şüphesiz onlar benim itretimdir (öz yakınlarımdır). Benim tiynetimden (toprağım-dan) yaratılmışlardır. Onlara ilim ve hikmet verilmiştir. Ümmetimden onların fazilet ve üstünlüğünü inkar edenlere ve onların hakkında benim akrabalık hakkımı çiğneyenlere yazıklar olsun. Allah şefaatimi onlara ulaştırmasın.”

 

Biharu’l-Envar c. 36, s. 269; Tarih-i Bağdat c.4, s.410; Hilyet'ül Evliya cüz. 1, s. 84

 

Hz. FATIMA-İ MA'SUME (a.s)’IN ZİYARETNAMESİ

Hz. Fatime-i Masume (a.s)’ın mezarının ziyareti hususunda Hz. İmam Riza aleyhisselam’dan şu rivayet nakledilmiştir:

Mukaddes mezarın yanına vardığında kabrin baş ucunda durup kıbleye doğru yönel, 34 defa Allah-u Ekber, 33 defa Subhanellah, 33 defa da Elhemdulillah de; sonra şu ziyaretnameyi oku:

 

"Selam olsun Adem safvetullah'a, Selam olsun İbrahim Halilullah'a, Selam olsun Musa kelimullah’a, Selam olsun İsa Ruhullah’a.  Selam olsun sana ey Resulullah, selam olsun sana ey Allah'ın en iyi yaratığı, selam olsun sana ey Allah'ın seçkin kulu, selam olsun sana ey Muhammed b. Abdullah, (ey) Peygamberlerin sonuncusu. Selam olsun sana ey Emir-ül Müminin Ali b. Ebi Talib; (ey) Resulullah'ın vasisi, Selam olsun sana ey alemlerin kadınlarının efendisi Fatıma. Selam olsun size ey Rahmet Peygamberinin torunları ve Cennet gençlerinin efendileri (Hasan ve Hüseyin). Selam olsun sana ey ibadet edenlerin efendisi ve (ilahi nura) bakanların gözünün nuru Ali b. Hüseyn. Selam olsun sana ey Peygamber’den sonra ilmi yaran Muhammed b. Ali. Selam olsun sana ey doğru konuşan, iyi iş yapan ve emin olan Cafer b. Muhammed, Selam olsun sana ey tertemiz ve pak Musa b. Cafer. Selam olsun sana ey hakka rıza gösteren ve beğenilmiş olan Ali b. Musa. Selam olsun sana ey Takva sahibi Muhammed b. Ali. Selam olsun sana ey halis, hayır seven ve emin Ali b. Muhammed, Selam olsun sana ey Hasan b. Ali Ve selam olsun ondan sonraki vasiyye.

Allah'ım nurun, çırağın, velinin vasisi ve yaratıklarına hüccet olan İmam’a  (Hz. Mehdi’ye) salat (ve selam) eyle.

Selam olsun sana ey Resulullah'ın kızı, Selam olsun sana ey Fatıma ve Hatice'nin kızı, Selam olsun sana ey Emir-ül Müminin (Ali’nin) kızı, selam olsun sana ey Hasan ve Hüseyin'in kızı, selam olsun sana ey Allah'ın velisinin kızı, Selam olsun sana ey Allah'ın velisinin bacısı, Selam olsun sana ey Allah'ın velisinin halası, Selam olsun sana ey Musa b. Cafer'in kızı. Allah'ın rahmet ve bereketi ve Allah'ın selamı üzerinize olsun.

Allah-u Teala, cennette bizimle sizin aranızı buluştursun, bizi sizinle beraber haşr eylesin ve peygamberimizin havuzunun başına getirsin. Ali b. Ebi Talib'in eliyle ceddinizin kasesinden bize su içirsin Allah'ın selamı (hepinizin) üzerine olsun. Sizinle ilgili olarak bize sevinç ve kurtuluş göstersin. Bizi ve sizi ceddiniz Muhammed'in (s.a.a) zümresinde bir araya getirsin. Marifetinizi bizden almasın. Şüphesiz O'dur veli ve kadir (olan Allah).

Ben sizin sevginizle, düşmanlarınızdan uzak durmak, (siz Ehl-i Beyt’in hakkını) inkar etmemek ve (bu konuda) tekebbür etmeden Allah'a teslim olmak (O’nun emirlerine) razı olarak, Muhammed'e (s.a.a) getirilen şeye yakin ederek ve buna rıza göstermek yoluyla Allah’a yakınlık arıyor. Ve bu vesileyle senin rızanı ve ahiret evinin saadetini (talep ediyorum.)

Yâ Fatıma! (Masume (a.s),) Cennette bana şefaat et; şüphesiz Allah katında senin büyük bir makamın vardır. Allah'ım! Senden (ömrümü) saadetle sona erdirmeni ve içerisinde bulunduğum şeyi (iman ve diğer nimetlerini) benden almamanı istiyorum. Yüce Allah'ın gücü ve kudreti dışında hiç bir güç ve kuvvet yoktur. O büyüktür ve azametlidir

 

HZ. FATIME-İ MASUME (A.S)’IN HayatI

Hz. Masume aleyhaselam'ın doğumu:

Hz. Masume aleyhaselam'ın, babası Hz. İmam Musa b. Cafer aleyhisselam'dır ve annesi de bazı rivayetlerden anlaşıldığı üzere İmam Rıza aleyhisselam'ın annesi olan Necme Hanımdır. Yani Hz. Masume, anne ve baba yönünden İmam Rıza aleyhisselam'la kardeştirler.

Hz. Masume aleyhaselam, Medine-i Münevvere Şehrinde, hicretin 173. Yılının Zika'de ayının birinci günü dünyaya gelmiştir.

 

Hz. Masume’nin Babası

Hz. Masume’nin babası on iki Masum imamlardan Yedincisi İmam Musa Kazım (a.s)’dır. İmam Musa Kazım (a.s) kendi zamanında ilahi ilimlerin taşıyıcısı, yeryüzünde insanlara ilahi hüccet; ilim, takva ve züht ve diğer yüce erdemler yönünden eşsiz idi.  Pek az uyur, gecelerini ibadetle geçirir, secde halinde saatlerce Allah Teala  ile münacat ederdi. Bir çok geceler tanınmayacak bir şekilde fakirlerin evlerine başvurarak şefkatli bir baba gibi onların evine gerekli olan ihtiyaç maddelerini taşırdı. Gündüzleri ise halkı hakka hidayet etmekle meşgul olur ve zalimler vasıtasıyla tahrife uğramış olan dinin gerçeklerini açıklardı

İmam Musa Kazım (a.s)’ın halk arasındaki manevi nüfuz ve mevkisine tahammül edemeyen ve onu kendi zalim yönetimlerinin istikrarı için bir tehlike gören zalim Abbasi hükümdarı Harun er-Reşit yıllar boyunca İmam’ı zindanlara tıkamış çeşitli işkence ve zulümlere tabi tutmuştur ve sonunda da İmam’ı zehirle şehit ettirmiştir.

Allah’ın salatı ona ve hidayet meşaleleri olan diğer Ehl-i Beyt İmamlarına olsun.    

 Hz. Masume’nin Annesi

Hz. Masume’nin annesi iffet, iman ve takvasıyla tanınan ve İslami ilimlere vakıf Necme isminde muhterem bir hanımdır. O İslami ilimleri Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)’ın hanımı Humeyde’den öğrenmiştir.

Humeyde şöyle diyor: Necme bizim eve geldiği gün, Peygamber (s.a.a)’ı rüyamda gördüm bana şöyle buyurdu:

“Ey Humeyde Necme’yi oğlun Musa’yla evlendir. Zira yeryüzünün en iyi insanı ondan dünyaya gelecektir.”

Humeyde diyor ki ben Resulullah (s.a.a)’in emriyle Necme’yi oğlum Musa’ya aldım ve ondan İmam Rıza dünyaya geldi.

Horasan'a yolculuk

Abbasi halifelerinin yedincisi olan Me'mun, Şia’nın kıyamını önlemek için; Hz. İmam Rıza (a.s)'ı, Medine’den Horasan'a davet etti. Bu hususta, İmam (a.s)'a çok mektuplar gönderdi ve nihayet zorla İmam’ı Horasan'a getirtti. İlk önce (siyaset icabı) hilafeti İmam'a teklif etti ama; İmam (a.s) kabul etmedi. Daha sonra veliahtlığı söz konusu eti. İmam (a.s), Me'mun'un hilelerinden haberdar olduğu için yine, ilk önce kabul etmedi, ama daha sonra Me'mun'un ısrar ve tehdidiyle, veliahtlığı, memleketin siyasi işlerine karışmamak şartıyla, zâhirde kabul etti. İmam (a.s) koyduğu bu şartla,  Me'mun'un hükümetinden razı olmadığını Müslümanlara anlatmak istedi.

Kum'un büyüklerinden nakledildiğine göre, Memun’un, İmam Rıza aleyhisselam'ı Medine'den Merv Şehrine götürmesinden bir yıl geçtikten sonra, Hz. Masume aleyhaselam kardeşini görmek için, bir kaç kardeşinin eşliğinde Hicretin 201. yılında Medine'den Horasan'a doğru hareket etti.

Bu yolculukta Hz. Masume'yle Birlikte Olanlar

Bu yolculukta Hz. Masume aleyhaselam; Fazl, Cafer, Hadi ve Kasım isminde dört kardeşi ve bir kaç yeğeni ve bir kaç hizmetçi ile birlikte idi.

Hz. Masume aleyhaselam'ın Hastalanması

Hz. Masume aleyhaselam, İran'ın Save şehrine ulaştığında, Ehl-i Beyt düşmanları haberdar olup onların kafilesine saldırdılar; bu saldırıda Hz. Masume aleyhaselam'ın kardeş ve yeğenlerinden 23 kişi, vuku bulan çatışma sonucu şehit oldular.

Kum şehrinin halkı bu haberi duyunca yardıma koştularsa da, olay yerine ulaştıklarında artık Hz. Masume aleyhaselam'ın yakınlarından bazıları şehit olmuştu. Hz. Masume aleyhaselam da bu olaydan duyduğu hüzün ve üzüntü neticesinde şiddetli bir şekilde hastalanmıştı.

O zaman, Save şehrinin halkı çok mutaassıp idiler; hatta Hz. Ali aleyhisselam'ın evlatlarına karşı kin besliyorlardı. Hz. Masume aleyhaselam, ''Burayla Kum Şehri arasındaki mesafe ne kadardır?'' diye sordular. On fersah diye cevap verdiler. Bunun üzerine ''Beni Kum'a götürün '' dediler. Ve sözlerine şunu eklediler ki: ben babalarımdan duydum ki ''Kum şehri bizim Şialarımızın yeridir.''

Hz. Masume aleyhaselam, 201 hicri kameri yılının Rebiu’l-Evvel ayının 23'de Kum şehrine ulaştılar.

Hz. Masume aleyhaselam'ı Karşılama

 Nakledilen sahih hadisler göre, Hz. Masume aleyhaselam'ın Kum'a girişlerinde, Kum'un büyükleri, onların önünde Musa b. Hazrec ve Kum halkından kalabalık bir grup, Hz. Masume aleyhaselam'ı karşıladılar. Ve bir çok kurban keserek onu ağırladılar.

 

Hz. Masume aleyhaselam'ın Kum'da, bu şehrin büyüklerinden olan Musa b. Hazrec b. Sa'd Eş'ari'nin ricası üzerine onun evine yerleşerek orayı şereflendirdiler.

Musa b. Hazrec'in evinde olduğu müddetçe, daima kardeşi Hz. Rıza (a.s)'ı hatırlayıp bu ayrılıktan dolayı göz yaşı döküyordu. Hz. Masume'nin bulunduğu ev şimdi "Meydan-ı Emir" mahallesinde "Sittiye" medresesinde bulunmaktadır

Hz. Masume’nin Vefat ve Defni

Hz Masume, Musa b. Hazrec’in evinde on yedi gün kaldı, ta ki Rebiu’s-Sani ayının onunda, 201 hicri kameri yılında Kum Şehrinde vefat etti.

Bu nakle göre Hz. Masume, vefat ederken doğumundan 27 yıl 4 ay ve on gün geçmekteydi.

Hz. Fatime Masume aleyhaselam, vefat ettiğinde onu gusül edip, kefenlediler ve Sonra Kum’da bulunan Babilan adlı mezarlığa götürüp defn ettiler.

Nakle göre, kimin Hz. Masume’nin pak na’şını mezara indireceği hususunda, Saad ailesi arasında ihtilaf meydana gelmiş ve sonunda hepsi, Kadir isimli salih bir yaşlının bu görevi üstlenmesi hususunda ittifak etmişlerdir.

Bu şahsın gelip cenazeyi defin etmesi için ardı sıra adam gönderdiklerinde, aniden çölün kumluk tarafından yüzü örtülü iki süvarinin süratle geldiği görülmüştür. Bu iki süvari, Hz. Masume'nin cenazesinin yanına gelip atlarından indiler; cenaze namazını kıldılar, sonra Hz. Masume'nin cenazesini toprağa verdiler ve daha sonra çıkıp gittiler. Ve bunların kim olduğunu kimse anlayamadı.

Musa b. Hazrec, kabrin üzerine hasırdan bir gölgelik dikti, daha sonraları 9. İmam Hz. Muhammed Takî (a.s)’ın kızı Hz. Zeyneb, Kum'a geldi ve o mutahhar mezarın üzerine bir kubbe yaptırdı.

Tarihten anlaşıldığına göre, bugün var olan muhteşem binalardan önce, orada iki kubbe varmış; bir kubbenin altında Hz. Masume ve Musa Mübarka'nın kızı Ümmü Muhammed'in kabirleri; ikinci kubbenin altında ise (Musa Mübarka'nın diğer kızı Meymune'nin ve Muhammed b. Ahmed b. Musa Mübarka'nın cariyesi Ümmü Habiben'in mezarları varmış.

Muhterem ziyaretçilerin, Hz. Masume'nin kabrini ziyaret ederken, onun kabrinin yanına defnedilen kadınları da şu cümleyle anmaları yerinde olur:

"Selam olsun size ey Resulullah'ın kızları. Allah'ın rahmet ve bereketi sizin üzerinize olsun."

HZ. FATIMA-İ MASUME (A.S)’IN ŞAHSİYET VE FAZİLETİ

İmam Musa  Kazım aleyhisselam’ın, âlime, âbibe, ârife, zâhide, mestûre, muttakiye kızı Hz. Fatıma-i Masume, Allah'ın kendisine bağışladığı yüce bir makam ve mevkie sahipti. Kutsal mezarı, Dar'ül müminin olan Kum kentinde yer almıştır. Mukaddes türbesi müminlerin ziyaretgahı, dua ve zikirlerin icabet yeridir. Ziyaretinin sevabı cennettir.

Ebu’l- Kasım-i Sehab, "Hz. Musa Kazım (a.s)’ın on dokuz kızı olduğunu ve kızlarından sadece Masume lakabıyla meşhur olan Hz. Fatıma'nın Kum şehrinde defnedilmiş olduğunu yazıyor.

Merhum Hacı şeyh Abbas Kummi (r.a) de şöyle yazıyor: Hz. Musa b. Cafer (a.s)’ın en çok tanınan kızı Hz. Fatıma'dır. Mukaddes mezarı Kum kentindedir. Güzel bir türbesi vardır. Bu mekân Kum halkının göz nurudur. Aynı zamanda Müslümanların zorluklarda Allah’ın rahmetine nail olmak için sığındığı bir yerdir. Sürekli olarak uzak yakın bir çok bölgelerden müminler, Fatıma-i Masume (a.s)’ın ziyaret feyzine erişmek için, sefer zahmetine katlanıp Kum şehrine giderler.

Hz. Masume, henüz dünyaya gelmeden önce, İmam Sadık (a.s), Kum şehrini övmüş ve Hz. Masume'nin şahsiyet ve makamını ve orada defnedileceğini bildirmiştir:

1-Hz. İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

"Allah'ın bir haremi vardır ki, o Mekke'dir; Resulullah'ın (s.a.a) bir haremi vardır ki, o da Medine'dir; Emir-ül Müminin Hz. Ali'nin (a.s) de bir haremi vardır ki, O da Kufe'dir; bizim de bir haremimiz vardır, o da Kum beldesidir. Benim evlad (torun)larımdan bir hanım orada defnedilecektir ki ismi Fatıma'dır. Kim onu ziyaret ederse, cennet ona farz olur."

Ravi diyor: İmam Sadık (a.s) bu sözü, henüz İmam Kazım (a.s) dünyaya gelmeden buyurdular.

3- Sa'd b. Sa'd şöyle diyor: İmam Rıza (a.s)’dan, İmam Musa b. Cafer (a.s)’ın kızı Fatıma hakkında sorduğumda, İmam (a.s) şöyle buyurdu:

"Kim onu ziyaret ederse, cenneti hakkeder."

4- Hz. İmam Muhammed Taki'nin (a.s) de şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

"Kim halam (Masume'nin) kabrini Kum'da ziyaret ederse, cenneti hakkeder"

5-Yine Sa'd, İmam Rıza (a.s)’ın ona hitaben şöyle buyurduğunu nakleder:

"Ey Sa'd! Sizin yanınızda bize ait bir mezar vardır." Canım sana Feda olsun. İmam Musa Kazım'ın (a.s) kızı Fatıma'yı mı söylüyorsunuz? dedim. İmam, (a.s) "Evet" buyurdular. "Kim onu, hakkını tanıyarak ziyaret ederse, cenneti hakketmiştir."

Hz. Masume’den Nakledİlen Hadİsler

Hz. Masume’nin özelliklerinden biri, onun İslami ilimlere vakıf oluşudur. Bu nedenle Hz. Masume’nin, bir takım hadislerin senedinde isminin geçtiğini görmekteyiz. Bu hadislerden elimize ulaşmış olanı az olmasına rağmen, yine de Hz. Masume’nin ilmi makamını göstermek için yeterlidir. Biz burada bu hadislerden birini örnek olarak naklediyoruz:

… z. Musa b. C rsquo;f &rsq in kızları Fatime, Zeyneb ve Ümm&u ml; Küls&u ml;m dediler